Mustafa Akkad bizden haber bekliyor

Published on Mayıs 15, 2005 by   ·   No Comments

Mustafa Akkad, Hollywood’un en muteber korku filmleri yapımcısıydı.

Aslen Suriyeliydi, Müslüman’dı, ama filmlerinde bunu hiç belli etmiyordu.

Bir gün bir haber çalındı kulağına:

Bazı Hollywood’lular Peygamber Efendimizin (Sallallahu Aleyhi Vesellem) hayatını film yapmak istiyorlarmış.

Tedirgin oldu.

Endişeye kapıldı.

“Bu herifler bu işi yüzlerine gözlerine bulaştırır, en iyisi ben onlardan önce davranayım” dedi.

Diğer projelerini rafa kaldırıp Siyer-i Nebî’de yoğunlaştı.

Finansman arayışına girdi.

Çekim yerlerini tespit etti.

Anthony Quinn’le anlaştı.

Libya lideri Muammer el-Kaddafi’nin desteğiyle “Çağrı”yı çekti.

“Çağrı”dan hemen sonra da “Çöl Aslanı Ömer Muhtar”ı çekti.

İslam dünyasında fırtına gibi esen bu filmler, Ümmet-i Muhammed’i coşturdu.


25 senedir bu coşkuyla idare ediyoruz.

Akkad’ın iki filmini çeyrek asırdır tepe tepe kullanıyoruz.

Televizyonlarımız her Ramzazan’da, her bayramda, her kandil gecesinde bu filmleri gösteriyor.

“Çağrı”yı ve “Çöl Aslanı”nı da tekrar tekrar öpüp başımızın üstüne koyuyoruz, fakat “Daha?” demekten de kendimizi alamıyoruz.

Daha?

Mesela Selahaddin Eyyübi?

Mesela Fatih Sultan Mehmet?

Mustafa Akkad, bu filmleri de çekmeye dünden hazır.

“Selahaddin filminin maliyeti 70 milyon dolar. Fatih filminin maliyeti 100 milyon dolar. Parayı bulduğum anda filmleri çekmeye başlarım” deyip duruyor.

1993 senesinde TGRT, Akkad’ı İstanbul’a davet etmişti.

Üstadın yukarıda mezkûr projelerine destek vaadinde bulunulmuştu.

Hatta bu projelere Çanakkale projesi de ilave edilmişti.

Akkad geldi gitti, ama projeler hayata geçmedi.

10 sene sonra bir daha geldi, Akkad.

Türk televizyonlarına çıktı, projelerini bir daha anlattı, bilhassa Fatih filmi için Türkiye’den destek istedi…

O zaman Gerçek Hayat dergisinde yazmıştım:

Kültür ve Turizm Bakanlığı bir yıllık bütçesini (maaş ve kira giderleri hariç) Fatih filmi için Akkad’a versin; gerekirse bakanlık bir yıllığına kapatılsın; bu film yapılsın; yapılsın ki Türkiye ve bütün İslam dünyasına özgüven aşılansın, iyimserlik aşılansın, coşku ve ümit aşılansın…

Amerikalılar “Gladyatör”ü çekiyor, “Truva”yı çekiyor, “İskender”i çekiyor, sinemada destan üstüne destan yazarak kendi insanlarını kahramanlığa özendiriyorlar; estirdikleri kahramanlık rüzgarlarıyla yeni savaşların, işgallerin psikolojik zeminini hazırlıyorlar.

Biz de Selahaddin ve Fatih gibi filmlerle yeni fetihlerin psikolojik zeminini hazırlayabiliriz.

Hiç değilse Ümmet-i Muhammed’in üzerindeki ölü toprağını kaldırabiliriz.

Bunları yıllardır önümüze gelene anlatıyoruz.

Milletvekillerine, bakanlara da anlatıyoruz.

“Yenilgilerin acısını beyaz perdede çıkaralım. Beyazperdeden fışkıracak enerji, yenilgilerimizi zafere dönüştürebilir” diyoruz, fakat nafile.

Zaten dünyayı idare eden Amerika Birleşik Devletleri, halkını ‘kıvamda’ tutmak için sinemaya milyarlarca dolar harcıyor, fakat biz, Fatih projesi için Mustafa Akkad’a verecek 100 milyon dolar bulamıyoruz.

Bu para çöpe gitmeyecek!

Film dünya sinemalarında oynayacak ve muhtemelen sermayesinden fazlası geri dönecek.

Velev ki dönmesin…

İstanbul’u fethetmenin muhteşem hazzını tekrar yaşamanın değeri parayla ölçülür mü?

Bildiğim kadarıyla Mustafa Akkad, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve hükümetle de temas kurdu, Fatih projesi için destek istedi…

Aslında tersi olmalıydı.

Biz, Türkiye olarak, Mustafa Akkad’ın kapısını çalmalıydık.

“Gel şu filmi yap, ne istersen verelim” demeliydik.

Ne yazık ki, Akkad’a müracaat etmek şöyle dursun, Akkad’ın müracaatını bile değerlendirmedik.

Adamcağız yıllardır haber bekliyor.

Alo, Kültür ve Turizm Bakanlığı!

Alo, Tanıtma Fonu!

Alo, kimse var mı orada?

Hakan Albayrak

Readers Comments (0)




Post Column