Teke Tek programında gündeme gelen Nuray Canan Bezirgan kimdir?

Haziran 12, 2008

Bülent Şahin Erdeğer/ TIMETURK

Tek’e Tek programında gündeme gelen Nuray Canan Bezirgan’ın kimi yayın kuruluÅŸlarının iddia ettiÄŸi gibi provakatör deÄŸil Başörtüsünden dolayı sorunlar yaÅŸamış bir öğrenci. Hafızalarımızı biraz tazelediÄŸimizde Nuray Canan’ın meÅŸhur olmuÅŸ fotoÄŸraftaki kız olduÄŸunu görüyoruz:

Haberin devamı »

Başörtüsü yasağı sinir krizi geçirtti

Haziran 9, 2008

Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü kararının ardından başörtülü öğrenciler, daha önce girebildekleri üniversitelere de alınmamaya baÅŸlandı. Yasağı uygulamaya baÅŸlayan okullardan biri de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi oldu.

Daha önce kampüs alanına girebilen başörtülü öğrencileri taşıyan otobüs ve minibüsler, bu sabah okulun giriş kapısında güvenlik görevlileri tarafından durduruldu. Minibüs ve otobüslerden indirilen öğrencilerden bazıları sinir krizleri geçirdi. Olay üzerine okula ambulans ve sağlık görevlileri çağrıldı.

Haberin devamı »

Başörtülü anneye utandıran yasak…

Haziran 7, 2008

Kafkas Üniversitesi’ni birincilikle bitiren Serkan Aydın’ın annesi Sevil Aydın, oÄŸlunu tebrik etmek için sahneye çıkmak isteyince başörtülü olduÄŸu gerekçesiyle güvenlikçiler tarafından engellendi. Anne Sevil Aydın, oÄŸlunu mutluluÄŸunu oturduÄŸu yerden yaÅŸlı gözlerle izledi.

Kafkas Üniversitesi 2007-2008 dönemi birincisi Serkan Aydın, ödülünü aldıktan sonra konuÅŸma yapmak istedi ancak aşırı ÅŸekilde heyecanlanınca sözlerini yarıda keserek Sivas’tan gelen anne babasını yanına çağırdı. Ancak annesi başı türbanlı olduÄŸu gerekçesiyle sahneye alınmadı. Anne Sevil Aydın, oÄŸlunu mutluluÄŸunu oturduÄŸu yerden yaÅŸlı gözlerle izledi.

Haberin devamı »

Eşi başörtülü diye otele alınmadı

Haziran 3, 2008

İstanbul’un stresinden uzaklaÅŸmak, eÅŸi ve 2 yaşındaki çocuÄŸuyla Bodrum’da 3 gün tatil yapmak isteyen iÅŸadamı Ahmet A., kendini ayrımcılığın ortasında buldu.

Her ÅŸey, 23 Mayıs’ta 4 yıldızlı Mavi Kumsal Oteli’ne rezervasyon yaptırmasıyla baÅŸladı. Önceki akÅŸam otelin kapısından içeriye giren iÅŸadamı, odasının anahtarını isteyince büyük bir ÅŸok yaÅŸadı. İddialara göre rezervasyon görevlisi, otel müdürüyle görüştükten sonra Ahmet A.’ya dönüp, “Sizi içeriye alamayız.” dedi. Rezervasyon yaptırdığını, parayı da peÅŸin ödediÄŸini hatırlatan iÅŸadamı, maruz kaldığı olayın sebebini sorduÄŸunda neye uÄŸradığını ÅŸaşırdı. “EÅŸiniz başörtülü. Otelimizin kuralları gereÄŸi almıyoruz.” cevabı üzerine çıkan tartışma karakolda bitti.

Haberin devamı »

Başörtülü tacize uğradı

Haziran 2, 2008

Açık Öğretim İlahiyat Ön Lisans öğrencisi 3 çocuk annesi Neslihan Bilgin, gece-gündüz demeden hazırlandığı sınavda, peruğunun altından başörtüsü görülüyor iddiasıyla salon görevlisinin tacizine uğradı.

Üç çocuk annesi Açık Öğretim Fakültesi öğrencisine yapılan iğrenç muamele vicdanları sızlattı. 33 yaşındaki Neslihan Bilgin, bir yandan babasız üç çocuğuna bakıp, öbür yandan üniversite okuma mücadelesi veriyordu. Haberin devamı »

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nden insanlık ayıbı

Mayıs 10, 2008

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Rektörü Ali Akdemir, ‘aralarında 3 tane başörtülü var’ diye ÅŸehitliÄŸi gezmek için gelen 13 avukat ile ailelerinin geceyi pansiyonda geçirmelerine izin verilmedi.

Aralarında çocukların da bulunduÄŸu 31 kiÅŸilik heyet, 24 saatlik yolculuÄŸun ardından gece yarısı rektörün gözü önünde pansiyona alınmayarak yorgun bir ÅŸekilde ortada bırakıldı. Avukatlar ÅŸaÅŸkın bir ÅŸekilde 3 saat otobüste bekledikten sonra gece yarısı saat 01′de Güzelyalı’daki pansiyonun önünden ayrılmak zorunda kaldı. 18 Mart Üniversitesi Rektörlüğü’nün kar amaçlı olarak iÅŸlettiÄŸi Çanakkale’ye 10 kilometre uzaklıktaki pansiyonlara yaz boyunca bikinili insanlar yaz boyunca sınırsız bir ÅŸekilde girip çıkarken, önceden rezervasyon yaptıran avukatların geceyi geçirmelerine izin verilmemesi tepkiyle karşılandı. YaÅŸadıkların insanlık ayıbı olarak yorumlayan Sakaryalı avukatlar geceyi Çanakkale’ye dönerek baÅŸka bir pansiyonda geçirdi ve sabah saatlerinde kentten ayrıldı.

Sakarya’da görev yapan 13 avukat, yanlarına eÅŸ ve çocuklarını da alarak 31 kiÅŸilik kafile halinde Çanakkale ÅžehitliÄŸi’ni gezmek üzere yola çıktı. Cuma sabahı Çanakkale’ye ulaÅŸan ekip, karşıya geçerek akÅŸama kadar ÅŸehitlikleri gezdi. Gece saat 23.00 sıralarında da dinlenmek için önceden rezervasyon yaptırdıkları pansiyona geldi. “Bu kadarı da olmaz” dedirten olay da bu sırada yaÅŸandı. Otobüse giren güvenlik görevlisi, avukat eÅŸlerinden 3′ünün başının örtülü olduÄŸunu, bu yüzden pansiyonlara giremeyeceklerini söyledi. Olaya tepki gösteren avukatlar, o sırada tesislerde bulunan ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir ile görüştü. Avukatların verdiÄŸi bilgiye göre rektör, uygulamanın doÄŸru olduÄŸunu söyleyerek avukatlara yardımcı olmadı. Muhabirimizin olay yerine gelmesi üzerine avukatlardan biri ile tekrar görüşen rektör, olayın gazete ve televizyonlara yansımaması ÅŸartıyla avukatları pansiyona alabileceÄŸini söyledi. Avukat grubu, bu geliÅŸme üzerine daha da sinirlenerek gece saat 01.00 sıralarında pansiyon giriÅŸinden ayrıldı. Tanıdıkları vasıtasıyla Çanakkale’de ayarladıkları baÅŸka bir pansiyonda geceyi geçiren heyet, sabahleyin Sakarya’ya hareket etti.

Çanakkale’ye ÅŸehitleri ziyaret için geldiklerini söyleyen Sakarya Barosu avukatı Zafer Kazan, karşılaÅŸtıkları durumun büyük bir insanlık ayıbı olduÄŸunu vurguladı. Kazan, “Bizler yola çıktığımız saatten itibaren 24 saattir ayaktayız. İçimizde çocuklar var. Öğrenciler için bu tür bir uygulama var. Ancak bizler buraya her hangi bir etkinliÄŸe katılmak için deÄŸil, uyumak için geldik. İnsani bir ihtiyaç için uyumak için geldik. Bu bir insanlık ayıbı. Biz hangi kanuna karşı çıkıyoruz ki bu duruma maruz kalıyoruz. Bu bir insanlık suçudur. Åžoförümüz uykusuz, oteller dolu olduÄŸu için buraya geldik biz.” diye konuÅŸtu.

Zorunlu olarak tesislerin dışında bekletildiklerini söyleyen avukat Bilal Işık ise araçta bulunan çocukların otların içine tuvaletlerini yaptıklarını, haklarını arayacaklarını ifade etti. Işık olayı şöyle anlattı: “Åžehitlikleri gezmek için 13 avukat arkadaşımızla birlikte Çanakkale’ye geldik. Çanakkale’deki otellerin dolu olması nedeniyle arkadaÅŸlarımız üniversitenin sosyal tesislerinin içinde bulunan pansiyonları ayarlamışlar. Biz de gezi sonrası gece yarısı buraya konaklamak için geldik. Fakat tesislerin giriÅŸindeki güvenlik görevlisi 26 avukat arkadaşımızdan 3 tanesinin eÅŸinin başı kapalı olduÄŸu için içeriye alamayacağını söyledi. Bizler de bu durum karşısında bir hukukçu olarak nasıl davranmamız gerekiyorsa öyle davrandık. BulunduÄŸumuz yerin üniversitenin derslikleri ile bir alakası yok. Biz tesis içinde dahi gezmeden hemen odalarımıza çekilip yatacaktık.”

Başörtülü muhabiri tartakladılar

Mart 22, 2008

Cumhuriyet Gazetesi önünde toplanan grup, Tuncay Özkan’ın gazete binasına girmesiyle görevini yapmaya çalışan Yeni Åžafak muhabiri Zeynep Çifçi’yi tartakladı.

Çifçi, Tuncay Özkan’ın fotoÄŸrafını çekerken başörtülü olduÄŸu gerekçesiyle kalabalık tarafından yuhalandı. Daha sonra öfkeli birkaç kiÅŸi fotoÄŸraf makinesine vurarak muhabirin iÅŸini yapmasını engelledi. Grup içinden bir kiÅŸi ise muhabire bağırarak hakaret efip Çifçi’yi tartakladı. Basın mensupları da olaya tepki göstererek Zeynep Çifçi’ye destek oldu.

Yasak yürekleri dağladı

Mart 15, 2008

AÜ’de üniversiteye alınmayan başörtülü öğrenciler birbirlerine sarılarak aÄŸladı. Dramatik görüntüler yürekleri daÄŸladı.

Danıştay’ın, YÖK BaÅŸkanı Yusuf Ziya Özcan’ın genelgesini durdurmasının ardından Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi ile başörtüsüne kapılarını açan ilk üniversite olan Sakarya Üniversitesi (SAÜ), geri adım attı. Getirilen yasak bir yazıyla kampus giriÅŸindeki güvenlik kulübesinin camına asıldı. Üniversiteye alınmayan öğrenciler, birbirlerine sarılarak aÄŸladı.

Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.

Görüntüler: CİHAN
Kurgu: Ercan Turgut

Başörtüsü yasağının yeniden uygulamaya baÅŸlanacağının dün geç saatlerde açıklanmasıyla bu sabah hiçbir ÅŸeyden habersiz başörtüsüyle gelen öğrenrciler, Esentepe Kampusu’ndan içeri alınmadı. Minibüs ve belediye otobüslerini kampus kapısı önünde durduran SAÜ güvenlik görevlileri, başörütlü öğrencilerden baÅŸlarını açmalarını ya da araçtan inmelerini istedi. Bazı öğrenciler baÅŸlarını açarken, bazı öğrenciler ise peruk takarak içeri girebildi.

Başını açmayan ve peruk takmayan öğrenciler ise, kapı önünde beklemeye başladı. Giderek sayıları artan başörtülü öğrenciler uzun süre kapı önünde içeri alınmayı bekledi. Ancak içeri alınmayacaklarını öğrenince, bazı öğrenciler birbirlerine sarılarak gözyaşı döktü. Girişte bekleyen öğrenciler, başörtüleri sebebiyle içeri alınmayarak minibüsten indirilen arkadaşlarını alkışlarla karşılayarak yasağı protesto ettiler.

Bu arada, bazı başı açık öğrencilerle bir grup erkek öğrenci de derslere girmeyerek başörtülü öğrencilere destek verdi. Diğer öğrencilerin de kendilerine destek vermesi için minibüslerde duyuru yapan bir erkek öğrenci ile güvenlik görevlisi tartıştı. Güvenlik görevlisi duyuru yapan öğrencinin işini yapmaya engel olduğunu belirtti; ancak tartışma uzun sürmedi.

Kampus kapısı önünde bekleyen başörtülü öğrenciler adına bir öğrenci, basın açıklaması okudu. İnsanlıkla, hukukla ve mevcut yasalarla haklı görüyüp sovunulmayacak başörtüsü yasağı eleÅŸtirmek için toplanıldığı belirtilen açıklamada ÅŸu görüşlere yer verildi: “Anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi ile gasp edilen hakkımızı geri kazandığımız halde YÖK BaÅŸkanı’nın yazısının Danıştay tarafından iptal edilmesibizi haksızlığa mahrum edemez. Hukuksal dayanağı olmayan bu yasağın kaldırılmasını özgür düşence mekanları olan üniversitelerimize başörtülü tekrar girmeyi istiyoruz. Bizim bu talebimiz, hukuk, anayasa ve YÖK ile çeliÅŸmemektedir. Bizim özgürlüğümüz ne ideolojiye ne de bir partiye dayanmaktadır. Özgürlüğümüz Allah’tandır. Başörtüsü kanayan bir yaramızdır. Bu yarayı kanamaya devam ettirenler bizim kankaybından öleceÄŸimizi sanıyorlarsa aldanıyorlar.”

Rektör başörtüsü için aileleri suçladı

Mart 14, 2008

(İÜ) Rektörü HilmioÄŸlu’na göre başörtülülerin yüzde 80′i çevre ve aile baskısıyla kapanıyor.<

İnönü Üniversitesi (İÜ) Rektörü Prof.Dr. Fatih HilmioÄŸlu, asıl sorunun çevre ve aile baskısı ile öğrencilerin yüzde 80′inin başının kapatılmış olması olduÄŸunu ileri sürdü.

Haberin devamı »

Sevinçleri kursaklarında kalacak… Kalmalı da…

Mart 13, 2008

Fehmi Koru
f.koru@hotmail.com

Biri çok satmakla, diÄŸeri ‘aydınlanmacı’ olmakla övünüyor, ama al birini vur ötekine… Dün birinin manÅŸeti “Danıştay YÖK’ü durdurduâ€? diyordu, ötekinin ise “Yargı türbana ‘dur’ dediâ€?… Oysa Danıştay YÖK’ü durdurmadığı gibi, Danıştay’ın anayasayla serbest bırakılan bir konuda ‘dur’ deme yetkisi bulunmuyor.

Danıştay’ın YÖK BaÅŸkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın üniversitelere gönderdiÄŸi yazısı için taktığı ad sorun çıkarıyor: ‘Genelge’… Düz bir yazıya ‘genelge’ adını takan Danıştay, kararıyla, YÖK BaÅŸkanı Prof. Özcan’a, “Tek başına genelge yayınlama yetkiniz yokâ€? demiÅŸ oldu…

Hepsi bu.

Yarın YÖK BaÅŸkanı Prof. Özcan genel kurulu toplar ve oradan yazısında ifade ettiklerini aynen tekrarlayan bir ‘genelge’ çıkarırsa, Danıştay’ın kararına uyulmuÅŸ olur. Genel kurulu toplamasına da gerek yok YÖK BaÅŸkanı’nın; sonuçta pek çok üniversite TBMM tarafından gerçekleÅŸtirilmiÅŸ ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiÅŸ anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸini doÄŸru yorumlayıp başörtüsü/türban yasağını kendiliÄŸinden kaldırdı zaten.

ManÅŸetlere farklı biçimde yerleÅŸtirilen kararın esas anlamı bundan ibaret. Çok satan veya aydınlanmacı geçinen gazetelerin, olayı, sanki Meclis’in yaptığı anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi üzerinde Danıştay’ın denetim hakkı varmış gibi sunmaları ibretlik. ‘Aydınlanmacı’ geçinen “Danıştay 8. Dairesi, YÖK BaÅŸkanı Özcan’ın genelgesini oybirliÄŸiyle yasalara aykırı bulduâ€? diyor ya üst-manÅŸetinden; genelgesinin içeriÄŸi deÄŸil Prof. Özcan’ın Danıştay tarafından aykırı bulunan, tek imzayla ‘genelge’ yayınlaması sadece.

Dertleri, kafaları karıştırıp çöpe atılmış gerekçelerine hak kazandıracak olaylara çanak tutmak…

Türkiye üniversitelerinde yasakların devam etmesinden yana olanların bugüne kadar kullandıkları gerekçe üniversitelerin yarıdan fazlasının yasağı uygulamadığı haftalar boyunca çöktü. İddiaları, yasağın kalkması durumunda üniversitelerin karışacağıydı. Hatta bir aklıevvel, iÅŸi, “Mahalle baskısı yüzünden bir ay içerisinde üniversitelerde başını örtmeyen kız öğrenci kalmazâ€? noktasına kadar vardırmıştı. Haftalardır yasağın uygulanmadığı üniversitelerde tek bir ‘aykırı’ olayla karşılaşılmadı. Her üniversitede, başını örtmeyen öğrenciyle başını örten kardeÅŸ kardeÅŸ geçinmeyi sürdürüyor.

Daha da önemlisi ÅŸu: Bazı üniversitelerde uygulanmayan yasağı sürdüren eÄŸitim kurumlarında da olay yaÅŸanmıyor… MaÄŸdur genç kızlar, maÄŸduriyetlerini gururla sineye çekip hukukî sürecin sonuca ermesini bekliyorlar. Hukukî süreci tamamlayacak olan Anayasa Mahkemesi’nin vereceÄŸi karardır. CHP’nin yaptığı ‘yok sayma’ baÅŸvurusunu inceleyecek olan Anayasa Mahkemesi, anayasada ve kendi yasasında çerçevesi çizilmiÅŸ olan yetkileri dâhilinde karar verecektir.

Anayasa Mahkemesi’nin yetkileri arasında anayasa deÄŸiÅŸikliklerini denetleme bulunmuyor. Anayasa Mahkemesi hukukla siyaset arasında var olması gereken mesafeyi koruduÄŸu takdirde, CHP’nin yaptığı baÅŸvurunun akıbetini tahmin etmek zor deÄŸil. Anayasa Mahkemesi üyelerinin, geçen nisan ayında verdikleri ‘367′ kararının toplumda meydana getirdiÄŸi dalgalanmayla yeniden karşı karşıya kalmak istemeyecekleri umulur.

Sözün kısası ÅŸu: Danıştay TBMM tarafından çıkarılmış anayasa deÄŸiÅŸiklikleri ve yasalar konusunda yetkili deÄŸildir; verdiÄŸi karar kalkmış olan yasağın sürdüğü anlamına gelmiyor bu yüzden… Anayasa Mahkemesi’nin de hukuka baÄŸlı kalarak vereceÄŸi karardan endiÅŸe etmek gerekmiyor.

Yasak sürüyor diye etekleri zil çalanların sevinçleri kursaklarında kalacak.

Rektör Arıboğan ikna odasında yaşadıklarını anlattı.

Mart 12, 2008

Rektör ArıboÄŸan ikna odasında yaÅŸadıklarını anlattı. Mahir Kaynak’ın kızı Prof. Dr. Deniz Ülke ArıboÄŸan, İstanbul Üniversitesi’nde türbanlı kızlar için kurulan “ikna odalarında” yaÅŸadıklarını ilk kez anlattı.

Deniz Ülke Arıboğan röportajının ilgili bölümü:

Türban tartışmaları sizi, üniversitenizi nasıl etkiliyor?

30 yıldır görmediğim bir gerginlik var üniversitelerde. Üniversiteler bölündü, öğretim üyeleri kamplaştı, öğrenciler kutuplaştı, daha önce arkadaş oldukları insanlara karşı siyasi tavır almaya, üniversite yönetimlerine baskı oluşturmaya başladılar. Özellikle de türbanlı çocuklar üzerinde çok büyük baskı var. Parmakla gösterilir hale geldiler. Bunca gerilimin içinde olan zaten onlara oluyor. Sorunları çözülmedi aksine bir sorunun içine daha atıldılar.

Yasak yıllar önce İstanbul Üniversitesi’nde uygulanmaya baÅŸlandığında yönetim, bazı kadın öğretim üyelerinin ikna odalarına girmelerini zorunlu kılmış, görevlendirme vermiÅŸti. Ben de görevlendirildim, ancak yarım gün dayanabildim. Bana göre sistem, siyaset, partiler bir yana öncelikle çocukları düşünmek gerekir. İnsandan söz ediyoruz, hayatın gerçek öznelerinden. Bir tek çocuÄŸumuzun bile korkusuna ya da gözyaşına deÄŸmez hiç bir ÅŸey.

BUGÜN

Başörtülü olarak derse giremeyen öğrencilerin kullanabilecekleri tutanak ve dilekçe örnekleri

Mart 11, 2008

Basortulu olarak okula/derse giremeyen
ögrencilerin kullanabilecekleri tutanak ve dilekce ornekleri,basvuru mercileri
indirmek için tıkla

Rus Yevgeni’yi güldüren yasak

Mart 7, 2008

Rusya, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısı ile tam bir bayram havasında. Çiçekçiler en kârlı mevsimlerindeki satışlarından memnun. 8 Mart cumartesi gününe denk geldiği için kadınlar için pazartesi günü de resmen tatil. Haberin devamı »

Türk ilaç fabrikasında ‘başörtüsü’ rezaleti

Mart 5, 2008

Okul gezisine katılan anne Türkiye’nin önde gelen bir ilaç fabrikası tarafından tesislere başörtülü olduÄŸu gerekçesiyle içeri alınmadı. İşte iddialar:

Otistik oÄŸlunun okuduÄŸu okulun, Abdi İbrahim adlı ilaç fabrikasına düzenlediÄŸi geziye ‘katılmak zorunda’ olan anne Hatice Ünsal, başörtülü olduÄŸu gerekçesiyle fabrikaya sokulmadığını ifade etti. Haberin devamı »

Kaosla beslenenler, çatışmanın zeminini hazırlama gayretinde

Mart 5, 2008

İşte bir toplantı ve o toplantıda sözde tarafsız bir gazetecinin yaptıkları…

Başörtüsüne özgürlük tanıyan anayasa değişikliğinin toplumu kamplara böleceğini ve çatışmaya sebep olacağını iddia eden kesim aslında bunu bir öngörü olarak öne sürmüyor. Bizzat böyle bir çatışmanın zeminini hazırlıyor.

Yer İstanbul Barosu Konferans Salonu. Katılımcılar, gazeteciler, hukukçular, öğrenciler ve üniversite hocaları. Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun kabulünü kutlamak amacıyla düzenlenen toplantıda konuÅŸulanlar Türkiye’de bir kaos ortamı oluÅŸturmaya yönelik.
Haberin devamı »

Karikatürist Tan Oral Başörtüler baş eğmeyenledir dedi 30 yıllık işinden oldu.

Mart 4, 2008

Cumhuriyet gazetesi, başörtüsü ile ilgili bir röportaj veren 30 yıllık çalışanı karikatürist Tan Oral’ın iÅŸine son verdi.
Tan Oral, bir gazeteye verdiği röportajda başörtülüler hakkında olumlu görüş bildirmişti.

Üniversitelerdeki başörtüsü yasaklarına karşı olan ve bunu sürekli çizgilerinde ifade eden Karikatürist Tan Oral, röportajında “Kızların yaptıkları baÅŸkaldırı deÄŸil baÅŸ eÄŸmeme. Başörtülüler ne zaman üniversiteye girse, birileri rahatsız oldu” demiÅŸti. Haberin devamı »

Güç kaybedenler rahatsız

Mart 4, 2008

Sosyolog Prof. Dr. Elisabeth Özdalga’ya göre, aslında güç kaybedenler rahatsız…

Sosyolog Prof. Dr. Elisabeth Özdalga, “Başörtüsü tartışması, bir toplumsal çekiÅŸmenin, hesaplaÅŸmanın görünen küçük kısmı, yani aysbergin tepesi. Hiçbir ÅŸekilde laiklikten uzaklaÅŸma yok. Türkiye derin deÄŸiÅŸim süreçlerinden geçiyor. Yeni sınıflar oluÅŸuyor. ÅžehirleÅŸme ve sosyal mobilite çok hızlı geliÅŸiyor. Yeni gruplar güç kazandıkça, geleneksel elitlere meydan okumuÅŸ oluyorlar” diyor.

Normalleşiyoruz aslında…

Haberin devamı »

Alevî derneklerinden başörtüsüne destek

Mart 2, 2008

Toplumun ve Meclis’in büyük çoÄŸunluÄŸunun destek verdiÄŸi başörtüsü özgürlüğü için Alevî camiası da harekete geçti.

50 Alevî derneÄŸi, başörtüsü yasağının kalkması konusunda devreye girmeye hazırlanıyor. Bu çerçevede önümüzdeki günlerde büyük bir organizasyona imza atılacak. ‘Gelin Canlar Bir Olalım’ çaÄŸrısıyla Ankara’da düzenlenecek başörtüsüne destek toplantısına siyasî liderler bizzat davet ediliyor. 10 Alevî örgütü, önceki gün MHP lideri Devlet Bahçeli’yi ziyaret etti. Dernek yöneticileri, hem Bahçeli’ye başörtüsü yasağının kalkmasına destek verdiÄŸi için teÅŸekkür etti hem de tarihî toplantıya davet etti. Bahçeli’nin, misafirlerinin bu desteÄŸinden ve duyarlılığından memnun olduÄŸu kaydedildi. MHP’ye giden heyette yer alan Hasandede Türkmen-BektaÅŸi DerneÄŸi BaÅŸkanı Özdemir Özdemir, başını örten ile örtmeyenin barış içerisinde yaÅŸadığına dikkat çekerek iddia edildiÄŸi gibi yasağın laiklikle ilgisinin olmadığını söyledi.

Başörtüsüne destek açıklamasının yapılacağı toplantıya ÅŸu ana kadar 50 dernek destek verdi. Toplantıya BaÅŸbakan Tayyip ErdoÄŸan, MHP Genel BaÅŸkanı Devlet Bahçeli, CHP lideri Deniz Baykal, DSP Genel BaÅŸkanı Zeki Sezer dahil bütün liderler davet edilecek. Alevi örgütleri, ilk somut adımı önceki gün attı. 10 Alevi derneÄŸi baÅŸkanı, MHP lideri Bahçeli’yi ziyaret etti. Söz konusu dernek yöneticileri ÅŸunlar: “Hasandede Türkmen-BektaÅŸi DerneÄŸi BaÅŸkanı Özdemir Özdemir, Antalya Finike Alevi Türkmen DerneÄŸi BaÅŸkanı Cüneyt Gürbudak, Çorum Bozköy Alevi DerneÄŸi BaÅŸkanı Faruk Uçan, Çorum Alaca Hamdi Köyü Alevi DerneÄŸi BaÅŸkanı Mehmet Åžahin, Sivas DivriÄŸi AlacadaÄŸ Alevi DerneÄŸi BaÅŸkanı Ali Vural, Kırıkkale Hamzalı Alevi DerneÄŸi BaÅŸkanı İsmail ÅžimÅŸek, Haydar Sultan DerneÄŸi BaÅŸkanı Tamer Öznuk, Kırıkkale Federasyon BaÅŸkanı Hüseyin Yakut, Çankırı Åžabanözü Alevi DerneÄŸi BaÅŸkanı Akif Karsavuran, Samsun Vezirköprü Alevi DerneÄŸi BaÅŸkanı Satılmış Akyüz.”

Samimi bir havada geçen görüşme 70 dakika sürdü. Hasandede Türkmen-BektaÅŸi DerneÄŸi BaÅŸkanı Özdemir Özdemir, Bahçeli’ye başörtüsü özgürlüğüne yönelik attığı adımlardan dolayı teÅŸekkür ziyaretine gittiklerini söyledi. Özdemir, “Sayın Bahçeli, yakın ilgi gösterdi. Samimi bir ÅŸekilde yasağın sona ermesi için çalıştıklarını söyledi.” dedi. Özdemir, Ankara’da yapacakları toplantıya Bahçeli’nin gelmek istediÄŸini, gelemese bile mutlaka yönetimden temsilci göndereceÄŸini söylediÄŸini aktardı. Özdemir, başörtüsü yasağına toplumun büyük çoÄŸunluÄŸunun karşı çıktığını ve yasağın laiklikle ilgisi olmadığını söylerken bu konudaki düşüncelerini ÅŸu sözlerle ifade etti: “Başını örten ile örtmeyen barış içinde yaşıyor. Bireysel tercihlere saygı duymalıyız. Birbirimize hoÅŸgörülü davranarak ülkemizin kalkınması için el ele çalışmalıyız.”

Ankara’daki toplantının tarihi, liderlerle yapılacak görüşmenin ardından netleÅŸecek. Alevi dernekleri, Bahçeli’nin ardından BaÅŸbakan ErdoÄŸan’ın kapısını çalacak. Bu hafta BaÅŸbakan’dan randevu isteyeceklerini söyleyen Özdemir, “Sayın BaÅŸbakan’ımızı 33 dernek baÅŸkanı ile ziyaret etmeyi düşünüyoruz.” dedi. Alevi dernekleri, başörtüsü özgürlüğüne karşı çıkan CHP lideri Deniz Baykal, DSP lideri Zeki Sezer dahil bütün liderleri ziyarete gitmeyi ve toplantıya davet etmeyi planlıyor.
Ömer Şahin

Doğan Medyasından peri masalı ciddiyetinde korkular

Mart 2, 2008

Türkiye’nin yaÅŸadığı kritik dönemlerde devreye giren medya, yıllardan beri peri masalı ciddiyetinde korkular üretiyor.

‘İrtica
geliyor’ paranoyasını yaymak için erkek muhabirlerine çarÅŸaf
giydirenler, şimdi de başörtüsünü gulyabani gibi göstermenin yollarını
arıyor.

Medyanın çok sevdiÄŸi ‘mahalle baskısı’na kananlar ise
korkularını açıklarken yine medyanın yalan haberlerini referans
gösteriyor.

Başörtülülerin üniversitede okuma engelini
kaldıran anayasa değişikliğinin ardından, yasakçılığını sürdürmek
isteyen bazı rektörler, gayri hukuki biçimde ortamı germeye devam
ediyor. Bir tarafta “Başörtülü öğrenci, ‘baÅŸarılı olsa bile’ hak ettiÄŸi
notu vermeyiz.” diyen rektörler, diÄŸer tarafta yasakçı zihniyetin
propagandasını yürüten medya organları çalışmalarını aralıksız
sürdürüyor. GeçtiÄŸimiz günlerde yayınlanan ‘32. Gün’, bu tartışmaların
bir başka ürkütücü boyutunu gözler önüne serdi.

Birkaç haftadır
üniversitelerin nabzını yoklayan Mehmet Ali Birand’ın programı, Maltepe
Üniversitesi’nde düzenlendi ve konusu da gündemden düşmeyen başörtüsü
meselesiydi. Farklı görüşlerden öğrencileri salonda toplayan 32.
Gün’de, öğrencilerin ne istediÄŸi sorusuna cevap aranıyordu. Ancak iki
genç kızın, aralarında Ali Bulaç, Cengiz Çandar, Ali ÇarkoÄŸlu’nun da
bulunduÄŸu konuklara yönelttiÄŸi soru, ‘başörtüsü korkusu’nun, ‘mahalle
baskısı’nın ne olduÄŸunu ve nasıl ortaya çıktığının cevabını verdi.
Korkuların temelinde bazı gazetelerin yalan haberleri yatıyordu.

Bir
kız öğrenci, Konya’da iki kadın doktorun görevini ihmal ederek, erkek
olduğu gerekçesiyle hastayı muayene etmediğini ve bu yüzden vatandaşın,
biraz da abartarak, hayatını kaybettiğini anlatıyordu. Bir diğer kız
öğrenci de Mersin’de yaÅŸanan kezzap hadisesine gönderme yaparak, “Bu
ülkede başı açık olduğu için insanların bacaklarına kezzap dökülüyorsa,
ben de onların başlarını açıp kafalarına kezzap dökerim. Bu kadar
basit.” diyerek tehditler savuruyordu. Aslında bu tüyler ürperten iki
örneÄŸin ortak paydası ‘yalan haber’lerdi. Ancak bu iki görüşün ardından
kopan alkış tufanı üniversitelilerin bu yalanlardan habersiz olduğunu
da belli etti.

YALAN HABERLER KASTEN ARTIRILDI

Kuyruklu
yalanlar ortaya çıkmıştı çıkmasına, ama tekzipler haber kadar etki
uyandırmamış, sanki gerçekmiş gibi insanların korkularını destekleyen
birer delil olarak zihinlere kazınmıştı. Bu yalan haberler, toplumun
bir kesiminin korkularına temel hazırladı. Bilginin saptırılması ve
gizlenmesi konusunda çalışmalar yapan Dr. Ali Ayaz bu tip propaganda
malzemesi sağlayacak yalan haberlerin, Türkiye ne zaman kritik bir
dönemden geçse kasten artırıldığını söylüyor. Hatta haber yoksa bile
haber uydurulması yönünde bir gayretin varlığını anlatan Ayaz, merkez
medyanın beslendiği kaynakların bu türlü yalan haberler olduğunu ifade
ediyor. Genel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçim süreci, kara harekâtı ve
ardından sürdürülen türban tartışmalarını, toplumun kırılma noktaları
olarak değerlendiren Ayaz, sözlerine şu çarpıcı cümlelerle devam
ediyor:

“Bir taraftan toplumsal barıştan ve kardeÅŸlikten söz
edenlerin bir kehanetine karşılık, ‘Başörtüsü serbestisi kararı,
toplumu ikiye yarar; üniversiteyi parçalar’ düşüncesini destekleyen
türden haberler çıkmaya başladı. Eğer yalnızca belli kanalları
izliyorsanız ve belli yayın organlarından besleniyorsanız ‘Bak
başörtüsü serbest oldu, üniversiteler ikiye bölündü’ ya da ‘toplum
ikiye yarıldı’ gibi bir düşünceye kapılmanız doÄŸal. Ama herhangi bir
bölünme, parçalanma olmadı. Bu sorunun çözülmesini istemeyenler,
açıkçası gazete ve televizyon haberleri yoluyla yapıyor. Bilgi
saptırılıyor ya da bir gerçek gizleniyor.”

TESETTEÜR DEĞİL ‘HABER FACİASI’

Konya’daki
uydurma haberi yapan kiÅŸi, gazetecilik mesleÄŸinin duayeni olarak
gösterilen ve geçtiÄŸimiz aylarda da ‘en güvenilir gazeteci’ seçilen
UÄŸur Dündar’dı. Hürriyet’in ‘Tesettür faciası’ olarak verdiÄŸi skandal
manşetin mimarı usta gazeteci Dündar, en basit meslek kurallarını yok
sayıp, iddiayı taraflara sormadan haber yapmıştı. Sonuçta suçlu ilan
edilen iki kadın doktorun da olayla alakasının olmadığı ortaya
çıkmıştı. Daha sonra Cihan Haber Dergisi’ne verdiÄŸi röportajda Dündar,
bu skandal haberde bir kabahatinin olmadığının altını çiziyordu.

Cihan
Haber Ajansı muhabirinin, ‘MaÄŸdurla da görüşülseydi daha doÄŸru olmaz
mıydı?’ sorusuna; “MaÄŸdur insan daÄŸdaki bir çoban, garip bir çoban.
Ona, o anda ulaÅŸmak mümkün deÄŸil.” deÄŸil ÅŸeklinde cevap verdi.
Muhabirin, “Ama baÅŸlıkta art niyetli atılmıştı sanki!” ÅŸeklindeki
sorusuna ise uzun bir ‘ııııı’ çekiyordu yılların gazetecisi.

ERTUÄžRUL ÖZKÖK’TEN YALAN HABER İTİRAFI

Aynı
haber için Hürriyet’in Genel Yayın Müdürü ErtuÄŸrul Özkök, ‘Özür ve
teÅŸekkür’ baÅŸlığıyla bir yazı yazdı. “16 yıllık genel yayın
yönetmenliğim süresince, hiç gocunmadığım bir şey, yanlış yaptığımızda
“özür dilemek” ve düzeltmek oldu. İtiraf edeyim, mesleÄŸimizde herkes bu
konuda benim kadar bonkör deÄŸildir.” sözüyle, yayınladığı yalan haberin
ardından dilenmesi gereken özrün ne kadar büyük bir lütuf olduğunu
bizlere hatırlattı. Özkök sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

“Bu
sonuçtan sonra bize yapılacak tek şey kalıyor. İki kadın görevliden
özür dilemek. Onu da kamuoyunun önünde açıkça yapıyorum.” Ancak maÄŸdur
olan iki kadın doktordan özür dilemek, hatayı hafifletmiyor. ‘Bizim
saÄŸlığımızı kim teminat altına alacak diye’ soran insanlara karşı da
‘bonkör’ olup, yalan haberle kandırılan ve korkutulan tüm Türkiye’den
özür dilenmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

KEZAP KİMİ YAKTI?

Yine
Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin duyurduÄŸu ve toplumdaki ‘herkese’
korku salan, ‘mini etekliye kezzap’ haberi yapıldı. Haber yalandı.
Kezzapçının, psikolojik sorunları olan bir fabrika işçisi olduğu
anlaşıldı. Ayrıca zanlının hiç de mutaassıp bir aile hayatı olmadığı
verilen bilgiler arasındaydı.

Bu haber yalan çıktığında ‘Mini
etekliye kezzap’ baÅŸlığı kullanan gazeteler, kulağının üstüne yatarak,
‘Kezzapçı yakalandı’ anonsuyla skandalı geçiÅŸtirmeye çalıştı. Ancak
haberin izi, üniversiteli bir kız öğrenciye, “Ben de onların
başörtüsünü açıp, kafalarına kezzap dökerim. Bu kadar basit.”
dedirtecek kadar derine gitmişti. Cıvıl cıvıl bir genç kız,
canavarlaştırılmıştı.

‘İYİ BİR AYRINTI YAKALADINIZ’

Hürriyet
Gazetesi yazarı Yalçın DoÄŸan, “Zorbalık manzaraları” baÅŸlıklı yazısında
daha önce eÅŸine rastlanmamış bir olay anlattı. Gazeteci DoÄŸan, “Olay
aynen böyle, birinci elden.” ifadesini kullandığı yazısında,
İstanbul’un orta yeri; Harbiye’de bir taksi ÅŸoförünün yaÅŸattığı
terörden bahsediyordu. Bir kadın taksiye binmek istemiş ama şoför
kadına bakarak, “Abla arabadan hemen in, senin başın açık.” demiÅŸti,

DoÄŸan’ın
iddiasına göre. Harbiye’de bir taksicinin başı açık kadını arabadan
indirdiÄŸini yazan Yalçın DoÄŸan’a seslenen taksiciler, “Plakasını ver.
GereÄŸini yapalım.” dedi. Yalanlanan haber için görüşlerine
baÅŸvurduÄŸumuz DoÄŸan ise, “Bilgiyi arkadaşımın eÅŸi verdi. İyi bir
ayrıntı yakaladınız. Plaka alıp almadığından emin deÄŸilim.” ÅŸeklinde
insanlara ister istemez tebessüm ettiren bir cevap verdi.

Birand’dan önemli itiraf: İniÅŸ çıkışlar oldu ama Türkiye’nin genel çizgisi deÄŸiÅŸmedi

Geçtiğimiz
hafta yayınlanan 32. Gün haber programında çok ilginç bir itiraf da yer
aldı. Yılların gazetecisi Mehmet Ali Birand, yine aynı dönemlerde
gazetecilik yapmaya baÅŸlayan arkadaşı Cengiz Çandar’a bir soru
yöneltti. Soru aslında bir durum tespitiydi. Birand, “Hemen hemen aynı
dönemlerde gazetecilik yapmaya baÅŸladık. O günden bugüne Türkiye’de bir
sürü iniÅŸler çıkışlar oldu. Türkiye’nin genel çizgisinde temelde bir
şey değişmedi. Biz üstünde tartışıyoruz, şu tehlike geldi bu tehlike
gitti diyoruz. Sonuçta Türkiye bir yerde duruyor. Bu yanlış bir tespit
mi?” Birand’ın bu samimi itirafı, başörtüsünün rejime zarar vereceÄŸi
gibi akıl dışı görüşlerin anlamsız olduğunu gösterir mahiyetteydi.

KARDAN ADAM TAHRİK ETTİ!

“Yapmayın
kardeÅŸim bu millete ayıptır” baÅŸlığıyla Hürriyet gazetesinde hamaseti
bol bir yazı kaleme alan Fatih Çekirge, Sivas’ta birkaç çocuÄŸun yaptığı
kardan adam figürlerinden tahrik olduÄŸunu yazdı. Anadolu Ajansı’nın
geçtiÄŸi ‘eÄŸlenceli’ bir fotoÄŸraf üzerine, ilkçaÄŸ loÅŸluÄŸunun gölgesi
düşen yazısında, “Sivas’ta birileri kardan adama takke takıp, sakal
kondurmuÅŸ… Hemen yanındakine de türban takmış.

Eline de Türk
bayrağı vermiÅŸ… Kim yapar bunu? ÇocukluÄŸumuzdaki o kardan adam
beyazlığını böylesine bir tahrikle kim eritir. Belli ki birileri bu
milleti “türban” diyerek “Türk-Kürt” diyerek, bir çarpışmanın, bir
fırtınanın, bir uçurumun eÅŸiÄŸine getirmek istiyor…” gibi tuhaf bir
yazı yazdı. Ancak hazin nokta, yazıyı okuyanlar tebessüm etse de
Çekirge ÅŸaka yapmıyordu; ciddiydi, gerçekten ‘tahrik’ olmuÅŸtu.

Doç. Dr. Ferhat Kentel (Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü):
Ahlâk ve dürüstlük yok

Genel
olarak din ve özel olarak başörtüsü konusunda bugünlerde sürdürülen
yalana dayalı kampanyalar maalesef memleketimizde sık sık rastlanan bir
olgu… En basit ifadesiyle entelektüel ve ideolojik ikna kabiliyetini
artık iyice kaybetmiÅŸ olan ve adına “çaÄŸdaÅŸlık” sıfatını yakıştırmış
bir zümrenin sınıfsal bir tahakkümünün debelenmeleri bunlar. “Ahlak” ve
“dürüstlük” ise onların semtinde sadece gülüp geçilen iki kelime…

Ancak
bu zümrenin en önemli özelliği ya da en güçlü tarafı yalan üretmek
deÄŸil. UzmanlaÅŸtığı alan daha çok düşman ve korku üretmek… Kendi
iktidarını daimi kılmak için yarattığı bu korkular sayesinde insanları
aptallaştırmak, her türlü yalana inanmasını sağlamak ve semboller,
mitler üzerine kurulu bu yalan düzenin devamını sağlamak.

Ama
bu nefret, kin ve yalan dili ve bu kötülük artık kabak tadı verdi…
Çünkü çok can yaktı, çok kurban aldı bu dil. Bugün emir-komuta mantığı
altında sürdürülen bütün bu aptallaştırma operasyonlarına rağmen,
kendilerini korkulardan arındıran, karşılarına düşman olarak
çıkarılanların “kardeÅŸ” olduÄŸunu fark edenlerin demokratik dili
güçleniyor. “Başörtüsü”nün başörtülü kadınların deÄŸil, bu tepeden
inmeci “modernleÅŸmeciliÄŸin” araçsallaÅŸtırdığı negatif bir sembol olduÄŸu
açığa çıkıyor. Başörtüsü bu anlamda “iktidarın dili”ni, sembollerini
kırıyor. Bu yüzden, rejim açısından çok iÅŸlevsel olan “kamplar” ve
“kutuplar” bozuluyor. Başörtülü kadınları başörtüsüzler de destekliyor.
Başörtülü kadınlar sadece kendi mağduriyetlerini haykırmak yerine,
başka mağduriyetler yaşayan kardeşlerinin seslerine de ses katıyorlar.
Belki de bu yüzden üretilmeye çalışılan yalan dili hızla komiklik
abidesi olarak açığa çıkıyor. Gene belki de bu yüzden, yani en azından
toplumun geniş kesimlerinde inandırıcılığını kaybettikçe, daha da
saldırganlaşıyor ve ucuzlaşıyor…

MEDYA ‘YALAN’ KUSUYOR

İrtica
haberi sıkıntısı çeken medya, dahiyane bir fikirle, ‘erkek’ muhabirlere
çarÅŸaf giydirerek Palandöken’de kayak yaptırdı. Hürriyet ve Milliyet
gazetelerinde yer alan bir haber, İranlı kadınların çarşafla kayak
yaptığını söylüyordu. Bir de süslü bir başlık bulunmuş, yaklaşan
tehlikeye karşı okurlarını uyarıyordu: ‘İran usulü kayak’

Cumhuriyet
gazetesi yine hayal gücünün sınırlarını zorlayarak bir haber(!)
hazırlamış ve ‘İslamcılar dönme dolaptaki etekli kadına tahammül
edemediler’ baÅŸlığını manÅŸetine kondurmuÅŸtu. Yıllar sonra haberi yapan
gazeteci Fuat Kozluklu’nun itirafı ibretlikti: “Yalan ve çok kötü bir
haberdi, yazıklar olsun bana”

‘Mini etekli kızı diri diri yaktılar’- Hürriyet/ Özdemir İnce

‘Geline türban için iÅŸkence’-Milliyet/ Mine G. Kırıkkanat

‘Türban takmayan kızını öldürdü’-Vatan

‘Kuran eÅŸliÄŸinde kadına linç’-Vatan

‘Lisede namaz’-Hürriyet

‘Uçağı kıbleye çevirin, namaz kılacağım’-Milliyet

‘Mahalle baskısının fotoÄŸrafı’-Hürriyet

Kaynak: Zaman Pazar

23 rektör giderse kaos biter

Mart 2, 2008

23 rektörün gittiği gün kaos da biterYÖK eski BaÅŸkanı ErdoÄŸan Teziç’in halen görevinin başındaymış gibi rektörlere talimatlar yaÄŸdırdığını belirten Prof. Dr. HatipoÄŸlu çarpıcı açıklamalarda bulundu

YÖK eski BaÅŸkanı ErdoÄŸan Teziç’in halen görevinin başındaymış gibi rektörlere talimatlar yaÄŸdırdığını belirten Prof. Dr. HatipoÄŸlu, “SoruÅŸturma açmaya gerek yok. 3 ay sonra 23 rektör gidince sorunlar ve yasaklar sona erecektirâ€? dedi. Haberin devamı »

Sonraki Sayfa »