“HAMAS Direniş Örgütüdür”

Ocak 31, 2004

 



Raporda HAMAS’ın terör örgütleriyle bağlantısının olmadığı, böyle bir bağlantıyı da reddettiği ve Filistin dışında herhangi bir şiddet eylemine girişmediği, düzenlediği eylemleri de bir terör örgütü yapılanmasıyla değil saldırılara tepki ve savunma tarzında gerçekleştirdiği vurgulandı. Adı geçen uluslararası kuruluşun uzman elemanlarının Filistin’de, bazı Arap ülkelerinin başkentlerinde ve Paris, Londra gibi Avrupa başkentlerinde yürüttükleri çalışmalara dayanılarak hazırlanan ve “HAMAS’la İlişki” başlıklı raporda HAMAS’ın bir terör örgütü yapılanmasına sahip olmadığı vurgulandı. Raporda Filistin’den de farklı görüşlere yer veriliyor. Bu görüşlerde Filistin’de şiddetin HAMAS’ın varlığından kaynaklanmadığı, işgalin doğurduğu bir sonuç olduğu vurgulanıyor.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

“Bana inanın, dindarım”

Ocak 31, 2004


Erbakan’sız yapamazsınız

Ocak 31, 2004

Herkes O’nun doğrularını söylüyor. Kırk yıldır bıkıp usanmadan ve en küçük bir kanunsuzluğa mahal vermeden hep aynı şeyleri anlattı. Ne garip; bugün O, Milli Görüş’ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi üyeliğinden istifa etmek zorunda kalıyor. Fakat O’nun yıllardır ısrarla anlatmayı sürdürdüğü doğruları bugün O’nun amansız muhalifleri anlatmak zorunda kalıyorlar. Bir yandan Erbakan’ın hizmet imkanlarını kısıtlayarak Türkiye’mize kazık atıyorlar, bir yandan Erbakan’sızlığın tehlikelerinden kurtulmak için O’nun tarihi misyonunu sürdürmeye çalışıyorlar. yaman, zor bir çelişki.



Erbakan’sız yapamazsınız. Doğruyu bilmeniz yetmez, O’nu taklit etmeye çalışmanız derda deva olmaz!



Ne Ortadoğu, ne Orta Asya, ne Uzak Doğu, Ne Avrupa, Ne Amarika politikanız politikiya benzemez.



“Hukuk devleti” dersiniz; size, şu an Erbakan’a yaptığınız maskarılığı yaptırtırlar. “İnanç hürriyeti” dersiniz size Ruhban Okulu açtırtırlar. “Sosyal devlet” dersiniz size soyan devleti oynatırlar. Demokrasi dersiniz size milleti ezdirirler.



Bir devleti devlet yapacak hiçbir değeri yüceltemezsiniz. Bunu Erbakan’sız yapamazsınız. Size görev olarak ya taklitçilik, ya da işbirlikçilik düşer.



Dünyanın en güzel topraklarında oturmanız, muazzam doğal kaynaklara sahip olmanız, genç ve dinamik nüfusta dünya liderliğine oynamanız hiçbir mana ifade etmez. Bunlar onurlu ve bağımsız bir devlet oluşturmaya yetmez. Yetmez, çünkü bunları bir güç olarak ortaya koyacak maya hiçbirinizde yok, sadece Erbakan’da var.



 



Bush, Beyaz Saray’da “Ben dindar insanım” diye bağırıyor. O’nun dindarlığı Türkiye’nin haritadan silinmesini gerektiriyor.



 



Erbakan’sız yapamazsınız. Türkiye’yi haritadan sildirirler.



Siyonistlerle işbirliği yapan aydınlarınız ve siyasileriniz televizyon ekranlarından “Artık Türklük konsepti gidiyor, yerine Avrupalılık konsepti geliyor” demekten çekinmezler.



 



Erbakan’sızlığa razı olursanız, “Gelin Kıbrıs’ı elimizden alın” diye yalvartırlar sizi; tıpkı bugün yaptığınız gibi!



www.gencgorus.de

Çatışmalar Sürüyor

Ocak 30, 2004

Bu sabah (30 Ocak 2004 Cuma sabahı) Batı Yaka’nın el-Halil şehri yakınlarındaki Beyti Avva’da meydana gelen çatışmalarda HAMAS’ın askeri kanadına mensup 37 yaşındaki Cihad Muhammed İsmail es-Suveyti’nin şehit olduğu bildirildi. Verilen bilgilere göre işgalciler üç yıl süren bir takipten sonra bu sabah es-Suveyti’nin yerini tespit ederek, erken saatlerde evini kuşatmaya aldılar. Ancak o teslim olmayarak silahlı çatışmaya girdi ve şehit oldu. Cihad es-Suveyti Kudüs Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nin el-Halil şubesi öğrencisiydi ve dört çocuk babasıydı. Olaya şahit olanların verdiği bilgilere göre işgalci saldırganlar es-Suveyti’yi öldürdükten sonra cesedine el koydular.

Bir başka çatışma da Gazze bölgesinin kuzeyinde meydana geldi ve burada da iki mücahit şehit oldu, üçüncü bir mücahit de yaralandı. Verilen haberlere göre işgal güçleri burada Dogit yahudi yerleşim merkezine sızmaya çalışan silahlı Filistinlilere ateş ettiler ve çıkan çatışmada iki Filistinli şehit oldu. Bu olayla ilgili haberlerde burada şehit edilen iki kişinin el-Fetih’in askeri kanadı el-Aksa Şehitleri Birlikleri’ne mensup oldukları, bunlardan birinin 25 yaşındaki Muhammed Yusuf el-Aşkar, diğerinin de yine 25 yaşında Muhammed Halef olduğu ve her ikisinin de Filistin Ulusal Güvenlik Teşkilatı’nda çalıştığı bildirildi. Şehit edilen bu iki kişinin de cesetlerinin işgalci saldırganların elinde olduğu haber verildi.

Öte yandan HAMAS’ın askeri kanadına mensup mücahitler dün akşam (29 Ocak 2004 akşamı) işgalcilerin kullandığı Kosofim geçidine Kassam tipi füzeler fırlattılar. Gazze’nin Han Yunus kasabasındaki bu geçide yönelik füze saldırısında işgalcilerden üç kişinin yaralandığı, bir binanın da hasar aldığı bildirildi. İşgal devleti bu eylemi itiraf etti ancak sadece bir askerinin yaralandığını iddia etti. İzzettin Kassam Birlikleri tarafından yapılan açıklamada füzenin tam askeri üssün içine düştüğü dolayısıyla işgalcilerin kaybının iddia ettiklerinden fazla olduğu dile getirildi.

Dün akşam yine HAMAS mücahitleri tarafından gerçekleştirilen bir başka saldırının hedefi de işgalcilerin gasp yoluyla kurdukları Nahil Uz Havn yerleşim birimiydi. Akşam 19.40′da gerçekleştirilen eylemde adı geçen yerleşim birimine iki adet havan topu fırlatıldı. Bunun yanı sıra Netzarim yahudi yerleşim merkezine de bir havan topu saldırısı gerçekleştirildi.

HAMAS mücahitleri tarafından bir başka füze saldırısı da bu sabah Atsamuna yahudi yerleşim merkezine yönelik olarak gerçekleştirildi. HAMAS’ın askeri kanadı tarafından yapılan açıklamada bu sabah (30 Ocak 2004 Cuma sabahı) Atsamuna yahudi yerleşim merkezine yönelik olarak iki adet Kassam -2 füzesi fırlatıldı. Açıklamada füzelerin hedeflerine isabet ettiği ve eylemi gerçekleştiren mücahitlerin sağ salim olarak üslerine geri döndükleri bildirildi.

Bu arada Filistinlilerin direnişleri karşısında acze düşen ve sürekli kayıp vermekten dolayı askerlerinin moral yönden yıpranmalarının sıkıntısını yaşayan işgalci saldırganlar savunmasız insanların evlerini yıkarak kendilerini teselli etmeye çalışıyorlar. Verilen bilgilere göre işgalciler son olarak Batı Yaka’nın Ramallah bölgesinde HAMAS mücahitlerinin ailelerine ait altı evi daha yıktılar.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

HAMAS’tan Siyonist Göçmenlere: “Şaron’a Güvenmeyin”

Ocak 30, 2004

 Açıklamada Kudüs’teki şehadet eyleminin işgal devletinin son zamanlarda şiddetlenen saldırılarına ve özellikle Gazze’nin Zeytun mahallesine gerçekleştirdiği vahşi katliama doğal ve hızlı bir karşılık olduğu vurgulandı. Açıklamada, işgal devletinin saldırganlığının Filistin direnişini geri adım atmaya zorlayamayacağı, bu cihadın bütün zorluklara rağmen devam edeceği vurgulandı.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Kudüs Eylemini HAMAS Üstlendi

Ocak 30, 2004

 Eylemin arkasından yayılan bir haberde eylemin el-Fetih’in askeri kanadı olan el-Aksa Şehitleri Birlikleri tarafından gerçekleştirildiği bildirilmişti. Ancak daha sonra HAMAS’ın askeri kanadı tarafından yapılan açıklamada eylem üstlenildiği gibi eylemi gerçekleştiren şahsın görüntüleri de yayınlandı. Eylemi İzzettin Kassam Birlikleri’ne mensup mücahitlerden Ali Munir Yusuf el-Cuara’nın gerçekleştirdiği bildirildi. Eylemi gerçekleştiren Ali Cu’ara da kendi el yazısıyla bıraktığı vasiyetinde İzzettin Kassam Birlikleri’ne mensup olduğunu özellikle vurguluyor. İzzettin Kassam Birlikleri adına yayınlanan bildiride ayrıca eylemin ne şekilde gerçekleştirildiği hakkında ayrıntılı bilgi verildi. HAMAS tarafından Gazze katliamından sonra yapılan açıklamada da bu katliamın cezasız kalmayacağı vurgulanmıştı.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Filistin Direnişinden Hızlı İntikam

Ocak 29, 2004

Eylem esnasında işgal devletinin başbakanı Şaron’un konutunda olmadığı bildirildi. İsrail ordu radyosu tarafından verilen haberlerde ağır yaralıladan bazılarının ölümle pençeleşmeleri sebebiyle ölü sayısının 20′ye kadar çıkması ihtimali olduğu dile getirildi. Eylemin el-Fetih’in askeri kanadı durumundaki el-Aksa Şehitleri Birlikleri tarafından gerçekleştirildiği bildirildi.



Eylemden sonra işgal güçleri bölgede yeni eylem hazırlıkları olabileceği endişesiyle geniş aramalar başlattı ve yeni tedbirler aldılar.

Eylemin, işgal devletinin kontrolünün üst düzeyde olduğu ve uluslararası haritalarda “İsrail” olarak gösterilen bölgede kalan Batı Kudüs tarafında gerçekleştirilmesi işgal devleti açısından daha çok düşündürücü oldu. Ayrıca Şaron’un evinin hemen önünde gerçekleştirilmesi işgal devletinin başbakanının güvenliğini sağlamada da yeterince başarılı olamadığını ortaya koydu.

İsrail işgal devletinin dün Gazze’de gerçekleştirdiği vahşi saldırıdan sonra intikam eylemleri gerçekleştirileceği beklentisiyle işgal devleti oldukça geniş çaplı tedbirler almış ve güvenlik görevlilerini her tarafta alarm durumuna geçirmişti. Buna rağmen böyle hızlı bir şekilde intikam eyleminin gerçekleştirilebilmesi işgal devletinin Filistin direnişi karşısında başarısız kaldığını, şiddet ve vahşet yoluyla bu direnişin önüne geçilmesinin mümkün olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Eylem üzerine HAMAS adına açıklama yapan hareketin Gazze’deki liderlerinden Said Sayyam, bu eylemin işgal devletinin dün Gazze’de gerçekleştirdiği katliama ve son dönemde şiddetlenen saldırılarına bir cevap olduğunu bildirdi.

HAMAS dün Gazze katliamının ardından yaptığı açıklamada da bu katliamın kesinlikle cezasız kalmayacağını duyurmuştu.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Damga vuramayan parmak, damgalanmaya mahkûmdur!

Ocak 28, 2004

Arayan arayana… Öfkelenen öfkelenene!.. Öyle bir “telefon yağmuru” ki, TEM yolunu kilitleyen “kar” gibi!.. İnsanlar kızgın, insanlar sinirden titriyor!.. Tüm bunların üstüne; bir de, New York’tan arayan bizim Kamuran Akkuş’un isyanı vardı ki, hepsine de aynı şeyi söyledim:
“Kızmayın ne olur,
Çalışırsak, bizim de olur!”

STV’DEKİ PROGRAM
Efendim, telefondaki “şikâyet”lerin sebebi, Samanyolu TV’deki bir “program” idi… Yönetmenliğini Mustafa Savaş’ın, yapım ve sunuculuğunu da Saim Orhan’ın yaptığı “İsrail’i tanıtıcı” program dolayısıyla hayli telefon aldım…
Doğrusu, ben seyretmemiştim…
Ama okurlarım;
“İsrail’i adeta bir yeryüzü cenneti gibi tanıttılar” diyorlardı…
Saim Orhan;
Programın her dakikasında, “İsrail’in çölde kurduğu medeniyet”e övgüler yağdırmış!.. Filistinlilere yapılan “zulümler” hiç gündeme getirilmezken; İsrail, adeta “dikensiz gül bahçesi” gibi gösterilmiş!..
“Kibbutz”larda yaşayan Yahudi çocukların “mutlu ve gülen yüzleri” yansıtılmış ekrana!..
Bir de “örnek” verilmiş…
Meselâ, Irak’ta bir “hurma ağacı”ndan 80 kilo hurma toplanırken, İsrail’de “180 kilo hurma” elde edildiği vurgulanmış!..
Bu da;
İsrail’in, hem de “çölde” ne kadar başarılı işlere imza attığının göstergesiymiş!..
İşte bunları anlatmış Saim Orhan… Anlattıklarını da; “renkli” ve “cazip” görüntülerle desteklemiş!..
İşte buna kızıyordu okurlarım!..
“Filistinliler İsrail zulmü altında inlerken, bu program niye?.. Samanyolu TV’de, resmen İsrail propagandası yapıldı!.. İsrailli askerlerle senli/benli konuşmalar yapıldı, ama onların öldürdüğü Filistinlilerden hiç söz edilmedi!”

İSRAİL’İN TOHUMU ALTINI SOLLADI!
Dedim ya;
Programı hiç izlemedim… Nasıl bir “format”ta hazırlanıyor, onu da bilmiyorum… Dolayısıyla, bu programlarda “tanıtım” mı yapılıyor, yoksa “propaganda” mı, hiçbir fikrim yok!..
İşte bu yüzden, sadece “söylenen”leri aktardım!..
Ama, beni arayan okurlarıma şu soruyu sordum:
“Sizin kızdığınız İsrail mi, yoksa Saim Orhan mı?”
İsrail’e kızanlar da vardı, Saim Orhan’a da!.. Tabiî, “her ikisine” diyenler de!..
“İsrail’e kızanlara” şunu söyledim:
“Kızmaya hakkınız yok… Adamlar 1948’de “devlet”(!) olup, tüm bunları başarmışlarsa; onlara kızmak yerine, “biz ne yaptık?” sorusunu sormalıyız kendimize!..
“180 kilo hurma” verecek ağaçtan, hâlâ “80 kilo” hurma topluyorsa; bu, Irak’ın suçudur!..
Bırakın Irak’ı, “kendimize” bir bakalım!..
“Hurma”yı bir kenara bırakalım da, yediğimiz “domates”in tohumuna bir el atalım!..
Biliyor musunuz;
“Yerli domates tohumu”na kaynak ayırmayan Türkiye, ihtiyacı olan “3.5 ton domates tohumu”nu ithal ediyor!..
Nereden mi?..
İsrail ve Hollanda’dan!..
Evet, sırf “domates tohumu” için, her yıl “31 trilyon lira” döviz ödüyoruz İsrail ve Hollanda’ya!..
Bu, ne demek biliyor musunuz?..
Bu, “1 kilo domates tohumu eşittir 20 milyar lira” demek!..
Ya da;
“1 gram domates tohumu, eşittir 20 milyon lira” demek!..
Bu da;
“1 gram domates tohumunun, 1 gram altını sollaması” demek!..
Çünkü efendim;
24 ayar altının gramı, şu an 17 milyon 600 bin lira!.. 22 ayar bileziğin gramı da 17 milyon 450 bin lira!..
Yani;
Tohumu, “altın”dan pahalı!..
Dahası da var…
Bu “tohum”lardan üretilen domateslerden, “tohum almak” mümkün değil!.. Yani, her yıl “tohum almaya” mahkûmuz!..
İyi de;
Buna kızmamız mı gerek, yoksa “Su akar, Türk bakar!” politikasına devam etmemiz mi?..

YA MODERNİZASYON?
Hadi, “domates tohumu”ndan da vazgeçtik… Ya, şu “modernize” işine ne diyeceğiz?..
Düşünebiliyor musunuz;
“700 yıl geçmişi” olan bir Türkiye; “uçak”larının ve “tank”larının “modernizasyon”unu yapamıyor da, 55 yıllık bir geçmişi olan “İsrail’e muhtaç” oluyor!..
Çünkü onlar, “bilim”le uğraşıyor!..
Ya biz?..
“Filim” işlerle!..
Adamlar, “tavukların tüyü” ile meşgul!.. “Gen”lerle oynayıp, “tüysüz tavuk” yetiştiriyorlar!.. Biz ise, “kıldan-tüyden işler”le meşgulüz!..
Yok “sakallı” imiş, yok “uzun saçlı” imiş, onlara takıyoruz kafayı!..
Gündemimizde, “bilimsel dürtü” yok, ama “örtü” var!..
İşte bu yüzden, İsrail’e kızmayalım!.. “Biz Evleniyoruz” gibi, “Televole” ve “Popstar” gibi “filimsel işler”le meşgul olacağımıza, “bilimsel işler”e kafa yoralım!..
Bilim adamlarımız;
Kapalı mekânlarda birbirlerini, kamusal alanda başörtüsünü çekiştireceğine, “domates tohumu”na kafa yorsa, şu “modernize” işi nasıl yapılır, onu sorsa, mes’ele kendiliğinden hallolur!.
Dolayısıyla;
Samanyolu TV’deki programa da, hiç kimse kafayı takmamış olur!..

FİŞLENEN PARMAKLAR!
Dedim ya, bir “telefon sağanağı”na yakalandım önceki gün… Tüm bunların üzerine, New York’tan arayan Ankara Haber Müdürümüz Kamuran Akkuş da, ABD’deki “Yahudi kıskacı”ndan bahsedince, “tamam” dedim, “Anlaşıldı, İsrail’i yazacağız!”
Kamuran, New York’taki JFK Havaalanı’na inişlerinden başlayıp, Tayyip Bey’in ABD ziyaretine damgasını vuran “İsrail parmağı”na varıncaya kadar, gördüklerini ve yaşadıklarını anlatıyordu telefonda…
Şunları söylüyordu:
“JFK Havalimanı’na inip yaklaşık bir saat sıra bekledikten sonra pasaport kontrolden ‘fişlenerek’ geçtik.
İşadamları, biz gazeteciler ve Başbakan’la birlikte çıkış yapmayıp bizlere nezaret eden birkaç bürokrat…
Hepimiz geçtik hizaya!..
Amerika hem boyumuzun-posumuzun, hem de ‘parmağımızın ölçüsünü’ aldı!..
Evet evet; Ankara’da, Amerikan Büyükelçiliği’nde, iki elimizin işaret parmaklarının ‘izi’nin alınması yeterli gelmemişti anlaşılan!.. Havalimanında bir daha alındı!..
Bu da yetmedi, pasaport işlemimizin yapıldığı bankolardaki kameralarla ‘yakın plân fotoğraflarımız’ çekildi!..
Evet, ABD’nin endişesini anlıyoruz, ama bu yapılan hakikaten ‘çok incitici’ bir muamele…
Hele hele, ‘resmi heyet’te yer alan insanların fişlenmesi!!!
Anlatılacak ve anlaşılacak gibi değil!..

MUSEVİ KUŞATMASI!
Fişlenen parmaklarımızın derdini bir kenara bırakıp, şimdi de gezimize damgasını vuran ‘Musevi parmağı’nı anlatayım…
Başbakan Erdoğan’ın, bir hafta sürecek ABD gezisinin en ilgi çeken yanı, ‘Yahudi örgütleri’ne ve ‘Musevi cemaati’ne ‘çok fazla’ zaman ayrılması!..
Meselâ;
Erdoğan, Council on Foreign Relations’da (Dış İlişkiler Konseyi) konuşma yaptı Pazartesi günü… Kısa adı CFR olan bu örgüt, ‘dünyadaki en büyük masonik-siyonist teşkilât’ olarak biliniyor.
Ardından AJC adlı Musevi örgütünün törenine katıldı Başbakan!..
‘Profiles in Courage’, yani ‘Cesaret Ödülü’ verildi Erdoğan’a!.. Artık bu, ‘neyin cesareti’ ise!..
Benzer ödüller daha önce bu gibi örgütlerce Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’e de verildi. Hepsi güle oynaya alıp başlarının üstüne koydular.
Bürokratlara sorduk;
‘Bu ödüllerin özel bir anlamı var mı?’
El cevap:
‘Yok!.. Tek amacı, Türk liderlere ve Türkiye’ye ‘şirinlik’ yapmak!’
Yani, bir anlamda ‘kafa-kola’ almak!..
Erdoğan, Washington’da, Ritz Carlton Otel’de Musevi kuruluşlarının temsilcilerini kabul ediyor… Ardından da Müslüman liderleri!..
Yahudi lobisi, ABD’de çok güçlü!..
O yüzden, siyasette, ticarette, finansta, diplomaside hemen her alanda ‘dominant’ özellikler taşıması çok normal.
Peki ‘yüzde 99’u Müslüman Türkiye’nin liderinin ABD’de Musevi kuruluşlara daha fazla zaman ayırmasının özel bir anlamı var mı?
Bir bürokrat, gülerek şu cevabı verdi sorumuza:
‘Bu, özel bir tercih değil!.. Başbakan’ın gezisini haber alan tüm Musevi kuruluşlar yoğun görüşme ve toplantı talebinde bulundular. Buradaki etkinlikleri malûm… Ancak Müslüman cemaatlerden, kuruluşlardan bu yoğunlukta bir talep gelmedi… Meseleyi bu gözlükle değerlendirmek lâzım!’
Evet, söylenen bu
İnanıp inanmamak size kalmış…
Bir tarafta fişlenen Türk’ün parmağı!..
Diğer yanda dünyaya nizamat veren Yahudi’nin parmağı!..
Aradaki fark; bilmem bir anlam ifade ediyor mu?”
Kamuran, bunları söyleyip, kapattı telefonu… Belli ki, “parmak izi”nin alınıp, “fişlenmesinden” son derece rahatsız olmuş!..
Haklı da!..
Madem Ankara’da fişlendin, bir de New York’ta fişlemenin âlemi ne?..
Ama asıl sıkıntısı, “fişlenen kendi parmağı” değil, o parmağı “fişleyen” parmak!..
Çünkü o parmak “Yahudi”ye ait ve yine o parmak, dünyayı parmağında oynatıyor!..
Peki, “kızalım” mı?..
Oluuur, kızalım!.. Hatta, kızmakla kalmayıp, “öfke”den kızaralım, “sinir”den tırnaklarımızı yiyelim!..
Ama, şunu da görelim:
Bir yandan “Hıristiyan misyonerler”, bir yandan “Siyonist Yahudiler” harıl harıl çalışıp, dünyayı parmaklarında oynatırlarken, bizim “parmağımızı bile oynatmayışımıza” ne diyelim?!?
Biz, bütün enerjimizi “birbirimizi yemeye” ve “birbirimizi tüketmeye” harcarken, elin oğlu, hem “içte” kuşatıyor bizi, hem “dışta!”
Uzun lâfın kısası;
“Dünyaya damgasını vuramayan parmaklar, damgalanmaya mahkûmdur!”
Onlar, “işini” yapıyor?..
Ya biz ne yapıyoruz?..
“Birbirimizi yiyip, tüketmek”ten başka?!?
Mes’ele, bu kadar basit!.

Düzmece anket!

Matematikte, çıkan sonucu kesinleştirmek için “sağlama” yapılır… Yani, yukarıdan aşağı toplanan rakamlar, bir de aşağıdan yukarı toplanır ve böylece sonuç “doğrulanmış” olur!..
Hürriyet’ten Yalçın Bayer, dün İstanbul aday adayları için “oranlar” vermiş… Kadir Topbaş’a yüzde 36, İdris Güllüce’ye yüzde 35.6, Erol Kaya’ya yüzde 35.5, Veysel Eroğlu’na yüzde 6 ve aday olmadığı halde Mehmet Müezzinoğlu’na yüzde 5 oy verildiğini yazmış!..
Ne var ki; bu “oran”lar alt alta toplandığında, 100’ü geçip, “yüzde 118.1″e ulaşıyor!..
Hele söyleyin, “sağlama”sı bile yapılmamış bir sonuç, nasıl “sağlam” olur?..
Masada oturup da, “düzmece anket” yaparsan, olacağı budur!..



www.genclik.de



 

Seçimler Yapılmayabilir

Ocak 28, 2004

 

ABDURRAHMAN Dilipak Bey 27 Ocak tarihli yazısında (Vakit), önümüzdeki belediye seçimlerinin yapılamayabileceğini yazmış. Ben de on gün kadar önce bu ihtimali dile getirmiştim.



Ülkemizdeki birtakım “Derin” güçler durumdan son derece rahatsız bulunuyorlar. Bu rahatsızlıklarına ve tedirginliklerine gerekçe olarak Kıbrıs’ı, irticayı, dinciliği, İslâmcılığı gösteriyorlar. Bugünkü iktidarda akıl ve hikmet varsa, gelecek seçimlerde “gerekenden fazla” başarılı olmamak için tedbir alır. Akıllı insanlar ne demek istediğimi kolayca anlarlar.



Belediye seçimleri için AKP’ye aday akını oluyor. Bunların hepsi, maalesef, içleri hizmet aşkıyla yanıp tutuştuğu için akın etmiyor.



Büyük medya gündeme getirmiyor ama, Türkiye’de perdeler ardından, kulislerde dehşetli bir çalkantı var. Birtakım lobiler, zümreler, kesimler; yekûnu milyarlarca dolarlık rantlarını elden kaçırmak istemiyorlar. Zaten ülkemizdeki kavgaların ana sebebi rant, menfaat, para ve ikbaldir.



Seçimleri yaptırtmamak için, Abdurrahman Bey’in de belirttiği gibi bütün ülkeyi heyecana verecek, büyük üzüntülere gark edecek bir cinayet bile işlenebilir. Hani şu meşhur “faili meçhul” cinayetlerden. Bunun toz dumanı, fırtınası içinde, seçim yapılamayabilecek bir ortam oluşturulur. Maktul hakkında acıklı nutuklar çekilir, timsah gözyaşları dökülür, kanı yerde kalmayacak denilir. Sonrası malum… Heyecan biter, gündeme başka maddeler girer, dosya depoya konur…



Meclisteki CHP muhalefetinin fazla bir tesiri ve ağırlığı olmadığını herkes görüyor.



Yine medya açık ve seçik olarak beyan etmiyor ama, Türkiye çok ağır, çok vahim, çok hayatî problemlerle boğuşuyor; şimdiye kadar görülmemiş dış baskılara maruz bulunuyor.



Gemi azıya alan, agresif ve saldırgan misyonerlik faaliyetleri bile tek başına, ülkemizin temellerini sarsacak bir boyuta ulaşmış bulunmaktadır. Halkın yüzde doksanından fazlası geçim sıkıntısı, hayatın meşakkati ve gaileleri, trafik derdi gibi günlük zorluklar yüzünden asıl büyük meselelere eğilemiyor.



Türkiye birtakım hain ve alçak kimseler tarafından, kaldıramayacağı miktarda borç yükü altına sokulmuştur. Devletimiz bugünkü bütçesiyle, bugünkü gelirleriyle bu borçları ödeyebilir mi? Halk yığınları, ne borç miktarını biliyor, ne de bunun ödenip ödenemeyeceği sorusunun cevabını.



Üniversiteler bir ülkenin, bir milletin beyni durumundadır. Bizim üniversitelerimiz, adına YÖK denilen bir tuzağa düşürülmüş olup milleti, idarecileri aydınlatacak, onlara yol gösterecek durumda değildir. Böyle bir üniversite yapısıyla bu ülke nasıl yücelecek, vahim ve korkunç krizlerine nasıl çare ve çözüm üretecektir?



İktidar, din hürriyeti konusunda biraz ferahlık getirmek istedi; çocuklarına din ve Kur’an dersi vermek isteyen vatandaşların önünü açmaya çalıştı, fakat derin devlet buna izin vermedi. Misyonerler uluslararası dernekler, vakıflar, enstitüler himayesinde çalışırken, Müslümanların dinî dernek kurmaya, çocuğuna din ve Kur’an dersi bile verdirmeye hakkı yok. Böyle demokrasi olur mu, böyle insan hakları olur mu, böyle eşitlik olur mu?



Meclisteki AKP’li milletvekillerinin dilleri sıkı şekilde bağlanmıştır. Parlamento kürsüsünde, basında serbestçe konuşamazlar. Yanlış anlaşılmasın, her şeyi söylesinler, fincancı katırlarını ürkütsünler/demiyorum, ama memleketin, devletin, halkın bugünkü durumu karşısında milletvekillerinin mutlaka söylemeleri gereken fikirleri, tenkitleri, teklifleri, çare ve çözümleri olması gerekmez mi? Parti disiplini varmış, yanlış anlaşılabilirmiş, kesinlikle konuşulmayacakmış. Ne anladım ben böyle demokrasiden? Eskiden de, tek parti devrinde CHP’nin oligarşik idaresinde Meclis vardı, milletvekilleri vardı…



AKP’li milletvekillerinin, hiç olmazsa yeterli sayıda bir kısmının, ihtiyat, teennî, itidal ile konuşması gerekir. Millet onları oraya maaş alsın diye göndermedi. Bu memlekette bin türlü yanlışlık, bozukluk, aksaklık, haksızlık, zulüm varken vekillerimizin suskun kalması doğru değildir.



Demokrasi, konfeksiyon elbisesi gibi alınıp giyilmez. Demokrasinin yüz çeşidi vardır. Türkiye’de bizim kimliğimize, sosyal yapımıza, tarihî mirasımıza uyan bir demokrasi işleyebilir ve çalışabilir. Adaletin olmadığı yerde, demokrasi boş bir laftan ibarettir. Müslüman bir ülkede dindar çoğunluğa baskı yapılıyor, onun temel hak ve hürriyetleri kısıtlanıyorsa, yine demokrasi olmaz. Adalet ve temel insan haklarına riayet Türk demokrasisinin, olmazsa olmaz iki ana şartıdır.



Bir farmason aşırı farmason olmak hakkına sahiptir. Bir Sabataycı, aşırı Sabataycı olabilir. Bir resmî ideoloji meftunu, ideolojisine aşırı şekilde bağlı ve sahip olabilir. Bir pozitivist, aşırı pozitivist olabilir. Velhasıl herhangi bir ideoloji, görüş, doktrin aşırı ve koyu şekilde tutulabilir; lakin bir Müslüman dindar olursa, dindar olduğu için hanımının ve kızının başını örterse, onun bu dindarlığı bir suç olur, bir sakınca teşkil eder. Bu kafalarla, bu zihniyetle bu memlekette demokrasi olur mu?



1950, 1960′lı yıllarda Türkiye halkı çok daha uyanık ve şuurluydu. Yaşlı nesiller Osmanlı devleti zamanında doğmuşlar, büyümüşler, yetişmişlerdi, Millî mücadeleyi görmüşlerdi. CHP’nin yirmi yedi yıllık baskı yıllarında çok acılar çekmişlerdi. Zamanımızda halk yığınları gereken şuura ve uyanıklığa sahip değildir. Halkın şuurlu, yeteri kadar olgun ve uyanık olmadığı bir sosyal ortamda demokrasi mutlu sonuçlar getirmez.



Bugünkü Başbakanımızın eli kolu bağlıdır. İktidar olabilmek için çok sözler ve taahhütler verilmiştir, bunlara bağlı kalmaya mecburdur. Türkiye hem yüzölçümü, hem nüfus, hem potansiyel bakımından hâlâ çok büyük bir ülkedir. Gerek ABD, gerekse AB ülkemizin büyüklüğünden korkmaktadır.



Bu memleket bu devlet bugünkü hale kendi kendine, tesadüfen gelmemiştir; kasıtlı olarak, planlı ve programlı olarak bin türlü hıyanet ve sabotajla getirilmiş, çeşit çeşit tuzaklara düşürülmüştür.



Ne günlere kaldık, ekmeğimize yetişecek buğday üretemiyoruz, yemeklik sıvı yağımız dışarıdan geliyor, pirinç bile yetiştiremiyoruz, hayvancılığımız çökertilmiş… Yabancı dev uluslararası şirketler Türk köylüsünün pancar yetiştirmesini bile kısıtlattılar, çiftçimiz istediği kadar tütün ekemiyor. Dışarıdan muazzam miktarda domuz iç yağı getiriliyor, yabancı ilaç fabrikaları satışlarını arttırmak, kârlarını çoğaltmak için bin türlü dolap çeviriyorlar… Türkiye’de petrol var ama, birtakım amansız güçler ve mihraklar çıkarttırmıyor. Stratejik önemi olan çok kıymetli bor madenlerimizden yararlanamıyoruz… Değerli fabrikalarımız, işletmelerimiz haraç mezat, şaibeli şekilde elden çıkartılıyor…



Birtakım ahlâksız, rezil, hayasız rantçılar, aç köpekler gibi haram menfaatlere ve rantlara koşuyor.



Memleketin, halkın, devletin hali gerçekten perişan. Bu gidişe dur diyecek mert politikacılar, medyacılar, aydınlar, üniversite mensupları ne yapıyorlar?



www.genclik.de



 

“Başörtüsü yasağı”nı onayladı

Ocak 28, 2004


Gazze’de Büyük Katliam

Ocak 28, 2004

Olaylara şahit olanların verdiği bilgilere göre işgal güçleri çok sayıda tank ve silahlı güçle erken saatlerden itibaren el-Batun fabrikası tarafından saldırıya geçerek etrafa rasgele ateş etmeye başladılar. Bu ilk saldırıda özerk yönetime ait bir ulusal güvenlik noktası tahrip edildi. Bu saldırı sebebiyle özerk yönetim güvenlik görevlileriyle işgalci saldırganlar arasında şiddetli çatışmalar meydana geldi. Çatışmada güvenlik görevlilerinin savunmasına direniş örgütlerine mensup mücahitler de destek verdiler.

İşgal güçleri ise iddialarında, konunun ayrıntısına girmeksizin, Zeytun mahallesine yönelik saldırının bazı belirsiz kişilerin bölgedeki bir yahudi yerleşim merkezine yönelik silahlı saldırıda bulunmaları üzerine başladığını ileri sürdüler.

Ölenlerin cesetlerinin ve yaralıların kaldırıldığı eş-Şifa hastanesinin Hasta Kabul ve Acil Müdahale birimi başkanı Dr. Cuma es-Saka yaptığı açıklamada, bazı yaralıların durumlarının ağır olması sebebiyle ölü sayısının artmasından endişe ettiklerini bildirdi. es-Saka ayrıca işgalci saldırganların engellemeleri ve sağlık organlarına da saldırmaları sebebiyle ambulansların ve kurtarma ekiplerinin bazı yaralılara ulaşmakta güçlük çektiklerini dile getirdi.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

İnsan olmanın sorumluluğu

Ocak 27, 2004

Allah insanı diğer canlılardan ayıran 5 önemli özellikle birlikte yarattı. Bunlar, iyiyi kötüden; doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan ve adaleti zulümden ayırt edebilme özelliğidir.



İnsanın bu özelliklerle donatılmış olması ona doğal olarak önemli bir sorumluluk getirdi. Bu sorumluluk şudur: Madem ki bu beş önemli konuda ayırt edebilme meziyetlerine sahipsin, öyleyse kötünün yerine iyinin; yanlışın yerine doğrunun, çirkinin yerine güzelin, zararlının yerine faydalının ve zulmün yerine adaletin hakim olması için elinden gelen her türlü çalışmayı yapacaksın.



Allah’ın bize verdiği meziyetlere şükretmez ve o meziyetlerden dolayı üzerimize yüklenen sorumluluğun gereklerini yerine getirmezsek ne olur? Şükrü eda edilmeyen ve kıymeti bilinmeyen nimet elimizden geri alınır. İnsanı diğer canlılardan ayıran bu özellikler bir kişinin elinden alınırsa o kişi artık iyi ile doğruyu, faydalıyla zararlıyı, adaletle zulmü… birbirinden ayıramaz. Bu kabiliyeti kaybeden kişi insanlık görevini yerine getiremez.



Bir insanın faydalıyla zararlıyı, güzelle çirkini birbirinden ayıramaması ne demektir? Kişi eğer teli kopartıp elektrik akımını avuçlamıyorsa bu zararlı olanı bilme becerisinden ileri geliyor. Bir leşin yanından geçerken burnunu kapatmasına karşılık bir yeşil vadiden geçerken sadece burnunu değil ağzını da daha çok açarak havayı ciğerlerine çekmesi de öyle.. Ramazan yardımlarında yaşanan izdihamlarda ezilen insanları gördüğünüzde, ya da İsrail buldozerleri altında parçalanan Filistinli insanları izlediğinizde içinizin parçalanması demek, zulümle adaleti ayırma özelliğine sahip olmanız demektir.



İnsan olmanın özelliklerini ve bu özelliklerin kişiye yüklediği sorumluluğu boş yere hatırlatmıyoruz. Nasipse iki ay sonra mahalli seçimlere gidilecek. Yukarda saydığımız beş temel özelliği taşıyorsan mevcut iktidarın bu ülkeye verdiği zararları görüp reyini ona göre kullanacaksın. Ama bu özelliklerini kaybetmişsen ya o zararları göremeyeceksin, ya da “Nasıl olsa bu belediye seçimi ben zihniyetlere değil sevdiğim kişiye oy vereyim ama genel seçimde zihniyeti esas alırım” deyip yanlışlıkla faydalı ve güzel olan zihniyetin karşısındaki zihniyeti daha da güçlendireceksin.



Dikkat ediniz; insan olmanın sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınırsanız; bu sorumluluğu değil de “acaba ne yapsam sayıca üstün olurum” gibi şeyleri esas alırsanız güzelle çirkini birbirinden ayıramazsınız. Bunun gibi, doğruyla yanlışı, faydalıyla zararlıyı, iyiyle kötüyü, adaletle zulümü birbirine karıştırırsınız. Yani insan olma özelliğinizi yitirir, değişirsiniz.



www.gencgorus.de

Kurşun Yağmurunun Altında Sağlık Hizmeti

Ocak 27, 2004

Aksa İntifadası’nın başlangıcından buyana bu şekilde sağlık hizmetlerinin engellenmesi amacıyla gerçekleştirilen saldırılarda çoğu doktor olmak üzere birçok sağlık görevlisi hayatını kaybetti, onlarcası da yaralandı. Yine yaralananlara acil yardımda bulunulması veya işgalcilerin kurşunlarına hedef olan savunmasız insanların hastaneye ulaştırılması için kullanılan onlarca ambulans işgalcilerin saldırılarına hedef oldu. Bütün bu saldırılara ve engellemelere rağmen yine de Filistinli gönüllü sağlık ekipleri her türlü riski göze alarak sıcak çatışmaların yaşandığı, ya da saldırıların gerçekleştirildiği yerlere koşarak yaralılara acil yardımda bulunmaya çalışıyorlar.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Kudüs’te Yine Yıkım İhtarı

Ocak 27, 2004

Son olarak da 12 Filistinli aileye evlerinin yıkılacağına dair ihtar gönderildi. Kudüs’ün Anata beldesinin es-Selam mahallesinde ikamet eden 12 aileye gönderilen ihtar yazılarında evlerinin yıkılacağı bildirilerek evlerini en kısa zamanda tahliye etmeleri istendi. İşgal devleti daha önce de Kudüs’te ikamet pek çok Filistinli ailenin evlerini yıktırmıştı. İşgal devleti Kudüs’te evleri yıkılan Filistinlilerin arsalarına evlerini yeniden inşa etmelerine izin vermiyor.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

HAMAS’tan Yine Eylemler

Ocak 27, 2004

 HAMAS’ın askeri kanadı tarafından yapılan açıklamada eylemlerin birinin dün (26 Ocak 2004 Pazartesi) öğleden sonra 13.00 civarında diğerinin de yine dün akşam saatlerinde 18.15′te gerçekleştirildiği bildirildi. İsrail işgal devleti radyosu da eylemleri doğruladı ve Gazze’nin kuzeyinde askeri barikat noktasına yakın bir askeri mevziye füze saldırısı gerçekleştirildiğini bildirdi, ancak saldırının herhangi bir ölüm ya da yaralanmaya sebep olmadığı iddia edildi. İzzettin Kassam Birlikleri tarafından yapılan açıklamada eylemi gerçekleştirenlerin sağ salim bir şekilde üslerine geri döndükleri bildirildi. HAMAS mücahitleri dün sabah saatlerinde de Netzarim yahudi yerleşim merkezine iki adet havan topu fırlatmışlardı.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

HAMAS’tan Yalanlama

Ocak 27, 2004

 



 



HAMAS’ın Gazze’deki siyasi liderlerinden Prof. Abdülaziz Rantisi, Reuters muhabirinin on yıl öncesine ait bir açıklamayı hatırlatarak bugün için böyle bir şeyin söz konusu olması halinde kabul edip etmeyeceklerini sorduğunu, kendisinin “hayır” demesine rağmen muhabirin açıklamayı çarpıttığını ifade etti.

Rantisi açıklamasının birinci maddesinde buna dikkat çektikten sonra şunları ilave etti:

“İkinci olarak: Ben, kesinlikle HAMAS’ın bu merhalede Filistin topraklarının tümünün kurtarılmasının zor olduğu kanaatine vardığı anlamına gelecek herhangi bir söz söylemedim. Biz bir şey söyledik sonra ondan başka bir anlam çıkarıldı. Ben, HAMAS’ın tüzüğünde Filistin’in kurtuluşu için tüm Arap toplumunun ve İslam ümmetinin ortak gayretine ihtiyaç olduğunun, bunun sadece Filistin halkının gayretiyle olamayacağının vurgulandığını söyledim. Yani bu konu yeni bir şey değildir ve HAMAS bu hususu daha önce de dile getirmiştir.

Üçüncü olarak: Ben muhabire HAMAS’ın Filistin’in bir karışından taviz veremeyeceğini dolayısıyla İsrail’i de tanımayacağını, çatışmanın da sona ermeyeceğini söyledim.

Dördüncü olarak: Muhabir bana İsrail’in böyle bir şeyi kabul etmesi durumunda nasıl bir tavır alacağımızı sordu. Ben de bunu daha önce özerk yönetimin teklif ettiği halde İsrail’in kabul etmediğini hatırlatarak, bu da gösteriyor ki ona bunu ancak direniş yoluyla kabul ettirmek mümkündür, İsrail’i Filistinlilerin haklarını vermeye zorlayacak tek metot direniştir, dedim.

Beşinci olarak: Ateşkesin süresiyle ilgili soru sordu. Bunun ancak anlaşma halinde belirlenebileceğini ve on yılı geçmesinin mümkün olmadığını söyledim.”

Prof. Rantisi bu açıklamaları yaptıktan sonra HAMAS’ın ilkelerinden vazgeçmesinin söz konusu olmadığını tekrar vurguladı ve bu ilkeleri şu şekilde sıraladı:

1) Filistin’in bir karışından taviz verilemez, çünkü bu topraklar İslam toprağıdır.

2) “İsrail” diye adlandırılan devlet meşru olarak tanınamaz.

3) İsrail devletini tanıyan ve tarihi Filistin topraklarının bir karışından bile taviz veren her çözüm reddedilmesi gereken geçersiz çözümdür ve bizi hiçbir şekilde bağlamaz.

4) Gasp edilen haklarımızın geri alınması için önümüzde duran tek seçenek direniştir.

5) Görüşmeler yolunun meşru ulusal haklarımızın geri alınması konusunda bir çıkmaz yol ve başarısız çizgi olduğu ispat edilmiştir.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

ERDOĞAN’A, MUSEVİ CEMAATİ TARAFINDAN “CESARET” ÖDÜLÜ VERİLDİ

Ocak 26, 2004


Bir kez daha Kıbrıs

Ocak 26, 2004

Türk hükümeti nihayet uluslararası bir başarıya imza attı (!) Dünyadaki en küçük bir kabile devletçiğine bile söz geçiremeyen Türkiye, yıllardır yedi düvelin uğraşıp alt edemediği KKTC’yi yola getirmeyi becerdi(!) Artık gençliğinden beri hayatını Kıbrıs davasına adamış Denktaş bile o keskin duruşunu bırakıp mırın kırın etmeye başladığına göre AKP, Kıbrıs konusunda önemli bir merhale katetti demektir.



Kıbrıs’ı satmaya hazır olanların açtıkları en büyük tuzak buydu. Onlar hiçbir zaman milli safta yer alanların KKTC’yi fiilen bitirecek hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceklerini biliyorlardı. Dolayısıyla istedikleri tek şey, milli cephenin Kıbrıs’ta pazarlık yapılabileceğini kabullenmesinden ibaretti. Adeta şunu söylüyorlardı: “Siz Kıbrıs’ta sorun olduğunu ve bir çözüm aranması gerektiğini kabul edin yeter. Biz gerisini hallederiz.” Maalesef sağlam basan bir çok insan Türkiye’nin Kıbrıs meselesini 1974’te çözdüğü gerçeğini bir kenara koyarak “adil çözüm”den bahsetmekle, “çözüm, çözüm” diye tutturanların elini güçlendirmiş oldu.



Hiçkimse geriye dönüp hangi beceriklinin KKTC ile Türkiye’nin AB ilişkisini aynı kefeye koydurttuğuna bakmaya gerek duymadı. Türkiye korkunç bir şekilde Kıbrıs’la tehdit edilip AB’nin, Irak’la tehdit edilip ABD’nin egemenlik alanına sürüklendi.



 



İstiklal Harbi’mizi göze alamayanlar vaktiyle iki egemen güçten birine tabi olmamızı savunmuşlar. Aralarındaki kavga “ABD mandasına girelim” tezine karşı “Hayır Ruslara tabi olalım” inadının kavgasıymış. Şu hale bakın bugünküler iki güçten birine karşı çıkmaya bile cesaret edemiyorlar. “Aman birine tabi olalım da hangisi olursa olsun” diyorlar.



Çok yazdık, bir kez daha yazalım: 3 Kasım seçimlerinden iki ay önce KKTC’nin Bayrak Televizyonu’nda Denktaş’a soruyorlar: “Türkiye’de seçimler yaklaşıyor. AB’ci bir iktidarın işbaşına geleceği ve Annan Planı’nın kabul edileceği söyleniyor. Tavrınız ne olur?”



Denktaş cevap veriyor: “Gelecek hükümet bana baskı yapmadan önce kendi halkına anlatacaktır ki, -Kıbrıs feda edilebilir. Şimdiye kadar yürütülen politika yanlıştır, şimdi artık ver politikasına döndük- diyecektir; ondan sonra bize gelip -şu siyaseti uygula- diyeceklerdir. Biz de kabul ediyorsak uygulayacağız, etmiyorsak teşekkür ederiz diyeceğiz. -Uygulamıyorsan o zaman çekil- diyecekler.. Çekilirsin, başkası gelir uygular..”



Madem ki iş “ver kurtul”a gelip dayandı keşke Sayın Denktaş yeni bir Arafat olmayı göze alabilseydi.





 



MGK’nın Kıbrıs’ta ver kurtul anlayışına destek verdiği ne kadar inandırıcıdır?



Bundan önceki toplantısında BM Planı’na atıfta bulunulurken “Adanın gerçekleri doğrultusunda..” şartını koyan MGK, bu son toplantısında da aynı şartı muhafaza ettiği halde o gün “Annan Planına yeşil ışık” olarak değerlendirilmeyen açıklama acaba bugün neden yeşil ışık olarak değerlendiriliyor?



Her şey bu kadar açık ve net olarak ortadayken Tolon Paşa’nın kimleri kasdettiğini tartışmaya gerek var mı?



AKP iktidarının kurulduğu aylarda Yunanistan yetkililerinden peş peşe gelen açıklamalarla, Güney Kıbrıs Rum yönetimi eski cumhurbaşkanı Yorgo Vasiliu’nun dün İstanbul’da söylediği şu sözü bir arada düşündüğünüzde olay anlaşılmıyor mu? Vasiliu diyorki, “Annan planı öncelikle adil bir plan.”



Aynı Vasiliu, Özal ölmeseydi Kıbrıs işinin çoktan halledilmiş olacağını belirtiyor. Her şey bir yana, Sayın Erdoğan’ın sık sık “Özal misyonu”na atıfta bulunup, “Onun devamıyım” demesi her şeyi anlatmaya yetmez mi?



www.gencgorus.de



 

İşgalcilerden Yine Arazi Tahribatı

Ocak 26, 2004

 

İşgalci saldırganların, Filistinlilerden zorla gasp edilen araziler üzerine kurulmuş yahudi yerleşim merkezlerinden biri olan Netzarim yerleşim merkezi etrafındaki arazileri boşaltmak ve buralarda ikamet eden Filistinlileri göçe zorlamak amacıyla bu yıkım ve tahribatı gerçekleştirdikleri tahmin ediliyor.

İşgal güçlerinin iki günden beridir Netzarim yahudi yerleşim merkezinin özellikle batı bölgesinde oldukça geniş bir arazide tahribat ve yıkım yaptıkları bildirildi. Bu yıkım işlemi bölgede evleri bulunan Filistinlilerde korku ve endişeye sebep oldu. Çünkü altlarındaki iş araçlarıyla aralıklı olarak Filistinlilerin arazilerine girerek tahribat yapan işgalciler ayrıca evlerin hizasına büyük bir askeri mevzi kurdular. Bu mevzinin etrafını dikenli tellerle ve büyük beton bariyerlerle çevirdiler. Dolayısıyla bu hazırlıkları herhangi bir saldırı düzenlemek amacıyla yaptıkları tahmin ediliyor ve bu da civardaki evlerde ikamet eden Filistinlilerde korku ve endişeye sebep oluyor.

Ayrıca Gazze’de sahil şeridine kurulan yahudi yerleşim merkezleri yüzünden Gazze sahil yolunun büyük bir risk taşıdığı bildiriliyor. Çünkü söz konusu yerleşim merkezlerini koruma maksadıyla yerleştirilen işgalci askerler çoğu zaman hiçbir sebep yokken yoldan geçen araçlara ateş ediyorlar.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Suudi Arabistan’dan Yalanlama

Ocak 26, 2004

 



 Açıklamada, Kuveyt’te çıkan es-Siyase gazetesinin yayınladığı ve Suudi Arabistan’ın Filistinli mültecilerin kendi topraklarına iskan edilmesine dair önerilerde bulunduğuna dair haberlerin tamamen asılsız olduğu, dolayısıyla bu konuyla ilgili olarak verilen ayrıntıların da gerçekle bir ilgisinin olmadığı vurgulandı. Açıklamada ayrıca aynı gazete tarafından yayınlanan, Suudi Arabistan’ın İsrail - Arap sorununun çözümü için öneride bulunduğuna dair haberlerin de asılsız olduğu vurgulandı ve: “Suudi Arabistan’ın bu konuda gündeme getirdiği tek öneri Arap ülkelerinin Beyrut zirvesinde sunduğu öneridir” denildi. Bu arada Suudi Arabistan Dışişleri bakanı Suud el-Faysal da yaptığı açıklamada siyonist hükümetin başbakanı Ariel Şaron politikasını değiştirmeden ve duvar inşasını durdurmadan Filistinlilerle siyonist yönetim arasında herhangi bir çözüme varılmasının mümkün olmadığını vurguladı. el-Faysal, inşa edilen duvarın amacının Filistinlileri küçük kantonlara bölmek ve bu yolla sıkı kontrol altına almak olduğunu dile getirdi.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Sonraki Sayfa »