İsrail Her Yerde Tünel Arıyor
Aralık 31, 2003
Eski Nablus’un el-Karyun mahallesinde ikamet eden aileler işgalcilerin buraya düzenledikleri son baskında geniş çaplı aramalar yaptıklarını ve Abdulhadi Çocuk Yuvası’yla etrafındaki bazı evleri altlarında silah kaçırma tünelleri olduğu gerekçesiyle yıkacakları tehdidinde bulunduklarını dile getirdiler. Verilen bilgilere göre işgalciler yıkacaklarını söyledikleri evlerde ikamet edenlerin tümünü eski Nablus’un girişindeki bir eve istif ederek bekletmeye başladılar. Gerçekte Nablus, bu şekilde tünel yoluyla silah sokulmasına elverişli bir şehir değil. İşgal güçleri günlerdir abluka altında tuttukları Nablus mahallelerine yardım ve sağlık ekiplerinin girmesine de izin vermiyorlar.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
İşgalciler Nablus’u Yeniden Bastılar
Aralık 30, 2003
Normalde işgal olayının tüm anlaşmalara ve uluslararası kurallara aykırı olduğu gerçeğini dikkatlerden uzak tutarak, göstermelik geri çekilme işlemini diplomatik alanda değerlendirmeye çalışan siyonist devlet fazla vakit kaybetmeden geri çekildiği yerlere yeniden baskınlar düzenliyor. Nablus’un şehir merkezinden birkaç gün önce çekilmiş ama tüm çevresini sıkı ablukaya almıştı. 29 Aralık Pazartesi gece yarısından sonra ise yeniden birçok askeri araçla şehrin merkezine baskın düzenledi. Sabaha doğru şehir merkezine birçok tank ve zırhlı araçla desteklenen takviye birlikler gönderildi. Baskın esnasında işgalci güçlerle direnişçiler arasında çatışmalar meydana geldi. Verilen bilgilere göre işgalciler şehrin Daryun mahallesinde aralarında çocuk ve yaşlıların da bulunduğu 150 Filistinliyi gece yarısında evlerini terk etmeye zorladılar. Bazı evlere de baskınlar düzenleyerek tutuklamalar yaptılar.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
Yurtdışındaki Türk öğrenciler, elçiliklerimizden destek bekliyor
Aralık 29, 2003
Türkiye’deki bürokrasi genelde işleri yokuşa sürme mantığıyla çalışırken, yurtdışındaki elçiliklerimizin vatandaşa hizmet ilkesiyle çalışmaları beklenemezdi herhalde. Zaten yurtdışındaki üniversitelerde eğitim gören gençlerimizden gelen yakınmalarda ilk sırayı açık ara elçilik ya da konsolosluklarda karşılaştıkları zorluklar alıyor.
Onlar için hayat oralarda zaten zor. Türkler zorluk çıkardığında galiba moralleri daha çok bozuluyor:
Elçiliğimizdeki memur, sanki kahvehanede
“Elçiliklerimizin bizi insan yerine koymayıp her fırsatta azarlaması gerçekten çok üzücü. Dahası o kadar yavaş ve verimsiz çalışıyorlar ki… Evlendiğim için nüfus cüzdanımı değiştirmem gerekiyordu. Karşımdaki memur sadece benim işlemimi ancak bir saatte yapabildi. Benden başkası yoktu zaten. Ama görseniz sanki kahvehanede gibiydi. Eşim yabancı. Bu duruma çok şaşırdı. Çünkü burada sıraya girersiniz, sıranız hemen gelir ve işlemleriniz yapılır. Dahası eşimin soyadını taşıyıp taşımayacağımı sormadan, kendi başına bana eşimin soyadını verdi. Kanada’daki evlilik kanununa göre kendi soyadımı taşıyabilirdim. Ama elçilikte kanunu okuyan yok herhalde!”
Gülhan Alpargü / Kanada
Elçilik, destek olmak bir yana köstek oluyor
“Bizim elçiliğin öğrencilere destek olması gerekirken, dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da ancak köstek olur. Vazifesi olan işleri bile sanki lütufmuş gibi yalvartarak yaparlar. Yardımcı olmak bir yana, bütün Türk vatandaşları gibi zaten zor durumda olan öğrencilere de mümkün olan tüm zorlukları çıkarırlar.”
A.C. / Tokyo - Japonya
New York’tan e - posta gönderen Emrah Savga’nın New York’taki konsolosluğumuzla ilgili anlattıkları da Japonya, Kanada, Almanya ya da İngiltere’den yazan üniversiteli gençlerimizinkinden farklı değil. Tansu Çiller’in başbakan olduğu dönemde bir milletvekili geldiğinde 30 bin dolarlık akşam yemekleri yendiğini, 100 bin dolarlık Türk günü yürüyüşleri yapıldığını, paraların işe yaramaz protokoller için saçılıp savrulurken, bin bir zorlukla öğrenim görmeye çalışan gençlere duyarsız davranıldığını anlatıyor.
Bu arada fevkalâde masraflı 40 yıllık demode Türk günleri yerine, Türklüğümüzü ifade edecek daha anlamlı etkinlikler düzenleyemez miyiz acaba?
Önümde biriken e - postalardan dikkatimi çeken 2 tanesine daha yer vererek bu diziyi noktalamak istiyorum:
“Yalnız bırakıldık” edebiyatına itiraz
“Yalnız bırakıldık”, “sürünüyoruz” gibi ifadelere katılamıyorum. Devlet bize bakmıyor mantığı çok yanlış. Bunu Anadolu’nun dağ köyünde yolu olmayan ya da asgari ücretle zar zor geçinen bir işçi söyleyebilir, ama ister kendi parasıyla gitsin, ister zar zor imkanlarla hem çalışıp hem okusun, yurtdışında okuma imkanını elde etmiş olan söyleyemez. Devlet, ülke içindeki öğrencilere bile yeteri kadar imkan sağlayamıyorken, yurtdışındakilere ne yapsın?”
Mehmet Doğan / Boston - ABD
YÖK denklik vermiyor
“Rusya Federasyonu’nun önemli üniversitelerinden birinde tekstil mühendisliği bölümünü bitirdim ama işe yaramıyor. 4 yılım boşa gitti. Başlangıçta YÖK bu üniversiteleri tanıyordu, şimdi denklik vermiyor.
Murat Sağdık / Rusya
Meral Tamer / Milliyet
Filistinlilerden İşkence Altında İtiraf Alınıyor
Aralık 29, 2003
Avukatlar, Filistinli çocuk tutsakların bile işkenceye maruz kalmaları sebebiyle içinde ne yazılı olmadığını bilmedikleri kağıtlara imza atmak zorunda kaldıklarına dikkat çektiler. Avukatlar görüştükleri tutsakların sağlık durumlarının, işkence ve baskı yüzünden çok kötüleşmiş olduğuna şahit olduklarını ifade ettiler. Avukatlar açıklamalarında, işkenceye maruz kalan ve kendilerinin de bizzat görüştükleri tutsakların sağlık durumları ve karşılaştıkları eziyetler hakkında isimlerini tek tek zikrederek ayrıntılı bilgiler de verdiler.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
HAMAS, İşgale Karşı Direniş Sürecek
Aralık 29, 2003
Siyonistler daha önce medya organlarına HAMAS’ın “yeşil hat” içinde kalan yani 1948′de işgal edilmiş ve “İsrail” olarak gösterilen bölgede şehadet eylemleri düzenlememe kararı aldığına dair bir haber yaymışlardı ve bu haber HAMAS’ın Beyrut temsilcisi tarafından yalanlanmıştı. Hareketin askeri kanadı tarafından yapılan açıklamada da bu haberin doğru olmadığı, HAMAS’ın askeri kanadının “yeşil hat” içindeki bölgeler de dahil olmak üzere İsrail hedeflerine yönelik eylemlerini devam ettireceği bildirildi. HAMAS’ın askeri kanadı yetkilileri tarafından yapılan açıklamada: “Hareket, ileri gelenlerine ve mensuplarına karşı siyonist düşmanlığın şiddetlenmesinden korkmamaktadır ve cihad ve direnişini sürdürmekte kararlıdır” denildi. Açıklamada, siyonistlerin yaydığı söz konusu haberin doğru olmadığının, HAMAS’ın askeri kanadının son günlerde gerçekleştirdiği eylemlerle de ispat edildiği vurgulandı.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
İsrail Hedeflerine Eylemler
Aralık 29, 2003
HAMAS dün akşam saatlerinden itibaren işgal devletinin muhtelif hedeflerine yönelik olarak bir adet Kassam füzesi sekiz adet de havan topu fırlattı. HAMAS’ın askeri kanadı tarafından yayınlanan bildiride füze ve topların hangi saatlerde ve hangi hedeflere yönelik olarak atıldığı hakkında ayrıntılı bilgiler de verildi.
Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin askeri kanadı durumundaki Ebu Ali Mustafa Birlikleri, Nefiye Dekalim yahudi yerleşim merkezi yakınında işgalcilere ait bir aracı hedef alan eylem gerçekleştirdi. 28 Aralık Pazar günü öğle saatlerinde gerçekleştirilen eylemde Ebu Ali Mustafa Birlikleri’ne mensup direnişçilerin, işgalcilerin araçlarını pusuya düşürerek otomatik silahlarla taradıkları bildirildi. İşgal devleti radyosu eylemi doğruladı ancak herhangi bir ölüm ya da yaralanma olmadığını ileri sürdü. İşgal devleti askeri hedeflerine yönelik eylemlerin sonuçlarını genellikle gizlediğinden bu bilginin doğruluğundan şüphe ediliyor. Ebu Ali Mustafa Birlikleri tarafından yapılan açıklamada işgal güçlerine yönelik eylemlerin devam edeceği bildirildi ve: “Şehitlerimize onların temiz kanlarına vefa göstereceğimizi, uğrunda öldükleri hedefleri için direnmeye devam edeceğimizi bildiriyoruz” denildi.
Batı Yaka şehirlerinden el-Halil’de motorsikletli bir direnişçi, işgalcilerin askeri mevzilerine iki el bombası attı. El bombaları bütün çevreyi sarsan bir sesle patladı. Eylemi geçekleştiren kişi derhal uzaklaşmayı başardı. İşgalciler olaydan sonra etrafta geniş çaplı bir arama başlattılar. Bu eylemin el-Halil’de son bir hafta içinde gerçekleştirilen benzer türden ikinci eylem olduğu ve birinci eylemi gerçekleştiren kişinin de bir işgalci askeri yaraladıktan sonra kaçmayı başardığı bildirildi.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
HAMAS’tan İslami Cihad’a Destek Yürüyüşü
Aralık 29, 2003
Büyük bir kalabalığın katıldığı yürüyüş yatsı namazının ardından Cibaliya mülteci kampındaki Raşid Halifeler Camisi’nin önünden başladı. Katılanlar, cihad ve direniş yolunda devam edeceklerini ve şehitlerin yollarını sürdüreceklerini vurgulayan sloganlar attılar. Yürüyüş şehid Mukallid Hamid’in saldırıya hedef olduğu noktaya kadar sürdü ve burada HAMAS’ın ileri gelenlerinden Nizar Reyyan bir konuşma yaptı. Reyyan, direnişi kararlılıkla sürdüreceklerini vurguladı ve verdikleri şehitleri münasebetiyle Hamid ailesini tebrik etti. Reyyan, cihad ve direniş konusundaki kararlılığından ve HAMAS’ın askeri kanadı İzzettin Kassam Birlikleri’yle ortak eylemler düzenlemesinden dolayı İslami Cihad Hareketi’ne de takdir ve tebriklerini iletti.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
Denis Ross HAMAS’tan Çekiniyor
Aralık 29, 2003
Bir süre önce bölgeyi ziyaret eden Ross tanınmış İsrail gazetelerinden Yediot Aharanoot gazetesinin sorularına verdiği cevaplarında gelişmelerin HAMAS’ın toplumsal altyapısını güçlendirdiğini ve arkasındaki desteğin daha da artmasını sağladığını ifade etti. Kendisi de bir yahudi olan ve Ortadoğu’yla ilgili diplomatik faaliyetlerde 12 yıllık bir tecrübeye sahip olan, halen de Washington Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü’nün müdürlüğünü yapan Ross, 2004 yılında savaşın biraz istirahata çekileceğini ama bunun uzun sürmeyeceğini, Filistinlilerle İsrailliler arasındaki sorunu bugün geçmiştekinden çok daha büyük bir çıkmazda gördüğünü ifade etti.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
Erzurum’da AIDS paniği
Aralık 29, 2003
Erzurum’da fuhuş yaparken yakalanan Ukrayna uyruklu fahişe Oksana Topor’un (28) AIDS mikrobu taşıdığı ve 3 ay içerisinde 1350 erkekle ilişkiye girdiği tespit edildi. Ukrayna’dan yasa dışı yollarla Türkiye’ye giriş yapan ve Cuma akşamı Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekiplerince fuhuş yaparken yakalanan Oksana Topor’un, Erzurum Numune Hastanesi ve Aziziye Araştırma Hastanesi’nden alınan raporlarda HEPATİT-C ve AIDS mikrobu taşıdığı belirlendi. Emniyet Müdürlüğü binasında bir basın toplantısı düzenleyen Vali Mustafa Malay, Oksana Topor’un Erzurum’daki bir otelde, 3 ay gibi kısa bir süre içerisinde 1350 erkekle ilişkiye girdiğinin öğrenildiğini açıkladı. Vali Malay, hayat kadınının hastalığı başkalarına yaymış olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyledi. Oksana Topor’un ilişkiye girdiği erkeklerin isimlerini bir deftere yazdığının öğrenildiğini belirten Vali Malay, bu hayat kadınıyla ilişkiye girenlerin derhal en yakın hastanede muayene olmasını istedi. Vali Malay, durumun oldukça ciddi ve ihmale gelmeyecek bir vak’a olduğunu bildirdi.
Hayat kadını hakkında bilgi veren Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Ayazlar ve Asayiş Şube Müdürü Hasan Çiftçi ise Ukraynalı Oksana Topor’un 3 ay önce Ukrayna’dan yasa dışı yollarla Artvin’e, oradan da Erzurum’a geldiğinin belirlendiğini açıkladı. Emniyet yetkilileri, yapılan çalışmalarda hayat kadınının ileri derecede AIDS’li olduğunun tespit edildiğini söyledi. Ayazlar ve Çiftçi, Oksana Topor’la ilişkiye giren erkeklere de büyük ihtimalle AIDS mikrobu geçmiş olabileceğinin altını çizdi. Emniyet Müdürlüğü’nde basın önüne çıkarılan Oksana Topor da tercüman aracılığıyla yaptığı açıklamada, AIDS’li olduğunu bilmediğini, öğrendiğinde hayatının karardığını söyleyerek gözyaşlarına hakim olamadı.
Bremer, Blair’i yalanladı
Aralık 29, 2003
LONDRA / ABD’nin Irak’taki sivil yöneticisi Paul Bremer, Irak’ta kitle imha silahı laboratuvarları bulunduğu yönündeki açıklamaların doğru olmadığını söyledi.
Bremer, İngiliz ITV televizyonuna yaptığı açıklamada, İngiltere Başbakanı Tony Blair’in Irak’ta bu tür laboratuvarlar bulunduğuna dair ellerinde ”büyük kanıt” bulunduğunu söylemesine rağmen, Irak’ta kitle imha silahı laboratuvarları olmadığını belirtti.
Paul Bremer, ”Bu sözleri kim sarfetmiş bilmiyorum ama (Irak’taki kitle imha silahlarını aramakla görevli ABD öncülüğündeki ekibin başkanı) David Kay böyle bir şey söylemedi” dedi.
Kay’in raporunu okuduğunu belirten Bremer, ”böyle açıklamaların, Irak’taki koalisyonun siyasetini beğenmeyen ve bu siyaseti yıkmak için ortalığı bulandırmak isteyenlere hizmet ettiğini” ifade etti.
Bu açıklamayı yapanın ABD’nin en yakın müttefiki İngiltere’nin Başbakanı Blair olduğunu öğrenen Bremer, ”Aslında David Kay’in başkanlığındaki grup, bazıları Irak’ta yürütülen kimyasal ve biyolojik programlarla ilgili çok sayıda kanıtı kamuoyuna açıkladı” diye konuştu.
Blair, 16 Aralık’ta ”çok büyük kaçak laboratuvar sistemleri bulunduğuna ve bu yerlerde kitle imha silahı üretildiğine dair ellerinde büyük kanıt olduğunu” söylemişti.
Başbakanlık sözcüsü de, Blair’in bu açıklamasının David Kay’in başkanlığındaki ekibin geçen ekim ayında yayımladığı rapora dayandığını belirtmişti.
Blair seçime kadar istifa etmek zorunda
İngiltere Başbakanı Tony Blair’in yakın zamana kadar kabinesinde yer verdiği eski Uluslararası Kalkınma Bakanı Clare Short, Başbakan Tony Blair’in önümüzdeki genel seçime kadar istifa etmek zorunda kalacağını öne sürdü.
Blair’in seçime başbakan olarak giremeyeceğini savunan Short, buna Irak savaşı sırasında yapılan hatalar, önümüzdeki günlerde sonucu açıklanması beklenen, Dr. David Kelly’nin ölümüyle ilgili Hutton soruşturması ve ülke yönetiminde dikkat çeken diğer önemli bazı aksaklıkların yol açacağını ileri sürdü.
Bu arada, Blair’in bir başka yakın çalışma arkadaşı olan eski Ulaştırma Bakanı Stephen Byers, hükümetin yönünü, kararlılığını ve gücünü yitirmeye başladığını belirterek, Başbakan’dan yeniden halkın güvenini kazanmaya çalışmasını istedi.
Bunun için, başta Savunma Bakanlığı bilim adamlarından Dr. David Kelly’in ölümüyle ilgili soruşturmanın yeniden başlatılması olmak üzere bir dizi yeni önlem alınmasını isteyen Byers, aksi takdirde yenilginin kaçınılmaz göründüğünü söyledi.
Byers, Blair’den, Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi arasındaki farkı daha iyi vurgulamasını da istedi.
Blair, İngiltere’nin en az güvenilir politikacısı
İngiltere’de bir internet sitesi tarafından yapılan araştırma, Başbakan Tony Blair’in ülkenin en az güvenilen politikacısı olduğunu ortaya koydu.
Buna karşılık Blair’in partisindeki en büyük rakibi ve liderlik koltuğunun en önemli alternatifi olan Maliye Bakanı Gordon Brown’ın ise İngilizler tarafından en güvenilir politikacı olarak görüldüğü belirlendi. Brown’ı, Liberal Demokrat Parti lideri Charles Kennedy izledi. Muhafazakar Parti lideri Michael Howard ise en çok güvenilen üçüncü politikacı oldu.
Anketi yapan CyberBrtiain.com adlı internet sitesi, Muhafazakar Parti liderliğinden geçen aylarda yapılan güvensizlik oylaması sonucu ayrılmak zorunda kalan Ian Duncan Smith ve kabinedeki görevlerinden istifa eden eski Uluslararası Kalkınma Bakanı Clare Short ve eski Parlamento Başkanı Robin Cook’un bile Blair’den daha ön sıralarda yer aldıklarına dikkat çekti.
Blair’i, üniversite harçlarını yükseltme girişimi nedeniyle büyük eleştirilere hedef olan Eğitim Bakanı Charles Clarke ”en az güvenilen ikinci politikacı” olarak izlerken, bir süre önce adı bir çocuk taciz skandalına karışan Çocuklardan sorumlu Bakan Margaret Hodge da listenin son sıralarında yer aldı. 13 bin kişi arasında yapılan ankette 4 bin kişinin, en az güvenilir politikacı olarak Blair’e oy verdiğini açıklayan CyberBRtiain.com adlı site, seçimin 30 kişilik listeden yapıldığına işaret etti.
Zebari: Irak’ta saldırılar artış gösterdi
Aralık 29, 2003
KUVEYT/ Irak Geçici Hükümet Konseyi Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Saddam Hüseyin’in ele geçirilmesine rağmen Irak’ta saldırıların artış gösterdiğini belirtti. Kahire’de Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Mahir’le yaptığı görüşmenin ardından dün geç saatlerde Kuveyt’e gelen Zebari, Saddam Hüseyin’in yakalanmasına rağmen Irak’ta güvenlik koşullarının kötüleşme gösterdiğini söyledi. Zebari, “İntikam amacıyla yapılan sabotaj faaliyetleri yükselişte fakat bu böyle sürmeyecek” dedi. Zebari’nin Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed el Sabah’la görüşeceği bildirildi. Zebari, Kahire’de Mısır Dışişleri Bakanı Mahir ile yaptığı görüşmede ise Iraklı polislerin Mısır’da eğitim görebileceğini söylemişti. Konu üzerinde çalışmaların devam ettiğini belirten Zebari, Irak’ta egemenliğin Iraklılar’a devredilmesi sürecinde Mısırlı yetkililerin de desteğini istemişti.(iha)
Acı giderek büyüyor
Aralık 29, 2003

Yardımlar yetersiz, enkazlar kaldırılamıyor, sağ kalanlar da soğuk ve açlığın pençesinde
n İran’ın Bem kentini haritadan silen 6.3’lük depremin bilançosu gün geçtikçe ağırlaşıyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bir çok ülke arama-kurtarma ve insani yardım faaliyetleri için İran’a malzeme ve uzman gönderdi.
n Türk ekibi ameliyathane kuruyorİran’a giden 80 kişilik Türk arama ve kurtarma ekibinin, ulaştığı 2 cesedi İran Kızılayı’na teslim ettiği ve bölgede bir seyyar ameliyathane kurma çalışmalarına başladığı kaydedildi. Kızılay ise, İran’a 6 tır dolusu çadır, battaniye, tıbbi malzeme ve ceset torbası gönderdi.
n Binden fazla insan sağ çıkarıldı
İran Resmi Haber Ajansı İRNA, enkaz altından binden fazla insanın sağ çıkarıldığını, 13 bin ölü, 10 bin kişiden fazla da yaralı olduğunu açıkladı. Yerel yetkililer ise 30 bin ölü, 35 bin de yaralı olduğunu vurguluyor.
n Yiyecek sıkıntısı had safhada!
Depremden sağ kurtulan halk, bölgeye gelen yardım malzemelerinden almaya çalışıyor. Anayol kenarına biriken Bemliler, araçları durdurarak yiyecek ve içecek istiyor. Alman ve İsviçre ekipleri saldırı korksuyla bölgeyi terketti.
n Dünya yardıma koştu!
Yunanistan, İsviçre, Suudi Arabistan, Rusya, Azerbaycan, Avusturya, Belçika, Ermenistan, Pakistan, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, İtalya, İngiltere, Almanya, Suriye, ABD, Slovakya, Fas, Finlandiya, Fransa, Cezayir, Ukrayna, Mısır ve Polonya da bölgeye uçaklarla malzeme gönderen ülkeler oldu.
n UMUTLAR AZALIYOR
Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) Bürosu ise enkazdan kurtarma çalışmalarına son verilmesinin beklendiğini, bölgeye araştırma ekibi gönderilmesine gerek olmadığını duyurdu.
Siyasette öpüşme Hasan Celal Güzel- TERCÜMAN
Aralık 29, 2003
Efendim, bendeniz bildiğiniz gibi bir vakitler öpüşme ve el sıkışma şampiyonu idim. Siyaseti halka yakın şekilde yapma ekolünün başta gelen temsilcisi olarak bulunuyordum. Bu konuda rahmetli pîrimiz Kasım Gülek’i de, üstâdımız Demirel’i de geride bırakarak 10 milyon kişi ile el sıkıştım, öpüştüm, hattâ bu sahadaki kendi icâdım olan “elense” metoduyla güreştim.
El Sıkışmanın İncelikleri
1986 Ara Seçimlerinde, merhum Özal’ın ısrarı ile ANAP’tan Gaziantep Milletvekili adayı olunca, evvelâ ne yapacağımı, nereden başlayacağımı şaşırdım. Sonra kendimi caddelerde, sokaklarda, kahvehanelerde buldum. Yakaladığıma sarılıyor, elini sıkıyor, öpüyordum. Turgut Bey’in o seçimler sırasında bana taktığı ismimle “Tank Hasan” olarak günde 20 saat vaziyetim bu idi. Koca Başbakanlık Müsteşarı, gördüğüne sarılıyor, elini sıkıyor, öpüyordu…
Siyaseti bıraktığım 18 Nisan 1999 Genel Seçimlerine kadar tam 15 yıl, tahminen 10 milyon kişi ile el sıkıştım, öpüştüm ve elense çektim. Kalabalık şehirlerde, ana caddelerde ve meydanlarda bir anda yüzlerce kişiyle el sıkışabiliyordum. El sıkışacak ve öpülecek kişi sayısı fazla olduğu için çok hızlı hareket eder ve kendime mahsus teknikler geliştirirdim. Demirel, o zaman benim için “Bedeniyle siyaset yapan adam” demişti. Bir defasında İstanbul’da, Eminönü’nden Aksaray’a 12 saatte el sıkışarak ve öpüşerek gelmiş ve bir günde 30 bin kişiyle temas etmiştim. “Parmaklarında, dudaklarında numaratör mü var, nasıl sayıyorsun?” diyenlere, “Buyurun siz de sayın…” diye cevap verirdim. Gerçekten de belli bir sürede ne kadar el sıkışabileceğim belliydi. Sayıldığında da aynı sonuç ortaya çıkabiliyordu.
El sıkışırken, kovboy filmlerindeki silâh çekmeye hazır kovboylar gibi ellerinizi devamlı olarak teyakkuz halinde tutacaksınız. Elinizin parmak kısmını, aslâ karşınızdakine kaptırmayacak; tam tersine onun elinin parmak kısmını kapmaya çalışacaksınız. Aksi takdirde, karşınızdakiler sevgiyle de olsa, argo tabiriyle parmaklarınızı haşat ediverirler. Bu konuda özellikle Trakyalılara, Çorumlulara, Çukurovalılara dikkat etmek gerekir. Bir de bakmışsınız eliniz gitmiş… Benim sol elimin üç parmağı Suruç, Tekirdağ ve Çorum’da çıtır çıtır kırıldı. Hep aynı travmatik hareketi yapmaktan dirseklerimde “tenisçi dirseği” ve “golfçu dirseği” arızaları ortaya çıktı.
Meslek Hastalıkları
1987 Genel Seçimleri’nde ANAP’ın Gaziantep listesinin başındaydım. Zorlu ve başarılı bir seçim kampanyasından sonra 8 milletvekilliğinden 6’sını kazanmış olarak Ankara’ya döndük. Özal’a nasıl yoğun bir seçim kampanyası yürüttüğümüzü anlatırken, rahmetli “Ben televizyondan kalemimi salladım, oylar geldi” deyince sinirlenip ceketimi çıkardım ve gömleğimin kollarını sıvayarak “Bakın!” dedim. Her iki avucumu sıkarak gösterdim. Sağ bileğim ile dirseğim arasında portakal büyüklüğünde bir adale gelişmişti. Özal, “Burada ur mu var?” diye sorunca, “Hayır, burada 6 milletvekili var!” cevabını verdim.
Seçimler sırasında, Nezle, Grip, Zatürre, Tifo, Yılancık, Göz İltihaplanması geçirmiştim. Bir köyde Cüzamlı bir hastayı kopan burnunun ve kulağının üzerinden öptüğümü hatırlıyorum. Bir defasında Fatih’te Çarşamba Pazarı’nda öptüğüm bir genç, “Ağabey, ben AIDS’liyim ve beni öptün!” deyince “Ulan, insan önceden söylemez mi?” deyip gülerek geçmiştim. 1986 Ara Seçimleri’nden sonra o zaman Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Başkanı olan Necati Kölan Paşa ile sohbet ediyoruz. Şu kadar adamla öpüştüm diye anlatınca bana, “Muhakkak hepatit olmuşsundur, sizin oralarda hepatit oranı yüzde 8′i buluyor” deyince tahlil yaptırdım ve Kölan Paşa haklı çıktı; hepatit (sarılık) olmuştum…
Benim el sıkışmalarım, öyle Cem Uzan’ınki gibi “çıtkırıldım” alamerikan cinsten değildi. Benim parmaklarımın kırılması bir yana, bazen karşıdaki boş bulununca, ellerin incindiği, omuzların çıktığı da olurdu. Vatandaşın kolunu hızla çektiğim için Kırıkkale’de ve Mersin’de iki kişinin omuzlarını çıkarmış; sonra ambulans çağırarak hastaneye götürüp yerine taktırmıştım. Her ikisiyle de sonradan yakın dost olduk. Birçok defalar da, karşımdakinin kolunu çekince, traksiyon etkisiyle belinin yerine oturduğunu ve rahatladığını görmüştüm. Yalova’da bel fıtığı düzelen bir vatandaşımız YDP’ye üye olmuştu.
Öpüşme Deyip Geçme…
El sıkışmanın incelikleri olur da, hiç öpüşmenin olmaz mı?… En önemlisi “öpüşme trafiği”ne dikkat etmenizdir. Öpüşmeye siz sağ yanaktan başlarken karşınızdaki sol yanaktan başlarsa, üçüncü hamlede elin herifiyle dudak dudağa geliverirsiniz. 1986′da Gaziantep Şatırhöyük Köyü’ne Devlet Bakanı olarak ziyarete gitmiştim. Köy halkı sıraya dizilerek beni karşıladı. Çok sıcak bir Ağustos günü; hepimiz ter içindeyiz. Şirin yüzlü, şişman, kocaman burunlu bir köylü ile öpüşürken, ben öpüşmeye sağdan başlamak istedim; o sol yanağını uzattı. Bu minval üzere bir müddet vals yaptıktan sonra o kocaman, terli, mor bir patlıcana benzeyen burnunu getirip ağzımın içine sokmaz mı? Artık bu burnu ısırmaktan başka yapacak şey kalmamıştı…
İşte, bu olaydan sonra “elense” usûlünü geliştirdim. Karşınızdaki elenseyi yiyince, bir defa “öpüşme trafiği”ne siz hâkim oluyorsunuz; ikinci olarak “öpüşme eylemi”ni çabucak bitirebiliyorsunuz (aksi halde adam sakız gibi yapışabiliyor); aynı zamanda da elinizi karşınızdakine kaptırmıyorsunuz. Anlayacağınız, sizin hâkimiyetiniz altında küçük çapta bir “güreş” meydana geliyor. Bazen de, baltayı taşa sapladığınız oluyor. O zaman çık çıkabilirsen işin içinden… YDP Genel Başkanı iken yılların birikimiyle Türkiye’nin gündemi ve sorunları hakkında, kendimce çok önemli sandığım lâflar ederdim. Gazeteciler, televizyoncular buna hiç aldırmazlardı. Varsa, yoksa elense… Hattâ Kanal D, benim elense çekerek öpüşmemi bir klip haline getirmişti. Gittiğim yerlerde vatandaşlar yolun kenarına dizilerek boynunu uzatır, ille de kendisine “elense çekmemi” isterlerdi. Ben de, hem isteklerini yerine getirir hem de “Ulan, sizde bu ense varken daha çok şaplak yersiniz!…” diye söylenirdim.
Hasan Celâl Senin Niyetin Bozuk!…
Merkez, merkez-sağda politika yapan bir politikacının Türkiye’de kadınlarla el sıkışması başlı başına bir meseledir. Solun bu konuda bir derdi yoktur. Yakışıklı Deniz Baykal’ınızla istediğiniz kadar el sıkışabilir, hattâ Antalya’nın sera domateslerine benzeyen yanaklarından dilediğinizce öpebilirsiniz. Bizimki öyle mi ya?!… Nasreddin Hoca’nın oğluyla eşeğe binişi gibi, hanımlarla el sıkışmanızı bir türlü ayarlayamazsınız. Hele İzmir gibi modern şehirlerde bir hanımefendi yanağınızdan öptü mü, hapı yuttuğunuzun resmidir. Ben, genellikle elini uzatmayan kadının elini sıkmazdım. Lâkin bu da meseleyi halletmezdi. Bazen çarşaflı hanımlar ellerini uzatırken, gencecik kızlara uzattığınız el havada kalabilirdi.
28 Şubat’tan sonra Konya’dayım. Saatlerce halk arasında dolaştıktan sonra akşam Kon TV’de canlı program yapıyoruz. Derken seyircilerden birisi beni tenkid ederek bir soru sordu. “Biz sizi inançlı biliyorduk. Bugün niye kadınlarla el sıkıştınız?” dedi. Bu lüzumsuz soruyu baştan savmak için önce, “Ne yapalım, bu da benim günahım olsun” falan şeklinde cevap verdim. Meğer bütün muhafazakâr RP’liler benim bu açığı vermemi bekliyorlarmış. Birbiri arkasından benzeri sorular tekrarlanmaya başlayınca içerleyerek dedim ki; “Bakın, hep beraber seyrettik, bu akşam TV haberlerinde Erbakan Hoca, Tansu Hanım’ı ziyarete gitmişti. Uzun uzun el sıkıştılar. Şimdi cevap verin bakalım; ya bu iş sizin bildiğiniz gibi değil; ya Tansu Hanım kadın değil; ya da sizin Hocanız erkek değil…” Tahmin edeceğiniz gibi, bu cevabım üzerine sorular bıçakla kesilir gibi kesiliverdi.
Tansu Hanım dedim de aklıma geldi: Kırklareli’nin Vize İlçesi’nde elense çekerek öpüşüyorum. Çifte zurnalar, Mehter’deki mekkâreler gibi ortalığı inletiyor:
“Ey gaziler yol göründü
Yine garip serime”
Sanki Yavuz Sultan Selim Han, Isfahan makamında beş asır öncesinden sesleniyor gibi… Ben de coşarak bütün Vizelileri elense çekip öptükten sonra, böyle coşkulu zamanlarda yaptığım gibi meydan okuyup, “Ey Vizeliler, parti genel başkanlarını güreştirin, kim yenerse Türkiye’yi o idare etsin…” dedim. Yediği sert elense ile kendinden geçmiş yaşlı bir Vizeli göçmen, o tatlı şivesiyle, “Oş dersin be Hasan Celâl Agam da, senin niyetin kötü, sen bizim Tansu Hanım ile güreş etme peşindesin” demez mi? Hayatımda böyle utandığımı hatırlamıyorum. Herkes kahkahalarla gülmeye başladı. “Onun da kocası gelsin güreşelim” filân dedim ama bir daha hiçbir yerde aynı espiriyi yapmaya cesaret edemedim.
Bizimkisi Siyaset Değil, Eziyet…
Gene Doğu-Güneydoğu’daki bitmez tükenmez seyahatlerimden birisindeyim. Bizim fakir uğur böcekleri, 25 yaşındaki seçim otobüsümüze bozuk bir ses cihazı yerleştirebilmişler. Lâfın yarısı duyulmuyor. Erzurum’un Horasan İlçesi’nde meydan mitingi yapıyoruz. O zaman YDP’nin ana sloganlarından birisi, “Hırsız hırsızdan hesap soramaz!” Hesabı biz sorarız demeye çalışıyorum. Mikrofondan sadece kelimenin ilk hecesi olan “Hır” çıkıyor, “sız” çıkmıyor. Horasanlılar, karşılarında “hırlayan” bir genel başkan görünce yerlere yatıp yıkıla yıkıla gülmeye başladılar. Ben de otobüsün üzerinde elimde mikrofonla ses tesisatçısını kovalamaya başladım. Sonra şövalyece bir tavırla mikrofonu elimden atıp Hamiyet Yüceses gibi mikrofonsuz konuştum amma ve lâkin Hasankale’ye vardığımızda sesimi çıkaramaz hâle gelmiştim. Hasankale’de ana caddede tekrar çalışmaya başlayan mikrofondan bir daha aynı sloganı savurunca iri yarı, yerli filmlerdeki kötü adam suratlı birisi, “Asıl siz hırsızsınız!…” diye feryat ederek üzerimize gelmez mi?!… Meğer DYP İlçe Başkanı imiş ve yolsuzluklara adının karışmasıyla ünlüymüş. Baktım ki bizimkilerde hiç hareket yok. Adamın üstüne atlayarak elenseyi çektim; alttan bir de diz koydum ama şapur şupur öpmeyi de ihmal etmedim. Böğürerek uzaklaşırken, mikrofona “Bakınız … Bey nasıl da fikrini değiştirdi!…” dedim.
Erciş’te akşama doğru konuşma yapıyorum. Boyu 2 metreden fazla 150 kiloluk bir adam, ben konuşurken bas bariton sesiyle “Mehape, Mehape…” diye bağırıyor. Yanımdakileri kaş göz işaretiyle üzerine gönderdim. Herifçioğlu hepsini de armut gibi toplayıvermez mi?… Neyse alelacele konuşmamı bitirip üzerine yürüdüm. O hırsla bir elense çekip yere devirdim. Aslan avcıları gibi üzerine ayağımı koyup poz verdim. Kalabalıktan çok kibar bir beyefendi geldi; MHP İlçe Başkanı imiş. Özür diledi; “Bu Kasap Sıddık başımızın belâsı” dedi. Adama “Gavat Sıddık” da derlermiş. Benim Sıddık’ı kaldırıp yere vurmam Erciş’te büyük hâdise oldu. Kaymakam, ziyaretime gelerek tebrik etti. O akşam hemen YDP teşkilâtını kurduk. Lâkin, bel ağrısından sabaha kadar uyuyamadım.
Aytaç Durak’ı Nasıl Öptüm?
Efendim, aslında bendeniz böyle şapur şupur öpüşmeye karşıyım. Bu tarz öpüşme ne Batı kültüründe vardır, ne de bizim kültürümüzde… Batı’da aynı cinsten olanların öpüşmesine çok şüpheli bakılır. Bizdeki “musafaha”nın ise şapur şupur öpüşmekle hiç ilgisi yoktur. Öpüşmenin hijyenik bakımdan da birçok mahzurları olduğu bilinmektedir. “Peki o halde, ne diye yıllarca öpüşüp durdun be adam?” diyecek olursanız buna şu cevabı vereceğim: Sermayesine politika yapıyordum. İnsanımıza sarılıp öpmekten başka çârem yoktu ki!… Her öptüğüm bana oy verseydi, şimdi çoktan Başbakan olmuştum. Ne yapalım ki, benim necip milletim beni öptü de, başkasına oy verdi…
Aytaç Durak, çok eski bir dostum ve Adana’nın başarılı Belediye Başkanı’dır. Bir vakitler öpüşmeye karşı açtığı kampanya ile tanınmıştı. Birgün baktım ki, gazetelerde meydan okumuş; “Hasan Celâl gelsin de bir görelim, beni de öpebilecek mi?” demiş. Ben de o günlerde Adana’da bir konuşma yapacaktım. Adana’nın en kalabalık yerinde, bermûtat halkla öpüşüp duruyoruz. Birden Aytaç Durak kalabalığın içinde karşıma çıkmaz mı?… Bana göre çok ufak tefek olmasından da faydalanarak önce sarılıp kaldırıp ayaklarını yerden kestim. Sonra belki onlarca defa öptüm. Kollarımın arasında nasıl çırpındığı aklıma gelince hâlâ gülüyorum. Sevgili Aytaç’a buradan selâmlar, sevgiler gönderiyorum.
Tercüman’dan Burhan Bey, “taşrada çıkmayacak haa!” haberini gönderince mecbûren sohbetimi bitiriyorum.
Herkese iyi öpüşmeler…
CD KORSANLIĞI ARTIK ORGANİZE SUÇ KAPSAMINA GİRDİ
Aralık 29, 2003
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir kanun taslağına göre, bundan böyle açıkta ve sertifikasız kitap, kaset, CD satışı tamamen yasaklanıyor. Kanuna rağmen bu tür satış yapanlara hapis cezası ve 50 milyar liradan başlayan cezaların verilmesi benimseniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin verdiği bilgiye göre, yılda 300 milyon dolar paranın döndüğü korsan kitap, kaset ve CD satışı ile ilgili olarak şimdiye kadar alınan önlemlerin hiçbir caydırıcılığı yoktu. Sadece belediye zabıtası eliyle mücadele edilmesi, korsan satış yapanları cesaretlendiriyordu. Bakanlık yetkilileri, yeni hazırlanan kanun taslağının korsan satışını büyük oranda bitireceğini söyledi.
Korsan kitap ve CD satışlarıyla ilgili olarak hiçbir ülkede rastlanmayan çok ağır cezalar geliyor. “Organize suç” kapsamına alınan ve “Kamu suçu” muamelesi yapılması benimsenen korsan kitap, kaset ve CD satışı ile ilgili olarak hazırlanan yeni taslak çalışmada, sert tedbirlerin alınması benimseniyor.
Başbakan Erdoğan, kendisine iletilen korsan kitap, kaset ve CD satışının engellenmesi ile ilgili bir şikayet üzerine, kendisinin seslendirdiği ‘Reis’ isimli kasetin korsan satışına değinerek, “Ben de bu olaydan mağdur oldum” sözleri ile mağduriyetini dile getirmişti.İsa YILDIRAN
Türkiye, İran’a 800 adet prefabrik ev gönderecek.
Aralık 29, 2003

Türkiye adına İran’daki afetten sorumlu olan Başbakanlık Acil Durum Genel Müdürlüğü, bölgeye 800 prefabrik ev gönderme kararı aldı.
Deprem bölgesine giden Türk ekipleri 170 yaralı ve hastaya müdahale etti, 14 kişinin cesedini de enkaz altından çıkardı.
Depremde yaralananlara ve hastalara da kurduğu poliklinikte hizmet veren Türk ekibi, yaklaşık 500 kişiye tetanos aşısı yaparken, 1000 dozluk aşı da İran hükümetine verildi.
İran Devrim Muhafızları Komutanı, üstün gayretlerinden dolayı Türk ekibine teşekkür etti.
Türkiye, şu ana kadar İran hükümetine 160 personel, 6 uçak ve 40 tonun üzerinde tıbbi ve yardım malzemesi ile destek sağladı. Yaklaşık 6 ton malzeme taşıyan bir uçak da yarın bölgeye gelecek.
Bu arada İranlı yetkililer, enkaz altında kalanların yaşamlarından umut kesildiği için arama kurtarma faaliyetlerine son verdiler.
BM’nin verdiği resmi rakamlara göre, depremden 100 bin kişi etkilendi. Bunlardan öldüğü tahmin edilen 20 bin kişiden 13 bin kişinin cesedine ulaşılırken, 40 bin yaralı da tedavi altına alındı.
İşgalciler Yine Ev Yıktı
Aralık 28, 2003
Ebu Hamdan’ın birkaç aydan beridir arandığı ve işgalci saldırganların bu sabah evine bol miktarda patlayıcı yerleştirerek tamamen tahrip olacak şekilde yıktıkları bildirildi. Yıkma işlemi çevredeki binaların da zarar görmesine sebep oldu. İşgalci saldırganlar, Ebu Haşim ailesine, aranan Hamdan’ı kendi elleriyle teslim etmedikleri takdirde 10 kişinin ikamet ettiği iki katlı evlerini yıkacakları tehdidinde bulunmuşlardı.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
Belata’da Sokağa Çıkma Yasağı Sürüyor
Aralık 28, 2003
Bu uygulama yüzünden çocuklar okullarına gidemedikleri gibi pek çok hizmet de aksıyor. Yerleşim bölgesi dışında olanların da işlerine gitmeleri engelleniyor. Bu uygulama zaten zorluk içinde yaşayan insanların ekonomik yönden ciddi problemler yaşamalarına ve gıda maddesi sıkıntısı çekmelerine sebep oluyor.
Cenin’de Abluka Artırıldı
Aralık 28, 2003
Cenin - Hayfa karayolunun Cennat girişi de kapatıldı. Böylece şehrin dışarıyla irtibatı büyük ölçüde kesilmiş oldu. İşgalciler ayrıca Cenin vilayetine bağlı köylerin doğuda kalanlarıyla batıda kalanlarını birbirine bağlayan yolun eş-Şuheda girişine de askeri geçiş noktası koydular. Verilen bilgilere göre buradaki askeri geçiş noktasında bütün araçlar durdurularak şiddetli yağmurun ve oldukça soğuk havanın olduğu hallerde bile aramalar yapılıyor.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
Kazakistan’dan İsrail Uydusu Fırlatılıyor
Aralık 28, 2003
HAMAS: “Yeşil Hat İçindeki Eylemlerimiz Sürecek”
Aralık 28, 2003
HAMAS’ın Beyrut’taki temsilcisi Usame Hamdan konuyla ilgili bir açıklama yaparak, HAMAS yönetiminin bu eylemlerin durdurulması yönünde herhangi bir karar almadığını ve işgalcilerin bunca saldırılarına karşılık kendilerinin de cevap niteliğinde eylemler gerçekleştirmeye daha çok hakları olduğunu vurguladı. Usame Hamdan, HAMAS’ın askeri kanadının işgale karşı mücadele tarzını geliştirmeye çalıştığını dile getirerek, silahlı eylemlerin bir amaç olmadığını ama Filistin halkının haklarının savunulması ve işgalcinin çıkarılması için zaruret olduğunu ifade etti.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
