Ich bin Deutsche und trage ein Kopftuch. Wohin soll ich mich noch integrieren?!

Aralık 22, 2004

Wie nehmen Muslime die Integrationsdebatte der letzten Zeit auf? Ein Interview

In letzter Zeit ist in der Politik der Begriff der Integration womöglich einer der am häufigsten verwendeten. Es wird debattiert und heftig gestritten wie man denn die Zuwanderer in Deutschland am besten integriere. Verschiedene Ansätze werden angeboten. Während einige die Multi-Kulti-Gesellschaft als Realität ansehen und darauf basierend ihre Politik betreiben, gehen andere mit Zwangsmitteln an die Problematik heran. Um die Sache aus einer anderen Perspektive zu betrachten wurden Studenten sowohl Einheimische als auch mit Migrationshintergrund befragt.

„Es sind Maßnahmen erforderlich, aber unter Berücksichtigung der sozialen Schicht“, meinte die Politikstudentin Sara. Ihrer Ansicht nach „betrifft die Integrationspolitik Asylanten und Flüchtlinge“. Für die 24-jährige sei Integration nicht möglich, wenn Ausländer die nach Deutschland kommen an den Rand gedrängt werden. „Für mich ist es eine logische Konsequenz, dass in Stadtteilen, wo die Hauptsprache nicht Deutsch ist, die Leute ihre eigene Sprache sprechen.“ Das würde sie auch tun, wenn sie im Ausland so eine Möglichkeit hätte.

„Es kommt darauf an, aus welchen Ländern die Ausländer stammen“, betonte Nadja, Psychologiestudentin. Sie denkt, dass Unterschiede unter den Zuwanderern gemacht werden. „Frankfurt ist sehr liberal wegen des hohen Ausländeranteils“, fügt Sabine, ebenfalls Psychologiestudentin, an dieser Stelle hinzu. „Verglichen mit Bayern, kann ich mir vorstellen, dass es von Bundesland zu Bundesland große Unterschiede gibt, auch inwieweit die Bereitschaft der Bevölkerung da ist, Ausländer zu integrieren.“ Beispielsweise würden an die US-Amerikanern in Bayern ganz andere Ansprüche gestellt. „Da gibt es Ortsteile, wo die amerikanische Bevölkerung lebt. Dagegen sagt keiner was!“ Es gebe unterschiedliche Wertigkeiten in den Ansprüchen. Die Psychologiestudentin bemängelte auch die Unstimmigkeiten zwischen Forderungen und Angeboten. Auf der einen Seite verlange man „integriert euch“, jedoch fehle es an Möglichkeiten, dies umzusetzen. „Dadurch vergrößert sich die Kluft.“

„Was bedeutet Integration?“, fragt die türkischstämmige Pädagogik-Studentin Nurcan, gleich zu Beginn der Befragung. Der Begriff „Integration“ werde von vielen Politkern missbraucht. Man solle zuerst einmal zwischen Integration und Assimilation unterscheiden. Die nächste Frage wäre „wer sollte sich integrieren?“. Nurcan fragt sich, ob mit „integriert euch“ auch muslimische Studenten oder Muslime, die in Deutschland geboren und aufgewachsen sind, gemeint sind. „Müssen diese sich noch integrieren?!“ Die Pädagogikstudentin wies darauf hin, muslimischen Mitbürgern die Möglichkeit zu geben, sich an der Gesellschaft zu beteiligen. Denn das wäre „der Schritt der Partizipation“, welcher zur Integration beitrage. Darüber hinaus verlangt sie von Politkern mehr Einsatzbereitschaft für Muslime, insbesondere Kopftuch tragende, wenn diese durch populäre Zeitschriften angegriffen werden. „Das Kopftuch darf nicht als integrationshemmend in der Gesellschaft dargestellt werden. Denn das äußere Erscheinungsbild sollte nicht als Beleg für Integration sein“, unterstrich die 25 jährige Studentin.

Steffi, Germanistikstudentin, ist eine deutsche Konvertierte. Auch sie ist der Meinung, dass Integration nicht mit Äußerlichkeiten verbunden werden sollte. „Ich bin Deutsche und trage ein Kopftuch. Wohin soll ich mich noch integrieren?! Das hier ist mein Land“, stellte Steffi klar. Sie fände es zwar in Ordnung, dass Zuwanderer deutsch lernen müssen. Es wäre auch verständlich, wenn finanzielle Kürzungen bei denen vorgenommen werden, die sich dieser Verantwortung entziehen. „Was ich aber nicht OK finde, ist, dass der Begriff der deutschen Leitkultur auftaucht und Integration mit Assimilation gleichgesetzt wird“, sagte die Germanistikstudentin.

(Das Interview führte Sümeyya Benli)

İşte Fatma’nın tüm Iraklıları ağlatan mektubu

Aralık 21, 2004

Mektubun Iraklılar arasında yayılmasının peşinden 100 kadar Iraklı direnişçi önceki akşam Ebu Gureyb hapishanesine yürüdü. Direnişçilerin Fatma’nın mektubunun ardından hapishaneye saldırdıkları vurgulandı. Direnişçiler, saldırıları esnasında 6 ABD askerinin öldüğünü ve 10 askerin de esir alındığını kaydettiler. Esir alınanlardan 7’sinin kadın asker olduğu belirtildi.

İşte Fatma’nın tüm Iraklıları ağlatan mektubu:

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

“De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir (Her şey O’na muhtaçtır.) O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.”

Bu mubarek sureyi Allah’ın kitabından seçtim. Çünkü bu sure bana ve size dayanma gücü veriyor. Özellikle de Müslümanların kalplerine huşu ve haşyet aşılıyor.

Ey Allah yolunda cihad eden kardeşlerim… Size neler anlatsam! Karınlarımızın domuzların ve maymunların piçleri ile dolu olduğunu mu? Yoksa, onların vücutlarımızı kirlettiğini, yüzlerimize tükürdüklerini ve göğüslerimizdeki Kur’an’ı paramparça ettiklerini mi anlatayım! Allahu Ekber…

İçinde bulunduğumuz durumu düşünebiliyor musunuz? Hakikaten bize hâlâ neler yapıldığını bilmiyor musunuz? Biz kız kardeşlerinizin ve yarın yüce Allah’ın huzurunda hesaba çekileceksiniz.

Bu zindanda hiçbir gece geçmiyor ki, bu domuz ve maymunlar sürüsünün azgın şehvetleri vücudumuzu yıpratmasın. Bekaretimizi bozdular… Allah’tan korkun ve bizi bu canilerlerle birlikte öldürün… Onlarla birlikte duvarları üzerimize yıkın… Allah’ın arşı altında bizden faydalanmalarına ve tecavüz etmelerine imkân tanımayın. Bize yapılanlandan dolayı Allah’tan korkun… Bırakın dışarıda onların tankları ve uçakları ile uğraşmayı… Ebu Gureyb zindanlarında zulme maruz kalan bizlere yönelin.

Ben din kardeşiniz (Fatıma), bir günde 9 kez bana tecavüz ettiler, bu zilleti tahayyül edebiliryor musunuz? Düşünün gözlerinizin önünde kız kardeşinize tevavüz ediliyor! Niçin benim de sizin kız kardeşiniz olduğunuzu tasavvur etmiyorsunuz?

Benimle birlikte bu kara zindanda evlenmemiş 13 kız kardeşiniz daha bulunuyor. Hepimize bu kahpe duvarlar arasında tecavüz ediliyor… Hâlâ çığlıklarımızı işitmiyor musunuz?..

Namaz kılmamız engellendi, elbiselerimiz çıkarıldı. Giyinmemize müsade edilmiyor. Buradaki kız kardeşlerinizden biri size bu mektubu yazdığım günün bir kaç gün öncesinde ihtihar etti. Bu kız kardeşiniz vahşi bir şekilde tecavüze uğradıktan sonra dövüldü. Alçaklar bacınızın göğsüne ve baldırlarına vurdular.

Daha sonra inanılması güç işkenceden geçirdiler. Buna tahammül edemeyen bacınız başını zindanın duvarlarına vura vura öldü. İslâm’da intiharın haram olmasına rağmen kardeşimiz intihara başvurdu. Ben onu mazur görüyorum. Allah’tan onun için mağfiret diliyorum çünkü O bağışlayandır ve çok merhametlidir. Kardeşlerim Allah rızası için nidamıza karşılık verin ve bizi onlarla birlikte öldürün! Umulur ki huzura ereriz…

Çelik: Liselerimiz iflasın eşiğinde

Aralık 21, 2004

ANKARA/ Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, ÖSS’de geçen yıl binlerce öğrencinin neden sıfır aldığını saptamak için ortaöğretim sisteminin masaya yatırıldığını belirterek, ‘’ÖSS sistemi, bizim lise gerçekliğimizin çok çok uzağındadır, yıldızlar kadar bizden uzaktır’’ dedi.

Çelik, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nca MEB Şura Salonu’nda düzenlenen ‘’Orta Öğretimde Yeniden Yapılanma Sempozyumu ve Orta Öğretimde Okul Çeşitliliği Paneli’’ne katıldı.

Açılışta konuşan Çelik, orta öğretim sistemindeki aksaklıkların masaya yatırılacağı sempozyum ve panelde, öğretim üyeleri ve öğretmenler tarafından 99 bildiri, 20 poster sunumu yapılacağını, geleceği daha iyi kurabilmek için neler yapılacağının tartışılacağını söyledi.

Çelik, ‘’Birilerinin, ille de bize ‘bunu yapın, şunu da yapmak durumundasınız’ şeklindeki uyarılarına muhatap olmadan kendimiz kendimize ait meseleleri masaya yatırıp, çözüm bulmak zorundayız’’ diye konuştu. Düzenlenen sempozyum ve paneli ‘’mini bir şura’’ olarak nitelediklerini kaydeden Çelik, ortaöğretimi daha iyi işleyen bir sistem haline getirmeyi amaçladıklarını anlattı.

Özellikle geçen yıl ÖSS’den sonra sıfır alan binlerce öğrencinin neden sıfır aldığını saptamak için böyle bir toplantı düzenlendiğini belirten Çelik, sıfır alan öğrenci sayısında dramatik bir artış varmış gibi gösterildiğini anlattı. Eğitimde yaşanan sorunların suçunun her zaman başkasına atıldığını anlatan Çelik, ‘’Öyle veya böyle bu bizim eksikliğimiz. Bu sorunları önce tespit etmek, sonra tedaviyi yapmak zorundayız’’ diye konuştu.

Öğretmenlerin niteliği

Çelik, iki gün sürecek sempozyum ve panelde, orta öğretimde okul çeşitliliği, liselere giriş sınavları, ölçme ve değerlendirmenin niteliği üzerinde durulacağını belirterek, bunun yanı sıra öğretmenlerin niteliği konusunun da tartışılacağını bildirdi.

Öğretmen yetiştirme konusunda ciddi problemler bulunduğunu söyleyen Çelik, şöyle devam etti:

‘’Bu insanları biz çalıştırdığımıza göre, bizim gerçek, esas ihtiyacımız nedir, biz nasıl bir öğretmen niteliği istiyoruz meselesini üniversitelerimiz ve YÖK ile konuşmak istiyoruz ama bu konuda ciddi problemler olduğunu da ifade etmek istiyoruz. İçine kapanmış bir yükseköğretim sistemi Türkiye’de bu dertlerimize deva olamaz.’’

Avrupa’nın korkusu

Avrupa ülkelerinde mesleki ve teknik eğitime büyük önem verildiğini, bu ülkelerde vasıflı eleman istendiğini anlatan Çelik, şunları kaydetti:

‘’Avrupa’nın bizden en büyük çekincesi, Türkiye’nin AB’ye girmesinden sonraki en büyük korkusu; ‘acaba 45-50 milyon genç nüfus Avrupa’ya akın eder mi?’ korkusu. Aslında bu gençlik eğer çok iyi yetişmiş olursa, Avrupa vatandaşı olma özelliğine sahip kişiler olursa AB bu tür insanların kendi ülkesine geçmesine karşı değil. Onların esas korkusu vasıfsız, ‘ben her şeyi yaparım’ diyen kitlelerdir.’’

Bu nedenle mesleki ve teknik eğitim meselesinin de masaya yatırılacağını kaydeden Çelik, şöyle konuştu:

‘’ÖSS sistemi, bizim lise gerçekliğimizin çok çok uzağındadır, yıldızlar kadar bizden uzaktır. Milli Eğitim Bakanlığı olarak ÖSS’nin nasıl olması gerektiği, nasıl olmaması gerektiği konusunda en ufak şekilde bizim müdahalemiz yoktur. Böyle bir şey olamaz ve liselerimiz adeta iflasın eşiğine sürüklenmiştir. Bunu sürdürmek, bunda ısrarcı olmak ülkeye yapılacak en büyük kötülüklerden birisidir. ’’ (a.a)

AB kurtuluş değil

Aralık 21, 2004

Fransa’da kızına yönelik başörtüsü yasağı nedeniyle işinden olan Doğanay:

AB kurtuluş değil

Ebubekir Gülüm- Ankara

Fransa’da hükümetin geçen yıl okullarda başörtü yasağı uygulanmasına ilişkin kararının, Eylül ayında okulların açılmasıyla yürürlüğe konması üzerine derslere alınmak istenmeyen ve bu nedenlede saçlarını sıfıra kazıtarak derslere giren lise birinci sınıf öğrencisi Kırşehirli Cennet’in babası Hamit Doğanay, AB ile müzakere tarihi alınmasına yönelik sevinç gösterilerini eleştirerek, “ Din ve inanç özgürlüğüne yönelik engellerin AB’ye girince kalkacağına inanmıyorum” dedi.

Strasbourg kentinde yaşayan Kırşehirli, Doğanay ailesinin 15 yaşındaki kızları Cennet Doğanay’ın kaydını yaptırdığı Louis Pasteur Lisesi yönetimi tarafından, okula başörtüsüyle girdiği için okuldan uzaklaştırmak istemeleri üzerine zor durumda kalan Cennet Doğanay, saçlarını sıfır numara kesip sınıfa öyle girerek okul yönetiminin hakkında almış olduğu kararı protesto etmeye başlamıştı. Medyadaki haberler üzerine işinden çıkarılan baba Hikmet Doğanay ise, Türkiye’ye izne geldi. Cennet’i ülkesine getirmeyen baba Doğanay, gazetemize yaptığı açıklamada kızının mücadelesinden vazgeçmeyeceğini söyledi.

Mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz

Türkiye’ye izin için geldiğini söyleyen Doğanay, din ve inanç özgürlüğüne yönelik engellerin AB’ye girişte kalkacağına inanmadığını kaydetti. Doğanay, aksine Fransa’da şu anda devlet liselerinde olan başörtüsü yasağının üniversitelere getirilmesi yönünde hazırlıklar yapıldığını söyledi.

AB ile müzakere tarihinin alınmasına ilişkin gelişmeleri de eleştiren Doğanay, “Beni ne AB ilgilendiriyor, ne Türkiye’nin katılıp katılmaması ne de AB’nin kabul edip etmediği. Ben siyasetle ilgilenmiyorum” dedi.

Kızının başörtüsü nedeniyle işinden de olan Doğanay, kızını başörtülü şekilde okutmakta kararlı olduğunu söylerken, “Kızımı şayet olursa, müslümanların sahip olduğu bir okula göndereceğim. Şu anda yaşadığım şehire yaklaşık 700 km uzaklıkta Lille şehrinde özel bir okul var. Oradaki kardeşlerimiz bizi davet ediyorlar. Ancak orada, iş imkanı araştırıyorum. Eğer o da olursa biz oraya taşınacağız ve kızım orada eğitimine devam edecek “ dedi.

“Ama biz mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” diyerek kararlılığını ortaya koyan Doğanay, “ Onlar kapıları kapadıkça biz yeni çıkış kapıları açacağız. Gerekirse başımıza süpürgeden takke yapacak ama hakkımızı savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Eylül ayından beri saçını kazıtıyor

Öte yandan Fransa’nın Strasbourg kentinde devlete bağlı Louis Pasteur Lisesi birinci sınıfına bu yıl kayıt yaptıran Kırşehirli Doğanay Ailesinin kızı Cennet, okul yönetiminin başörtülü şekilde okula alınamayacağına ilişkin kararını protesto etmek başlattığı saçlarını sıfır numara kesme eylemini sürdürüyor. Haftada bir gün saçlarını traş ettiren Cennet, kış nedeniyle başını üşüttüğü için sık sık hastalanıyor. Ama mücadelesinden kesinlikle taviz vermemek için derslerine bu şekilde girmeye devam edeceğini her fırsatta dile getiren Cennet, karşılaştığı baskılar karşısında psikolojik tedavi de görüyor.

Çuval vakasındaki tepkisizlik ateş olup ocağımıza düştü

Aralık 21, 2004

Çuval vakasındaki tepkisizlik ateş olup ocağımıza düştü

Adres aynı!

ANKARA/ Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘’Irak’ta Irak halkının bölünmez bütünlüğü için elinden gelen gayreti sarfeden bir Türkiye ve Türk Milleti, bunun bedelini şu ana kadar kaybettiği yaklaşık 80’e yakın evladıyla ödememeliydi’’ dedi.

Musul’da uğradıkları saldırı sonucu şehit olan 5 güvenlik görevlisi için İçişleri Bakanlığı önünde tören düzenlendi. Törene, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu, bakanlar kurulu üyeleri, askeri erkan, milletvekilleri, Valiler, şehitlerin aileleri ve çalışma arkadaşları katıldılar.

Törende DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, DTP Genel Başkanı Yaşar Okuyan, eski başbakanlardan Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit ile bazı eski bakanlar da bulundular.

Başbakan Erdoğan, törende yaptığı konuşmada, üzüntüsünün büyük olduğunu belirterek, kendisine göre ‘’kutlu bir yolculukta’’ hayatlarını kaybeden güvenlik görevlilerinin ‘’şehitler’’ saflarında yerlerini aldıklarını söyledi.

Irak’ta Irak halkının bölünmez bütünlüğü için elinden gelen gayreti sarfeden bir Türkiye ve Türk Milleti’nin bunun bedelini, şu ana kadar kaybettiği yaklaşık 80’e yakın evladıyla ödememesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

‘’Gel gör ki bunu bilmekten uzak teröristler, caniler, ne yazık ki şu ana kadar uygulamalarını bu şekilde sürdürmektedirler. Şunu biliyoruz ki teröristin dini, milleti, ırkı, vatanı yoktur. İşte bunun gereğini yerine getirdiler. Çünkü savaşa giden kardeşlerimiz değildi, şehitlerimiz. Sadece oradaki bir diplomatik görevin gereği büyükelçiliğimizi ve bayrağımızı korumak için oradaki görevlerine gidiyorlardı. Bu görevlerine giderken alçakça kurulan bir tuzak neticesinde şehit edildiler.

Tabii ki biz, gerek koalisyon güçleri nezdinde gerekse geçici yönetim nezdinde bunun takipçisi olacağız, takipçisiyiz. Tabii bunlar bizleri, şehit ailelerini ve milletimizi tatmin etmiyor, etmez de. Ama biz bunun bedelini biliyoruz ki ebedi alemde alanlardan olarak gördüğümüz şehitler nezdinde kendimizi biraz olsun teselli bularak tatmin ediyoruz.’’

Erdoğan sözlerini, Mehmet Akif Ersoy’un ‘’Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber. Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber’’ dizeleriyle tamamlayarak, ‘’Biz de kendilerini o aguşunu açmış Peygamberin kucağında görüyor ve kendilerine Allah’tan rahmet, ailelerine, milletimize başsağlığı diliyoruz’’ dedi.

Şehit polisler için tören

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, ‘’Türkiye Cumhuriyeti Irak’taki koalisyon güçlerinden, Irak geçici yönetiminden ve Iraklı herkesten bu katillerin ortaya çıkartılmasını sonuna kadar takip ve talep edecektir’’ dedi.

Musul’da uğradıkları saldırı sonucu şehit olan 5 güvenlik görevlisi için İçişleri Bakanlığı önünde tören düzenlendi.

Törene, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanvekilleri, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, bakanlar kurulu üyeleri, askeri erkan, milletvekilleri, valiler, şehitlerin aileleri ve çalışma arkadaşları katıldılar.

Törende DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, DTP Genel Başkanı Yaşar Okuyan, eski başbakanlardan Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit ile bazı eski bakanlar da bulundular.

Dışişleri Bakanı Gül

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, törende yaptığı konuşmada, ‘’acılarının çok derin olduğunu’’ belirterek, Türkiye Cumhuriyeti Bağdat Büyükelçiliği’ni korumak için Bağdat’a giden 5 güvenlik görevlisinin, polisin, haince bir tuzağa düşürülerek şehit edildiklerini söyledi.

‘’Acılarını hepimiz yüreklerimizde hissediyoruz’’ diyen Gül, savaş ortamı içerisinde bile görev yapmak için, Türkiye’nin menfaatlerini, çıkarlarını Türkiye Büyükelçiliği’ni korumak, dalgalanan Türk bayrağını orada muhafaza etmek için bu zor şartlara giren kahraman polisleri asla unutmayacaklarını kaydetti.

‘’Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğüne, siyasi bütünlüğüne herkesten çok önem veren, Irak’a insani yardımları herkesten çok yapan bir ülke’’ olduğunu vurgulayan Gül, şöyle konuştu:

‘’Ne yazık ki Türkiye’nin bu büyüklüğünü hala takdir etmeyen hainler ve alçaklar vardır. Ne yazık ki bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet görevlilerine, polislerimize, değerli arkadaşlarımıza bu tuzağı kurmuşlar ve haince şehit etmişlerdir. Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti Irak’taki koalisyon güçlerinden, Irak geçici yönetiminden ve Iraklı herkesten bu katillerin ortaya çıkartılması, bunların adalete taşınması ve bunlara gerekli cezaların verilmesini sonuna kadar takip edecektir, sonuna kadar talep edecektir.’’

Savaş ortamında, Türkiye Büyükelçiliği’nin birkaç kez saldırıya uğradığını, bazı görevlilerin yaralandığını hatırlatan Gül, ‘’Ama büyükelçiliğimizi bu zor şartlar altında bile, Türkiye’nin çıkarları bunu gerektirdiği için açık tutmaya devam ettik. Diplomatlarımız güvenlik görevlilerimiz şu anda en zor şartlar altında orada görev yapmaya devam ediyorlar. Bu görevleri muhakkak ki devam edecektir’’ diye konuştu.

Gül, Türkiye Cumhuriyeti’nin şehitleri haince pusuya düşürenlerin peşinde olacağını ve onları takip edeceğini ifade etti.

‘’Şehitlerimizin aileleri zannetmesinler ki bu merasimle her şey bitecektir’’ diyen Gül, şehit ailelerine sahip çıkacaklarını kaydetti.

İçişleri Bakanı Aksu

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da konuşmasında, derin üzüntü içinde olduklarını ifade ederek, istikrarsızlığın, terörün, kan ve göz yaşının hakim olduğu Irak’taki bu olayın, bölgede bir istikrar unsuru olan Türkiye’nin barıştan yana olan tutumuna hiçbir zaman engel teşkil etmeyeceğini kaydetti.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak, bölgede barışın tesis edilmesi ve güven ortamının sağlanması için hiçbir tertip ve oyuna gelmeden her türlü tedbiri almaya devam edeceklerini ifade eden Aksu, ‘’Türkiye Cumhuriyeti Devleti, katilleri adaletin önüne çıkarmak için ısrarlı takibini sürdürecektir’’ dedi. Aksu, şunları kaydetti:

‘’Terörle, şiddetle bir yere varılamayacağı herkes tarafından bilinmelidir. Nereden gelirse gelsin, hangi amaca yönelik olursa olsun terörün her türlüsünü şiddetle ve nefretle kınıyorum.

Milletimizin, dünyada eşi ve benzeri görülmemiş hasletleri vardır. Bunların başında, vatanı, milleti ve bayrağı için en kıymetli varlığı olan canını hiç gözünü kırpmadan seve seve feda edebilmesi gelmektedir. Şehit düşen ve yaralanan kardeşlerimizin tek amacı vardı; O da, aziz vatanımıza hizmet etmekti.

(Bayrakları bayrak yapan üzerindeki kandır, toprak eğer uğruna ölen varsa vatandır) anlayışı daima yolumuzda meşale olmuştur. İnancımız odur ki; vatanı, milleti ve bayrağı için canını feda edenler şehitlerdir ve onlar mertebelerin en yükseğine ulaşırlar.

Biliyoruz ki şehitler ölmez. Onlar, ebediyen milletimizin kalbinde yaşamaya devam edeceklerdir. Onların bize bıraktığı kutsal bir emanet olan yakınları, eşleri, çocukları, yaşlı ana ve babaları asla yalnız kalmayacaktır. Hem devletimizin, hem de milletimizin kolları onları daima şefkatle saracaktır.’’

Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner de konuşmasında, ‘’amirin, memurun en yüksek terfisine hoş geldiniz’’ dedi.

Saldırıyı yapanlara yönelik olarak, ‘’Bununla vatanınızı savunduğunuzu sanıyorsanız haberiniz olsun yaptığınız iş adi bir cinayet, iğrenç bir terör eylemidir’’ diyen Aydıner, şöyle devam etti:

‘’Bu arkadaşlarımız güvenliği dokunulmazlığı Irak’ın sorumluluğunda olan Bağdat Büyükelçiliği’nde görev almaya gidiyorlardı.

Onlara yönelik menfur, kalleş saldırı gerçekte Irak halkının ve yönetiminin onuruna sürülmüş bir lekedir. Canileri bulup cezalarını vermek onların namus borcudur. Bu konuda Türk emniyet teşkilatı uluslararası hukuka uygun olarak Irak yönetimine desteği ve onlarla işbirliğine hazırdır.’’

Bu tür caniyane saldırıların Türk polisini yıldırmayacağını aksine bileyeceğini belirten Aydıner, ‘’Türk polisi terörle mücadelesine devam edecek’’ dedi.

Aydıner, Irak’ta çalışan sürücüler başta olmak üzere tüm Türkler için daha ciddi tedbirler alınmasını da istedi.

Törene katılan şehit yakınları ile arkadaşları şehit olan özel harekatçılar gözyaşlarına boğuldu. Bazı şehit yakınları baygınlık geçirirken, babası şehit olan bir kız çocuğu ‘’babamı niye gönderdiniz?’’ diye ağladı.

Konuşmaların ardından, İsmail Coşar tarafından şehitler için dua edildi.

Memleketlerine gönderilecekler

Şehit edilen güvenlik görevlilerinden komiser Bilal Ülgen’in cenazesi karayoluyla memleketi Kırıkkale’ye götürülürken, diğer şehitler başkomiser Nihat Akbaş ile polis memurları Süleyman Karahasanoğlu, Bülent Kıranşal ve Adem Çiçek’in cenazelerinin özel bir uçakla Trabzon’a gönderileceği, buradan memleketlerine gönderildi. (a.a)

Kemal Anadol: İhmalin sorumluları hesap verecek

ANKARA/ CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol, 5 Türk güvenlik görevlisinin Musul yakınlarında pusuya düşürülerek öldürülmesinin, başsağlığı dileyerek ”geçiştirilemeyeceğini” ifade etti ve ”Bu görevliler neden karayolu ve zırhsız araçlarla oraya gönderilmiştir ve eskort verilmemiştir” dedi. Anadol, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ile TBMM’de basın toplantısı düzenledi. 5 güvenlik görevlisinin Musul’da alçakça katledilmesinde hükümetin ihmalinin bulunduğunu öne süren Anadol, ”Niye karayolu ile gönderildiler. Niye zırhlı araç verilmedi bu insanlara ve Amerikan bölgesinden geçtikleri halde niye eskort verilmedi… Amerikalılardan istenmedi mi yoksa istendi de mi verilmedi?” diye sordu. Anadol, bu soruların, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen tarafından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e sorulduğunu ve yanıt beklendiğini ifade ederek, sözü Öymen’e bıraktı.

Yapacak çok şey var

Öymen, güvenlik görevlilerinin zırhlı otomobille gönderilmemesininbüyük bir ihmal olduğunu ve bu ihmalin bedelini 5 insanın hayatıyla ödediğini belirterek, ”Bunun hesabını soracağız ve peşini bırakmayacağız” dedi. ABD’nin, bir yandan Türkiye ile iyi ilişkiler içinde bulunduğunu deklare ederken, bir yandan da ‘’sorumlu olduğu bölgede, 4-5 bin terör örgütü PKK militanının serbestçe dolaşmasına kılını kıpırdatmadığını”ifade eden Öymen,”(Söyledik, yapacak fazla şeyimiz yok) diyerek, olayı geçiştiremezsiniz. Devletsin ve yapacak çok şeyin vardır. Türkiye’de 4-5 bin El Kaide militanı olsa ABD ne yapardı diye düşünmek lazım” diye konuştu. Irak’ın işgalinden bu yana 80 Türk şoförünün öldürüldüğünü, öldürülenlerin büyük çoğunluğunun ise ABD’ye lojistik destek sağlanması sırasında görev yapan şoförler olduğunu belirten Öymen, ”Bu destek için TBMM’den izin alındı mı? Defalarca sorduk, hala yanıt alamıyoruz. Biz, bu savaşa katılmadığımız halde burada en fazla kayıp veren 3. ülke konumundayız. Hükümetin bu tutumunu kınıyoruz” dedi.

Grünen kritisieren die Türkeipolitik der CDU/CSU

Aralık 17, 2004

Der CDU/CSU-Widerstand gegen Verhandlungen über einen EU-Beitritt der Türkei reizt die Grünen zu heftiger Kritik

„Die Union diskreditiert verantwortungslos 41 Jahre Türkeipolitik, an der auch sie selbst mitgewirkt hat“, sagte nach einer Sitzung des Parteirates die Grünen-Vorsitzende Claudia Roth in Berlin. Der CDU/CSU-Widerstand nehme nach und nach „den Charakter von Kreuzzügen“ an. Die Aussage des bayerischen Ministerpräsidenten und CSU-Vorsitzenden Edmund Stoiber, alles in seiner Macht stehende gegen einen EU-Beitritt der Türkei zu unternehmen, sei sehr provokativ. „Wenn aber die Union dieses Thema zum Wahlkampfthema machen will, so fördert dies alles andere als die Integration“, kritisierte Roth.

Die Grünen seien für eine Aufnahme von Verhandlungen mit der Türkei. Grünes Licht bekamen sie dafür aufgrund des positiven Berichts der EU-Kommission über die Beitrittschancen der Türkei. „Eine demokratische Türkei ist auch in vollem Interesse der EU“, so Roth weiter.

Die Grünen befürworten einen Verhandlungsbeginn zum Jahre 2005. Der Beginn solle nicht verzögert werden. „Wichtig sind ergebnisoffene Verhandlungen. Von einem Beitrittsautomatismus kann dabei keine Rede sein“, stellte Roth jedoch klar. (nv)igmg.de

Spanien versucht wachsende muslimische Bevölkerung einzugliedern

Aralık 17, 2004

Neue staatliche Stiftung soll bei der Finanzierung von Moscheen in Spanien helfen

Der großartige Turm der Stadt, mit seinen prächtigen Baumwollfarben, einzigartigen Ziegelsteinmustern und einer Höhe von über 90 Metern, wurde einst als das perfekte Minarett von Spanien bewundert. Sein Zwilling steht in Marrakesh/Marokko, als Erinnerung an die alten Beziehungen der beiden Länder.

Für die vergangenen 500 Jahre wurde das Minarett von Sevilla zum Glockenturm des römisch katholischen Doms der Stadt. Heute aber, sind es wieder hauptsächlich Marokkaner, - die nur einen Teil der wachsenden Anzahl der muslimischen Einwanderer in Spanien bilden - die den Dom täglich durchlaufen. Statt das Minarett zurück zu gewinnen, bemühen sie sich jedoch um eine Erlaubnis, eine große Moschee in Sevilla zu bauen, so wie andere muslimische Einwanderer in sechs anderen spanischen Städten.

Zurzeit treffen sich die Muslime in Sevilla in kleinen Gebäuden oder getrennten Gebetszimmern. Dennoch, jede Nachfrage nach einem passenden Gebetsraum erweckt in Sevilla Nervosität.

Viele Spanier sehen nord-afrikanische Araber und Berber, die einst Herrscher über Spanien waren, mit Verdacht und Verachtung. Diese Gefühle haben sich noch weiter vertieft, nachdem die Hauptverdächtigen bei den Terroranschlägen am Madrider Bahnhof im März Marokkaner waren.

Aber Spanien hat fast eine Million muslimische Einwanderer und die neue sozialistische Regierung nimmt die Tatsache an, dass die meisten von ihnen auch in Spanien bleiben werden.Im Oktober hat die Regierung eine neue Stiftung geschaffen, um „Minderheitenreligionen” zu helfen, sich in die spanische Gesellschaft einzugliedern.

Die neue Stiftung, anfangs mit nur 3,5 Millionen $ ausgerüstet, hat ebenfalls vor, Projekte für Juden und Protestanten zu finanzieren. Vor allem soll sie aber das Verhältnis zwischen der Regierung und den Muslimen verbessern. „Wir haben um Fonds gebeten. Das ist zwar nur ein kleiner Anfang, aber es ist positiv”, sagte Mansur Escudero, vom Islamischen Rat für Spanien.

Seit den Anschlägen am Madrider Bahnhof überwacht die spanische Polizei Terrorverdächtige. Aber gleichzeitig sagen viele Spanier, dass es unerlässlich sei, den Dialog mit den Muslimen zu verbessern.

Eine führende Stimme für jene Position ist Ministerpräsident José Luis Rodríguez Zapatero, der kürzlich „einen Bund der Kulturen” in der westlichen und muslimischen Welt verlangt hat. Dies sei ein Weg um Befürworter der Gewalttätigkeit zu isolieren, begründete er.

Seit der Übernahme im März, hat die neue Sozialistische Regierung von Spanien es sich zum Ziel gesetzt, ihr Verhältnis mit Algerien und Tunesien zu verbessern. Vor allem mit Marokko. Während Marokko das Jahr 2006 zum Jahr von Spanien erklärt hat, hat Spanien kürzlich angekündigt, das Jahr 2005 zum Jahr von Marokko zu erklären. Die Kulturminister beider Länder kündigten an, diese Ereignisse und Themen würden Theater, zeitgenössische Kunstausstellungen, Übersetzungen von Literatur und Wiederherstellungen der Grafiken mit einschließen.

Mit der neuen Stiftung die Abhängigkeit von spanischen Muslimen auf ausländische Finanzierung verringert werden. 400 muslimische Gebetshäuser in Spanien wurden mit Geldern aus Libyen, Marokko oder Malaysien finanziert. Die größte Moschee von Europa im äußeren Madrid wurde von Saudi-Arabien finanziert.

Spanien hatte anfänglich geplant, Moscheen direkt zu subventionieren. Dies wurde jedoch abgelehnt. Die Regierung könne nicht rechtfertigen Moscheen zu finanzieren, wenn es nach einer größeren Trennung mit der Kirche strebt, hieß es dazu von öffentlicher Seite.

Nur ein Fünftel der 43 Millionen Einwohner in Spanien, denken das sie ihren Katholizismus ausleben. Die Befugnisse der katholischen Kirche wird dagegen als enorm betrachtet. Die Diskussion um die Finanzierung anderer Religionen hat dieser Ausgabe neue Aufmerksamkeit geschenkt.

Nach einem alten Abkommen, dass bis in die Zeit von Generalissimo Francisco Franco zurückgeht, zahlt die Regierung die Gehälter der Geistlichen, sowie viele andere Ausgaben der katholischen Kirche.

Die Regierung kündigte an, für den Haushalt des nächsten Jahres 175 Millionen Dollar an Gehältern für die Geistlichen zu zahlen. In Wirklichkeit aber wird sie diesen Betrag weit überschreiten. Es ist auch noch nicht klar wie das Geld verteilt wird, wie viel Geld für die 15 000 in Spanien lebenden Juden oder für die schätzungsweise 300 000 Protestanten zur Verfügung steht.

Mansur Escudero vom Islamischen Rat, ein ehemaliger Katholik, will, dass hier keine Unterschiede gemacht werden. Die Regierung solle entweder zu allen Religionen einen finanziellen Beitrag leisten oder zu keiner.

Die neue Stiftung „ist nur eine Verschleierung für eine sehr ungerechte und schiefe Lage”, sagte er und wies auf die Zahlungen an die katholischen Kirche hin. „Wir haben überlegt, deswegen zum Verfassungsgericht zu gehen, aber wir denken, dass es besser ist, Konfrontationen zu vermeiden”, fügte er hinzu. (hv) igmg.de

Avrupa’da Türkiye karşıtı eylemler sürüyor

Aralık 17, 2004

KOPENHAG-Avrupa’da Türkiye karşıtı eylemler sürüyor. Danimarka’nın simgesi deniz kızı heykeline burka giydirip üzerine ”Türkiye AB’de” yazdılar. Avrupa Parlamentosu’nun, Türkiye ile müzakerelere başlanması yolunda aldığı kararı protesto eden Türkiye karşıtları, dünyaca ünlü ve Danimarka’da turistlerin en çok ziyaret ettikleri yer olan deniz kızı heykeline burka giydiydirdiler. Burka, bir turist rehberi tarafından kaldırıldı. Kopenhag polisi olayla ilgili soruşturma başlatıldığını bildirdi. İtalya’da ise Kuzey Birliği’ne mensup iki milletvekili meclis başkanının kürsüsüne ”Türkiye’nin AB’ye alınmasına hayır” pankartı astılar.

Erdoğan dönebilir

Aralık 17, 2004

BRÜKSEL-AB zirvesi kapsamında Brüksel’de bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda saat 15.00′e kadar bir gelişme yaşanmazsa, zirveyi erken terkedebilir. Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki son sözünü Başbakan Erdoğan, saat 15.00′te düzenleyeceği basın toplantısıyla açıklayacak. Bu saate kadar AB tarafından Kıbrıs konusunda farklı bir yaklaşım çıkmazsa Başbakan Erdoğan’ın zirveyi erken terkedebileceği belirtiliyor. Bu arada Türkiye-AB arasındaki Kıbrıs tıkanıklığını aşmaya çalışan İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda ve Yunanistan liderleri beşli bir zirve düzenliyor. İngiltere Başbakanı Tony Blair, Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ve Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki tavrı ve çözüm yollarını tartışıyor. Türkiye’nin AB içindeki en büyük destekçilerinden biri olarak bilinen İngiltere’nin girişimiyle başlatılan beşli zirve sonrası, dönem başkanı Hollanda’nın Türkiye’ye ‘büyük ihtimalle’ yeni bir öneri sunması bekleniyor. Zirveye Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos katılmıyor.

Kıbrıs senaryoları başladı

Brüksel’de Kıbrıs pazarlığı sürerken, Konsey kulislerinde alternatif çıkış yollarına dair senaryolar dolaşmaya başladı. Bu senaryolardan ilkine göre, Türkiye, Ankara Anlaşması’nı bazı koşullar koyarak Güney Kıbrıs dahil tüm birlik ülkelerini kapsayacak şekilde genişletmeyi kabul edecek. Bu senaryoyu değerlendiren diplomatik kaynaklar, böyle bir durumda AB Dönem Başkanlığı’nın Kıbrıs Rum Yönetimi’ni zorlamasına olanak doğacağını belirtiyorlar. İkinci senaryoya göre ise, Türkiye, nihai bildiriye eklenen başkanlık deklarasyonunu imzalamadan Brüksel’den ayrılacak. Diplomatik kaynaklar, bu durumda da ‘ipler kopmaz’ diyor ve 3 ekim 2005′e kadar kadar sürecek bir müzakere sürecinin başlayabileceğini söylüyorlar.

Okul gibi cami

Aralık 17, 2004

Kayseri’nin Belsin semtinde bulunan Selimiye Cami semt halkına hem ibadethane olarak hem de okul gibi hizmet veriyor. İnsanlar buraya gelerek bir yandan ibadetlerini yaparken, bir yandan da okuma yazma bilmeyenler okuma yazmayı öğreniyor, diğer yandan da bayanlara yönelik el sanatları kursundan meslek sahibi oluyor. Cami imamının gayretleri ile gerçekleşen hizmetlere vatandaşlar da tam destek veriyor.

Selimiye Camii’ne imam olarak atandıktan sonra halktan gelen talepleri değerlendiren Mustafa Önen, işe önce Kur’ân Kursu açarak başladı. Daha sonra kurstaki kadınların okuma yazmasının olmadığını gören Önen, caminin bodrum katında okuma-yazma kursu açarak mahallede bulunan çok sayıda kadının okuma yazmayı öğrenmesini sağladı. Şuanda 30 öğrencisi bulunan okuma-yazma kursunda 40 ile 65 yaş aralığında değişen ev hanımları kurs görüyor. Kur’ân-ı Kerim ve okuma-yazma kursundan çıkan hanımlar hafta için her gün öğleden sonraları el sanatları kursuna giderek el becerilerini geliştiriyor. Bir yandan ibadetlerini yapabilmek için camiye gelen hanımlar diğer yandan da kültürel faaliyetlere katılarak kendilerini geliştiriyor.

Caminin bodrum katında bir de mahallinin faydalanması için kütüphane açan imam Önen, hayırseverlerin verdiği bilgisayarların arızalanmasından üzüntü duyuyor. Caminin sadece namaz kılınan bir mekân olmadığını belirten imam Önen, “Günümüzde cami dendiği zaman akla sadece ibadet yapılan bir yer geliyor. Ancak bu durum yanlış. Çünkü cami insanın hem manevi hem de maddi ihtiyaçlarını karşılayan bir yerdir” dedi. (cihan)

Bir dolara gömdük 400 dolara çıkaramıyoruz!

Aralık 17, 2004

Sınırlarımızda 2008′e kadar temizlememiz gereken 900 bin adet mayın var. Döşeme maliyeti birim başına ‘1′ dolar olan mayınların temizlenmesi ise ‘400′ doları buluyor.

1988 yılında altına imza attığı Ottawa Sözleşmesi gereği sınırlarındaki tüm kara mayınlarını 2008 yılına kadar temizlemesi gereken Türkiye, bu taahhütüne rağmen aradan geçen 6 yıl içinde mayınları henüz temizleyemedi. AB, sürenin dolmasına 4 yıl kala Türkiye’yi mayın temizleme çalışmalarını hızlandırması konusunda uyardı. AB ayrıca, PKK’nın Doğu ve Güneydoğu sınırında döşediği ve yerleri bilinmeyen mayınların da bulunup temizlemesini istiyor.

Şu anda sınırlarımızda toprağa gömülmüş 900 bin 34 adet mayın bulunuyor. PKK’nın ne kadar mayın döşediği konusunda ise kesin bir rakam yok. Döşeme maliyeti yaklaşık birim başına 1 dolar olan mayınların temizlenmesi ise 400 doları buluyor. Mayın patlamalarının yol açtığı ölüm ve yaralama sayısı da oldukça fazla. Son 15 yılda mayın patlamaları sonucu 990 kişi ölürken bin 175 kişi de yaralandı.

Kilis’te hummalı çalışma

Mayın temizleme konusunda en önemli çalışma Kilis sınırında sürdürülüyor. İhalesi son aşamada olan bu bölgedeki 615 bin mayın temizlendikten sonra Kilis sınırı organik tarıma açılacak. Burada 30 bin 600 hektarlık alanın üretime kazandırılacağı ve 6 bin aileye iş imkanı sağlanacağı belirtildi.

# ALİ SALİ/ ANKARA

Helal gıda’ rehberi

Aralık 17, 2004

Londra’nın Hackney Belediyesi, bölgede yaşayan Müslümanlar için farklı dillerde ‘gıda rehberi’ hazırladı. Rehber broşürlerde, Kur’an’dan bir de ayet yer alıyor.

Hackney Belediyesi Çevre Sağlığı Departmanı, tüketici ve işyeri sahipleri için iki ayrı gıda rehberi hazırladı. Müslümanlara yönelik hazırlanan rehber broşürlerde, Kur’an-ı Kerim’den bir de ayet yeralıyor. Türkçe olarak da basılarak bölgede yaşayan halka dağıtılan “Gıda Rehberi” Hackney Belediye Başkan Yardımcısı Jessica Crowe tarafından tanıtıldı. Bölgede yaşayan müslüman tüketici ve işyeri sahiplerinin, helal et ve gıda ürünlerinin üretim, satış ve tüketiminde dikkat edilmesi gereken hususlarla ilgili bilgilerin yeraldığı gıda rehberlerinde, gıdayla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’den, “Yaratan ve esirgeyen Allah’ın adıyla, ‘Allah’ın size ihsan eylediği mubah yiyecekleri yiyin, ibadet ettiğiniz Allah’ın cömertliğine minnet edin” ayetine yer veriliyor.

Hackney’de 25 bin Türk yaşıyor

Üretici ve tüketici ‘rehber’lerinde “Pozitif Eylem Planı” başlığı altında “helal nedir?” gibi sorulara açıklama getiriliyor. Tüketicilere yönelik hazırlanan rehberde konu açıklanırken, “Müslüman bir tüketici olarak, ‘helal’ etiketi veya açıklaması taşıyan tüm gıdaların helal kaynaklardan ve helal yöntemler kullanılarak elde edilmesini isteme ve bekleme hakkına sahipsiniz. Bir Müslüman olarak size sunulan etin tamamıyla helal olduğuna güvenebilme hakkına sahipsiniz. Etin içindeki maddelere dikkat etmeniz, saygın üreticilerin ve tedarikçilerin ürünlerini kullanmanız ve eti saygın bir kaynağa kadar izleyebilmeniz gereklidir” uyarılarına yerveriliyor. Bu arada belediye yetkililerinden edinilen bilgiye göre yaklaşık 210 bin nüfusa sahip olan Hackney’de 25 bine yakın Türk yaşıyor. Türkiye ve Kıbrıs’dan gelen Türkler, bölgenin üçüncü büyük azınlık toplumu olarak biliniyor.

# MUSTAFA KÖKER / LONDRA

Başarısız öğrenci müdürü yakacak

Aralık 17, 2004

Milli Eğitim Bakanlığı, okul müdürlüğüne 5 yıl sınırlaması getiren bir yönetmelik değişikliği yaptı. Müdürün performansı ölçülürken, okulun LGS ve ÖSS sınavlarındaki başarısı da dikkate alınacak.

Okul müdürlüğünde 5 yılını dolduranlar performans değerlendirmesinden ‘geçer not’ alamazsa başka bir göreve atanacak. Ayrıca, LGS ve ÖSS sınavlarında yeterli başarıyı gösteremeyen okul müdürleri süre sınırlaması olmaksızın görevden alınabilecek.

“Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği”nde yapılan değişiklikleri bir genelge ile duyuran Milli Eğitim Bakanlığı, okul müdürlüğü görevini 5 yıldan fazla sürdürenlerin görevden alınmasının önünü açtı. Yönetmelikte ayrıca, Danıştay’ın ‘yürütmeyi durdurma’ kararı verdiği okul müdürlüğüne ‘mülakat’ ile atama yöntemi üzerinde de değişikliğe gidildi. Yeni yönetmeliğe göre, ilk ve orta dereceli okul müdürlerinin atanmasında son sözü valiler, Anadolu ve fen liseleri ile yatılı ilköğretim bölge okullarının müdürlerinde ise Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik söyleyecek.

Okul müdürü olmak isteyenlerin başvurularını değerlendirmek üzere illerde ve bakanlıkta ilgili komisyonlar kurulacak. Gerekli şartları taşıyan adayların başvuruları arasında puan önceliğine göre başarı sıralaması yapılacak. En yüksek puanı alan ilk beş aday yetkili makama sunularak adaylardan birisi okul müdürlüğüne atanacak. Öte yandan bir önceki yönetmelik için yürütmeyi durdurma talebiyle Danıştay’a başvuran Türk Eğitim-Sen, 2 Aralık’ta Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelik değişikliğinin de “liyakati esas almadığı, idareci atamalarında keyfi uygulamalara neden olacak unsurları barındırdığı” gerekçesiyle Danıştay’da dava açtı. Türk Eğitim-Sen, yönetmeliğin ilgili maddelerinin iptalini ve yürütmesinin durdurulmasını istedi. Yeni yönetmelikte ayrıca okul müdürlüğü görev süresine 5 yıl sınırı getirildi. Okul müdürlüğünde en az 5 yıl görev yapanlar bundan böyle performans değerlendirme analizine tabi tutulacak. Analizden geçerli not alamayan okul müdürlerinin görevden alınarak aynı veya bir üst tip eğitim kurumu müdürlüğüne kaydırılacak.

Başarısızlık koltuktan edecek

Okul müdürlerinin performanslarını, il milli eğitim müdürlüğü yönetici atama şubeleri ölçecek. Atama şubeleri görevde 5 yılını dolduran okul müdürlerini mercek altına alarak, 8 farklı kriter açısından yöneticilik başarısını değerlendirecek. Performans kriterleri arasına LGS ve ÖSS başarısı da girerken, okulda eğitim gören öğrencilerin bu merkezi sınavlarda gösterdikleri başarı grafiği incelenecek. Okulun LGS ve ÖSS’deki başarı düzeyi düşük çıkarsa müdür koltuğundan olabilecek.

Okul müdürünün başarısını ölçmede kullanılacak kriterler

#

Sicil notu ortalamaları

#

Ödül ve ceza durumları

#

Eğitim yönetimi alanındaki hizmet içi eğitim, lisansüstü eğitim ve benzeri yollarla bireysel gelişimleri

#

Görev yaptıkları kurumun türüne göre yönetmelikte belirtilen görev ve sorumluluklarını yerine getirmedeki başarıları

#

Sosyal ve kültürel etkinlikleri

#

Okul-çevre iletişimindeki etkinlikleri

#

Eğitim-öğretim faaliyetlerindeki görevli oldukları eğitim kurumunda eğitim gören öğrencilerin LGS, ÖSS başarısı ve benzeri başarı durumları

#

Görevli oldukları eğitim kurumuna ilişkin gözlem ve denetim raporları.

ASLIHAN ALTAY KARATAŞ / ANKARA

Yalnız değilsin Cennet

Aralık 17, 2004

Fransız Konsolosluğu önünde toplanan Mazlumder üyesi bir grup, Fransa’da uygulanan başörtüsü yasağını protesto etti. Grup adına açıklama yapan Elif Koşaroğlu şunları söyledi: “Fransa’da yaşamakta olan Cennet Doğanay, inançları dolayısıyla hak ihlaline maruz kalanlardan yalnızca biri. Okula başörtüsü takarak devam etmek isteyen Cennet, derslere alınmadığı gibi, sabah 08.00 ile akşam 18.00 saatleri arasında bir odaya kapatılarak diğer öğrencilerle görüşmesi yasaklanmıştır. Cennet gibi bütün başörtüsü yasağı mağdurlarını, yanımızda olmaya ve tarihe not düşmeye çağırıyoruz.”

Öğretmen adaylarına tezsiz yüksek lisans

Aralık 14, 2004

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programı’na 2004-2005 akademik yılı için 240 öğrenci alınacak. Ankara Üniversitesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, öğrenci alınacak bölümler Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, Felsefe, Coğrafya, İngilizce, Matematik, Fizik, Biyoloji ve Kimya olarak belirlendi.

Adayların söz konusu bölümlerde tezsiz yüksek lisans programına başvurabilmeleri için ilgili lisans programından mezun olmaları gerekiyor. Ayrıca adayların, Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı’ndan (LES) başvuru için hangi puan türü belirlenmişse o puan türünde en az 45 puan almış olmaları koşulu aranıyor.

Tezsiz yüksek lisans yapmak isteyen adaylar, 20-24 Aralık 2004 tarihleri arasında üniversitenin Cebeci Kampusu’ndaki Eğitim Bilimleri Enstitüsü’ne başvurabilecekler.

Adaylar 10-14 Ocak 2005 tarihinde mülakat sınavına alınacaklar. Bu sınavı kazanan öğrenciler, 7-11 Şubat 2005 tarihleri arasında kesin kayıt yaptırabilecekler. Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nün (0 312 362 99 06 - 362 73 97) numaralı telefonlarından öğrenilebilecek. (aa)

Burdur’a Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Burdur Milletvekili Bayram Özçelik, gelecek yıl Türkiye geneli yapılması düşünülen 15 üniversiteden birinin de Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi olduğunu söyledi.

Ticaret ve Sanayi Odası Konferans salonunda AKP iktidarının 2 yıllık icraatlarını anlatmak için basın toplantısı düzenleyen Milletvekili Özçelik, Burdur’un en kısa zamanda bir üniversiteye kavuşacağını anlattı.

Burdur’a Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nin kurulması için Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’le bir çok kez görüştüklerini ifade eden Özçelik, Bakanlık tarafından 2005 yılında yapılması planlanan 15 üniversite arasında Burdur Mehmet Akif Ersoy’un da bulunduğunu belirtti. Özçelik Kalkınmanın eğitimden geçtiğini belirterek, açılması planlanan Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nin Burdur’da önemli bir eksikliğin giderilmesine vesile olacağını söyledi. (cihan)

Pentagon, kamuoyu oluşturmak için manipülasyon politikasına hazırlanıyor.

Aralık 14, 2004

New York Times gazetesi, Pentagon’un çatışma bölgelerinde dezenformasyona dayalı sistemli çalışmalarda bulunacağını yazdı.

New York Times gazetesi, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) yabancı ülkelerdeki propaganda savaşına ağırlık vereceğini yazdı. Haberde, Pentagon’da, yabancı ülkelerdeki kamuoylarını yönlendirmek için bilgi yönetiminin ve manipülasyonunun ne ölçüde yapılması gerektiği konusunun çok üst düzeyde tartışıldığı kaydedildi. Gazetenin haberinde, “bu konuda önerilen yeni politikaların onaylanması halinde, düşman güçlerini şaşırtmak için savaş alanlarında kullanılan yanıltma taktiklerinin tarafsız, hatta müttefik ülkelerde de örtülü propaganda kampanyaları halinde uygulanabileceği” ifade edildi. Habere göre, bu önerinin hayata geçirilmesinin Pentagon’un güvenilirliğine zarar vereceğini ileri süren çevreler ise, “bunun Amerikan ve dünya kamuoyunun Pentagon’un ve Amerikan ordusunun söylediği her şeye şüpheyle bakmasına yol açabileceği” eleştirisinde bulunuyor. Haberde, bu arada Amerikalı yetkililerin, yabancı bir ülkeyi hedef alan yanıltıcı bilgilerin uydu kanalları ve internet sayesinde kolaylıkla Amerikan haber araçlarına da ulaşarak, Amerikan kamuoyunu yanıltıcı bir etki yapabileceği ihtimali üzerinde de durduğu ifade edildi.

ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in yaklaşık üç yıl önce bu konuda yoğun eleştirilere uğradığını hatırlatan gazete, Rumsfeld’in, bu eleştiriler yüzünden, denizaşırı ülkelerdeki yabancı gazetecilere yanlış ya da uydurma haberler de dahil çeşitli haber malzemeleri sağlayan Pentagon’daki Stratejik Nüfuz Ofisi’ni kapattığını yazdı.

Manipülasyon haritası

Bu faaliyetlerin bir kısmının Ortadoğu ve Pakistan gibi Güney Asya ülkelerinde uygulandığı, ancak Almanya gibi ABD’nin müttefik ülkelerinde bile yürütülebildiği belirtildi.

Yasak en kısa zamanda kalkmalı

Aralık 14, 2004

Başörtüsü yasağına karşı çeşitli platformlarda çalışmalar devam ederken 2002 yılının 8 Mart’ında biraraya gelen ve yasağa karşı kamuoyu oluşturmaya çalışan Demokrat Hanımlar Grubu da çalışmalarına yeniden başladı.

Tercüman Gazetesi’nde bir süredir devam eden “Susma Konuş” başlıklı başörtüsü kampanyası dolayısıyla Nazlı Ilıcak’a teşekkür ziyaretine giden Damokrat Hanımlar Grubu, başörtüsü yasağına rağmen kendilerini ve çocuklarını eğitmeyi, ülkeye, millete faydalı olmayı sürdürdüklerini vurgulayarak, “Biz zavallı, aciz Müslümanlar olmadık, olmayacağız” dedi.

Ilıcak, Demokrat

Hanımları dinledi

Tercüman Gazetesi’nin merkezine önceki gün gerçekleştirdikleri ziyarette Nazlı Ilıcak ile görüşen Demokrat Hanımlar Grubu mensupları, başörtüsü yasağının bir an önce çözülmesi yolunda adım atan herkesi desteklediklerini, kendilerinin de bu konuda çaba gösterdiklerini belirtti. Grup üyeleriyle tanışarak mağduriyet hikayelerini dinleyen Nazlı Ilıcak da başörtülülere yönelik ikinci sınıf muamelesinin ülkemizde yaygın olmakla birlikte bunun geçici olduğunu söyledi. Kendisinin de başörtüsü mağduru sayılabileceğini ifade eden Ilıcak, hükümetin Fazilet Partisi hakkındaki AİHM kararını bekliyor olabileceğini fakat bu meseleye mutlaka el atması gerektiğini vurguladı.

Avrupa’da bir asimilasyon veya entegrasyon hedefi olduğu için başörtülülerin ‘öteki’ gibi görüldüğünü fakat Türkiye’de böyle olamayacağını dile getiren Ilıcak, başörtüsünün baskı sonucu örtüldüğüne katılmadığını da ifade etti.

Başörtülülere baskı

iddiası mantıksız

“Evet yetişme tarzı etkili olabilir başını örtme olayında. Fakat inanan insan bu tercihte bulunabilir. Bu konuda hiçbir engelle karşılaşmaması lazım ki kendi kişiliğini kazansın” diyen Ilıcak, başı örtülü olanların başı açık olan kadınlar üzerine baskı uyguladığı iddialarını da “Mantıksız bir hadise. Bunlar hiçbir ciddiyeti olmayan iddialar” şeklinde yorumladı. Kampanyalarına gelen yazıları, mesajları dosya halinde Ankara’ya sunacaklarını da söyleyen Ilıcak, medya temsilcilerinin ve siyasi parti temsilcilerinin de bulunduğu bir platformda çözüm önerileri ortaya atılabileceğini belirtti.

Naciye KAYNAK / İSTANBUL

14.12.2004


Mücadelemiz devam edecek

Özgürlük çadırları yıkılan Başörtüsüne Özgürlük yürüyüşçüleri haklı mücadelelerinden dönmeyeceklerini söylediler. Şanlıurfa’dan Ankara’ya “Başörtüsüne Özgürlük” için 43 gün yürüyen Özgürlük yürüyüşçüleri, Sıhhiye Abdi İpekçi Parkında kurup da güvenlik güçleri tarafından yıkılan çadırlarının bulunduğu yerde, mücadelelerine devam edeceklerini ifade ettiler.

“Özgürlük çadırı” için valilik nezdinde görüşmelerin sürdüğünü söyleyen özgürlük yürüyüşçüleri, “Biz kimseye zarar vermiyoruz. Yıkıcı değil, yapıcı olmak istiyoruz. Nihayetinde ihlal edilen hakkımız geri istiyoruz” dediler.

Öte yandan özgürlük yürüyüşçülerinin bu kararlılığı dünya basınından da ilgi görmeye başladı. Dünyaca bilinen El-Cezîre kanalı bunlardan biri. Özgürlük yürüyüşçülerinden Emine Turmak El-Cezîre’ye yaptığı konuşmasında, “1400 kilometrelik yol kat ettik. Çadırımızı yıktılar, ama mücadelemiz devam ediyor. Başörtüsü yasağı kalkmadığı için okuluma devam edemiyorum. Ben 7. sınıftan sırf bu yasak kalkmadığı ve Allah’ın emrini yerine getiremediğim için ayrıldım. Eğitim hakkımı istiyorum. Çadırımızı yıkmakla bizi görmezden gelmeye devam etmesinler” şeklinde konuştu.

Habib FİDAN / ANKARA

FELLUCE YARDIM BEKLIYOR

Aralık 14, 2004

İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) Türkiye’de toplayarak Felluce’ye gönderdiği yardımlar ihtiyaç sahiplerine dağıtıldı. Amerikan bombardımanı yüzünden büyük bir kısmı tahrib olan Felluce’de gıda, tıbbi malzeme ve battaniye ihtiyacı devam ediyor.

İHH’den yapılan yazılı açıklamada, vakıf tarfından Türkiye’deki hayırseverlerden toplanan yardımların Felluce’ye ulaştırıldığı belirtilerek bombardımanlar yüzünden önemli bir kısmı tahrip olan şehirdeki sivillerin çadırlarda hayatlarını sürdürmeye çalıştıkları ve gıda, tıbbi malzeme ve battaniye ihtiyacının had safhada olduğu ifade edildi. Açıklamada, yardımların yerlerine ulaştığı bildirilirken, Felluce’deki son duruma da değinildi. Birkaç hafta önce yoğun bir Amerikan bombardımanına maruz kalan ve önemli bir bölümü tahrip olan Felluce’ye Türkiye’den yardım malzemeleri toplanarak gönderildiği hatırlatan açıklamada, “İki hafta süren Amerikan bombardımanı sırasında altı bin evin yerle bir edildiği ve yaklaşık beş bin sivilin öldüğü Felluce kenti ve çevresinde yardımlar dağıtıldı. Aralarında gıda maddelerinin, bebek mamalarının, battaniye ve sobanın bulunduğu yardım malzemeleri, bölgedeki sivil toplum örgütlerinin yardımları ile ihtiyaç içindeki sivillere ulaştırıldı” denildi.

Yoğun Amerikan kuşatması sebebiyle girişlerin zor olduğu Felluce’nin çevresinde binlerce insanın çadırlarda hayıtını sürdürmeye çalıştığına dikkat çekilen açıklamada, nüfusu üç yüz binden beş binin altına düşen şehirde ve civarında halen yüzlerce kişinin yardıma ihtiyaç duyduğu, gıda, battaniye ve tıbbi yardım ihtiyacının had safhada olduğu vurgulandı.

ABD, Baradey’in telefonlarını dinlemiş

Aralık 14, 2004

WASHINGTON /ABD Devlet Başkanı George W. Bush yönetiminin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Muhammed El Baredey’in telefonlarını dinlediği bildirildi.

Washington Post gazetesi, Baradey’in bir dönem daha UAEA Başkanı olmasını istemeyen Amerikan yönetiminin, Baradey’in İranlı diplomatlarla yaptığı telefon görüşmelerini dinleyerek, Baradey’in başkanlığının önlenmesi için delil elde etmeyi ümit ettiğini kaydetti. 3 Amerikalı yetkiliye dayanarak haber yapan gazete, dinlenen görüşmelerde, Baradey’in menfi yaklaşım içinde olduğuna dair herhangi bir delil bulunamadığını yazdı. İsmi açıklanmayan Amerikalı yetkililerden biri, “Bazıları Baradey’in yaklaşımını fazla yumuşak buluyor, fakat hepsi bu” dedi.

ABD, Baradey’in, nükleer silah geliştirmeye çalıştığına inandığı İran’ı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne havale etmesini istiyor. Baradey ise İran’ın nükleer faaliyetlerinin silah elde etmeye mi yoksa barışçı gayelerle mi yapıldığının henüz tespit edilemediğini ifade ediyor. 62 yaşındaki Mısırlı diplomat, ABD’nin Irak’la ilgili istihbaratlarını da tenkit ederek, bu ülkenin öfkesini çekmişti.

ABD, Baradey’in 2005’te üçüncü kere UAEA Başkanı seçilmesine karşı çıkıyor. Bush yönetimi, henüz Baradey’in yerine düşündüğü ismi açıklamadı.

Diğer taraftan Washington Post, üst seviyedeki bir yöneticiye dayanarak, Baradey’e karşı son zamanlarda yapılan organize kampanyaların, bu ismi başkanlıktan uzaklaştırmak için kasıtlı olarak yapıldığını kaydetti.

İşgalciler, 50 Iraklı’yı tutsak aldı

BAĞDAT / Irak’ın Bakuba kenti yakınlarında, Iraklı direnişçilere karşı düzenlenen operasyonda 50’den fazla Iraklının tutsak alındığı bildirildi.

ABD ordu sözcülüğünden yapılan açıklamada, bu kişilerin, Bakuba’nın güneyindeki Buhriz kasabasında tutsak alındıkları kaydedildi.

Açıklamada, Bakuba yakınlarındaki Hib Hib kasabasında yapılan operasyonda da 5 Iraklının tutsak alındığı belirtildi.

Bu arada, Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye’de, Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) yetkililerinin, direnişçilerle bağlantısı bulunduğu gerekçesiyle Lübnan kökenli bir Avustralyalıyı tutukladığı bildirildi.

IKYB ve Avustralyalı yetkililer, Ahmed Celal (22) adlı kişinin yakın zamanda tutuklandığını belirttiler.

Avustralyalı yetkililer, bu kişinin muhtemel direnişçilerlebağlantılarının araştırıldığını söylediler.

“İngiliz ordusu yeni bir savaşa girecek güçte değil”

LONDRA / Balkanlar, Afganistan ve Irak’ta olmak üzere son yıllarda bütün askeri harekatların içinde yer alan ve bu nedenle de asker sayısı konusunda sıkıntı yaşayan İngiltere’de, hükümete bir uyarı da eski Kara Kuvvetleri Komutanı Lord Guthrie’den geldi.

Yeterince asker bulunmamasının orduyu zor durumda bıraktığını belirten Lord Guthrie, hükümete ‘’orduyu bir başka yerde bir başka angajmana daha sokmaya kalkışmayın, bunun için yeterli asker yok’’ dedi. Lord Guthrie, İngiltere’nin çok acil ve zor durumda kalınması halinde bile ‘’müdahale etme gücüne ve bunu sağlayacak askere sahip olmadığını’’ öne sürerek, hükümetin piyade alaylarının sayısını 40’dan 36’ya indirme kararını da büyük bir hata olarak niteledi.

İngiliz ordusunun küçük bir ordu olduğunu, buna karşılık büyük görevlerle karşı karşıya bulunduğunu belirten Lord Guthrie, ‘’Eğer ordunuz çok küçükse çok önemli bir olaya bile müdahale edemezsiniz’’ dedi.

Muhafazakar Parti’nin eski lideri John Major’ın başbakanlığı döneminde kara kuvvetleri komutanlığı yapan Lord Guthrie, bu görevini Blair’in başbakanlığının ilk yıllarına kadar sürdürmüştü. Lord Guthrie Blair’in çok güvendiği ve görüşlerine saygı duyduğu bir asker olarak tanınıyor.

ABD’den Taliban’a karşı operasyon

KABİL / Afganistan’da işgalci 18 bin Amerikan askeri, baharda yapılması planlanan genel seçimler için tehdit oluşturan Taliban savaşçılarına karşı operasyona girişti.

Afganistan’daki Amerikan güçlerinin sözcüsü Albay Mark McCann, ‘’Özgürlük Şimşeği’’ adı verilen operasyonun, Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin ülkede istikrarın sağlanması ve yabancı askerlerin çekilmesini sağlamak için sunduğu genel affı kabul etmeleri için direnişçileri ikna edeceği inancını taşıdıklarını belirtti.

Tüm ülke çapında girişilen operasyonda Taliban güçlerinden geriye kalan unsurların ortaya çıkarılması ve imhasının hedeflendiğini belirten Amerikalı askeri yetkili, operasyonla ilgili askeri ayrıntıları veremeyeceğini kaydetti. Operasyonda, Afgan halkına yönelik insani yardım faaliyetlerinin de askeri operasyonla birlikte ortaklaşa yürütüleceği öne sürüldü.

Dänischer Premier gegen Kopftuchverbot

Aralık 14, 2004

Rasmussen: „Es soll keine Verbote in religiösen Angelegenheiten geben“

Anlässlich einer Integrationsveranstaltung kamen der dänische Premierminister Anders Fogh Rasmussen, Wirtschaftsminister Bendtsen und Integrationsbeauftragte Haarter mit Vertretern von Zuwanderern zusammen. In seiner Rede betonte Rasmussen seine abneigende Haltung gegenüber Einschränkungen und Verbote in Glaubenssachen.

Das zur Debatte stehende Kopftuchverbot wurde vonseiten des Premiers mit einem klaren Nein erwidert. „Solange ich an der Regierung bin, kommt solch ein Verbot nicht in Frage“, stellte Rasmussen klar. „Wir dürfen uns nicht in religiöse Angelegenheiten einmischen“, sagte er im Folgenden.

An der Veranstaltung nahmen Zuwanderer verschiedener Nationalitäten teil. Zuwanderer in Dänemark machen acht Prozent der Gesamtbevölkerung aus. Mittels dieser Veranstaltung erhielten Vertreter der Zuwanderer erstmals die Gelegenheit, dem dänemarkschen Premier persönlich ihre Wünsche und Forderungen mitzuteilen. Den Vorschlag, der Minister solle das Ramadanfest der Muslime öffentlich gratulieren, bewertete Rasmussen positiv.

Rasmussen appellierte an Integrationswillige, bei Integrationsprojekten mitzumachen. Zu den langfristigen Zielen der dänemarkschen Integrationspolitik gehören gesonderte Maßnahmen in der Bildungspolitik für Zuwandererkinder. Auch seien Arbeitsbeschaffungsmaßnahmen für Arbeit suchende Zuwanderer vorgesehen.

Die Religionszugehörigkeit dürfe hierbei nicht in die Integrationspolitik einfließen.„Religion und Integration sollten nicht miteinander in Verbindung gebracht werden“, sagte Rasmussen abschließend. (sb)

Sonraki Sayfa »