REZİL SENARYO!
Haziran 30, 2004
Gözlerimizin önünde, aslında inanmadığımız ancak inanıyormuş gibi yaptığımız, bir senaryo uygulanıyor. İstanbul’da toplanan ve küresel güvenliğin sağlanması için NATO’yu yeniden kurup bir dünya jandarmasına dönüştürmeye çalışan 26 ülke, ABD ve İngiltere, Afganistan ve Irak’a saldırmasaydı hangi güvenlik masalını uyduracaktı? Öyle ki, NATO’nun geleceği bu iki ülkeye endekslendi. Ama kimse Afganistan’daki bugünkü kaosu Amerika’nın ürettiğini, Irak’taki iğrençlikleri Amerika’nın çıkardığını, dolayısıyla ABD’nin küresel projelerinin önünü açmak için kaoslara yatırım yaptığını sorgulamıyor. Afganistan ve Irak’taki işgal olmasaydı NATO hangi güvenlik sorunuyla test edilecekti?
On yıldır insanlık korkunç bir terör paranoyasına mahkum edildi. ABD, İngiltere ve İsrail’in uyguladığı devlet terörizmi örnekleri ve işgaller yetmedi. Güvenlik sorunlarına yatırım yapıldı. İstihbarat teşkilatlarına bağlı terör örgütleri kuruldu. “Terör uyarıları” yapabilmek için saldırılar organize edildi. Milyarlarca dolarlık “Terörle savaş pastası”nın ve dev silah pazarının paylaşılması için ne gerekiyorsa yapıldı. Terörle mücadele korkunç kar getiren “dev bir sektör”e dönüşmüş durumda. Dünya ABD-İngiliz-İsrail cephesinin senaryolarına gözü kapalı teslim oldu. Gözlerimizin önünde yalanlar üzerine kurulu bir dünya sistemi şekilleniyor. Irak’a bakalım: Geçici Başbakan adıyla CIA adına terörist saldırılar yapan bir adam Başbakan olarak atandı. Aynı adam dün, ABD’nin işgal valisinden aldığı bir sertifika ile resmi Başbakan oldu. Biri ABD’nin yeni Ortadoğu senaryosunu oluşturan şer güçlerinin temsilcisi Paul Bremer, diğeri bir hizmetkar… Aynı adam Irak adına ülkeye NATO güçlerini davet etti. NATO’nun 26 ülkesi de CIA’nın bu maaşlı adamının davetini İstanbul’da ciddi ciddi ele aldı. Kim bu adam? Ona yetki veren kim? Birkaç belge el değiştirdi ve Irak Iraklıların oldu öyle mi? Bu ne kaba, bu ne çirkin mizansen?
Hani, Iraklılar bunun neresinde? Bremer Irak’tan gitmiş, yetki Iraklılara devredilmiş oldu, öyle mi? Bremer gitti bir başka savaş suçlusu John Negroponte gelecek. İşgal güçleri ve taşeronlar bütün kurum ve örgütleri Irak’ta kalacak. Ne değişecek? Hangi Iraklıyı buna inandıracaksınız?
Mizansenin bir bölümü İstanbul’da, diğer bölümü Bağdat’ta uygulandı. NATO Irak’a girmeyecekmiş ama bazı üye ülkeler asker gönderecekmiş… NATO sadece Irak ordusunu eğitecekmiş… ABD’nin teklifiyle NATO’nun Irak’ta denetimi ele alması kararının bir Haçlı Savaşı olarak algılanacağından korktular. Senaryoyu yumuşatılmış ifadelerle uygulamayı denediler. Oysa Irak, NATO’nun eline teslim edilirse direnişçiler sadece ABD ile değil, NATO ile de savaşacak. Onlar terörist olacaklar, CIA’nın maaşlı elemanı Allavi de meşru Başbakan…
Egemenlik devri de, NATO’nun Irak ordusunu eğitme bahanesi de palavra. ABD ve İngiltere, NATO üyelerini de işgale ortak etmeye çalışıyor. Böyle olursa ne değişecek? Kaos daha da büyüyecek. Oysa NATO’nun bile ABD’yi kurtarması mükün değil.
29.6.2004/İBRAHİMKARAGÜL/YENİŞAFAK
Yaşasın Amerikan silahları(!)
Haziran 30, 2004
Irak’ta dün açıldığı ilan edilen yeni sayfa (!) ile ilgili haberin genel geçer sunuluş tarzı ortak bir evrensel değer düşmanlığını tescil ediyordu: - Irak’taki Koalisyon Yönetimi, 30 Haziran’ı beklemeden egemenliği Irak geçici hükümetine devretti. Bu medyanın evrensel hıyanetidir. Kim, kimin egemenliğini, kime devrediyor? Irak’ın egemenliği neden ve nasıl ‘Koalisyon Yönetimi’nde olabiliyormuş? Zeki ve onurlu bir gazetecinin, Irak’taki son ABD manevrasını ‘egemenlik devri’ gibi terimlerle duyurabilmesi için ‘akşamdan kalmış’ olmasından başka herhangi bir açıklama düşünülebilir mi? - Egemenlik Iraklılara devredilmiş Vay benim köse sakalım! ‘İliştirilmiş gazeteci’ türü için ise, olayı bu şekilde duyurmak zaten bir görev. ABD’nin böylece bir taşla kaç kuş vurduğunu saymaya kalksak sütun dolar! Bir kere bu yaklaşım, Irak’ta işgali onaylamaktır. - Ortada devredilen meşru bir egemenlik varsa, onu devreden işgal güçlerinin dünü ve bugünü de meşrudur.
Ha aynen böyle demişsiniz, ha ‘Koalisyon yönetimi egemenliği geçici Irak yönetimine devretti’ demişsiniz. Bu ikincisi, neredeyse kelimesi kelimesine, işgalci güçlerin resmi açıklamasındaki cümledir. NATO’yu Irak’ta da Washington jandarması yapabilmek için geliştirilen bu ‘öne alınmış manevra’, sunuluş biçimiyle insanoğluna karşı hem ağır bir hakaret, hem de tazelenmiş bir tehdittir(…)
Küreselleşme insanlığı birleştirirken hala mı egemenlik lafı? Hem, NATO şemsiyesinden çıkalım da İran gibi mi olalım? Gerçi türban savarlıkta eşsiz irade sergileyen büyük bir güncel önderimiz var ama nereye kadar? ABD karşıtlığı bir hastalıktır, geriliktir.. Ne istiyor bu sivri zekalar? Yoksa yeniden Moskof işgaline mi uğrayalım? Ruslar tekrar Yeşilköy’e mi gelip dayansınlar? Yaşasın Amerikan silahları ve kültürü! Bizi hem koruyor, hem uygarlaştırıyor.
29.6.2004/ÖMER LÜTFİ METE/SABAH
Egemenlik Irak halkınındır!
Haziran 30, 2004
ABD ve Britanya, egemenliği Irak’a devredecekleri iddiasında. Oysa işgal gücü, egemenliği yasal olarak devredemez, çünkü egemenlik elinde değil. Egemenlik Irak halkında. Bir devletin resmi teşkilatı saldırı ve işgal sırasında parçalanıp çöker ve yetki yabancı bir askeri gücün eline geçerse, o zaman egemenlik asıl sahiplerine, o ülkenin vatandaşlarına döner. Egemenlik halktadır, devlet aracında değil. Modern demokrasilere meşruiyetlerini kazandıran, tüm temsili hükümetlerin zeminini oluşturan temel ilke bu. Bu ilke modern uluslararası hukukun da temel taşlarından biri. Bunlar soyut devlet teorileri değil. 18. yüzyıl Avrupası’nda demokratik sistemlerin ortaya çıkışına dayanan sağlam bir siyasi geleneği yansıtırlar. Sıradan insanlar nesillerdir bu halk egemenliğini birlikte uygulamasa ve direniş geleneği olmasa, bu ilkeler günümüzde tüm demokratik hukuk sistemlerinde ve yönetici kurumlarda bulunuyor olmazdı. Avrupa, kendi demokrasi kültürünü, vatandaşlık nosyonu ve uygulamasını, kamusal alanını, halkın siyasi aktivizmini ve devletin rol ve sorumluluklarını, temsili olmayan yönetime direnme geleneğinden aldı(…)
29.6.2004/KARMANABULSİ/THEGUARDİAN/RADİKAL
Bir ananın ardından yazılanlar…
Haziran 30, 2004
Son bir yıldır her gün annemin vefat haberini bekler olmuştum. Ne zaman gece veya sabahları bir telefon gelse yüreğim ağzıma gelir, “işte o an geldi” derdim içimden. Nitekim geçen hafta salı sabahı beklediğim telefon geldi. Annem, beyin kanaması geçirmiş ve hastaneye kaldırılmıştı. Annem, Diyarbakır Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi yoğun bakımdaydı. Doktoru durumunun ciddi olduğunu, eğer 48 saati atlatırsa felç kalacağını, her duruma hazırlıklı olmamız gerektiğini söyledi. Ricam üzerine bizi içeri aldı. Annem, şuuru yerinde iken kardeşlerimden ısrarla telefon etmelerini istemişti. Bizi istiyordu. Nihayet yetişmiştik; ama komadaydı. Yanına yaklaştım, yüzüne baktım. Suratı donmuştu, hiçbir tepki vermiyordu. Ama yüzü canlanmış, yanakları elma gibi kızarmıştı. “İşte annem” diye içimden geçirdim. Gidiyordu.
Kardeşime elini tutmasını istedim. Ben de elini tuttum, öbür elimle yüzünü okşadım ve kulağına eğilip “Anne geldim” dedim. “İbrahim de burada!” Beni hissediyordu. Sözsüz bir iletişim kurmuştuk aramızda. Bir anda gözlerini kıpırdattı ve hiç beklenmedik bir şekilde güldü. Genç bir kızın gülüşüydü, hafifçe şımarıkça bile sayılırdı. Ve yüzü güleç vaziyette dondu adeta. Ertesi sabah tam ezan okunurken vefat etti. Morga indirdiğimizde son bir defa yüzünü görmek istedim. O gülüş sanki bir resim gibi yüzüne yapışmış, kalmıştı.
Çok dindardı, yedi yaşından beri namaz kılardı ve benim dini hayatımda derin bir etkisi vardı. Ölüme hazırlıklıydı. Geçen ay Mardin’e gittiğimde iki gece sabahlara kadar onunla konuştum. Vasiyetini tek tek ve defalarca saydı. Dayımı vasi, beni nazır tayin etmişti. Gelenekler neyi emrediyorsa hepsini yerine getirecek, onu öyle defnedecektik: Hatır, devir, mevlit, taziye vd… Mezarı dört yıldır hazırlanmıştı. Gitmiş görmüş, beğenmişti. Vatanında gömülmek istiyordu. Onun vatanı doğduğu mahalle ve mezarlıktı.
Ölüm annem için bir şehirden bir başka şehre gitmek gibi bir şeydi. Hiçbir zaman ölümü korkuyla andığını hatırlamıyorum. Burada, ‘Dünya Şehri’nde çocukları, kardeşleri, akrabaları, yakınları vardı ve onlarla bir arada yaşamaktan mutluydu. Ama ‘Ahiret Şehri’nde de küçük yaşta iken kaybettiği annesi, babası, kocası, kardeşi, dayıları ve üç çocuğu vardı. Ölüm, geri dönüşü olmayan bir ayrılık; ama ebedi ve hakiki yurda yolculuktu. Ölümle ‘Dünya Şehri’nden ‘Ahiret Şehri’ne gidecek ve bu sefer onlarla buluşacaktı. Annem son Osmanlı’ydı. Ümmiydi, ama arif bir kişiliğe sahipti. Bütün konuşmaları, argümanları ya bir ayetin ya bir hadisin tercümesi veya farklı bir versiyonuydu. Derin bir tevekkül içinde yaşadı, sade, basit, tekellüfsüz bir hayat sürdü.
Dört sene önce babam vefat ettiğinde çok sarsılmıştım. İlk defa ölümü, en yakınımı kaybetmenin derin acısını hissetmiştim. Baba sevgisi gizlidir, çocuk her nedense annesini daha çok sevdiğini düşünür. Oysa baba ölünce o gizli sevgi bir anda ortaya çıkar. Babanın ölümü insanı kainattaki merkezinden koparır, derin bir boşluğun içine iter. Annenin ölümü ise daha farklıdır; sanki sizi arkasından çeker, sürükler. Babam gibi annemi de çok özleyeceğim. Ama bir tesellim var, nasılsa onlarla bir gün buluşacağım. Allah rahmet etsin, mekanı cennet olsun.
29.6.2004/ALİBULAÇ/ZAMAN
Arınç: Ben merasim mangası değilim
Haziran 30, 2004
Türkiye NATO zirvesiyle geleceğini yakından ilgilendiren tarihi günler yaşarken, Cumhurbaşkanı Sezer’in tavrı nedeniyle Türkiye gündemi hâlâ başörtüsüne takılı kaldı. Eşi başörtülü olduğu için Bush’u karşılama törenine çağrılmadığı iddia edilen Meclis Başkanı Bülent Arınç, tartışmalarla ilgili tepkisini “Ben merasim mangası değilim” sözleriyle ortaya koydu. NATO Zirvesi’ne katılmak üzere Türkiye’ye gelen George Bush’u karşılama törenine geç davet edildiğini belirten Arınç, “Ben hazır ol durumda bekleyen merasim mangası değilim” dedi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç, NATO zirvesine katılmak üzere Türkiye’ye gelen ABD Başkanı
Meclis personel lokantasında Meclis çalışanlarıyla öğle yemeğinde bir araya gelen ve yemek yiyen Bülent Arınç, burada NATO zirvesinde Cumhurbaşkanı Sezer’in tavrı nedeniyle yeniden tartışma konusu olan “Davet” krizi konusunda gazetecilerin sorularına muhatap oldu. Arınç, gazetecilerin, kendisinin KÖŞK’e davet edilmediği şeklindeki sorular üzerine gazetelerde bazı yanlış değerlendirmelerde bulunulduğunu belirten Arınç şu açıklamayı yaptı: ‘’Ben TBMM Başkanıyım. Yapılan toplantı NATO zirve toplantısıdır ve bu toplantı devlet ve hükümet başkanlarının, dışişleri bakanlarının delegasyon olarak katıldıkları bir toplantıdır. İstanbul’da bugün sonuçlanacak olan toplantıda hiçbir ülkenin meclis başkanı bulunmamaktadır. Dolayısıyla benim bu toplantının herhangi bir yerinde bulunmam sözkonusu değildir. Bir defa bu gerçeği herkesin bilmesi gerekmektedir. Ben birkaç gün sonra Hollanda-Lahey’de AB Parlamento Başkanları toplantısına katılacağım genel sekreterim ile birlikte. O toplantıya da hiçbir devlet ve hükümet başkanı katılmayacak. Her toplantının bir formatı var. O format içinde cereyan ediyor. Bu sebeple bizim bu zirve toplantısı içerisinde bulunmamamız gerekiyordu. Dolayısıyla davet edilmemek ya da bulunmamak sözkonusu değil.’’
İşgal meşrulaştı
Haziran 30, 2004
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ertan Yülek, ABD ve Siyonist güçlerin İslam ülkelerini bağrından vurmak ve küresel tehdit unsuru görerek Müslüman ülkeleri ezmek için NATO üssünü Türkiye’ye kaydırdığına dikkat çekti. Tarihi NATO zirvesiyle Irak’taki işgalin meşrulaştığını belirten Yülek, Türkiye’nin böyle bir zirvede yer almasının üzüntü verici olduğunu söyledi.
Parti genel merkezinde dün bir basın toplantısı düzenleyen Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ertan Yülek, gündemdeki konuları değerlendirdi. Akaryakıt ürünlerine yapılan yüzde 5’lik zammı sert bir dille eleştiren Yülek, hükümetin bu zammı sinsice yaptığını söyledi. Zammın haklı hiç bir gerekçesinin bulunmadığına dikkat çeken Yülek, şunları kaydetti: “Bundan bir ay önce akaryakıttaki yükselme ve dünya petrol fiyatlarındaki artış sebebiyle akaryakıta yüzde 5’lik zam yapılmıştı. Bugün de (dün) NATO zirvesinin ortalığı toz duman ettiği bir zamanda, doların değer kaybettiği, dünya petrol fiyatlarının düştüğü ortamda durup dururken ve hiçbir haklı gerekçesi olmaksızın akaryakıta bir yüzde 5 daha zam yapıldı. Bu suretle son bir ayda zam tutarı yüzde 10’u geçti”
Geniş halk kesimi ezilmeye devam ediyor
Asgari ücretliye yüzde 5, memur ve emekli aylıklarına ise yüzde 6 artış yapıldığı bir dönemde akaryakıt ürünlerinin bir ay içinde yüzde 10’dan fazla artırılmasının adalet duygusunu yok ettiğine işaret eden Yülek, “Bu insanların arabaları yok denebilir. Ama bu dar gelirlilerin gidiş geliş ücretlerine bu yansıyacak, yediğine, giydiğine yansıyacak ve sıkıntıyı onlar çekeceklerdir. Enflasyon indi, iniyor deniyor, ‘Tek haneli rakamlara ulaştık’ deniyor. Peki bir ayda temel maddelerden birisi olan akaryakıta çift haneli zam yapılıyor. Zaten dünyanın en pahalı elektrik ve yakıtını kullanan sanayicimiz, çiftçimiz, halkımız şimdi bu zamla bir kere daha ezilmeye mahkum ediliyor” dedi.
NATO korku zirvesine döndü
İstanbul’da yapılan NATO zirvesinin korku zirvesine dönüştüğüne vurgu yapan Ertan Yülek, dünyaya barış ve huzur getireceğini, dünyanın güvenliğini sağlayacağını iddia eden NATO’nun kendi toplantı güvenliğini sağlamak için bir haftadan beri neredeyse İstanbul’da hayatı felç ettiğini, korku ve endişe saçtığını belirtti. Böyle bir güce bundan böyle emperyalist emeller dışında kimse güven duymayacağını dile getiren Yülek, “Her yerde küresel terörü yok ediyoruz diye, Amerikan hegomanyacılığının öncülüğünü, bekçiliğini ve jandarmacılığını yapacak, terörü bastıyorum diye, bağımsızlık mücadelesini ezecek, ve ABD’nin Ortadoğu, Batı Asya ve Kuzey Afrika’da işgalciliğine çanak tutacaktır” diye konuştu.
NATO zirvesinde tehlikeli kararların alındığına dikkat çeken Yülek, küresel terörün kaynağı olarak ülkenin kendisinin gösterildiğini ve terörle mücadele altında İslam’la mücadele edilerek, askeri imkanlar kullanılarak operasyonlar yapılacağını belirtti. Afganistan’ta üç yıldan beri sağlanamayan düzeni sağlamak için asker sayısının 10 bine çıkarılacağını hatırlatan Yülek, Irak’ın asker ve polisinin, NATO tarafından eğitileceğini söyledi.
Hedef terör değil, İslam
ABD’nin yıllarca önce Vietnam’a da eğitim amaçlı girdiğini ve daha sonra da 450 bin asker göndererek yıllarca yüzbinlerce insanın kanına girdiğini hatırlatan Yülek, “NATO zirvesinde NATO’nun küresel terörle mücadelesi konsept kabul edilirken Filistin’deki İsrail teröründen neden bir kelime bile bahsetmezler. Çünkü hedef terör değil İslam ülkesidir” dedi.
AİHM gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin başörtüsü konusunda Türkiye lehinde karar vermesini de değerlendiren Yülek, bunun beklenen bir karar olduğunu söyledi. “TC’yi haklı bulmak halkını haksız bulmaktır. Bu karar açıkçası beni şaşırtmamıştır.” diye konuşan Yülek, mahkemenin kapatılan Refah Partisi hakkında da buna benzer bir karar verdiğini hatırlattı. AİHM’nin kendi vatandaşlarına ve dindaşlarına uyan temel hak ve özgürlüklere evet derken diğer halkların haklarına hayır dediğini dile getiren Yülek, AİHM’nin İslam düşmanlığından dolayı taraflı kararlar verdiğini söyledi.
‘Türkiye köy boşaltma davasında haksız’
Haziran 30, 2004
STRASBOURG/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Güneydoğu Anadolu’dan köy boşaltma iddialarıyla yapılan ortak şikayet başvurusunda, Türkiye’yi haksız bulurken, maddi tazminat cezası vermek için şu anda hazır olmadığını bildirdi.
AİHM’den yapılan açıklamada, Abdullah Doğan’ın 14 akrabasıyla Türkiye aleyhine yaptığı şikayet başvurusu üzerine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özel ve aile yaşamına saygı ilkesiyle ilgili 8. maddesinin, mal ve mülk edinme hakkıyla ilgili 1. protokolünün 1. maddesinin ve mağduriyetin karşılanmasıyla ilgili 13. maddenin ihlal edildiğine hükmedildiği bildirildi.
TBMM’deki yasa bekleniyor
Açıklamada, insan haklarının ihlal edildiği görüşüne varılmasına rağmen, şikayet başvurusunda bulunanlara maddi tazminat ödenmesi konusunda AİHM’nin karar alma konusunda hazır olmadığı belirtildi.
A.A muhabirine bilgi veren diplomatik kaynaklar, terörden mağdur olanların zararlarının tanzim edilmesi konusunda TBMM’ye sunulan yasa tasarısına dikkat çekerek, bu tasarı yasalaştıktan sonra, şikayetçilerin iç hukuktaki mağduriyetlerinin giderildiği gerekçe gösterilerek, AİHM’nin, Türkiye’den maddi tazminat ödemesini istemekten vazgeçebileceğini belirtiyorlar.
Bu arada, AİHM’nin davayla ilgili gerekçeli kararında köy boşaltma iddialarıyla ilgili Türkiye’den Strasbourg’a 1500 civarında başvuru geldiği ve bu sayısının Türkiye’den gelen toplam başvuru sayısının yüzde 25′ini oluşturduğu bildirildi. Başvuruda bulanan Doğan ailesi, Tunceli ilinin Hozat kasabasına bağlı Boydağ köyündeki evlerinden ve topraklarından 1994 yılında güvenlik güçlerinin zoruyla uzaklaştırıldıklarını iddia ederek, 2002 yılında Türkiye aleyhine AİHM’ye şikayet başvurusunda bulunmuşlardı. (aa)
MOSSAD K.Irak’a silah taşıyor
Haziran 30, 2004
İsrail İstihbarat Teşkilatı (MOSSAD)’ın Kuzey Irak’ta Kürtlere komando eğitimi verdiği iddialarının ardından, İsrail’in kuzeydeki Kürtlere sivil uçaklarla silah ve mühimmat taşıdığı da ileri sürüldü. Haftalık yayın yapan Aksiyon Dergisi, İsrail’in kuzeydeki Kürtlere sivil uçaklarla silah ve mühimmat taşıdığını ileri sürdü. Derginin haberine göre Tel-Aviv’den kalkan uçaklar Erbil’e iniyor ve bu uçaklarda silah ve mühimmat taşınıyor.
“Son günlerde Kuzey Irak’tan gelen İsrail endeksli haberler Türkiye ve komşu ülkeler nezdinde kaygıyla izleniyor. “İsrail’in MOSSAD ajanları, Peşmergeler arasında komando yetiştiriyor” haberlerinden sonra, Yahudiler’in bölgede fahiş fiyatlar vererek toprak satın aldığı da söylenmeye başlandı. Türkiye, gelişmeler karşısında üstü örtülü de olsa uyarılarda bulundu. Hatta komşumuz Suriye’nin Devlet Başkanı Beşer Esad da sözkonusu tartışmalara katılarak, “İsrail, Kuzey Irak’tan toprak satın alıyor” açıklamasını yaptı.
İsrail, bölge ülkelerinin gerçekleştiğine inandığı iddiaları reddederken; Kuzey Irak-İsrail ilişkisine dair yeni bilgiler ortaya atılıyor. İddiaya göre, Tel-Aviv’den kalkan sivil uçaklar Erbil’de oluşturulan havaalanına iniyor.
Uçaklarda MOSSAD ajanları ve İsrailli iş adamları ile birlikte uzun namlulu silah, mühimmat ve geliştirilmiş üniforma taşınıyor. Türkmen kaynakları da bu bilgileri doğruluyor. PKK’nın Devrimci-Çizgi Grubu’nun yayınında, bir ay içinde iki İsrail uçağının Erbil’e indiği aktarıldı.
Haberde, “İsrail’den özel uçaklar Kuzey Irak’taki Mesud Barzani’ye bağlı Peşmergelere yardım taşıyor. Bu yardımlar silah ve askeri melzemeden olşuyor. Yardımlar karşılığında Peşmergeler onlara boş araziler ve şehirlerdeki Araplardan boşalan evleri veriyor. Bu tam bir oyundur” deniliyor. İsrailliler, Celal Talbani’den çok Mesud Barzani ile temas halinde. Bu durum, baba Mustafa Barzani’nin geçmişte İsraillilerle olan ilişkisinin devamı olarak değerlendiriliyor.
“Kürdistan Hava Yolları”
Bu arada Kuzey Iraklı Kürtler’in kendilerine ait bir hava yolu şirketi oluşturmak için çalışma yaptıkları belirtiliyor. “Kürdistan Hava Yolları” ismiyle sefere çıkacak üç uçağın öncelikle Dubai- Erbil arasında uçacak. Bazı kaynaklar şimdiden deneme uçuşlarının gerçekleştiğini doğruluyor. Peşmergeler hava uçuşları için bazı Avrupa ülkeleri ile de anlaşmaya vardı. Bu uçuşlarda Türk hava sahası kullanılacak. Ancak Türkiye’nin bu şartlarda “Kürdistan Hava Yolları”na ait uçaklara müsaade etmesi beklenmiyor. Haziran ayı başında Ankara’da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü ziyaret eden Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) yöneticisi Berham Salih’in havayolu konusunu gündeme getirdiği ve Türk şirketi tarafından yapımı süren Süleymaniye havaalanından Türkiye’ye uçak seferleri düzenlemesini istediği ancak dışişlerinin bu konuya şimdilik sıcak bakmadığı kulislerde konuşulan bir başka konu.”.
MUTLU DÖNDÜLER
Haziran 30, 2004
Kabataş İskelesi’nden ”The İstanbul Swissotel” adlı tekneye binen Emine Erdoğan, konuklarını canlı müzik eşliğinde karşıladı. Emine Erdoğan ve konukları, daha sonra teknede düzenlenen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitim Kursları (İSMEK) kursiyerleri tarafından yapılan tezhip, hat, ebru, minyatür ve geleneksel el sanatları sergisini gezdiler.
Laura Bush’un ebru sanatçısı Hikmet Barutçugil ile özel olarak ilgilendiği görülürken, Barutçugil bayan Bush’a üzerinde lale figürü bulunan bir ebru yaptı. Sanatçı Barutçugil, Laura Bush’a ayrıca üzerinde İstanbul görüntülerinin yer aldığı ebru sanatı ile yapılmış bir katalog hediye etti.
Emine Erdoğan da Laura Bush’a, üzerinde İznik Çinisi bulunan bir kolye sundu. Bu arada Emine Erdoğan, Laura Bush ve Cherie Blair’e, teknenin içinde kurulan bir standda Türk Kahvesi ikram edildi.
Emine Erdoğan ve konuklarının, kömür ateşinde yapılan kahveyi neşeli bir şekilde içtikleri ve beğendikleri görüldü. Daha sonra Emine Erdoğan ve Laura Bush, kol kola girerek teknenin
üst katına çıktılar. Kabataş’tan kalkan tekne, tarihi yarımada, Kızkulesi, Dolmabahçe ve Çırağan sarayları, Vaniköy, Anadolu ve Rumelihisarları güzergahlarından geçerek İstinye’ye ulaştı. Davetlilere İstanbul Boğazı’nın iki yakası hakkında bilgi verilen gezi sırasında tekneye, Sahil Güvenlik ve Kıyı Emniyeti’nin botları da eşlik etti.
Tekne gezisine, NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer’in eşi Hoop Jeannine Scheffer, Litvanya Devlet Başkanı Arturas Paulauskas’ın eşi Jolarta Paulauskas, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün eşi Hayrunisa Gül, Devlet Bakanı Ali Babacan’ın eşi Zeynep Babacan, Devlet Bakanı Beşir Atalay’ın eşi Yıldız Atalay, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün eşi Sevim Gönül, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun eşi Emine Aksu, AK Parti Milletvekili Egemen Bağış’ın eşi Beyhan Bağış, İstanbul Valisi Muammer Güler’in eşi Neval Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın eşi Özleyiş Topbaş da katıldı.
-EŞLERE SEVGı GÖSTERıSı-
Tekne gezisi boyunca Emine Erdoğan ve konuklarının, sık sık sahilden kendilerine el sallayıp sevgi gösterisinde bulunanlara aynı şekilde karşılık verdikleri gözlendi. Gezi sırasında konuklara Türk Kahvesi, çay ve aperatif kanepe ikram edildi. Boğaz gezisinin sonunda Emine Erdoğan, Laura Bush’a, Ankara gezisi sırasında çekilen fotoğraflardan oluşan bir albüm ve CD hediye etti. Emine Erdoğan, bugünkü fotoğrafların da Beyaz Saray’a gönderileceğini söyledi. 


AİHM de yasakçı çıktı
Haziran 30, 2004
AİHM, Leyla Şahin’in Türkiye aleyhine açtığı başörtüsünü davasını redetti. Özgür-Der, Mazlum-Der ve İHD, bu kararın Türkiye’de başörtüsü yasağını pekiştirdiğini ifade ettiler.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Leyla Şahin’in başörtüsü davasını reddetti. Ege Üniversitesi Hemşirelik Okulu öğrencisi Zeynep Tekin ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Leyla Şahin, 1998 yılında başörtüsü taktıkları için aldıkları disiplin cezalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesine aykırı olduğunu belirterek AİHM’de, Türkiye alehyine dava açmışlardı. Tekin, başvurusunu daha sonra geri çekmişti.
AİHM’nin açıklamasında yargıçların oybirliği ile Türkiye’nin AİHS’nin 9. maddesini ihlal etmediği görüşüne varıldığı bildirildi.
Örgütlerden karara tepki
Karara sivil toplum örgütlerinden tepki geldi. AİHM’nin hukuk sınavını kaybettiğini kaydeden Özgür-Der, yaptığı açıklamada, “AİHM kararı hukuk kriterleri değil, politik hesaplar ve kaygılar esas alınarak verilmiştir. Başörtüsü yasağı mağdurları ve başörtüsü zulmüne karşı çıkanlar açısından AİHM kararı yerel düzeyde 28 Şubat sürecinin bir müddettir evrensel boyutlara taşınmasının göstergesi olarak kabul edilecektir” denildi.
Mazlum-Der İstanbul Şube Başkanı Mustafa Ercan ise kararın, başörtüsü yasağı pekiştirir mahiyette olduğunu belirterek, “AİHM yargıçlarının iddialarıyla tutarlı olmayan, gayrı adil bir karar verdikleri anlaşılmıştır” diye konuştu.
‘Karara katılmıyoruz’
İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül ise AİHM’in öteden beri Türkiye’deki sistemi laik bir sistem olarak değerlendirdiğini belirterek, “AİHM, burada kurslar, dershaneler, özel okullar, ilk öğretim okulları, üniversiteler ayrımı yapılmaksızın başörtüsü yasağı uygulandığını anlamamazlıktan geliyor. Bu karara katılmıyorum” şeklinde konuştu.
‘Haklılığım ortaya çıkacak’
AİHM’nin aldığı başörtüsü kararına tepki gösteren Leyla Şahin, “Haklılığım er geç ortaya çıkacak” dedi. Kendi yaşadığı sorunla AİHM’nin verdiği kararda ileri sürülen gerekçelerin ortak hiçbir noktasının olmadığıni söyleyen Şahin, “Mahkemeye sunduğum gerekçelerin hiç birinin incelenmediğini şaşkınlıkla gördüm. Sanki mahkeme heyeti başörtüsü yasağı hakkında dosyamı hiç hesaba katmadan kendi aralarında ortak görüşe vararak davamı karara bağlamış. Mesela dosyamda belirttiğim eğitim ihlaline uğradığımla ilgili konu hiç incelenmemiş bile” diye konuştu.
AİHM’nin kararına itiraz ederek avukatları aracılığıyla davayı temiz niteliğindeki 17 yargıçtan oluşan büyük daireye götüreceğini söyleyen Şahin, şunları söyledi:
“AİHM aldığı kararda, ‘üniversitelerdeki türban yasağının, başvuruyu yapanların üniversiteye kayıt yaptırmadan önce de var olduğu’ ve bizlerin de kayıt yaptırdığı sırada sağlıkla ilgili olarak okullarda giyim konusunda da uymamız gereken özel kurallardan bahsediliyor. Oysa bana mahkemede daha önce başörtülü okula girip girmediğim defalarca soruldu ve defalarca ben de onlara hiçbir sorun yaşamadan tıp fakültesinde 5. sınıfa kadar okuduğumu açıkladım. Alınan karar benim durumumla uyumlu değil. Açıklanan karar beni bağlamıyor ve hakkımı aramaya devam edeceğim” dedi.
Mesleki eğitim katledildi
Haziran 30, 2004
Milli Eğitim Bakanı Çelik, mesleki ve teknik eğitimin Türkiye’de yanlış tercihlerden dolayı ‘katledildiğini’ belirterek “ÖSS giriş meselesini düzeltme çabalarımız da ideolojik noktalara çekilerek heba edildi” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, mesleki ve teknik eğitimin Türkiye’de yanlış tercihlerden dolayı ”katledildiğini” belirterek, ”Biz, bunun özellikle ÖSS’ye giriş meselesini düzeltmeye çalıştık. Meseleyi ideolojik noktalara çektiler ki çekenler kesinlikle haklı değildir” dedi.
Kartal Yakacık’taki DİSK Tekstil Meslek Lisesi mezuniyet törenine katılan Çelik, burada yaptığı konuşmada, eğitimde bir seferberliğe ihtiyaç olduğunu söyledi. Çelik, eğitim konusunun tek başına Milli Eğitim Bakanlığı’na bırakılamayacak kadar önemli olduğunu ifade etti.
Çelik, toplumun tüm katmanlarının imkanları ölçüsünde eğitime
katkı yapması gerektiğini bildirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın en geniş bütçeye sahip bakanlık
olmasına rağmen devlet imkanlarının yeterli olmadığını anlatan Çelik,
”Norveç’te, Avrupa Milli Eğitim Bakanları Toplantısı’nda (20 milyon
öğrenciden sorumluyum) dediğim zaman hepsinin dudakları uçukladı” diye konuştu.
Bunun bir yük olduğu kadar aynı zamanda bir avantaj olduğunu
kaydeden Milli Eğitim Bakanı Çelik, ülkenin 70 milyon nüfusunun 45
milyonunun gençlerden oluştuğunu, batı nüfusunun ise yaşlandığını,
Türkiye’nin büyük bir insan potansiyeline sahip olduğunu ifade etti.
Türkiye ile ilgili dünyada önemli gelişmeler olduğunu ifade eden
Çelik, ”Türkiye büyük bir gemi. Mürettebatımız, yelkenlerimiz var.
Rotamızı belirleyip ondan sonra rüzgar beklememiz lazım” diye
konuştu.
-”SLOGANLA, HAMASETLE BİR YERE VARILAMAZ”-
Çelik, sloganla, hamale bir yere varılamayacağını da
kaydederek, ”Atatürk’ün gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesinin
üzerine çıkacaksak, Türkiye’de çağdaş eğitim yapacaksak, bunu sözde değil özde, söylemde değil eylemde gerçekleştirmemiz lazım” dedi.
Geleceğin nesillerini yetiştirmek zorunda olduklarını, bu konuda
mesleki eğitimin çok önemli olduğunu belirten Çelik, şunları kaydetti:
”Mesleki ve teknik eğitim yanlış tercihlerden dolayı Türkiye’de
katledilmiştir. Biz, bunun özellikle ÖSS’ye giriş meselesini
düzeltmeye çalıştık. Meseleyi ideolojik noktalara çektiler ki çekenler
kesinlikle haklı değildir. Ama er-geç aklıselim galip olacaktır ve bu
konuda da gereken neyse o yapılacaktır.”
Avrupa’daki öğrencilerin yüzde 70′inin mesleki ve teknik eğitim
gördüğünü, yüzde 30′unun ise genel liselere devam ettiğini kaydeden Çelik, ”Bizde beyaz yakalı olma, kalem efendisi olma tutkusu Osmanlı’dan beri var. Sanatkarlık ve esnaflık konusu ise bizde Osmanlı’nın son dönemlerinde gayrimüslimlere terk edilmiştir” dedi.
Konuşmasında gençlere de seslenen Çelik, Türkiye’de çok güzel
şeyler olduğuna işaret etti. ”Haydi Kızlar Okula” projesinin sürdüğünü, eğitimde teknolojik ve fiziki altyapının düzeltilmesi için çalışmalar yapıldığını anlatan Çelik, öğretmen kalitesinin artırılması ve rehberlik sistemiyle öğrencilerin kabiliyetleri doğrultusunda yönlendirilmesi çalışmalarının da sürdüğünü kaydetti.
-DİSK GENEL BAŞKANI ÇELEBİ-
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi de DİSK Tekstil Meslek
Lisesi’nin açılmasının klasik sendikacılık yapmadıklarının
örneklerinden biri olduğunu kaydederek, ”Biz, ücret sendikacılığı
yapmıyoruz, toplumsal projeler üretiyoruz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Bakan Çelik, okul birincisi Handan Özhan’a
ödülünü vererek, öğrencinin ailesini tebrik etti. Okul ikincisi Tuna Şilan’a İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey, okul üçüncüsü Zelife Zuhal Karakaş’a ise DİSK Genel Başkanı Çelebi ödülünü verdi.
Çelik, Uluslararası Yıldızlar Serbest Güreş Turnuvası’nda dünya
birincisi olan Süleyman Demirel İlköğretim Okulu öğrencisi Yusuf
Turkay’ın ödülünü, Okul Müdürü Hamdi Özcan’a verdi. Bakan Çelik, cimnastik dalında Türkiye üçüncüsü olan Mahmut Kemal
İlköğretim Okulu öğrencilerine de cumhuriyet altını taktı. Tören, öğrencilerin mezuniyet yemini ve kep atmalarıyla sona erdi.
-TÖRENDE SEYYAR TRİBÜN-
Mezuniyet töreni için Kartal Belediyesi’nden tekerlekli seyyar
şeref tribünü getirildi. Ancak Bakan Çelik, platforma, vatandaşların
çok yukarısında kaldığı gerekçesiyle çıkmak istemeyerek, tribündeki
koltukları yere indirtti ve töreni buradan izledi. Daha sonra, töreni
izlemeye gelen veliler, protokolün kullanmadığı seyyar tribüne
oturarak, töreni izlediler.
-BAKAN’IN OĞLU AMELİYAT OLDU-
Bakan Hüseyin Çelik, törenin ardından International Hospital’a
geçerek, rahatsızlığından dolayı ameliyat olan oğlu Ekrem Çelik’i
ziyaret etti.
İSTANBUL (HABER 7)
Morg yolunda hayata döndürüldü
Haziran 30, 2004
Hayatını kaybettiği bildirilen Hüseyin Kurt isimli işçi Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılırken ambulansta hayati belirtiler göstermesi üzerine kalp masajı yapılarak hayata döndürüldü.
Antalya’da, MHP il ve ilçe teşkilatının bulunduğu binanın dış cephesini boyarken iskele halatlarının kopması sonucu 15 metreden yere düşen ve öldüğü bildirilen işçilerden Hüseyin Kurt’un morga götürülürken hayati belirtiler göstermesi üzerine kalp masajı yapılarak hayata döndürüldüğü bildirildi.
Edinilen bilgiye göre, Üçgen Mahallesi Yener Ulusoy Bulvarı’nda meydana gelen olayda, MHP il ve ilçe teşkilatının bulunduğu binanın dış cephesinde boya yapan 3 boyacı, iskele halatının kopması sonucu yaklaşık 15 metre yükseklikten aşağıya düştü.
Yaralanan Orhan Koca, İrfan Arslan Antalya Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alınırken, hayatını kaybettiği bildirilen Hüseyin Kurt isimli işçi Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılırken ambulansta hayati belirtiler göstermesi üzerine kalp masajı yapıldı.
Ambulans doktoru tarafından hayata döndürülen Kurt, götürüldüğü Akdeniz Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ameliyata alındı. Hüseyin Kurt’un dalağının patladığı, yüzünün parçalandığı, elleri ve ayaklarında da kırıklar olduğu bildirildi.
Yaşama döndürülen Kurt’un sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu, ameliyattan sonra yoğun bakıma alınacağı tahmin ediliyor. Kurt’un hayata dönmesi en çok yakınlarını sevindirdi.
ANTALYA (CİHAN) - 30.06.2004 00:45:00
Rehine Türkler ailelerine kavuştu
Haziran 30, 2004
Bir klima firmasında çalışmak üzere yaklaşık 20 gün önce gittikleri Irak’ta rehin alınan Mustafa Bal, Asdusselam Bakır ve Mehmet Bakır, Habur Sınır Kapısı’ndan giriş yaptıktan sonra Diyarbakır’da yakınlarına kavuştular.
Bir klima firmasında çalışmak üzere yaklaşık 20 gün önce
gittikleri Irak’ta bir süre rehin tutulduktan sonra serbest bırakılan
Mustafa Bal, Abdulselam Bakır ve Mehmet Bakır, Şırnak’ın Silopi İlçesi
yakınlarındaki Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yaptı.
Diyarbakır’a gelen 3 kişi, Bağlar Beldesi’ndeki halaları Kadriye Akgül’ün evinde bekleyen yakınlarıyla buluşarak, hasret giderdi. ilesiyle hasret gideren Abdulselam Bakır, yaklaşık 20 gün önce Irak’a gittiklerini ve bir süre Musul’da kaldıktan sonra Samara kentine gitmek üzere yola çıktıklarını belirtti.
Musul’dan ayrıldıktan kısa bir süre sonra araçlarının bozulması
üzerine bir garaja gittiklerini kaydeden Bakır, şöyle devam etti:
”Bozulan aracımızı garaja çektikten kısa bir süre sonra yüzleri
sarılı ellerinde silah olan yaklaşık 10 kişi etrafımızı sardı. Bizi
yere yatırdılar ve ellerimizi bağladıktan sonra bilmediğimiz bir yere
götürdüler. 6-7 gün yanlarında kaldık, birlikte namaz kılıyorduk. Bize
iyi davranıyorlardı. Bizlere; (ABD, burada namusumuza göz dikmiş ve o
yüzden bu mücadeleyi veriyoruz. Tanıdıklarınıza söyleyin kimse buraya
gelmesin. Yoksa ölürler) diyorlardı. Bizimle birlikte 3 Irak’lı daha
vardı. Bir tanesi galiba işbirlikçi olduğu gerekçesiyle feci dayak
yiyordu.”
Bakır, bir televizyon kanalına çıkarıldıktan sonra serbest
bırakıldıklarını belirterek, şunları söyledi:
”Televizyona çıktıktan sonra bizi bir çölün yakınlarında taksiye
bindirdiler. Burada bize; (bir daha buraya gelirseniz sorgusuz,
sualsiz başınızı keseriz) dediler. Bindirildiğimiz taksi bizi Tikrit
garajına getirdi, buradan da başka bir araçla Musul’a geldik. Daha
sonra da Habur’a gelerek Türkiye’ye giriş yaptık. Bir daha Irak’a
gitmeyeceğim.”
Mehmet Bakır da, ellerindeyken ölüm korkusu yaşadıklarını ve bir
daha aileleriyle görüşemeyeceklerini düşündüklerini anlatarak, ”Kendi
aramızda helalleştik. Serbest bırakılmamızda Müslüman oluşumuzun büyük
etkisi oldu” dedi.
Türk vatandaşlığından çıkanlara yeni haklar
Haziran 30, 2004
İçişleri Bakanlığı’ndan çıkma izni alarak başka bir ülkenin vatandaşlığını kazananların kullanabileceği hakları genişleten tasarı, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
Türk Vatandaşlığı Yasası’nda yapılan değişiklikle, doğumla Türk
vatandaşı olup da daha sonra İçişleri Bakanlığı’ndan çıkma izni
alanlar ve bunların vatandaşlıktan çıkma belgesinde kayıtlı reşit
olmayan çocukları, ”Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenliğine ve kamu
düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla askerlik hizmetini
yapma yükümlülüğü, seçme-seçilme, kamu görevlerine girme ve muaf
olarak araç veya ev eşyası ithal etme hakları” dışında kalan
haklardan yararlanabilecek. Bunlar, sosyal güvenliğe ilişkin
kazanılmış hakları da saklı kalmak şartıyla Türk vatandaşlarına
tanınan haklardan aynen yararlanmayı sürdürecek.
Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin, kayıp tarihinden itibaren
yabancı muamelesine tabi tutulacağına ilişkin hüküm aynen korunuyor.
Bu hükme göre, Türk vatandaşlığını, çıkma izni dışındaki yollardan
biriyle kaybeden kişiler yabancı muamelesine tabi tutulacak.
-”TÜRK YARGISINDAN KAÇANLAR YARARLANACAK MI?”-
CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Kesimoğlu, tasarı üzerinde
partisinin görüşlerini dile getirirken, düzenlemenin belli kişiler
için çıkarılıp çıkarılmadığını sordu.
Kesimoğlu, ”Türk yargısından kaçmak için başka ülkelerin
vatandaşı olan kişiler bu değişiklikten yararlanacak mı? Bu yasa kötü
niyetle başka ülkelerin vatandaşı olanları koruyacak mı? Türk Milleti
bunun yanıtını almak istiyor. Gurbetçi vatandaşlara rahatlık sağlanmak
istenirken kötü niyetlilerin bundan yararlanmasına fırsat
verilmemeli” dedi. haber7
Benzin’e yüzde 5 zam yapıldı
Haziran 29, 2004
Bugünden başlayarak uygulanacak zamlı tarifeye göre benzin 1 milyon 982 bin liradan satılacak.
İSTANBUL-Uluslararası piyasalardaki fiyat dalgalanmalarının etkisiyle akaryakıt ürünlerine yüzde 5′lik zam yapıldı. Buna göre, İstanbul’un Avrupa yakasında kurşunsuz benzinin litre satış fiyatı 1 milyon 982 bin liraya çıktı. Akaryakıt ürünlerine yüzde 4.62 ile yüzde 5.31 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. Akaryakıt Dağıtıcıları Derneği (ADER) tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre, bugünden itibaren, perakende satış fiyatları 95 oktan kurşunsuz benzinde (KB) yüzde 5.15, süper benzinde yüzde 5.14, 98 oktan kurşunsuz benzinde yüzde 4.78, gazyağında yüzde 5 zam yapıldı.Zam oranları motorinde yüzde 4.97, 350 ppm motorinde yüzde 4.62, kalorifer yakıtında yüzde 5.05, fuel-oil’lerde de yüzde 5.31-4.90 olarak gerçekleştirildi.
yeni şafak
Tarihi zirve sona erdi
Haziran 29, 2004
NATO’nun 26 müttefiki ve İttifak ile işbirliği yapan 20 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını, dışişleri ve savunma bakanlarını, genelkurmay başkanlarını ve askeri yetkililerini bir araya getiren İstanbul zirvesi, ”alınan
kararlarla” ve ”yansıtılan görüntülerle” ”tarihi” nitelik kazandı.
NATO liderleri, her şeyden önce, İttifak bünyesinde, Irak krizinin başından beri yaşanan ve kamuoyundan gizlenmesi mümkün olmayan ”uzlaşmazlık havası”na son vermek için büyük çaba harcadılar ve bu hedefe ulaştıklarını düşünüyorlar.
Yeni Irak hükümetine destek sözünü oybirliği ile veren müttefikler, ”isteklilerin”, Irak güvenlik birimlerinin eğitimine
katkıda bulunmasına da yeşil ışık yakarak, yeni bir adım attılar.
Nerede, ne zaman, nasıl, hangi ülkelerce verileceği şimdilik belirsiz kalan ”eğitim desteği”nin, NATO bayrağının, ”bir şekilde” Irak’a girmesinin yolunu açtığını düşünenler çoğunlukta gözüküyor.
İstanbul zirvesi, bugüne kadar Irak’taki müttefiki Polonya’ya ‘lojistik destek” vermekle yetinen NATO’nun Irak bağlantısının ”yeni bir sayfasının” açıldığı gerekçesiyle ”önemli ve verimli” olarak nitelendiriliyor.
Afganistan, NATO’nun ”küresel boyutunu ve hedeflerini” yansıtan
bir dosya olarak İstanbul zirvesine damgasını vurdu.
İttifak, Afganistan’daki asker sayısını artırarak, bu ülkedeki sorumluluk ve etki alanlarını genişletmeyi kararlaştırarak, dünyaya ‘’savunma alanında ve terörizme karşı mücadelede sınır tanımadığı” mesajını verdi.
İstanbul zirvesi, NATO-AB ve NATO-Rusya ilişkileri açısından
‘’sönük” geçti. NATO’nun genişlemesi nedeniyle ”kırgın” olan Rusya’nın Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, NATO Genel Sekreteri’nden giden İstanbul davetlerini reddetmesi, NATO-AB zirvesinin de özellikle Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye tarafından AB bünyesinde yasal görülmeyen varlığı nedeniyle yapılmaması ”küçük gölgeler” oluşturdu.
NATO ve AB bünyesinde ciddi sorun kaynakları olan bu unsurların ön plana çıkmaması için önceden bulunan ”diplomatik formüller” başarıyla uygulandı.
NATO’nun Bosna Hersek’teki barışı koruma gücü SFOR’a son verme
kararı alması, bu çerçevede AB’nin EUFOR operasyonlarına gelecek yıl
başında ”yeşil ışık” yakılması da İstanbul zirvesinin ”tarihi” niteliğini kuvvetlendirdi.
Bu hedefine ulaşmak için ABD ve Türkiye gibi müttefikleri ikna etmekte çok uzun süreli çabalar harcayan AB, İstanbul’dan ”memnun ve heyecanlı” ayrılırken, Bosnalıların büyük endişe ve AB’ye güvensizlik yansıttıkları gözlemlendi.
NATO, İstanbul zirvesinde, ”Bosna’yı AB’ye terk etmediği” mesajını vermeyi de ihmal etmedi.
NATO Basın Servisi’nin verilerine göre, yüzlercesi Amerikalı olmak üzere 3 bin gazetecinin akredite olduğu NATO İstanbul zirvesinde alınan en önemli kararlardan biri ”İstanbul İşbirliği Girişimi” adı altında harekete geçirilen proje oldu.
Akdeniz ülkeleriyle diyalogu geliştiren İttifak, başta Körfez ülkeleri olmak üzere Ortadoğu’ya ”diyalog çağrısını” somutlaştırdı.
Formüller ve telaffuz şekilleri farklı olsa da ABD ve İngiltere öncülüğünde gündeme taşınan büyük Ortadoğu projesinin ‘’savunma ayağı” İstanbul’da oluşturulmaya başlandı.
Terörizme ve kitle imha silahlarının yayılmasına karşı ortak mücadeleye öncelik veren NATO’nun, bu çerçevede, İstanbul’da aldığı bazı ”teknik” kararlar da büyük önem taşıyor.
NATO bünyesindeki ”istihbarat teşkilatı”nın günün koşullarına
uyarlanması, ”yüksek teknoloji” kullanımı, müttefikler arası istihbarat alışverişi, terör eylemleri karşısında dayanışmanın somutlaştırılması, Akdeniz’deki NATO denetleme operasyonunun (Aktif Gayret-Active Endeavour) kapsamının ve yetenek gücünün genişletilmesi gibi konularda yeni ve ciddi adımlar atıldı.
İstanbul zirvesi, NATO’ya üye olmak isteyen Arnavutluk, Hırvatistan ve Macaristan açısından güzel bir anı olmayacak.
Katılım için tarih bekleyen üç adaya sadece ”teşvik mesajı” verilmesi, bu ülkelerde hayal kırıklığı yarattı.
İttifakın siyasi kanadı, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle diyalogu geliştirmek yönünde de yeni adımlar attılar ve ”ilgi yoğunlaştırdıkları” bu bölgelere özel temsilciler atadılar.
İstanbul’da askeri açıdan önemli kararlar alındı. ”Yeni tehditlere karşı koyabilmek, savunma alanının küresel boyuta taşınmasının gereklerini yerine getirebilmek” amacıyla İttifakın askeri yeteneklerini geliştirmek konusunda mutabık kalan liderler, askeri kanada talimat verdiler ve çeşitli alanlarda yapılacak ”kendini yenileme” çalışmalarına yeşil ışık yaktılar.
Bu çerçevede müttefiklerin savunma bütçelerini ”uyarlamaları”, daha esnek, süratli, yetenekli askeri birimler kurulması gibi kararlar alındı.
Bu kararlar kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer silahlara karşı korunma, istihbaratın geliştirilmesi, hava-kara izlemesi, iletişim ve komuta kontrolü, stratejik hava ve deniz ulaşımı, uçakların havada ikmali, savaşta taktik ve lojistik destek yeteneklerinin geliştirilmesi gibi unsurlarda önemli adımları beraberinde getiriyor.
NATO’nun askeri kanadı, İstanbul zirvesinden çıkan kararlar çerçevesinde askeri açıdan kapsamlı reformlara girişecek.
İstanbul zirvesi, NATO’nun askeri kanadının bir ”gövde gösterisi” yapmasına da zemin oluşturdu. NATO’nun ”Acil Mukabele Kuvveti” (NATO Response Force-NRF) bünyesinde ilk komuta devir teslimi İstanbul’da yapılırken, Avrupa Kuvvetleri Komutanı (SACEUR) Amerikalı General James Jones ve Türk Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök önemli mesajlar verdiler.
Askeri temsilciler, NRF’nin ”mukabele” gücü, etki ve yetki alanı, sürati, yetenekleri üzerinde dururken, ”terörizme karşı mücadele” unsurunun askerler açısından öneminin de altını çizdiler.
NATO üst düzey yetkilileri, İstanbul zirvesini ve sonuçlarını değerlendirirken, ”çok başarılı”, ”mükemmel”, ”eksiksiz”, ”uyumlu” ifadelerini kullandılar ve ”İstanbul’da çok mutlu olduklarını” anlattılar.
İSTANBUL (HABER 7)
Türban utancı raporlaştı
Haziran 29, 2004
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye’deki ‘türban’ sorunu ile ilgili bir rapor hazırladı. Raporda açık ifadelerle mesele gözler önüne serildi: “Binlerce kız öğrenci başörtüsü yasağı yüzünden yükseköğrenimden dışlanıyor”
”Yüzlerce kadının da başörtüsü kullandıkları için öğretmenlik
görevlerinden atıldığı ya da bu görevlerinin askıya alındığı” ifade
edilen raporda, ”yasağın ve Türk hükümetlerinin üniversitelere
müdahalesinin Türkiye’de akademik özgürlüğü engellediği” kaydedildi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, başörtüsü taktıkları için
yüksek öğretimden uzaklaştırılan iki kız öğrencinin davasında bugün
karar vereceği hatırlatılan 46 sayfalık raporda, ayrıca 1980′den sonra kurulan Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) üniversiteler üzerindeki rolü
eleştirildi.
”Türkiye’de yapılan anayasal reformlarla YÖK’te artık ordu
temsilcisinin bulunmamasının olumlu bir gelişme olduğu” belirtilen
raporda, ”Ordu, eğitim politikaları konusunda kamuoyu önünde güçlü
görüşler ifade etmeye ve YÖK’ün üniversite sistemi üzerindeki katı
kontrolüne yönelik herhangi bir tehdide karşı olmaya devam ediyor”
denildi.
Human Rights Watch-HRW yetkilisi Rachel Denber ise raporun yayımlanması dolayısıyla yaptığı açıklamada, ”Türk hükümetinin akademik yaşama hakim olan dayatma ve oto-sansürü hala ortadan kaldıramadığını” öne sürerek, ”Devlet uygulamalarıyla çatışan profesörler hala disiplin cezasına çarptırılıyor” dedi.
Raporda, ”bu konudaki son örneğin, Adli Tıp Enstitüsü’nün işkenceyle mücadelede kararlı olacağına dair yorumları üzerine nisanda İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Bölümü’nün başından uzaklaştırılan Profesör Şebnem Korur olduğu” belirtildi.
Raporda, ”1997 yılında ordu tarafından dönemin hükümetine muhtıra verilmesinden sonra başörtüsü yasağının yoğunlaştığı” belirtilirken,
”bugünkü hükümetin destekçilerinin bu yasağın kalkmasını istediği,
ancak hükümetin Türkiye’nin laik kimliği konusunda duyarlı olan
ordunun hassasiyetlerini göz önünde bulundurduğu” kaydedildi.
Raporda, ”Türkiye’de laikliği savunan pek çok insanın dini partilerin adım adım laikliği ortadan kaldıracağına, başörtüsünün de bunun ilk adımı olduğuna inandığı” ifade edildi.
”Örgütün, başörtüsü yasağını dini vecibeleri yerine getirme hakkına müdahale olarak gördüğü” belirtilen raporda, ”Kadınların kıyafetlerine göre sınırlamaya tabi tutulması, eğitim haklarını, düşünce özgürlüklerini, inanç ve dini özgürlüklerini ve mahremiyetlerini ihlal eden bir ayrımcılıktır” denildi.
Hükümete başörtüsü yasağını kaldırma çağrısında bulunan örgüt,
aynı yaklaşımın BM Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Kaldırılması Komitesi tarafından da önerildiğini kaydetti.
Rapor, örgütün internetteki ”http://hrw.org/backgrounder/eca/turkey/2004/” adresinde yayımlandı.
NEW YORK (HABER 7)
Dünya, İstanbul’u izleyecek
Haziran 27, 2004
NATO zirvesi nedeniyle üç gün boyunca 47 ülkeden 23 devlet başkanı, 22 başbakan, 100′e yakın bakan ile üç bin katılımcıyı ağırlayacak olan İstanbul, 3 bin 500 gazetecinin gözünden tüm dünyaya tanıtılacak.
TÜRKİYE, tarihî buluşmanın gerçekleşeceği bu zirveyi ‘reklam fırsatı’ olarak değerlendirirken, NATO karşıtı eylemlere karşı tutumuyla da dünyaya ‘demokratik olgunluk’ mesajı vererek, tanıtımını pekiştiriyor.
DUYGU GÜVENÇ / ANKARA
Türkiye, ittifak dışı ülkelerin de katılımı nedeniyle tarihi kararların beklendiği ve en üst düzey katılımın gerçekleşeceği NATO zirvesini, ülke tanıtımı açısından bir fırsat olarak değerlendiriyor. Türkiye, bölgesel ve küresel siyasi gücünü ortaya koyacağı zirvede, aynı zamanda kültür zenginliği ve modern dünyaya açık yüzünü de tüm dünyaya gösterecek.
En üst düzey katılım
Zirveye, aralarında AB üyesi ülkelerin de bulunduğu 47 ülkenin devlet başkanı ve 22 ülkenin başbakanı ile toplamda 100′e yakın bakan ile 3 binin üzerinde delege katılacak. Özellikle Türkiye’nin AB üyeliğine sıcak bakmayan Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın da zirveye katılacak olması çok anlamlı bulunuyor.
Zirveye katılacak devlet başkanı, başbakan ve bakanlar için 250 zırhlı makam otosu tahsis edilirken, 3 bin delegenin de rahatı düşünüldü ve 150 panel minibüs ile 100 otobüs hazırlandı.
Gül, hazırlıkları bizzat takip etti
NATO zirvesinin, Türkiye’nin ve özelde İstanbul’un dünyaya tanıtımına en üst düzeyde katkı sağlaması için gerekli olan her türlü tedbir alındı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığında oluşturulan “Üst Düzey Güvenlik Eşgüdüm Komitesi”nin İçişleri Bakanlığı, TSK, MİT ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yaklaşık 3 aydır sürdürdüğü hazırlıklar tamamlandı.
Bakan Gül, üç ay boyunca çalışmaları bizzat takip etti. Dışişleri Bakanlığı’nda, Büyükelçi Umur Apaydın’ın başkanlığındaki yaklaşık 20 kişilik bir ekip, İstanbul’da koordinasyonu sağlarken, Dışişleri Bakanı Gül, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan başkanlığındaki ikinci ekibi zirveye 3 gün kala İstanbul’a gönderdi.
Gül, Başbakan Erdoğan’a da çalışmalarla ilgili son bilgiyi geçtiğimiz hafta verdi.
Demokratik olgunluk mesajı
Ayrıca, aralık ayındaki Brüksel zirvesinde müzakere tarihi bekleyen Türkiye, NATO’yu protesto eylemlerine karşı tutumuyla da “demokratik olgunluk” mesajı veriyor.
Batılı gözlemciler, Türkiye’nin yakın tarihte NATO zirvelerine ev sahipliği yapan Çek Cumhuriyeti ve İrlanda’ya oranla daha iyi hazırlandığını, göstericiler ile güvenlik güçleri arasında istenmeyen görüntülerin daha az yaşandığını tespit etti.
Prag zirvesinde kent boşaltılmıştı
Diplomatik gözlemciler, NATO’nun son Prag zirvesini de hatırlatarak, “Çek Cumhuriyeti tüm kenti neredeyse boşaltmıştı. Bazı NATO zirveleri, hem protestolar hem de güvenlik endişeleri nedeniyle şehirlerin dışında, hatta bir adada bile yapıldı. Türkiye ise İstanbul’un tam ortasında bir alan ayırdı ve kentin rutin yaşamı içerisinde güvenli bir zirve yapılabileceğini de gösterdi. Üstelik özellikle Irak’taki durum nedeniyle protestolar ve terör tehdidi en yüksek düzeydeyken” diyorlar.
Renkli görüntüler de yansıyacak
Zirve kapsamında İstanbul’da bir de gençlik zirvesi düzenlenirken, 3 ayrı sergi de açılacak.
Zirve sürecinde ayrıca, NATO içerisindeki komuta değişim töreni gösteri uçuşuyla renklenecek. Bütün bunlar da İstanbul’dan tüm dünyaya, politik haberlerin dışında renkli görüntüler de yansımasını sağlayacak.
3.500 gazeteci dünyaya aktaracak
NATO zirvesini toplam 3 bin 50 gazeteci, televizyon, internet, gazete ve dergiler aracılığıyla tüm dünyaya aktaracak. İstanbul’un, bu 3 bin 500 gazeteci sayesinde tüm dünyanın gündeminde olacağını hesaplayan Türkiye, gazetecilerin rahatı için de tüm imkanları seferber etti. Zirve sırasında, NATO’nun barış için ortaklık projesine dahil olan 20 ülke ile birlikte yapacağı toplantı, tam 20 dile anında çevrilecek. Türkiye’de ilk defa kullanılacak olan 20 dalgalı telsiz dinleme araçları da 1000 noktaya ulaşabilecek.
Ayrıca Türk Telekom da, zirve vadisini, telefon, kablolu ve kablosuz internet bağlantısı ve mobil santraller gibi tüm iletişim imkanlarıyla donattı. Telekom, bu hizmetler için hiçbir kullanıcıdan ücret alınmayacağını da açıkladı.
Beş milyon dolar sponsor desteği
NATO zirvesi için yaklaşık 25 trilyon ayıran Türkiye, Başbakan Erdoğan’ın çağrıları doğrultusunda özel girişimcilerden de yaklaşık 5 milyon dolarlık destek buldu.
Nazar boncuğu ve Truva atı
İstanbul’da yapılacak NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin tanıtımı için ortaya çıkardığı fırsatlar değerlendiriliyor. Zirveyi izleyecek basın mensupları için hazırlanan çantaların içine nazar boncuk motifli anahtarlık konulurken, Lütfü Kırdar Kongre Sarayı girişine asılan dev panoda, Truva Atı figürü de yer aldı. Atatürk Havalimanı’na da dev bir reklam panosu konuldu. Üzerinde Boğaziçi Köprüsü, Ortaköy Camii ve Ayasofya görüntüsünün yer aldığı panoda, “Gel, gel… Burası medeniyetler kenti İstanbul” yazısı Türkçe ve İngilizce olarak yazılı.
Özel eğitimli köpekler görevde
Taksim-Maçka-Dolmabahçe üçgeninde yer alan NATO Vadisi’nde polis havadan ve karadan tüm güvenlik önlemlerini alırken, özel eğitimli köpekler de patlayıcı konulması ihtimaline karşı devriye gezdiriliyor. Polis Özel Harekat ekipleri de zirve boyunca İstanbul’da görev yapacak.
Denizden koruma
Dolmabahçe açıklarındaki Deniz Kuvvetleri’ne ait gemiler de, nöbet tutmaya başladı. Boğaz’da, zirve nedeniyle Türkiye, Yunanistan, İspanya, Romanya ve Bulgaristan’a ait beş gemi bulunuyor.
yeni şafak
47 bin aday bugün YDS’de ter dökecek
Haziran 27, 2004
Üniversitelerin dil puanıyla öğrenci alan bölümlerinde okumak isteyen adaylar, bugün Yabancı Dil Sınavı’na (YDS) katılarak ter dökecek. Geçen pazar günü ÖSS’ye giren adaylardan 47 bin 644′ünün başvurduğu sınav, Türkiye’de devlet üniversitesi rektörlüklerinin bulunduğu 40 il merkezi ile KKTC’de Lefkoşa’da gerçekleştirilecek. Bu illerde bulunan 143 binadaki 1633 salonda yapılacak sınavda 5 bin 850 kişi görev alacak. Sınav, 09.30′da başlayacak ve 150 dakika sürecek.
Adayların, sınava giriş ve kimlik belgesi ile resmi onaylı özel bir kimlik belgelerini yanlarında bulundurmaları gerekiyor. Adaylar, bu belgeler olmadan sınava giremeyecek. YDS, Almanca, Fransızca ve İngilizce dillerinde yapılacak. ÖSS’deki tüm sınav kuralları YDS için de geçerli olacak. YDS, üniversitelerin yabancı dil ve edebiyatları, bu dillerin öğretmenlik programları, mütercim-tercümanlık ve turist rehberliği gibi bölümlerinde okumak isteyen adaylara yönelik yapılıyor.
Zirve sebebiyle bazı yollar kapalı
Yabancı Dil Sınavı sonuçları adaylara ÖSS sonuçlarıyla birlikte duyurulacak. Sınavın gerçekleştirileceği gün Ankara’da ABD Başkanı George W. Bush’un ziyareti, İstanbul’da da NATO zirvesi nedeniyle bazı yollar trafiğe kapalı olacak. Sınav merkezlerinde geniş güvenlik tedbiri de alınacak.
yeni şafak
Örümcekler, Amerikan askerlerine savaş açtı
Haziran 27, 2004
Felluce’de ABD askerlerine musallat olan dev örümcekler, direnişçilerin moral kaynağı oldu. Direnişçiler örümceklerin fotoğraflarını dağıtarak Kur’an-ı Kerim’deki Ankebut suresinin 68 ve 69. ayetlerine atıf yapıyor.
Irak’ta, ABD işgali sonrasında başlayan çatışmalarda zor günler yaşamaya başlayan direnişçi Iraklılar, ABD askerlerine musallat olan dev örümcekler sayesinde moral bulmaya başladı. ABD askerleri tarafından yakalandıktan sonra fotoğrafı çekilen dev örümcek, Iraklı direnişçilere moral kaynağı oldu. Bir internet sitesinde yayınlandıktan sonra çıktısı alınarak Iraklılara dağıtılan ankebut fotoğrafı, ABD askerlerinin direnişçilerin Irak’taki coğrafi yapı ve onun unsurlarıyla da mücadele etmek zorunda kaldıkları tezini doğruluyor.
ABD askerleri tarafından yakalanan dev örümceğin, özellikle yoğun çatışmaların yaşandığı Felluce’de görüldüğü ifade ediliyor. Zehirli oldukları ve ABD askerlerine saldırdıkları söylenen dev örümcemlerin fotoğrafına, üzerine eklenen ayetle daha güçlü bir etki kazandırılıyor. Iraklıların elinde dolaşan fotoğrafta, yakından çekilmiş bir ankebutun üniformalı ABD askerlerinin elindeki görüntüsü yer alıyor. Direnişçiler, söz konusu fotoğrafla ‘mücadelemizde yanlız değiliz’ mesajı veriyor.
‘Cihad edenlere elbette yollarımızı göstereceğiz’
Olay, Kuran-ı Kerim’deki Ankabut süresinin 68 ve 69. ayetlerinin anlamıyla ilişkilendiriliyor. Bu ayetlerde: “Allah’a yalan iftira eden ve kendine gelen hakkı yalanlayandan daha zalim kim var? Kafirler için Cehennem’de kalacak yer mi yok? Uğrumuzda cihad edenlere elbette yollarımızı göstereceğiz. Allah, ihsan yapanlarla beraberdir” deniliyor.
Ankebut suresi Mekke döneminin son zamanlarında nazil oldu. Kafirlerin kendilerini en güçlü gördükleri günlerde, küfre dayalı saltanatları, örümceğin ağına benzetilmiş. Sinekleri tutsa bile, şahinlere tuzak olamayacağına işaret edilmiş. Geçmişten Firavun’un saltanatı, Karun’un serveti, Haman’ın şeytani ilminin küfrün yıkılmasına engel olamadığı anlatılmış. Kafirlerin işkencesinden korkmamayı, rızık endişesiyle birilerine boyun eğmemeyi, namazla kötülüklerin engellenebileceğini öğretmektedir. (Kur’an-ı Kerim ve Trükçe Meali. Mahmut Toptaş)
BAĞDAT
yeni şafak
