Ankara’da Gölge Oyunları

by Haber Servisi on 18 Haz 2007

17718 Ankarada Gölge OyunlarıEmniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Bülent Orakoğlu, düğmeye kimlerin bastığını ve Ankara’daki gölge oyunlarını gözler önüne seriyor…

Kitap Açıklaması :


Kızıl Elma Koalisyonu ve Darbe Hazırlıkları
“Genç Subaylar Rahatsız!”
Danıştay Baskını
Küre Operasyonu
Atabeyler Operasyonu
27 Nisan Muhtırası

28 Şubat sürecinin perde arkasını “DEŞİFRE” isimli kitabıyla aralayan, Batı Çalışma Grubu”na ait gizli belgeleri açıklayan Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu Ankara”daki gölge oyunlarını anlatıyor.

Amaç, hükümeti düşürmek
“Kısa bir süre önce, bir partinin genel başkanı, beni, Armada Alışveriş Merkezi”ne yemeğe davet etti. Yemekte, kimlerle birlikte hareket ettiklerini anlattı. Amaçlarının hükümeti devirmek olduğunu ve yakın bir zamanda harekete geçeceklerini söyledi…”

“Hükümeti düşürmek amacıyla oluşturulmuş, yirmi beş ayrı birim var. “Birim” kelimesini kullandığımda birileri çok fazla rahatsız oluyor. Bunlardan birinin görevi, Danıştay saldırısı idi. Sauna Çetesi bir birimdi. Hrant Dink Cinayeti de bu birimlerden bir tanesi tarafından işlendi. Olayların arka planını incelediğinizde, aynı adrese ulaşıyorsunuz…”

“Bu ülkede Başbakan iseniz, devamlı bir korku içinde yaşarsınız: Terör sebebiyle mi, yoksa ekonomik kaosla mı iktidardan uzaklaştırılacağım?”

Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Bülent Orakoğlu, düğmeye kimlerin bastığını ve Ankara”daki gölge oyunlarını gözler önüne seriyor…

“ABD fiili darbe istedi, Büyükanıt muhtıraya indirgedi”

Emniyet İstihbarat Dairesi’nin eski başkanı Bülent Orakoğlu, bugün yayımlanan “Ankara’da Gölge Oyunları” adlı kitabıyla kuşkusuz tartışma yaratacak! Çünkü Türkiye’deki son siyasi cinayetlerin ve darbelerin arka planını anlatıyor… Ancak Orakoğlu, kitapta yer almayan çok önemli bir iddiayı da bu röportajda Yeni Aktüel’e açıklıyor: “ABD, fiili bir darbe istiyordu ama Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt Türkiye’yi büyük bir badireden kurtararak darbeyi muhtıraya indirgedi.”

Türkiye’de dış güç destekli siyasi cinayetler ne zaman başladı?
Türkiye NATO’ya girdikten sonra çok sayıda uluslararası anlaşmaya imza attı. Devlette birtakım yeni birimler oluşturuldu. Bu tarihten sonra Türkiye üç fiili darbe geçirdi; bir postmodern darbe, bir de muhtıra yaşadı. 12 Eylül öncesinde ciddi kutuplaşmalar vardı; beş bin kişi hayatını kaybetti, solcu veya sağcı oldukları için öldürüldüler. Bu çok ciddi bir beyin kaybı oldu. Yargılamalar sonucunda terörün arkasında dış güçlerin olduğu açığa çıktı. O dönemde cinayetleri işleyenler bulunamıyordu. Darbelerin temelinde Türkiye’nin kendi içine kapatılmak istenmesi var. Kendi bölgesinde inisiyatif koysun istenmiyor. 27 Mayıs Türkiye’ye biçilmiş rotanın dışına çıkması nedeniyle gerçekleşti.
- CIA Türkiye’ye 27 Mayıs’ta iktidardan indirilen Menderes Hükümeti döneminde girdi. Bahsettiğiniz sözleşmeler Menderes tarafından imzalandı.
Emperyalist devletler için önemli olan çıkarlarına hizmettir. Devletlerin ilişkileri devamlı iyi gidecek, diye bir durum söz konusu değil. Onların menfaatlerine ve yeni tehditlere karşı aldığınız tavırlara göre düşman da olabilirsiniz.

28 Şubat’ı G-8 yaptı
- 28 Şubat neden postmodern kaldı?
Fiili bir darbe olamazdı çünkü Milli Güvenlik Kurulu anayasa üstü birtakım yetkilerle donatılmıştı. 1982 Anayasası askeri bir anayasadır. Çeşitli şekillerde tamamına yakını değiştirilmiştir ama yine de sivil bir anayasa özlemi var. Nedeni de, öyle bir hazırlanmış ki özü ve ruhu yok edilemiyor. Bu halka güvenmemektir. Bunun için yetkileri MGK’ya verdiler. 28 Şubat Darbesi’nin temel nedeni ise o dönemde Necmettin Erbakan’ın D-8 ülkelerine alternatif olarak İslam ülkelerinden G-8′i oluşturmasıdır. Bu ciddi rahatsızlık yarattı.
- 28 Şubat’ın arkasında G-8 mi var?
Evet. Fakir ülkeler olmasına karşın rahatsızlık yarattı. D-8′e imza atanlar dört ülkede ihtilalle yönetimden uzaklaştırıldı. İki ülkede, imza atanlara suikast düzenlendi. İkisi ekonomik darbelerle uzaklaştırıldı ve bir sene içinde hepsi iktidardan aşağı edildi. 1960 İhtilali sonrasında darbe teşebbüsleriyle -Talat Aydemir, Samet Kuşçu vakalarıyla- Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görevi alması için ortam yaratılmaya çalışıldı. Hepsi de dış güç destekli. 28 Şubat olduğunda dönemin Milli Savunma Bakanı İsmet Sezgin “Bundan önceki üç darbeyi CIA hazırladı. Bir tek 28 Şubat millidir” dedi. Bu Amerika’nın rolünü net ortaya koyuyor. Ama 28 Şubat’ı da Amerika yaptırdı. Bununla bağlantılı olarak derin devlet yoktur. Dışarıdan kaşınan çeteler var. Bunlar dış güçlerin taşeronlarıdır. Devletin içinde devletin yetkilerini kullanan ama dış güçlerin amaçlarına hizmet ettiklerini bilmeyen çeteler var.

“Dink cinayeti taşeron işi”
- Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti bu taşeronların işi mi?
Hepsi bunların işi. Bütün siyasi cinayetler bu çerçevenin içerisindedir. 12 Eylül öncesinde işlenen cinayetlerin büyük bölümü faili meçhul kaldı. 1990′lı ve 2000′li yılların cinayetlerinin konsepti farklı çünkü tetikçiler yakalanabiliyor. Tetikçiler yakalandığında da çok önemli izler bırakıyor. Bu izler takip edildiğinde, düz mantıkla okunduğunda çok ciddi yanlışlara gidilebilir. Danıştay saldırısında tetikçi yakalanma ihtimalini çok ciddi göze almış. Tetikçilerin bir ideolojisi çıkıyor ve bunlar genellikle aşırı milliyetçilik ve aşırı dincilik oluyor. Buna bakıldığında “aşırı milliyetçilik ve aşırı dincilik tehlikeli” diye düşünürsünüz. Toplum bu şekilde kamplara bölünmeye çalışılıyor. Sağ - sol çatışmasının yerini etnik ve dinsel ayrışmaların alınmasına çalışılıyor. Laik- anti laik kutuplaşması çok ciddi bir şekilde ortaya kondu. Varılmak istenen sonuçlardan biri de Türkiye’nin imajının bozulması ve dış politikalarının yönlendirilmesidir. Hrant Dink cinayetinde ise eylem sonrası için birtakım psikolojik hareketler planlandı. Eylemden çok eylemin arkası Türkiye’ye zarar verdi. Mesela cenaze sırasında “Hepimiz Hrant Dink’iz” sloganın atılmasıDink cinayeti dış politikada Türkiye’yi çok zor durumda bıraktı. Ermeni soykırımı iddiaları vardı, Türkiye’nin buna karşı bir mücadelesi söz konusuydu. Cinayet bu konuda Türkiye’nin hem imajını hem elini zayıflattı. Danıştay saldırısının arkasını ise çok iyi okumamız lazım. Türkiye tarihinde ilk kez en üst yargı organına saldırı düzenlenmiştir. Baktığı davalar dikkate alınarak akla hemen “Acaba Danıştay’a bir gözdağı mı verilmek istendi” geliyor. Ben öyle düşünüyorum. Yargıyı korkutma amacı taşımaktadır. Danıştay saldırısında bir taşla birkaç vurulmak istendi. Saldırıda öldürülen hakim Mustafa Yücel Özbilgin sosyal demokrat bir kişiydi. Tetikçi ise kendisini aşırı milliyetçi ve dinci olarak ortaya koyuyor. Bu karşıtlık tamamen bir çatışmayı hazırlama ortamıdır. Tetikçi Alparslan Arslan ajan provokatördür. Mahkemede konuşurken ezan okunduğu için sustu. Namaz kılmak istedi.

7e4b2dddf4675afdd056f84bbb30d87c Ankarada Gölge Oyunları

- Tetikçi gerçekten böyle olamaz mı?

Olabilir. Hrant Dink cinayetini işleyen Ogün Samast kendini öyle sanan biri ama öyle değil. Öyle olmak için senelerinizi vermeniz lazım. Alparslan Arslan ve Ogün Samast’ın arkasındakiler ajan provokatörlerdir. Ajan provokatör kimin kullandığı belli olmayan kişilerdir. Bu kişiler çok ciddi odaklarca ele geçirilmiş olabilir. Emniyete çalışan bir ajan emniyete de eylem yapmış olabilir. Hrant Dink cinayeti sonunda emniyetten bazı kişiler suçlandı. Cinayet Emniyet İstihbarat Daire Başkanı ile ilişkilendirilerek Emniyet istihbaratı suçlandı. Devletin bir kurumunu zan altında bırakıyor.

- Muhbir Erhan Tuncel’in cinayeti birçok kez dönemin Trabzon Emniyet Müdürü şimdiki Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve irtibatta olduğu polislere bildirdiği ortaya çıktı. Ama hiçbir önlem alınmamış. Emniyetin suçu yok mu?
Emniyetin dikkat etmesi gereken Erhan Tuncel gibi ajan tipleridir. Bakın Alparslan Arslan bu kadar açık vermemiştir. Erhan Tuncel’in Emniyet’in yanı sıra MİT ve JİTEM’e de çalıştığı iddia edildi. Devletin kurumları töhmet altında bırakılmıştır. Ajan provokatör budur işte! Bizim güvenlik güçlerinin ajan çalıştırmada eksiklikleri ortaya çıkıyor. İş Emniyet’in üzerine kalmıştır. Bana göre bu şahsın başka gizli servislerle ilişkisi vardır.

“Alparslan Arslan planlanan tetikçi değildi”
- Kitabınızdaki en çarpıcı iddialardan biri Alparslan Arslan’ın saldırıyı gerçekleştirmesi planlanan tetikçi olmadığı ve asıl tetikçinin vazgeçmesi üzerine Arslan’ın saldırıyı gerçekleştirdiği
Alparslan Arslan’ın saldırıyı gerçekleştirecek birimin başında olduğunu biliyorum veya inanıyorum. Bu tür eylemleri Alparslan Arslan gibi adamlar yapmaz. Burada daha aşağıda insanlar seçilir. Şu da kanaatimi pekiştirdi: Tetikçi ve iki, üç kişi saldırıdan önce otomobilin içinde tartışıyor. Bunu gören şahitler var. Dünyada bu tür cinayetlerin örnekleri var; tetikçi daha sonra ortadan kaldırılıyor. Bu kişi korktuğu için vazgeçmiş olabilir. Tabii benimkiler bir öngörü; şudur dememiz için ispat etmemiz lazım. İki, üç cinayetin daha planlandığı da Danıştay saldırısından sonra güvenlik güçleri tarafından tespit edildi.

- Bu tür cinayetler son yıllarda yoğunlaştı. Darbe ortamı mı yaratılıyor?
Hiçbir şeyi yeniden keşfetmemize gerek yok. Siyasi tarihimizi iyi incelediğimiz zaman her şey ortaya çıkar. Cumhurbaşkanı seçimleri hep sancılı olmuştur. Ahmet Necdet Sezer seçildiğinde “siyasi cinayetler yaşanabilir” dedim, bir, iki gün sonra Ahmet Taner Kışlalı öldürüldü. Bu süreçlerde birtakım provokasyonlar hep yaşanmıştır. Bugün için iç dinamizmin yanı sıra Türkiye’nin bölgesel konumu var. Bölge şimdi kaynıyor; Irak işgal edildi, İran ile Suriye ilgili planlar gündemde. Nokta Dergisi’nde 2004 yılında iki darbe planlandığı iddiası çıktı. Türkiye’de sendromlar yaratılıyor. Bunlardan biri de genç subaylardır.

“Genç subaylar korkusu var!”
- Nasıl bir sendrom bu?
Genç subaylar dendiğinde aklımız hemen 27 Mayıs İhtilali’ne gidiyor. 27 Mayıs’ta Genelkurmay Başkanı tutuklanmış, ihtilali yapanların en yüksek rütbelisi albaydı. Genç subaylar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bir hiyerarşi dışı algılamasıdır. 27 Nisan’daki muhtıranın arkasında genç subaylar sendromu çok etkilidir. Bu sendrom en son Hilmi Özkök zamanında yeniden başlatıldı.

 
- Genç subaylar gerçekten rahatsız mı?
Böyle bir rahatsızlık olabilir ama bu sendrom kullanılıyor. Bu sendrom üst düzey askerlerde ciddi rahatsızlık yaratıyor. Çünkü 27 Mayıs’ta Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’un koluna kelepçe takıldı. 38 genç subay Milli Birlik Komitesi’ni kurdu ve generallerin önünde yürüdüler. Genç subay dendiğinde siyasilerde de sıkıntı ve korku oluyor. Genç subayların ortaya koyduğu demokratik tepkiler de vardır. Biz nasıl fikrimizi bildiriyorsak onlar da düşüncelerini hiyerarşi içinde bildiriyor olabilir. Ama bunlar abartılıyor. Bunlar ortaya atılarak bir korku ortamı yaratılıyor ve ülkeyi idare edenler şekillendirilmeye, verecekleri kararlarda yönlendirilmeye çalışılıyor.

- 28 Şubat ile 27 Nisan muhtırasından sonraki ortamın benzer yönleri var mı?
Benzer bir ortam var. Hükümet edenler bunu hiçbir zaman kabul etmek istemez. En önemlisi 28 Şubat süreci daha bitmedi. Bakıyorum o dönemde Batı Çalışma Grubu vardı ve meşru bir dayanağı yoktu. Ama dayanağı EMASYA (Emniyet Asayiş Yardımlaşma) dediler. EMASYA bir ilde birden çok toplumsal olay çıktığında valinin askerlerden ne şekilde yardım isteyeceğini ve komutanın kimde olacağını düzenliyor. Daha sonra İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay arasında bir EMASYA sözleşmesi yapıldı. Bu sözleşmeyle asker yeni bir statüye kavuştu; iç güvenlik alanına müdahale etme statüsüne… 2002 yılında AKP iktidar olur olmaz İçişleri Bakanlığı Şurası toplandı ve EMASYA’nın kanunlara aykırı olduğu tespit edildi ama EMASYA devam etti. Kaldırılamadı! Fişlemeler de buna göre yapılıyor.
- 28 Şubat süreci devam ediyorsa neden 27 Nisan’a gerek görüldü?
Amerika, fiili bir darbe istiyordu. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ülkeyi büyük bir badireden kurtararak darbeyi muhtıraya indirgedi. İlk defa internet ortamında yapılan bir muhtıradır. AKP de şaşırmıştır çünkü Amerika’nın darbeye izin vereceğini tahmin etmiyorlardı. Ama Amerika muhtıradan bir hafta önce “Laik, demokratik cumhuriyeti destekliyoruz” dedi. Laik kelimesini en başa koydular. Yaşar Büyükanıt, Amerika’nın istekleri dışına çıkarak, darbe girişimini Türkiye’nin hayrına olacak şekilde muhtıraya dönüştürmüştür.

- Bundan sonra neler olur?
Muhtıra seçimi getirdi. İhtilallerin siyasi sonucu hükümetlerin gitmesidir. 28 Şubat’ta REFAHYOL gitmiştir. Burada ise biraz daha demokratik bir sürece gidilmiştir. Ortalık daha flu. Ama AKP’ye cumhurbaşkanı seçtirilmemiştir. Bundan sonra da seçtirilmeyecek. AKP de buna karşılık halkın seçmesi yoluna gitti. AKP’nin milletvekili listelerinde 28 Şubat içinde yer alan isimler tırpanlandı. Genelkurmay Başkanı ile Başbakan görüştüklerinde bir liste verildiği iddia ediliyor. Böyle bir şeyin yaşanmış olmamasını diliyorum. Çünkü o zaman AKP’nin muhtıraya karşı yaptığı siyasi muhtıranın anlamı kalmaz. Bu bir nevi halkı aldatmak olur.
- 28 Şubat’ta halk sürecin dışındaydı. Ama 27 Nisan’dan önce AKP’ye karşı mitingler düzenlendi.

Kaynak: Yeni Aktüel

—————————————–

EN HEYECANLI KİTAP: “Ankara’da Gölge Oyunları”

15.06.2007 Emre Aköz - Sabah 
 
Kitaplara meraklı olduğumu bilen arkadaşlar arada sırada ” Bugünlerde ne okuyalım ” diye sorar. Ancak çoğu zaman onlara cevap veremem.
Çünkü ilgi alanlarımız, zevklerimiz farklıdır. Benim büyük bir zevkle okuduğum bir tarih kitabı, onların sıkıntıdan esnemesine yol açabilir.
Ama bu kez durum farklı…
Dün gazeteye gelmeye hazırlanırken, Emniyet İstihbarat Dasi’nin eski baanı Bülent Orakoğlu’nun Ankara’da Gölge Oyunları(Timaş Yay.) adlı kitabına şöyle bir göz atayım dedim. Takıldım kaldım. İşe gidemedim!
Sadece arkadaşlarıma ve meslektaşlarıma değil, bu köşenin tüm takipçilerine öneriyorum: Diğer tüm kitapları bir yana bırakın ve hemen Orakoğlu’nunkini okuyun.
Merak etmeyin, böyle yaparak diğer önemli kitaplara haksızlık etmiş olmayacaksınız. Çünkü elinizden bırakamayacağınız için, birkaç saatte bitirecek ve böylece hemen diğerlerine dönebileceksiniz.
Orakoğlu’nun kitabı diyoruz ama bu onun ” yazdığı ” değil, ” anlattığı ” bir kitap. Çok yerinde sorularla olayları deşerek Orakoğlu’nun bilgi ve tecrübesini ortaya koymasını sağlayan Selman Kayabaşı‘nın da hakkını yemeyelim.
 
Peki soluk soluğa, tüyleriniz ürpererek, kah üzülerek, kah kızarak okuyacağınız “Ankara’da Gölge Oyunları”nda neler anlatılmakta?
Aslında kitapta yer alan bilgilerin, verilerin, yorumların çoğunluğu medyaya yansıdı. Ancak bunları derli toplu bir biçimde, ayrıntılarıyla birlikte ve hele hele bir istihbaratçının değerlendirmesiyle okuduğunuzda müthiş etkileniyorsunuz.
Orakoğlu’nun kitaptaki en çarpıcı anekdotu medyada yer aldı. Yine de tekrar etmekte fayda var:
“Bir süre önce, küçük bir partinin genel başkanı beni Armada Alışveriş Merkezi‘ne yemeğe davet etti. Kimlerle beraber hareket ettiğini anlattı. Amaçlarının hükümeti devirmek olduğunu ve yakın bir zamanda harekete geçeceklerini söyledi. Dedi ki, ‘Biraz önce saydığım gerekçelerle hükümet gidiyor. Ben bir iki ay sonra başbakanım . Eğer stratejinizi bu şekilde götürmeye devam ederseniz sizin ve çocuklarınızın bundan sonra devlet hizmetinde yer alması mümkün değildir. Ama şu andan itibaren bizim dediklerimizi kabul ederseniz size devlet içinde önemli görevler verebiliriz’…” (s.47) Kitaptaki konu başlıklarını yazayım da okurken nelerle karşılaşacağınız hakkında fikir sahibi olun:
Kızıl Elma Koalisyonu ve Darbe Hazırlıkları… Genç Subaylar Sendromu… Küre Operasyonu… Danıştay Saldırısı… Atabeyler Operasyonu… 27 Nisan Muhtırası… Batı Çalışma Grubu ve EMASYA… Kırmızı Kitap: Milli Güvenlik ve Siyaset Belgesi…
Hatırlarsınız: 14 Nisan Tandoğan mitingi için Kadıköy vapur iskelesinde bildiri dağıtan genç kıza, ” Darbecilerin ardından yürüyeceksiniz? Aferin size, aferin! ” dediğimi… Bir an donup kalan genç kızın arkamdan, ” Biz Atatürkçü gençleriz ” diye seslendiğini burada yazdıktan sonra eklemiştim:
“Beş on yıl sonra, ‘ Darbe heveslileri bizim samimi Atatürkçülüğümüzü nasıl da kullanmışlar‘ diye hayıflanacak ama iş işten geçmiş olacak.”
Ama işte fırsat … Beş on yıl beklemesine gerek yok hanım kızımızın… Bülent Orakoğlu’nun kitabını okuması yeter.
Tabii sadece o değil: Kitabı asıl, ” demokrasiye ve hukuka yürekten bağlıCHP‘lilerin, MHP‘lilerin, mitinglerde bayrak sallayanların ve şehit cenazelerinde hükümet karşıtı sloganlar atanların da okuması gerekiyor.
Nasıl büyük bir operasyonla karşı karşıya olduklarını, tuzaklara nasıl düştüklerini anlayacaklar. (O tuzağa Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu
gibi yılların siyasetçileri çoktan düştü!) Başlıkta kitabın ” heyecan verici ” olduğunu yazdım ama inanın ” kahredici ” de diyebilirdim.

 

——————————————-

Kitap Adı : Ankara’da Gölge Oyunları
Yazar : Bülent Orakoğlu
ISBN : 9752635708
Yayınevi : TİMAŞ YAYINLARI
Basım Tarihi /Yeri: 2007 , İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
Boyutları : 13,5×19,5 cm

http://www.dunyabulteni.net/

{ 2 comments… read them below or add one }

hakan 20 Haz 2007, 12:15

müthiş bir çalışma beklediğim bir çalışma olmuş iki kere okurum herhalde helede bir istihbarat görevlisinin yazması 0 gerçek oldunu kanıtlar benim zaten istihbarata ve istihbaratçıya özel bir ilgim ve sevgim var

MUSTAFA DABAKBAŞI--ELAZIĞ 06 Ara 2007, 18:20

sayın orakoğlu yazdığınız şeylere ilk etapta bakıldığı zaman insana çok mantıklı ve gerçekçi geliyor.zaten kişiler bu konulardan az çok bihaber ise herşey net bir şekilde ortaya çıkıyor…

Leave a Comment

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.

Previous post: Ahmet Altan: Asıl hedef AKP değil

Next post: Tuğcu’dan senaryoya ilginç yorum