Fethin ışığı Türkiye’den parlayacak

Mayıs 30, 2005

Anadolu Gençlik Dergisi ve Millî Gençlik Vakfı tarafından organize edilen İstanbul’un fethedilişinin 552’nci yıldönümü, muhteşem bir şölenle kutlandı. Yüz binlerce kişinin katıldığı programda, Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın stada girmesiyle birlikte fetih coşkusu tam bir şölen havasına dönüştü. Hz. Eyüb el Ensari’nin şefaatinin istendiği programda, Fatih’in hocaları Akşsemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev’in fethe katkıları konuşmacılar tarafından anlatıldı. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinin canlandırıldığı, Havai fişek gösterilerinin yapıldığı ve Dünya Kur’ân okuma birincilerinin gökleri inlettiği şölende, İzmit İsmet Paşa Stadı, tarihi günlerinden birini yaşadı.

Fethin 552’nci yıldönümü nedeniyle Millî Görüş Lideri Erbakan’ın konukları olarak programda bir konuşma yapan, IIFSO Genel Başkanı Mustafa Tahhan, Malezya eyalet eski Başbakanı Hacı Abdulhadi Bin Hacı Awang, Sudan Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Swar ez Zeheb, Afganistan Eski Devlet Başkanı Burhaneddin Rabbani ve Suudi Arabistanlı İşadamı Ömer Zübeyr İstanbul’un fethinin 552’nci yıldönümünü kutlayan konuşmalar yaptılar.

Erbakan: Zaferleri Millî Görüşle yaşadık

Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, “Bir Fetih yapmak için 3 temel şart var. Bunlar, İnanç, kumandan ve askerdir. Bütün insanlığın kurtuluşu için yeniden fetihler yapmak gerekiyor. Tarihteki bütün zaferleri Millî Görüş’le yaşadık. Bugün de yaşayacağız. İşte bu büyük kalabalık bunun en açık ispatıdır. Fatih, İstanbul’u aşk, azim ve Millî Görüşle aldı. Çünkü, aşk, azim ve Millî Görüşle tekeden süt çıkarılır. Bir milletin asıl gücü ne topudur, ne silahıdır; imanıdır, azmidir, inançlı evlatlarıdır. Şuurlu bir Müslüman görmek istiyorsanız, 90 yaşında fethe katılan Ebu Eyyüp El Ensari Hazretlerini iyi düşünün” dedi.

Kutan: Başarı inançla kazanılır

Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan “Bu büyük zaferler inançla yapıldı. Bizans elçisi fetihten önce gelip, Fatih’i tehdit etti. Sultan Fatih de ‘Benim kudretimin yettiği yere senin imparatorunun hayali bile yetişemez’ diyerek zafere olan inancını ortaya koydu. Osmanlı o zamana kadar teknik olarak yapılması mümkün olmayan Bizans’ın Ejder adını verdiği topları ve Rumeli Hisarı’nı yaptı. Fethe gidilirken Osmanlı sultanı Fatih hocaları Akşemseddin’i bir tarafına, Molla Gürani’yi de diğer tarafına aldı. Bu bize başarının maddi ve manevi anlamda birlikte hareket etmekle mümkün olduğunu ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.

Tahhan: Erbakan’ı engelliyorlar

IIFSO Başkanı Mustafa Tahan da, İstanbul’un fethedilişinin 552’nci yıldönümünü kutlayarak başladığı konuşmasında, İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu içler acısı duruma dikkat çekti. Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yaptığı çalışmaları anlatan Tahhan, “Türkiye dünyanın önemli ülkelerinden birisidir. Eğer bugün Türkiye’de Erbakan, iktidarda olsa idi, ABD, Irak ve Afganistan’a saldırmaya cesaret edemezdi. Yine Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’e hakaret edemezlerdi. Bugün, Guantanamo’da kitabımızın sayfalarını yırtıp tuvalete atma cür’etini gösterebiliyorlar. Allah’ın kitabını tuvalete atanlardan bir gün mutlaka hesabını soracağız” dedi. Tahhan, Türkiye’de Erbakan’ın iktidara gelmesini dış güçlerin engellediğini de sözlerine ekledi.

Ez Zeheb: Osmanlı’yı unutmadık

Sudan eski Devlet Başkanı Muhammed Swar ez-Zehep, Sudan halkının Osmanlı’yı ve Osmanlı’nın gerçekleştirdiği fetihleri unutmadığını belirterek İzmit İsmet Paşa Stadı’nı dolduran binlerce gence seslendi: “İslam dünyası artık birlik ve beraberlik içinde olmalıdır. Bu birlik ve beraberlik bizlere yeni fetihlerin kapılarını açacaktır. Fetih ve gençlik coşkusundan asla vazgeçmeyin” dedi. “Müslüman olmaktan her zaman izzet ve şeref duyduğunu belirten ez Zeheb, “Allah’a hamd ediyoruz. Geleceğimiz ve dünyanın geleceği İslam’dadır. Bugün İslam’ı terörle bir araya getirmeye çalışan gayri Müslimlere sesleniyorum. İslam barış dinidir, terörü ve bölücülüğü tasvip etmez. Cenab-ı Allah’a duam şudur ki; bu muhteşem lider başkanlığında bizlere yeni fetihler nasip eylesin” dedi.

Rabbani: Yeni Fatihler aranızdan çıkacak

Afganistan eski Devlet Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Rabbani de “Sizinle birçok ortak yönü olan Afganistan halkından sizlere selam getirdim. Bugün burada tüm dünyada büyük yankı uyandıran İstanbul’un fethinin coşkusunu canlandırmak için bir araya geldik. Bu halkın bir zamanlar Fatih Sultan Mehmed diye bir Sultanı vardı. Bugün de Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan var. Dün Fatihler’i doğuran anneler vardı, bugün de bu muhteşem kalabalık içerisinde yeni Fatih’ler doğuracak anneleri görüyorum. Dün İstanbul’u fetheden şuurlu ve cesur askerler vardı. Bugün bu stadı dolduran ve yeni fetihler yapacak olan binlerce askeri görüyorum” dedi. Erbakan’ın Afganistan halkını hiçbir zaman unutmadığını ifade eden Rabbani, “Erbakan her zaman bizim yanımızdaydı. Afgan-Rus savaşı zamanında hiç yalnız bırakmadı, madden ve manen destekledi. Afgan-Rus savaşı zamanında bizi hiç yalnız bırakmadı, madden ve manen her zaman destekledi” diye konuştu.

Erbakan’dan büyük övgüyle bahseden Rabbani, “Erbakan Hocamıza Cenab-ı Allah’tan uzun ömür vermesini diliyorum. Ve inşallah yine Millî Görüş’ü iktidara taşıması için Allah’a duacıyım.” şeklinde konuştu.

Awang: Fethin şerefi bu millete verildi

Malezya eski Eyalet Başbakanlarından Hacı Abdulhadi Bin Hacı Awang da, Peygamber efendimizin İstanbul’un fethiyle ilgili hadisini hatırlatarak, “Bir mucize bu milletin eliyle gerçekleşti. Hadis-i Şerifte geçen mucizeyi gerçekleştiren bu milleti kutlamak için buradayım. Bu mucizeden sonra Müslümanlar dünyada, izzetle ve şerefle yaşamaya başlamıştır” dedi. Endülüs’ün kaybedildiği bir dönemde, İstanbul’un fethedilmesinin anlamının çok büyük olduğunu ifade eden Awang, “Kur’ân’da çok açık bir ifade vardır. Eğer bu dine hizmet etmekten bir topluluk vazgeçerse, Allah nurunu tamamlamak için yeni bir topluluk bulup çıkarır. İşte Allah Türk toplumuna böyle büyük bir hizmet vermiştir. Bu millet İslam’a o kadar hizmet etmiştir ki, hiçbir zaman şeytanın yoluna sapmamıştır. Bu konuda Prof. Dr. Erbakan’a da çok teşekkür etmek istiyorum. Çünkü D-8 gibi bir projeyi Müslümanlara sunarak İslam dünyasının nasıl çalışması gerektiğini öğretmiştir” diye konuştu.

İzzet ve şeref’in Müslümanlıkta olduğuna dikkat çeken Awang, sözlerini şöyle bitirdi: “Eğer başka şeref ararsak zelil oluruz. Bu yüzden bütün Müslümanlar olarak yeni fetihler gerçekleştirmek için bir araya gelmeliyiz”

Zübeyr: Mescid-i Aksa’yı kurtarmalıyız

En son söz alan Suudi Arabistanlı İşadamı Ömer Zübeyr ise, İslam topraklarının işgal altında olduğunu kaydederek, “Bugün İslam dünyası dağınık bir yapı sergiliyor. Bundan cesaret alan düşmanlar ise, İslam topraklarını işgal ediyorlar” dedi.

İsrail’in Filistin topraklarını işgal ettiğini belirten Zübeyr, “İsrail, Müslümanların en kutsal mabedlerinden birisi olan Mescid-i Aksa’yı işgal etti. Bütün Müslümanlar olarak bu durumun sürmesine izin veremeyiz. Bir an önce birlik ve beraberlik içinde mücadele ederek Mescid-i Aksa’yı kurtarmalıyız” diye konuştu.

Zübeyr, konuşmasını İstanbul’un Fethi’nin 552’nci yıldönümünü kutlayarak bitirdi.

350 Türk tarihçisi

Mayıs 30, 2005

Türkiye’deki üniversitelerin tarih bölümlerinde görevli 79’u profesör, geri kalanı doçent ve yardımcı doçent 350 tarihçi, mayıs ayının başında bir ortak bildiriye imza attı. İlginçtir… 4 Mayıs 2005 tarihli bu bildiri, Boğaziçi’nde planlanan ancak ertelenen konferansın gerçek yüzüne tutulan bir ışık gibi….

Bildiride 1915 Ermeni tehcirinin önceden planlanmış bir girişim olmadığı, çatışmaların önlenmesi amacıyla ve mecburiyet dolayısıyla tatbik edilmiş geçici bir önlem olduğu vurgulanıyor ve özetle deniyor ki:

“Soykırım bir insanlık suçudur ve tarihimizin bu suçla uzaktan veya yakından bir alakası bulunmamaktadır… Ermeni diasporası son yıllarda Türk tarihçilerine Batı’da popüler olabilmeleri ve itibarlı akademisyen kabul edilmeleri için Türk tezine aykırı görüşler ileri sürmelerini telkin etmiş, Türkiye’de kendi tezlerini savunacak yandaşlar bulma çabasına girişmiş ve sayıları az da olsa maalesef bazı destekleyiciler sağlamıştır…

İşin garip tarafı, ülkemizde bugün Ermeni tezlerini destekleme talihsizliğini gösteren bu kişilerin Osmanlı Arşivleri’nden içeriye adımlarını atmamaları, konuyla ilgili belgeleri okuyacak Osmanlıca bilgisine sahip bulunmamaları ve yine konuyla ilgili olarak bugüne kadar hiçbir bilimsel yayın yapmamalarıdır.

Bu kişiler, tek taraflı yaklaşımlarla ileri sürdükleri görüşler tarihçiler tarafından eleştirilince muhataplarını “resmi tarihçilik” ile suçlama kolaycılığına sapmaktadırlar…”

29.5.2005 / MELİH AŞIK / MİLLİYET

ESAS SAVAŞ, KUR’AN’A VE İSLÂMİ KİMLİĞE KARŞI YAPILMAKTADIR

Mayıs 30, 2005

Son zamanlarda İslâm’a ve Müslümanlara yönelik şiddet olaylarının artması ve Kur’an’a karşı yapılan insanlık dışı muamelelere karşı tepkiler sürüyor. İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV) tarafından organize edilen “Kur’an’a Saygı” gösterisinde binlerce Başkentli ellerinde Kur’an’larla Abdi İpekçi Parkı’nda bir araya geldiler. İLKAV Başkanı Mehmet Pamak, “Düşük kimliğinizi ortaya koyan saldırılarınıza, hakaret ve tehditlerinize rağmen, Kur’an’ın söndürülemez nuru kıyamete kadar insanlığı aydınlatmaya devam edecektir” dedi.

ESAS SAVAŞ, KUR’AN’A VE İSLÂMİ KİMLİĞE KARŞI YAPILMAKTADIR

ABD ve İsrail öncülüğündeki işgal, katliam, işkence, tecavüz çetesinin bütün İslâm coğrafyasında terör estirdiğini söyleyen Pamak, “Afganistan, Irak, Filistin başta olmak üzere neredeyse tüm İslâm coğrafyasında sivil halklara yönelik katliamlar yapan, adam kaçıran, çeşitli işkenceler ve ahlâksızlıklar yapan, Guantanamo ve benzeri yerlerde insanlık onurunu ayaklar altına alan Batılı emperyalistler, aslında her yerde Kur’an ve İslâm’la savaşmaktadırlar. İnsani erdemlerini yitirmiş, paganist, azgın ve sapkın bir kültürün temsilcisi emperyalist Batı devletleri ve yerli işbirlikçilerinin esas savaşı, Kur’an’a ve İslâmi kimliğe karşıdır” diye konuştu.

Mehmet Pamak, emperyalist güçlerin hayvandan bile aşağı seviyesizliklerini gerçekleştirdiklerini belirterek, “Müslüman halkları aşağılayıcı her yola başvuruyorlar. Son ve en büyük işkence ve en aşağılayıcı yöntem olarak da Kur’an’a hakarete yöneldiler. Kutsal Kitabımıza, bütün insanlığı karanlıklardan ve zulümden kurtarmak için indirilmiş bir nur olan ve Müslümanların uğrunda her şeylerini feda etmeyi göze alacakları Kur’an’a alçakça hakaretleri yapabilecek derecede aşağılara düşen bir kimliği sergiliyorlar. Kur’an’ın hayvanlardan bile aşağı olarak nitelendirdiği seviyesizlikleri cüretkârca gerçekleştiriyorlar” diye konuştu.

KUR’AN’A UZANAN

ELLER KIRILSIN

Kur’an’ı Kerim tilavetiyle başlayan eylemde, “Kur’an bizim şerefimiz, feda olsun her şeyimiz”, “Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır”, “Kur’an’a uzanan eller kırılsın”, “Kur’an’ı hayata taşıyacağız”, “Oluk oluk aksa da kanımız, yine de yok edemezsiniz Kur’an’ı”, “ABD-İsrail-İngiliz şeytanı, insanlığı aydınlatan Kur’an’ı tanı”, “Türkiye’nin tapusundan Kur’an mührünü silip kazıyanlar, bu ülkeyi Bizans’a teslim eder” şeklinde pankart ve döviz taşıyan göstericiler, “Kur’an’a uzanan eller kırılsın”, “Kur’an aydınlık Batı karanlık, “Kur’an bizim canımız feda olsun her şeyimiz”, “Kahrolsun İsrail terör devleti”, “İslâmi eğitim hakkımız bizim”, “İslâmi kimlik onurumuz”, “Başörtüsü onurumuz koruyacağız”, “Misyoner serbest, Müslüman yasaklı” şeklinde sloganlar attı. Eylem, yapılan duanın ardından sona erdi.

YÖK BAKTI, KÖŞK SUSTU

Mayıs 30, 2005

Marmara Üniversitesi (MÜ) Diş Hekimliği Fakültesi’nde 2003 yılından bu yana devam eden yolsuzluğa, TBMM ve Başbakanlık el koydu. AK Parti İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in ısrarlı takibi sonucunda YÖK Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun duyarsız kaldığı yolsuzlukla ilgili olarak Başbakanlık müfettişleri harekete geçti.

YÖK DE, KÖŞK DE ORALI OLMADI

Prof. Dr. F. Bülent Topbaşı, fakültede usulsüz atamalar ve otopark ile Nişantaşı Ortodonti Derneği üzerinden gerçekleştirilen yolsuzluklara ilişkin olarak 2003 yılından bu yana belgeli başvurularından bir sonuç alamadı. İlk olarak Yükseköğretim Kurumu Başkanlığı’na müracaat eden Topbaşı’na verilen cevapta, Prof. Dr. Funda Yanıkoğlu’nun Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı döneminde kadrolu eleman olmasına rağmen kurduğu şirket aracılığıyla fakülte ile ticari faaliyete girmesine ilişkin bir delile rastlanmadığı iddia edilerek, kendisine disiplin cezası verilmesine gerek görülmediği bildirildi. Aynı cevapta, fakülte içerisindeki otoparktan her ay 4 milyar liranın dekana elden verildiğine ilişkin olarak ise ön inceleme başlatıldığı belirtildi, ancak aradan geçen 2 yıla rağmen sonucu hakkında bir açıklama yapılmadı. YÖK nezdindeki girişimlerinden bir sonuç alamayan Prof. Dr. Bülent Topbaşı, bu defa Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e 25 Nisan 2005 tarihinde bir mektupla, belgeli yolsuzluklar konusunda YÖK’ün bir girişimde bulunmadığını belirterek, dilekçenin son bölümünde, “Sayın Cumhurbaşkanım, YÖK Başkanlığı’na gönderdiğim ilişikteki dilekçem hususunda YÖK tarafından soruşturma açılması konusunda emir ve müsaadelerinizi, yine bir sonuç alamadığım taktirde bana yol göstermenizi saygılarımla arzederim” satırlarına yer verdi. Ancak bu dilekçeye rağmen Cumhurbaşkanlığı tarafından Prof. Topbaşı’na herhangi bir dönüş gerçekleşmedi.

BAŞBAKANLIK TEFTİŞ

KURULU DEVREDE

YÖK ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun herhangi bir girişimde bulunmadığı yolsuzluk iddiaları ile ilgili olarak Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişleri ise işlem başlattı. AK Parti İstanbul Milletvekili Azmi Ateş’in kendilerine ulaştırdığı bilgi ve belgeleri ihbar kabul eden müfettişler, ön incelemede iddiaları ciddi bularak, soruşturma başlatılması görüşüne vardılar. Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun soruşturması önümüzdeki günlerde başlayacak.

BU BELGELERE RAĞMEN İLGİLENMEDİLER

MÜ Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Topbaşı’nın topladığı bilgi ve belgeler, fakültedeki yolsuzluk ve usulsüzlükleri ortaya koyuyor. Dosyasında, fakülteye gelen hastalardan Nişantaşı Ortodonti Derneği adına alınan paralar için kesilen çok sayıda makbuza yer veren Topbaşı’nın bu belgeleri için Başbakanlık müfettişleri tarafından yapılan ön değerlendirmede, “Fakülte doktorları tarafından yapılan hizmetler için dernek adına para tahsil edilmesi yasal değildir” denildi. Prof. Topbaşı’nın YÖK, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık Teftiş Kurulu’na gönderdiği ihbar mektubunda, derneğin böylece her yıl 2 milyon dolar civarında bir gelir elde ettiği anlatıldı. Marmara Üniversitesi Hastanesi’ne ilişkin bir iddiaya da yer verilen dosyada, hastanenin tüp bebek geliri kaleminden 245 milyar liranın üniversite vakfına yatırılıp yatırılmadığının sözkonusu vakfın hesaplarının incelenerek ortaya çıkartılması gerektiği dile getirildi. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tolga Dağlı ile Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selçuk Basa’nın “kısmi statüdeki personel” olmalarına rağmen dekanlığa atanmalarının da yasa dışı olduğu belirtilerek, üniversite kayıtlarının bu doğrultuda incelenmesi istendi. Diş Hekimliği Fakültesi içerisindeki otoparktan her ay 4 milyar liranın elden “dekanlığa” verildiğine ilişkin iddia da araştırılması gereken konular arasında yer aldı.

İzmit’teki Fetih ve Gençlik Şöleni yarın

Mayıs 27, 2005

İstanbul Fethi’nin 552′nci yıldönümü vesilesiyle Anadolu Gençlik Dergisi tarafından düzenlenen “Fetih ve Gençlik Şöleni” yarın İzmit İsmetpaşa Stadı’nda saat 17.00′de başlayacak.

Büyük bir katılımın beklendiği şölende stada girişler ücretsiz. Şölenle ilgili bir basın açıklaması yapan Millî Gençlik Vakfı Başkanı İlyas Töngüş, İstanbul’un Fethi’nin tüm dünyaya manevi, fikri ve sosyal bir açılım kazandırdığını söyledi. Töngüş, “Asıl hedef, bütün insanlığa iyilik ve mutluluk getirmektir. Fetih, karanlık dehlizlerde yaşayanları Hak ve hakikatin aydınlığına çıkarmaktır” dedi. Fatih Sultan Mehmed’in 21 yaşında iken Peygamber Efendimizin (sav) övgüsüne ve müjdesine mazhar olduğunu hatırlatan Töngüş, özellikle gençleri Fetih kutlamalarına katılmaya çağırdı.

PROGRAM ŞU ŞEKİLDE:

Mehteran ve Mustafa Cihad’ın ezgileri ile renklenecek şölende, lazer ışık ve havai fişek gösterileri yer alacak. Misafir devlet başkanlarının birer konuşma yapacağı programa dünyaca ünlü hafızlardan Abdurrahman Saiden, Kerim Mansuri ve Ahmet Ebul Kasimi katılacak.

İzmit Mazlum-Der’den başörtüsüne özgürlük eylemi

VAKİT/KOCAELİ

Mazlum-Der Kocaeli Şubesi başörtüsü yasağına karşı protesto eylemlerine devam ediyor. Mazlum-Der İnanç Özgürlüğü Platformu üyeleri, yarın saat 12:30′da Sabri Yalım Parkı İnsan Hakları Anıtı önünde başörtüsü yasağını protesto etmek amacıyla bir eylem düzenleyecek. Başörtüsü özgürlük eylemine çok sayıda duyarlı vatandaşın katılımı bekleniyor.

Meclis’te TCK krizi

Mayıs 27, 2005

Ak Parti’nin, kanuna aykırı eğitim yapanlara verilecek cezaları hafifleten önergesi TBMM’de kabul edildi. Bunun üzerine CHP’liler Meclis’i terketti

AK Parti milletvekillerinin, yeni TCK’da kanuna aykırı eğitim yapanlara verilen cezayı hafifletmeyi öngören önergesi, CHP’nin muhalefetine karşın TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. AK Parti milletvekillerinin ”Kanuna aykırı eğitim kurumu açanlara verilecek cezada indirim yapılmasına ilişkin önerge vereceğini öğrenen CHP grubu olağanüstü toplanarak konuyu değerlendirdi. Daha sonra Genel Kurul Salonu’na dönen CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz söz alarak, yeni TCK ile 74 yıllık bir kanunun değiştiğini ve tüm tartışmalara karşın iki partinin genel başkanlarının da araya girmesiyle bir uzlaşı ortamı sağlanarak tasarının yasalaştığını hatırlattı. Topuz, AK Parti’nin ”kanuna aykırı eğitim kurumları” başlıklı 263. maddeyi değiştiren önergesi ile bu uzlaşmanın bozulduğunu söyledi.

CHP’NİN TEPKİSİ

Önergede, ”Kanuna aykırı eğitim kurumu açan veya işleten kişi üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır” hükmünün yer aldığını belirten Topuz, şöyle konuştu:: ”Nedir kanuna aykırı eğitim kurumu… Bu ülkede kanuna aykırı eğitimi kimler yapabilir? El Kaide, Hizbullah, PKK ve Misyonerler yapabilir. Bunu ne pahasına yapıyorsunuz farkında mısınız? Bu önerge ile verilen cezaların para cezasına çevrilmesine imkan sağlıyorsunuz. İsteyen herkes Türkiye’de Kuran kursu açabilir, ama siz izinsiz kurs açan tarikat hocalarını ve o kurumlara verilecek cezaları kurtarmak istiyorsunuz. Ne hakkınız var buna… Seçmene selam vermek için ‘biz değişmedik hala aynıyız’ demek için bunu yapıyorsunuz. Ama şunu bilin ki siz uzlaşmayı dinamitliyorsunuz, eğer bunu geri çekmezseniz tepkimiz çok ağır olacak. Bu bizi kandırmaya yönelik ve hakaret içeren bir yaklaşımdır. Bizim iyi niyetimizi kötüye kullanıyorsunuz. Bunu Anayasa ve Cumhuriyetin temel niteliklerine karşı bir hareket olarak değerlendiriyoruz.”

HAFİYELİK

AK Parti grubu adına söz alan Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, verilen önerge ile iki parti arasındaki ilişkilerin suistimal edildiği görüşüne katılmadığının altını çizdi. Söz konusu önergenin alt komisyon ve Adalet Komisyonu’nda da gündeme geldiğini ancak sağlanan uzlaşma nedeni ile önergenin komisyonda değil, Genel Kurul’da verildiğini bildiren Bozdağ, CHP ile TCK’nın her maddesinde uzlaştıklarını söyledi. Kanuna aykırı eğitim kurumlarının cezasız kalmayacağını ve para cezası hakkındaki kararın hakim tarafından verileceğini belirten Bozdağ, ”Biz bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum diyen bir geleneğin insanlarıyız. Bu mantıkla çocuklarımıza öğretmenlik de mi yapamayacağız” dedi. Konuşmaların ardından yapılan oylamada önerge AK Parti milletvekillerinin oyları ile kabul edilirken, CHP milletvekilleri kararı protesto ederek Genel Kurul’dan ayrıldı. Ancak, teklifin son maddesine gelindiğinde Komisyon yerine oturmadı ve oylama yapılmadı. Böylece, Kanunun tümünün oylaması da bugüne kalmış oldu.

ERDOĞAN’I SUÇLADI

CHP Grup Başkanvekilleri Ali Topuz, Kemal Anadol ve Haluk Koç ile Adalet Komisyonu’nun CHP’li üyeleri ile çok sayıda CHP milletvekili TBMM Genel Kurulu’nu terk ettikten sonra Parlamento’da basın toplantısı düzenledi. Grup Başkanvekili Topuz, “Başbakanın “evet” dememesi durumunda böyle bir şeye cesaret edemezler. Bunun asıl sorumlusu Başbakandır. Bunu Başbakan planlamıştır, bakanları ve milletvekilleri aracılığıyla da neticeye ulaştırmıştır” dedi. Bu madde ile ilgili önerge verileceğini duyduklarında Ak Parti Grup Başkanvekilleri, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve Komisyon Başkanı Köksal Toptan ile görüştüklerini anlatan Topuz, “Bana çok çaba sarfettiklerini, ancak grup üyelerinden büyük baskı geldiğini ve güçlerinin bunu engellemeye yetmediğini söylediler” diye konuştu.

tercüman gazetesi

Şiir skandalı

Mayıs 27, 2005

Türkiye, bu yasakçı kafayla mı AB’ye girecek… Anadolu Lisesi öğrencisi, şiir dinletisinde Nazım Hikmet’in “Vatan Haini” adlı şiirini okuyunca gözaltına alındı

Türkiye ne çektiyse bu yasakçı kafadan çekti… Yaşamın her alanında özgürlükleri artırma mücadelesi veren ve bunu dünyaya göstermeye çalışan modern Türkiye’de yaşanan bazı olaylar, Biz bu kafayla mı Avrupa’ya gireceğiz” dedirtiyor. İşte son örnek. Muğla’nın Milas İlçesi Anadolu Lisesi, bir şiir dinletisi düzenledi. Dinletiye Kaymakam Hulusi Doğan, İlçe Milli Eğitim Müdürü Arslan Ersoy, Anadolu Lisesi Müdürü İbrahim Durmaz ile öğretmen ve velilerden oluşan yaklaşık 200 kişi katıldı.

BAZILARI AYAKTA ALKIŞLADI

Sunuculuk görevi ise, Milas Tiyatro Şenliği’nde en iyi oyuncu” ödülünü alan son sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Ç.C’ye verildi. Buraya kadar her şey yolundaydı. Ne olduysa bundan sonra oldu. Sunucu Ç.C. arkadaşlarını sahneye davet ettiği sırada, “Organizasyon öğrenciler tarafından hazırlandı. Ancak kendi istediğimiz şiirleri okuyamıyoruz” dedi. Ardından da, “Ama ben şimdi sizlere kendi seçtiğim bir şiiri okuyacağım” diyerek, Nazım Hikmet’in Vatan Haini” adlı şiirini okudu. Salonu dolduran seyircilerin bir bölümü Ç.C’yi ayakta alkışladı. Ancak diğerleri çok şaşırdı.

TALİMATI KAYMAKAM VERDİ

Okul Müdürü Durmaz, şiirin programda olmadığını söyleyerek tepki gösterdi. Milas Kaymakamı Hulusi Doğan ise şiirin bitmesini bekledi. Doğan, salonu terk etmek üzereyken korumalarına, polis çağrılması talimatını vererek, Ç.C. adlı öğrencinin emniyet’te ifadesinin alınmasını istedi. Ç.C. davetlilerin gözü önünde apar topar Milas Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. İfadesi alınan 17 yaşındaki genç, şiirin “yasaklı” olmadığı gerekçesiyle 3 saat sonra savcılık tarafından serbest bırakıldı.

AVUKATI: TARTAKLADILAR

Ç.C’nin avukatı Levent Anıl yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Ç.C. ifadesinde MEB’in kütüphanelerinde de bulunan Nazım Hikmet’in şiirlerinden ‘Vatan Haini’ni arkadaşlarının çok beğendiğini, bu nedenle okumakta bir sakınca bulmadığını, art niyeti olmadığını ancak tartaklanarak gözaltına alındığını söyledi. Bugün başbakanlık yapan büyüklerimizin dahi bir zamanlar ülkede şiir okumaktan dolayı düştüğü sıkıntıyı düşünürsek, gençlerimizi gözaltına almanın ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkar.”

YASAK ARAŞTIRMASI…

Milas Kaymakamı Hulusi Doğan ise, “Dinletide öğrencinin okuduğu şiir siyasi içerikliydi. Yasaklı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla, öğrencinin ifadesine başvuruldu” açıklaması yaptı…

tercüman gazetesi

Halaçoğlu Amerika’ya gidemedi

Mayıs 27, 2005

Ermeni konferansı tartışmaları nedeniyle Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun durumu neredeyse unutuldu. İsviçre’deki bir konferansta “Ermeniler soykırıma uğramadı” dediği için, İsviçre’nin başvurusu üzerine Interpol tarafından aranan Prof. Halaçoğlu, bu yüzden yurdışına çıkamıyor. Çünkü, Interpol onu her an gözaltına alabilir. Bu yüzden Prof. Halaçoğlu, ABD ve Almanya’da davetli olduğu iki toplantıya da katılamadı. Buna tepki gösteren Prof. Halaçoğlu şöyle konuştu:

“ARAP ÜLKELERİNDEN GELİN”

“Dışişleri Bakanlığı’nın benim durumumla ilgili girişim yaptığını biliyorum ama sonucu hakkında henüz bana bir bilgi verilmedi. Ben de bu yüzden yurtdışına çıkamıyorum, çıkmıyorum. Kim olsa böyle davranırdı, ben yurtdışına çıktığım taktirde başıma herhangi kötü bir şey gelmesi durumunda bunun hesabını kim verecek? Ne yazık ki genelde hırsızlar kaçakçılar gibi isimlerin yer aldığı bir Interpol bülteninde bu defa da bizim ismimiz yer aldı. Almanya’da bu ay sonunda, ABD’de ise Haziran başında davetli olduğum iki uluslararası konferansa bu yüzden katılamadm. Kendilerine de açıkça durumumu anlattım. Dedim ki ‘İsviçre’nin tutumu yüzünden yurtdışına çıkamıyorum.’ Hatta Amerika’dan bana şöyle bir öneride bulundular: ‘İsterseniz seyahat güzergahınızı direkt Türkiye-ABD şeklinde ayarlayın, ya da Arap ülkeleri üzerinden gelin, bu taktirde başınıza bir terslik gelmez. Ancak ben her ihtimali de değerlendirerek bu toplantılara katılmama kararı aldım.”

DIŞİŞLERİ ÇALIŞIYOR

Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Prof. Halaçoğlu’nun durumuyla ilgili olarak “İsviçreli savcının İnterpol başvurusu geri çektiği yolunda duyumlar aldık” derken, İsviçre Büyükelçiliği yetkilileri bu konuda kendilerine henüz bir bilgi ulaşmadığını söylediler.

tercüman

ÖSS ADALETSİZLİĞİ BİTMELİ

Mayıs 26, 2005

Üniversite sınavına sayılı günler kala, katsayı eşitsizliğine duyulan tepkiler de yükselmeye devam ediyor. Toplumun birçok kesiminde, katsayı adaletsizliğine tepki gösteriliyor, ancak YÖK ve diğer kurumlar, tepkilere kulak tıkamayı sürdürüyorler. Katsayı adaletsizliği önceki gün Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in de katıldığı bir toplantıda yine eleştiri konusu oldu.

MESLEK LİSELERİNE İŞ İMKANI

Meslek lisesi mezunu işsiz gençleri uygulamalı eğitime tabi tutarak, reel sektöre vasıflı ara eleman olarak kazandıracak AB-İşkur kapsamlı proje, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in katılımıyla başlarken, Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri olan MÜSİAD’ın Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat, haksız uygulamaya sert tepki gösterdi. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Dr. Ömer Bolat, “Katsayı eşitsizliği, mesleki eğitime büyük darbe vurmuş, işletmelerde nitelikli işgücü açığı had safhaya ulaşmıştır. Son üç yılda kaydedilen (birikimli olarak) yüzde 25 oranındaki milli gelir artışının sürmesi, işletmelerin nitelikli işgücü bulabilmelerine bağlıdır. Bu açıdan bakıldığında, meslekî eğitimin önünü açmak, Türkiye’nin önünü açmakla eş anlamlıdır” dedi.

MESLEKİ EĞİTİME DARBE VURULUYOR

Dr. Bolat, bir yandan çeşitli sektörler nitelikli eleman ihtiyacını karşılamakta zorlanırken, öte yandan lise ve üniversite mezunu işsizlerin sayısının arttığını belirterek; meslekî eğitim konusunda da şöyle konuştu:

“Eğitim reformunun sağlaması gereken sonuçlardan biri, iyi bir insan kaynakları ve kariyer planlaması yaparak, ülkenin ve toplumun ihtiyaç duyduğu nitelikli insanı yetiştirmek olmalıdır. Diplomalı işsizler ordusunu büyütmek, akıl kârı değil. Orta öğretim kurumlarında, genel liselerin sayılarını artırmak yerine, meslek liselerinin önü açılmalı, alanı genişletilmeli, gençlerimiz tüketici çoğunluk olmaktan kurtarılarak, üretici hale getirilmelidir. 1998-99 öğretim yılında üniversiteye girişte getirilen katsayı eşitsizliği uygulaması; İmam Hatip liseleri yanında, meslek liselerine ve çıraklık okullarına büyük bir darbe vurmuştur. O tarihte bütün lise öğrencileri içinde düz liselilerin oranı yüzde 56.7, meslek liselilerin oranı yüzde 43.3 iken, 2004 yılında bu oran düz liseliler için yüzde 68.5, meslek liseliler için yüzde 31.5 olarak bozulmuştur. Halbuki gelişmiş ülkelerde olduğu gibi hedef, düz liseler yüzde 35, meslek liseleri yüzde 65 oranı şeklinde olmalıdır. MÜSİAD’ın geçen yıl hükümete sunduğu Meslekî Eğitim Raporu’ndaki çözüm önerilerinin hayata geçirilmesi, mesleki eğitimin önünü açacaktır. Meslekî eğitimin önünü açmak, Türkiye’nin önünü açmakla eşanlamlıdır.”

Eğitim sistemimizin yeniden ele alınarak, reel ekonominin ihtiyaçlarını dikkate alan yapıya getirilmesinin şart olduğuna dikkat çeken MÜSİAD Başkanı Bolat, “Ülkemizin bölgesel kalkınma planlarına uygun olarak, kısa ve uzun vadede geliştirilmesi hedeflenen sektörler ve bu sektörlerin ihtiyaç duyacağı değişik seviyelerdeki nitelikli insan kaynaklarının ihtiyaç listeleri belirlenmeli ve gerekli olanların yetiştirilmesi sağlanmalıdır. Bugün birçok üniversitemizdeki eğitim dallarında yetişen gencimizin mezuniyetten sonra iş bulamayacağı bilinmesine rağmen, eğitilmeye devam edilmekte; asıl gereken ve aranan birçok konu henüz işlenmemektedir” dedi.

AKP hükümeti bizi hayal kırıklığına uğrattı

Mayıs 26, 2005

Önder Başkanı İbrahim Solmaz:

AKP hükümeti bizi hayal kırıklığına uğrattı

EBUBEKİR GÜLÜM / ANKARA

Son yıllarda yapılan büyük engellemelere rağmen halkın sahip çıktığı İmam Hatipler, yeni bir açılım için önemli adım atmaya hazırlanıyor. Geçtiğimiz hafta sonu yapılan ilk İHL Kurultayı’nda, İHL dernekleri ile okul aile birliklerinin bir Federasyon çatısı altında toplanması gündeme geldi. ÖNDER Başkanı İbrahim Solmaz, gelen talepler doğrultusunda çalışma başlatacaklarını söyledi.

ÖNDER Genel Başkanı İbrahim Solmaz, ilk İHL kurultayının değerlendirmesini gazetemize yaparken, Türkiye genelindeki bütün okullardan katılım olmasının çok önemli olduğunu belirterek, oluşturulan meslek komisyonları ve bölge toplantılarında taleplerin ve sorunların tespit edildiğini kaydetti.

“Bizim açımızdan çok verimli bir toplantı oldu. Delegelerimiz umutlu döndüler” diyen Solmaz, son dönemde İHL’lere olan ilgi ve alakaya dikkat çekti. Bu dönemde fiziki iyileşme ve eğitimde kaliteye büyük önem verildiğinin altını çizen Solmaz, “Bizim tek problemimiz, katsayı problemi. Bunun halledilmesi için bireysel, bölgesel, toplumsal girişimlerin devam etmesine karar verdik” dedi.

Kurultayda İHL’lere yapılan haksızlığın giderilmesi yönündeki taleplerin yüksek sesle dile getirildiğini belirten Solmaz, “İnsanlar hükümetten bu hususta büyük bir beklenti içindeydiler. Ancak bu beklentiler gerçekleşmeyince büyük bir burukluk yaşadı, hayal kırıklığına uğradı. Ama bu burukluğu daha fazla yaşamak istemiyoruz. Bu dönem, bu sorunun çözülmesi için acilen adım atılmasını istiyoruz” dedi.

Kurultayın en önemli enstantanesinin eski ANAP’lı Hür Parti Genel Başkanı Yaşar Okuyan’ın İHL’lerle ilgili alınan kararlar için yaptığı savunmada söylediği, “ Biz yanlış yaptık. 3 Kasım’da gittik. Şimdi de sizi uyarıyoruz. Siz de gidebilirsiniz” şeklinde sözleri olduğunu hatırlatan İbrahim Solmaz, “Ancak bu çok önemli açıklama, maalesef gölgede kaldı” dedi.

Hayalet üniversiteler

Mayıs 26, 2005

ÖSYM’nin yayımladığı istatistiklere göre, YÖK yüzlerce öğretim görevlisini öğrencisiz çalıştırıyor. Öğretim görevlisi, binası olan ancak öğrencisi olmayan fakülteler arasında ilahiyat fakülteleri başta geliyor.

YAKUP BULUT / ANKARA

Yeni üniversite açılmasına karşı çıkan YÖK, mevcut üniversitelerde yüzlerce öğretim görevlisinin öğrencisiz bir şekilde çalışmasına göz yumuyor. ÖSYM, YÖK’ün öğrencisi olmadığı halde öğretim üyesi bulundurduğu üniversite, fakülte ve bölümleri yayınladı. ÖSYM’nin yayınladığı 2004-2005 yükseköğretim istatistiklerinde öğrenci ile karşılaşmadan çalışan 28′i profesör 510 öğretim görevlisi olduğu ortaya çıktı.

Hiç öğrencisi olmadı

YÖK’ün öğrencisiz bıraktığı fakültelerin başında İlahiyat Fakülteleri geliyor. Tüm ilahiyatların öğrenci kontenjanları 1997 yılından itibaren uygulanan strateji ile sistemli olarak azaltılırken, 3 ilahiyat fakültesine ise hiç öğrenci alınmıyor. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 2001 yılına kadar öğrenci alırken 3 yıldan bu yana öğrenci alamıyor. Üniversite YÖK’ten her yıl kontenjan talebinde bulunuyor.

1997′de kurulan Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin ise 7 yıldır öğrenci almasına izin verilmiyor. Eskişehir’deki İlahiyat Fakültesi, kurulduğu günden bugüne kadar binası, öğretim elamanları olmasına rağmen öğrencisi olmadığı için Eskişehirliler tarafından ‘hayalet fakülte’ olarak adlandırılıyor. YÖK, ayrıca Malatya İnönü Üniversitesi’ne bağlı Darende İlahiyat Fakültesi’ne de öğrenci alınmasına izin vermiyor. 3 fakültede toplam 91 öğretim görevlisi çalışmaya devam ediyor.

ÖSYM verilerine göre, üniversitelerde ilahiyatçıların yanısıra öğrencisiz olarak bekletilen diğer hocaların meslek yüksekokullarında görev yapan öğretim görevlileri olması dikkat çekti. Üniversiteye girişte katsayı engeliyle karşılaşan meslek liseli öğrencilere sınavsız geçiş yolu ile çözüm olarak sunulan 612 meslek yüksekokulunun 170′i halen kapalı tutuluyor.

Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahir Hatiboğlu, öğrencisiz bir şekilde öğretim görevlisi olmasının mümkün olmadığını belirterek, bazı fakülte ve bölümlerde ‘kasıtlı’ hareket edildiğini öne sürdü.

İlahiyat üzerinde oyun

İlahiyatlar ve meslek yüksekokulu konularında isteksiz hareket edildiğini ifade eden Hatipoğlu, “İlahiyatların tamamı üzerinde bir oyun oynandığı gerçek. Onun yanında meslek yüksek okullarına ve mesleki eğitime ilgisizlik gösterilmesi var. Sürekli gündeme getiriliyor ancak YÖK nedense bu konuyu görmemeye çalışıyor” diye konuştu.

yenisafak

Freispruch für russische Soldaten trotz Geständnis

Mayıs 26, 2005

Vier russische Soldaten, die wegen Mordes an sechs tschetschenischen Zivilisten angeklagt waren, wurden freigesprochen

Ein Militärgerichtgericht in der südrussischen Stadt Rostow hat vier russische Soldaten, die wegen Mordes angeklagt waren, freigesprochen. Ihnen wurde vorgeworfen, vor drei Jahren sechs tschetschenische Zivilisten getötet zu haben.

Die Soldaten haben die Tötung vor Gericht nicht abgestritten, sagten aber, dass sie nur die Befehle ihrer Vorgesetzten befolgt hätten. Die Entscheidung des Gerichts ist bereits der zweite Freispruch für die Soldaten.

Niederlage von Rot-Grün in NRW führt zu Neuwahlen im Bund

Mayıs 26, 2005

Zum ersten Mal nach 39 Jahren wird Schwarz-Gelb die Landesregierung in Nordrhein-Westfalen stellen - Bundeskanzler Schröder und SPD-Parteichef Müntefering streben Neuwahlen im Herbst an

Nordrhein-Westfalen bekommt eine neue Regierung. SPD und Grüne mussten in der Landtagswahl in NRW eine empfindliche Niederlage hinnehmen, deren Folgen weit über Düsseldorf zu spüren waren. Unmittelbar nach den ersten Hochrechnungen teilte der SPD-Bundesvorsitzende Franz Müntefering mit, dass die Partei und der Bundeskanzler schon für diesen Herbst Neuwahlen für den Bundestag anstreben. „Wir suchen die Entscheidung“, stimmte Schröder dem Vorhaben zu. „Es ist Zeit, dass in Deutschland die Verhältnisse geklärt werden. Die Menschen sollen sagen, von wem sie regiert werden wollen.“ Das Wahlresultat von Düsseldorf, entziehe der Bundesregierung die politische Grundlage für die Fortsetzung der eingeleiteten Reformen, so Schröder.

Die CDU-Vorsitzende Merkel reagierte zunächst irritiert auf die Ankündigung Münteferings. Sie erinnerte an die schwierige Prozedur einer vorzeitigen Auflösung des Bundestages. Doch kündigte sie schnell einen „engagierten und beherzten Wahlkampf“ an.

Gemäß Artikel 68 des Grundgesetzes kann der Bundespräsident den Bundestag innerhalb von 21 Tagen auflösen, wenn der Kanzler im Parlament bei einer Vertrauensfrage keine Mehrheit hat. Dafür müssten die Rot-Grünen Politiker dem Kanzler ihr Vertrauen entziehen. Dieser so genannte „Schleichweg“ ist unter den Verfassungsrechtlern jedoch höchst umstritten. Entscheidend ist hierbei auch die Wortwahl „kann“, welches dem Präsidenten bei seiner Entscheidung einen gewissen Spielraum lässt.

Auch die Abgeordneten der SPD reagierten verunsichert: „Wir haben nichts gewusst und auch nichts geahnt“, erklärte eine Abgeordnete der Westdeutschen Allgemeine gegenüber. Die Grünen reagierten verwirrt: „Wir hatten überhaupt keine Ahnung.“ Die Idee sei von der SPD entwickelt worden, so Claudia Roth. Am Dienstag wird der SPD-Parteivorstand mit den Landesvorsitzenden der SPD zusammenkommen. Dort solle über die Neuwahl offiziell beraten werden. (sa)

Koran-Schändung durch amerikanische Soldaten

Mayıs 26, 2005

Streit über Newsweek-Berichte weitet sich immer weiter aus

Ein Bericht des US-Nachrichtenmagazins Newsweek über die Schändung des Korans durch amerikanische Soldaten im Gefangenenlager Guantanamo Bay auf Kuba hatte weltweit Empörung ausgelöst. Das Pentagon hatte den Artikel ursprünglich nicht beanstandet.

Dem Bericht zufolge haben amerikanische Ermittler im Gefangenenlager Guantanamo Bay auf Kuba den Koran die Toilette heruntergespült, um die Häftlinge zum Reden zu bringen. Der neue Skandal ließe eine perverse Systematik erkennen, so Lutz Heuken, Leiter der Auslandsredaktion der Westdeutschen Allgemeinen Zeitung: „Wer moslemische Gefangene nackt vor Frauen präsentiert, wer Hunde, die im Islam als unrein gelten, auf Häftlinge hetzt, wer schließlich den Koran so widerlich schändet, der begeht nicht gedankenlos Dummheiten, der will Moslems bewusst erniedrigen und in ihren tiefsten Gefühlen verletzen.”

Die Berichte haben in vielen muslimischen Ländern zu Demonstrationen empörter Gläubiger geführt. Bei Zusammenstößen zwischen Demonstranten und Sicherheitskräften in der afghanischen Stadt Faisalabad starben nach Behördenangaben dutzende Menschen. Im Nachbarland Pakistan, in Indonesien, Ägypten, den Palästinensergebieten und im Irak verurteilten die Muslime die Schändung des heiligen Korans. Tausende Menschen demonstrierten gegen die USA. US-Außenministerin Condoleezza Rice hat nach den blutigen Protesten in Afghanistan eine volle Aufklärung versprochen.

Nahezu am gleichen Tag zu den Berichten der Schändung des Koran, berichteten Zeitungen, dass dem früheren Kommandanten des amerikanischen Militärgefängnisses von Abu Ghuraib im Irak, Oberst Thomas Pappas, für seine Mitverantwortung an den dortigen Missbräuchen nur eine Geldbuße von 8000 Dollar auferlegt worden ist. Pappas entgeht damit einem Strafprozess vor dem Militärgericht. Laut Zeugenaussagen war Pappas persönlich an den Missbräuchen beteiligt. Diese Haltung des Pentagon verstärkt den Eindruck, dass die Verantwortlichen für die Skandale lediglich durch disziplinarische Ahndungen äußerst milde „bestraft” werden. Für die US-Regierung wird es somit mit jedem Skandal und jeder „Bestrafung” schwerer, die Muslime davon zu überzeugen, dass es sich hierbei nur um Ausnahmen im Kampf gegen den „internationalen Terrorismus” handelt.

Inzwischen erklärte die Zeitschrift Newsweek, dass der Informant, ein höherer Regierungsbeamter, sich bei erneuter Nachfrage nicht sicher sei, ob er den Vorfall mit der Toilette wirklich im besagten Ermittlungsbericht des Südkommandos oder in anderen Ermittlungspapieren gelesen habe. Dem ungeachtet rechtfertigt sich die Zeitschrift dahingehend, dass man den Artikel vorher dem Pentagon zur Überprüfung vorgelegt habe, ohne dass die Passage mit der Toilette beanstandet worden wäre. Weiterhin sind auch weitere Berichte in anderen US-Zeitungen erschienen, die Misshandlungen und Erniedrigungen gegenüber Gefangenen, auch durch Schändung ihnen heiliger Dinge dokumentieren. (sa)

Muslimische Referendarin darf Kopftuch im Unterricht tragen

Mayıs 26, 2005

Das Verwaltungsgericht Bremen hat entschieden, dass eine muslimische Referendarin im Unterricht ihr Kopftuch tragen darf

Das Land Bremen darf muslimischen Lehrerinnen während des Referendariats das Tragen eines Kopftuchs nicht verbieten, urteilte das Verwaltungsgericht Bremen. „Es gibt keine gesetzliche Grundlage für ein Kopftuchverbot im Referendariat“, erklärte das Gericht.

Geklagt hatte eine junge Muslimin, die Religionskunde und Deutsch an der Bremer Universität studiert und sich um die Aufnahme in das Referendariat für die Fächer Deutsch und Biblische Kunde beworben hatte. Die Behörde für Bildung und Wissenschaft jedoch verweigerte ihr die Aufnahme, weil sie ein Kopftuch trug.

Im rot-schwarz regierten Bremen gibt es bezüglich religiöser Symbole an Schulen ganz verschiedene Meinungen. Während die SPD zusammen mit dem christlichen Kreuz und der jüdischen Kippa alle religiösen Symbole verbieten will, fordert die CDU ein Verbot nur für das Kopftuch. Die CDU begründete ihren einstimmigen Beschluss damit, dass das Kopftuch ein eindeutig politisches Symbol sei und für eine Rechts- und Werteordnung werbe, die dem demokratischen Verfassungsstaat den Kampf angesagt habe.

Bisher konnten Referendarinnen ihre Ausbildung überall beenden, weil es sich bei einem Referendariat „nur“ um den Abschluss einer Ausbildung und nicht um einen Staatsdienst handelt. (hv)

Amerikan ordusu, Anbar bölgesine geniş çaplı saldırı başlattı

Mayıs 26, 2005

HADİTHA

ABD ordusu, Irak’ın Anbar bölgesinde bir aydan kısa sürede ikinci geniş çaplı saldırısını başlattı. Yaklaşık bin civarında Amerikan deniz piyadesi ve kara kuvvetleri askerlerinden oluşan grup, bölgedeki Haditha kentinin bir bölümünü kapatırken, zırhlı birlikler bölgede kontrol noktaları kurdu.

Saldırıda 3 kişinin öldüğü, başkent Bağdat’ın 220 kilometre kuzeybatısındaki kentin üzerinde Amerikan helikopterleri ve savaş uçaklarının dolaştığı belirtildi. “Yeni Çarşı” adı verilen ve sabaha karşı başlatılan operasyonda iki Amerikan deniz piyadesinin yaralandığı belirtildi.

Amerikalı askeri yetkililer, yaklaşık 90 bin kişinin yaşadığı Haditha kentindeki direnişçilerin çok gelişmiş taktikler uyguladıklarını öne sürerek kente saldırı düzenlediler.

Irak, işgal güçlerinin kalmasını istedi

Irak hükümeti, BM Güvenlik Konseyi’ne bir mektup göndererek, Irak’taki işgalci güçlerin görev süresinin uzatılmasını istedi.

BM diplomatik kaynaklarının verdiği bilgiye göre, Güvenlik Konseyi’nin bu ayki dönem başkanı Danimarka’ya gönderilen mektupta, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Konsey tarafından onaylanan siyasi sürecin sonuna veya Irak kendi güvenliğini sağlayabilecek duruma gelinceye dek işgalci güçlerin görev süresinin uzatılmasına izinverilmesini talep etti.

Güvenlik Konseyi’nin 8 Haziran 2004’te kabul ettiği 1546 sayılı karar uyarınca, Irak’taki işgalci güçlerin görev süresini, Irak hükümetinin isteği veya kararın kabulünün üzerinden 12 ay geçtikten sonra gözden geçirecek.

BM kaynakları, Konsey’in 31 Mayıs’ta toplanarak Irak’taki işgalci güçlerin görev süresinin gözden geçirilmesini ele alacağını belirttiler.

Irak’ta ABD komutası altındaki işgalci güçler, 16 Ekim 2003’te Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilen 1511 sayılı kararla kurulmuştu.

Kukla, Amerikan ağzıyla konuştu

ROMA

ABD ağzıyla konuşmaya devam eden kukla Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Washington’un yaptığı gibi Suriye’yi suçlayarak, Şam’dan yabancı savaşçıların sınırlarından Irak’a sızmalarını önlemesini istedi.

Zebari, Bağdat’a gelen İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ile görüşmesinden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, komşu ülke Suriye’nin bu konuda sorumluluğu bulunduğunu öne sürdü.

Bakan Zebari, bu sorunun önüne geçilmesi amacıyla güvenlik işbirliğinin sağlanması ya da güvenlik işbirliği için bir mekanizmanın kurulması gerektiğini belirtti.

Fini’nin, Iraklı yetkililerle görüşmek ve İtalyan birliklerini ziyaret etmek üzere Irak’ta bulunduğu bildirildi.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Pasquale Terracciano, yaptığı açıklamada, Fini’nin temasları çerçevesinde Başbakan İbrahim El Caferi ile görüşeceğini de söyledi.

Sözcü, bu görüşmelerle, Irak’ın geçici yeni hükümetiyle ilişkilerin kurulmasının amaçlandığını belirtti.

ABD’den savaşa ek bütçe

Amerikan Temsilciler Meclisi alt komitesi, Irak ve Afganistan savaşı için 45 milyar dolarlık ek bütçeyi onayladı.

Temsilciler Meclisi’nin Savunma Tahsisleri alt komitesi, kapalı kapılar ardında yaptığı toplantıda, ekim ayının birinde başlayacak yeni mali yılda Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) acil olarak Irak ve Afganistan’da harcanmak üzere 45 milyar dolarlık ek para verilmesini kabul etti.

Milletvekilleri, Pentagon’un ekim ve 2006 yılının mart ayları arasında Afganistan ve Irak için daha fazla paraya ihtiyacı olacağını söyledi.

Amerikan Kongresi, bu ay başında Afganistan ve Irak için 82 milyar dolarlık bütçeyi kabul etmişti.

Son yapılan yardımla Irak ve Afganistan savaşlarının ABD’ye maliyetinin 300 milyar doları aşacağı, Pentagon’un bütçesininse 408 milyar dolara ulaşacağı bildiriliyor.

Amerikan Kilisesi nefret saçıyor

Mayıs 26, 2005

Amerika’da Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırıların ardı arkası kesilmiyor. ABD askerlerinin Guantanamo ve Irak’taki Kur’an’a yönelik hakaretlerinin ardından, Kuzey Caroline eyaletinde bir kilise, yola koyduğu ışıklı bir levha’ya “Kur’an , valete atılmalı” yazdı.

ABD’nin Kuzey Caroline eyaletinde bir kilise, bahçesine herkesin göreceği bir biçimde “Kur’an tuvalete atılmalı” yazılı bir levha koydu. Babtist kilisesi rahibi özüre de yanaşmıyor. Baptist kilisesinin rahibi, yazıyla ilgili hiç bir biçimde özür dilemeyeceğini söylerken, olay bölgede yaşayan Müslümanlar arasında nefretle karşılandı. ABD’nin Kuzey Caroline eyaletinde bir kilise, bahçesine herkesin göreceği bir biçimde “Kur’an’ın tuvalete atılmalı” yazılı bir levha koydu. Baptist kilisesinin rahibi, yazıyla ilgili hiç bir biçimde özür dilemeyeceğini söylerken, olay bölgede yaşayan Müslümanlar arasında nefretle karşılandı. Kuzey Caroline’daki Danieltown Baptist Kilisesi’nin bahçesine konulan levha, kilisenin otoyol üzerinde (U.S. 221) olması nedeniyle yoldan geçenler tarafından kolayca okunabiliyor.

Kilisenin rahibi Creighton Lovelace, levhayla ilgili görüşlerini soran gazetecilere pişkin pişkin, “Bu söz, tanrının ve İncil’in sözlerini destekliyor. Bunu buraya koymaya karar verdiğimizde, tepkiler alacağımızı biliyorduk. Biz doğru olanı yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Işıklı levhada Kur’an’ın tuvalete atılması gerektiği belirtiliyor ve bu konuda salı günleri orta dalgadan yayın yapan bir radyo istasyonunun dinlenilmesi isteniyor. Lovalace, yazıyla ilgili olarak hiçbir biçimde özür dilemelerinin ise sözkonusu olmadığını söyledi.

Kur’an’a hakaret yeni değil

Geçtiğimiz cuma günü Uluslararası Kızılhaç Örgütü de bir açıklama yaparak 2002 ve 2003 yıllarında Guantanamo’da Kur’an’a saygısızlık yapıldığı yönünde birkaç kez şikayette bulunulduğunu savundu. Guantanamo’da ABD personelinin Kur’an’a saygısızlık yaptığı yönündeki haberlere ilişkin açıklama yapan Kızılhaç sözcüsü Simon Schorno, Kızılhaç’ın Pentagon ile temasa geçerek şikayetleri ABD yönetimine ilettiği söyledi. Geçtiğimiz cuma günü Hindistan’da Müslümanlar ABD bayraklarını yırtarak yaktı. İran’ın başkenti Tahran’da da cuma namazından sonra camilerden çıkan binlerce kişi protesto gösterisi düzenledi.

Gösterilerde ABD ve İsrail bayrakları yakıldı. Ülkenin değer kentlerinde de benzer gösteriler yapıldı. ABD’nin Londra Büyükelçiliği önünde de yaklaşık 100 kişi protesto gösterisi yaptı. ‘George Bush’a Ölüm’ diye bağıran göstericiler, ABD karşıtı sloganlar attı.

MÜSLÜMANLAR ÇOK ÖFKELİ

Kuzey Caroline’daki Rutherford Kasabası’nda hizmet veren kilisenin bu tutumu, bölgede yaşayan Müslümanlar tarafından öfkeyle karşılandı. Buna karşın, Danieltown Baptist Kilisesi yetkilileri, bugüne kadar yalnızca bir kez levhanın kaldırılmasına yönelik tepki telefonu aldıklarını bildirdiler. Bilindiği gibi Newsweek dergisi Guantanamo Üssü’nde ABD askerlerinin tutukluları aşağılamak için Kur’an’ı tuvalete attıklarını yazmış ve bu yüzden olay İslam dünyasında geniş yankı yaratmıştı. İşin içinden çıkamayan Newsweek ise haber nedeniyle özür dilemişti. Amerikan Los Angeles Times de önceki gün, Kur’an-ı Kerim’e yönelik yeni hakaretlere yer vermişti. Gazetesinin Amerikan askeri personelinden aldığı bilgilere dayanan haberine göre, Amerikalı gardiyanlar Kur’an’ın üzerine bastılar ve idrarlarını yaptılar. Kutsal kitap köpeklere ağızlarında taşıtıldı. Öte yandan, Irak’taki Amerika askerleri de baskın düzenledikleri camilerdeki Kur’an-ı Kerimlerin üzerine haç işareti çizmişlerdi. n CAROLİNE

Şer şebekesi!

Mayıs 26, 2005

ABD’de Türkiye’nin lobiciliğini üslenen, milyonlarca doları cebe indiren, genç bir ekiple yine Türkiye’nin başına musallat olan bu çevrenin Türkiye’deki ortaklarına, Irak’taki gelişmelerle bağlantılarına, karşılarında duranları nasıl ezmeye çalıştıklarına dikkat etme zamanı. Bakmayın Amerikalı veya Türkiyeli olduklarına. Hepsinin yolu İsrail aşırı sağına çıkıyor.

Huntington’ın entelektüel, askeri strateji alanında pazarladıklarını, karanlık tipler, hücreler, marjinal çevreler, şer şebekeleri uygulamaya geçiriyor. Bu çevreler, Büyük Ortadoğu Projesi gibi, yine medeniyetler çatışması çerçevesinde geliştirilen bir projeyi bizlere barış projesi olarak yutturmayı başardılar…

Skandal, Larry Franklin adlı Pentagon çalışanının ABD istihbaratına ait 83 gizli dosyayı American Israel Public Affairs Committee (AIPAC) adlı aşırı sağcıların odaklandığı bir örgüt üzerinden İsrail’e aktarmasıyla patlak verdi. Bu hafta Washington’da yıllık toplantısını yapacak olan örgüt, İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve ABD Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice gibi çok sayıda önemli simayı konuşturarak şov yapmaya hazırlanıyor…

Soruşturma 11 Eylül saldırılarına kadar uzanıyor. Saldırı sonrası İsrailli “güzel sanatlar öğrencileri” çok gündeme gelmişti. Şimdi yine gündemde. Bu “öğrenci”lerin 2000-2001 yıllarında ABD ordusu ve kurumlarını izledikleri ortaya çıktı. 11 Eylül saldırılarından hemen önce 120 İsrailli güzel sanatlar öğrencisi gözaltına alınıp sınır dışı edildi. Çoğunun İsrail istihbaratıyla ve ordusuyla, bazılarının da İsrail mafyasıyla bağlantıları ortaya çıkarıldı. Bazılarının 11 Eylül saldırılarından sorumlu tutulan Muhammed Atta gibi kişilerle aynı sokakta oturduğu belirlendi. İsrailli bazı yetkililer, bu kişilerin Müslüman grupları yönlendirdiğini, sınır dışı edilmeselerdi 11 Eylül saldırılarını engelleyeceklerini iddia etti. AIPAC ve İsrailli öğrenci skandalından önce, İsrail’in ADL üzerinden Amerikalı veya Müslümanlar’a ait 950 kurum ve kuruluşu izlediği, bilgilerini topladığı, en önemlisi de, Motorlu Araçlar’a ait kayıtları ele geçirdiği biliniyor. Franklin skandalında İsrail’e aktarılan gizli dosyalar İran ve Irak’la ilgili. Ancak çok ilginç bir nokta var: Irak işgalinden sonra İsrail komandolarının Kuzey Irak’ta yapacağı operasyonlarda ne gibi tehditlerle karşılaşabileceğine ilişkin bilgiler de İsrail’e aktarılmış. İsrail’in istediği bu bilgileri hazırlayan ise bugünlerde Türkiye’de sıkça adını duyuran Michael Rubin.

Skandalın merkezindeki yer alan İsrail istihbaratına bağlı Herzilya Center, Irak’ın kitle imha silahları olduğunu dair bütün dünyayı kandıran yalanların sahibi. “Ilımlı İslam” projesini hazırlayanlardan Barry Rubin bu merkezde çalışıyor ve dosyayı o hazırladı. Tony Blair’in “Saddam bizi 45 dakika’da vuracak silahlara sahip” yaygarasını bu dosyaya göre yaptı. Aynı çevreler şimdi İran dosyasını hazırlamakla meşgul. İsrail istihbaratı ABD’den çaldığı bilgilerle bu dosyayı hazırlamaya çalışıyor. Dünya nasıl olsa bütün yalanlara inanıyor!..

Şimdi, ABD’de Türkiye’nin lobiciliğini üslenen, milyonlarca doları cebe indiren, genç bir ekiple yine Türkiye’nin başına musallat olan bu çevrenin Türkiye’deki ortaklarına, neler yaptıklarına, bugünlerde nelerle meşgul olduklarına, Irak’taki gelişmelerle bağlantılarına, karşılarında duranları nasıl ezmeye çalıştıklarına dikkat etme zamanı. Bakmayın Amerikalı veya Türkiyeli olduklarına. Hepsinin yolu İsrail aşırı sağına çıkıyor. Hepsi, Huntington’ın kaba bir şekilde çizdiği medeniyetler çatışması tezini gerçeğe dönüştüren hücrelere mensup ve her yerde karşımıza çıkıyorlar.

25.5.2005 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK

Meclis, “Tutsi Soykırımı Yasası” çıkarsın!

Mayıs 24, 2005

Batılı devletlerin parlamentolarındaki “Ermeni Soykırımı” furyasından gına getiren Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu devletlere misilleme yapabileceğini söyledi.

Tabii ki misilleme kelimesini kullanmadı, ama kast ettiği şey odur.

Bu tehdidin tehdit olarak kalmamasını, kuvveden fiile çıkmasını temenni ediyoruz.

İşe, Fransa’nın Asya ve Afrika’daki katliamları ele alınarak başlanabilir.

Çinlilere, Vietnamlılara, Cezayirlilere, Batı ve Orta Afrikalı halklarına kan kusturan Fransızlar aleyhindeki delillerin haddi hesabı yok.

Tarihin derinliklerine dalmadan, 1950’lerin Vietnam veya Cezayir’ine bile gitmeden, sadece 1994’ün Ruanda’sına dikkatlice bakmak bile Fransa’ya “soykırımcı” damgasını vurmaya yeter.

Tutsi kabilesine mensup gerillalar, Hutu kabilesine mensup Devlet Başkanı Habyarimana’yı devirmeye çalışıyorlardı.

Habyarimana, öteden beri zulmettiği Tutsilere topyekün savaş açtı.

Kundaktaki bebeklerden kocamış kadınlara kadar bütün Tutsiler, Ruanda ordusunun ve Hutu milislerinin hedefi haline geldi.

Birkaç ay içinde yüzbinlerce (bir rivayete göre 1 milyon) Tutsi, hunharca katledildi.

Milyonlarcası da hicret etti.

Tutsi gerillaları rejimi devirmeye muvaffak olmasalardı, belki de Ruanda’da bir tek Tutsi bile kalmayacaktı.

Tam bir soykırım söz konusuydu.

Ve bu soykırımın arkasında Fransa vardı.

Habyarimana liderliğindeki Hutu rejimi, Fransa’nın Ruanda acentasıydı.

Bu rejim eliyle gerçekleşen Tutsi soykırımının asıl sorumlusu, Habyarimana’yı sonuna kadar destekleyen Fransa’dır.

Nitekim Tutsiler, Fransa’nın Ruanda’ya gönderdiği 2500 kişilik “barış gücü”nü “Katil Mitterand!” sloganıyla karşılamışlardı.

Fransa’nın Tutsi soykırımındaki sorumluluğunu Le Monde gazetesi bile kabul ediyor.

Bu konuda sayısız bilgi ve belge var.

Fransız parlamentosunun itibar etmediği bu bilgi ve belgeler, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından mutlaka değerlendirilmelidir.

“Tutsi Soykırımı Yasası”nı sabırsızlıkla bekliyoruz!

H. Albayrak

Irak’ı bölmek için geri sayım

Mayıs 24, 2005

Irak’ta Şii-Sünni çatışmalarının iç savaşa dönüşmesini isteyen birileri muhakkak var ama kimler? Tahrikleri izliyor ama failleri teşhis edemiyoruz.

Böyle bir savaşın ABD’ye kazandırabileceği herhangi bir şey olabilir mi? Belki kısa sürede bitecek ve Şii, Sünni ve Kürt unsurlardan üç ayrı devlet çıkaracak bir savaş bazı odakların beklentisine uyabilir. Ancak böyle bir bölünmenin İsrail-Filistin sorunundan daha ağır bir kanayan yara açması ve bütün dünyaya sıkıntı vermesi kaçınılmaz.

Öyleyse bu kızıştırıcı fail kim? Batı sistemine bağlantılı hale getirilecek bir Irak, ABD’nin tek başına soyunduğu küresel kural koyuculuk görevi açısından acil bir zorunluluk. Beyaz Saray inanıyor ki, ancak böyle bir başarıyla vizyonuna haklılık kazandırabilecek, tek başına bile kalsa hedefine yürüyebileceğini dost düşman herkese gösterecek. İyimserlerin bir an önce gerçekleşmesini beklediği ‘barışık bir Irak’ zaferi dünyamızda ‘resmi Amerikan çağı’nın ilk yılı olacak! Hasılı bu yeni dünya çarkının dönmesi için Irak’ta başarı mutlak şart. Öyleyse nasıl oluyor da ABD ordusu savaştığı kişileri daha da vahşileştirmek istercesine külotlu Saddam fotoğrafı pazarlayabiliyor?

23.5.2005 / ÖMER LÜTFİ METE / SABAH

Sonraki Sayfa »