Ahmed Yasin: “Saldırganlık Durmadan Ateşkes Olmaz”
Ekim 31, 2003
Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS)’ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin, siyonistlerin düşmanca ve saldırgan tutumları değişmeden yeni bir ateşkesten söz edilemeyeceğini bildirdi. Ahmed Yasin, el-Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, hareketlerinin yeni bir ateşkes için baskıya maruz kaldığına dair iddiaların da doğru olmadığını ifade etti ve şöyle dedi: “Şaron’la geçmişte bir ateşkes tecrübesi yaşadık. Ama bunu önemsemedi. Ona ne zaman ateşkes fırsatı tanınsa, o saldırganlık ve şiddetinde daha ileriye gidiyor. Bunun için diyorum ki siyonist düşmanın önce halkımıza karşı düşmanca tutumuna son vermesi gerekir. Düşmanca tutumun en önemli yansımaları ise toprağımızdaki işgal, yahudi yerleşim merkezleri ve Filistin toprakları üzerine inşa edilen ırkçı ayırım duvarıdır.” Ahmed Yasin, Filistin başbakanı Ahmed Kuraya’ın, ateşkes konusunda bir ittifaka varılması için HAMAS ve İslami Cihad’a diyalog çağrısında bulunmasıyla ilgili bir soruya da tek bir saf halinde hareket edilmesi için diyaloga her zaman açık olduklarını ve bunun Kuraya’ın orada kalmasıyla bağlantılı olmadığını ifade etti.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
Halid Meş’al: “ABD ve İsrail Yeni Ateşkes İstemiyor”
Ekim 31, 2003
Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS)’ın Siyasi Birim başkanı Halid Meş’al siyonist düşmanın ve ABD’nin yeni bir ateşkes istemediğini ifade etti. Halid Meş’al, el-Arabiyye televizyonuna yaptığı açıklamada ateşkes konusunda gündeme getirilen hususların gerçekçi olmadığını, terörist Şaron’un ateşkes konusuyla uğraşmadığını, ABD’nin de Irak’ta içine düştüğü bataklıkla ve gerçekleştirilmesi beklenen seçimlerle ilgilendiğini dile getirdi. Meş’al kendilerinin Ahmed Kuraya’ ile diyalog halinde olduklarını, Mısır’ın da İsrail’le görüşmeler için Filistinli gruplar arasında bir ortak cephe oluşturmaya çalıştığını hatırlattıktan sonra: “Şifahi taahhütlere dayalı olarak yeni bir ateşkes gerçekleştirilmesi çabalarının başarı getirmeyeceği artık kesinlik kazanmıştır. Çünkü düşman bu çabalara itibar etmeyerek saldırganlıklarını sürdürmektedir.
HAMAS’ın Lübnan temsilcisi Usame Hamdan da yaptığı açıklamada, işgalcilerin saldırgan tutumları devam ederken ateşkesten söz etmenin mantıksız olduğunu ve vakıaya uygun olmadığını ifade etti. Hamdan: “Medya organlarında bir ateşkesten söz ediliyor. Biz bunun mantıksız ve vakıaya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü geçmişte bir ateşkes tecrübesi yaşandı ve Şaron’un bu ateşkesi nasıl yeni yıkımlar ve saldırılar için değerlendirdiğini bütün dünya gördü. Dolayısıyla aynı ortamı yeniden oluşturmak için çaba sarf edilmesi ciddiyetten uzaktır” dedi.
Öte yandan Filistin özerk yönetimi hükümeti başbakanı Ahmed Kuraya’, HAMAS’la yaptıkları görüşmelerin faydalı olduğunu ifade ederek, Filistin’deki silahlı gruplarla, işgale karşı saldırıların durdurulması konusunda bir ittifaka varılması umudunda olduğunu iddia etti. Şeyh Ahmed Yasin’in işgal güçlerinin saldırgan tutumu devam ederken yeni bir ateşkesten söz edilmesinin anlamsız olduğunu özellikle vurgulamasına rağmen Ahmed Kuraya’ yaptığı açıklamada Şeyh Yasin’in ve Abdülaziz Rantisi’nin açıklamalarında yeni bir ateşkese ulaşılması konusunda işaretler olduğunu ileri sürdü.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
İslami Cihad: “Ateşkes İçin Uluslararası Garanti Şart”
Ekim 31, 2003
Filistin İslami Direniş Hareketi, yeni bir ateşkesi kabul edebilmeleri için işgal devletinin saldırgan tutumunu sona erdirmesinin ve bu konuda uluslararası garanti sağlanmasının şart olduğunu bildirdi. İslami Cihad’ın Gazze’deki resmi sözcüsü Halid el-Bataş bu konuyla ilgili açıklamasında: “İslami Cihad, karşılıklı olması, İbrani devletinin Filistin halkına yönelik cinayetlerini, tutuklamalarını, baskınlarını ve ablukalarını tamamen durdurması ve siyonistlerin zindanlarındaki Filistinli tutsakların tamamının serbest bırakılması şartıyla ateşkesi kabul edebilir” dedi ve bu konuda İsrail işgal devletini bağlayıcı, ABD’nin ve Ortadoğu dörtlüsünün (ABD, BM, AB, Rusya) tekeffül edeceği uluslararası garanti sağlanmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Ahmed Kuraya’ın bu konuda Filistinli gruplar arasında bir ittifak sağlanması yönündeki çağrılarıyla ilgili olarak da Halid el-Bataş, işgal devletinin ateşkesi kendi saldırgan tutumu için nasıl istismar ettiğinin geçmişte tecrübe edildiğine dikkat çekti ve mevcut şartlarda Filistinlilerin tek taraflı olarak ateşkes ilan etmelerinin söz konusu olamayacağını vurguladı.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
ABD Filistin Yönetiminden Şiddet İstiyor
Ekim 31, 2003
ABD yönetiminin Filistin özerk yönetimi hükümetinin, Filistin’deki direniş gruplarına karşı şiddet uygulamalarını artırması talebiyle “Yol Haritası” planıyla ilgili diplomatik çalışmalarını dondurduğu haber verildi. Konuyla ilgili haberlere göre ABD, başta ekip başkanı Jhon Wolf olmak üzere söz konusu planla ilgili diplomatik faaliyetleri yürüten Amerikan ekibindeki elemanlardan bazılarını Amerika’ya geri çağırdı ve özerk yönetim hükümetinin kendisinden istenen şiddet politikasını uygulamaması, Filistinli direniş gruplarına karşı baskı ve şiddet uygulamalarına başvurmaması durumunda ileride bu ekibin elemanlarını daha da azaltacağı, söz konusu çalışmalara ayrılan bütçede de kısma yapacağı tehdidinde bulundu. Ancak Amerikalı bazı yorumcular, ABD yönetiminin “Yol Haritası” planıyla ilgili diplomatik çabalarını dondurmasının asıl sebebinin farklı olduğunu, Irak’ta karşı karşıya olduğu zorluklar ve yaklaşan seçimler sebebiyle söz konusu planla ilgili çalışmaları rafa kaldırdığını, fakat bunu Filistin özerk yönetimini direniş gruplarına karşı harekete geçirmek amacıyla değerlendirmek istediğini vurguladılar.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
İbrahim, Müslümanlar’a sesleniyor!
Ekim 31, 2003
Aşağıda bir açıklama var. Kısaltarak buraya aktarıyoruz. Açıklamayı yapanın adını Batı Medya’sı ‘Anwar İbrahim’ olarak yazıyor. Biz Enver İbrahim demek zorundayız. Bu kişi 1997 yılındaki krize kadar Malezya’da Başkan Mahathir’in sağ kolu idi. Ve siyaseten en güçlü İslam teşkilatı temsilcisi ve lideri idi. Mahathir’in kendi yerine hazırladığı yardımcısı iken, ne oldu ise oldu, yolları ayrıldı,
Mahathir onu rüşvet ve fuhuş iddiaları ile hapse attırdı, her türlü rezalet gerçekleşti ve kişi 1999 yılından bu yana hapiste! Karısı mücadelesini devam ettiriyor. İslam teşkilatı da desteğini kesmedi.
Aşağıdaki metin 14 Ekim 2003 tarihinde, iki gün sonra Malezya’da toplanacak 10. İslam Zirvesi için hazırlandı. İlginç bir metin ve serbestçe ve kısaltarak aktarıyoruz.
Modern Müslüman söyleminde kardeşlik ve dayanışma iki temel temadır. Ancak İslam toplumunda şikayet bol, ama açıkça konuşulmayan hastalıklar da bolca mevcut. IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret
Örgütü WTO ve ABD emperyalizmi konusunda yüksek sesle şikayetler gündeme geliyor. Ama kendimize dönüp, kötü yönetim, ekonomik
fakirlik, siyasi huzursuzluk ve tüm dünyada medyada hırpalanma konularını konuşmuyoruz, ortaya çıkarmıyoruz!
Neokoloniyalizm nutukları ve İslami yaklaşımın üstünlüğü gibi temalar, nerede ise tüm Müslüman ülkelerinde tek parti rejimlerinde yaşanıyor olmasının üstünü örtemiyor. Tabii ki Filistin konusu önemli. Tabii ki ABD’nin rolü şeytani olarak yorumlanabilir ve Afganistan ve Irak konuları da öfkeyi arttırabilir. Ama biz Müslümanlar soruyoruz mu ki, Taliban Müslüman geleneğini bozup,
diğer dinlere saygı ilkesi hırpalanıp, Bamiyan’daki Budha heykelleri parçalanırken Müslüman kardeşlerin protestosu nerede idi? Veya Saddam’ın yıllarca, onyıllar boyunca, Kürt’ler, diğer Arap’lar ve Şiiler’e yaptığı zulüm, İran ile savaş ve Kuveyt’te işgal ile çektirdiği ıstıraplar konusunda neden sessiz kalmıştık? Veya Çeçenya, Aceh ve Keşmir konusunda neden sesimiz çıkmıyor?
İslam Ülkeleri organizasyonunun zayıflığı mesela haber ajansı olarak işlevini yapamamasından açıkça ortaya çıkıyor. Tabii ki Batı basını yanlı ama bizim İslami Haber Ajansı ne yapıyor? Sansürsüz haber mi
yayınlıyor, yoksa siparişler, resmi görüşler ve propaganda aleti olarak mı çalışyor? Al Jazeera’nın Ortadoğu’da bağımsız gazetecilik organı olarak kabul edilmesinin arkasında bu gerçek yatmıyor mu?
Gaddar ve laik Saddam’ın ‘Müslüman’ diktatör olarak pazarlanabilmesinde bu faktörler rol oynamıyor mu?
Bir çok gelişen ülke demokratik değişimi, temel hak ve özgürlüklerin yerleşmesinin ve ekonomik kalkınmanın temel motoru olarak görüyor.Ama Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğu özgürlüğe olanak tanımayan
politik sistemlere kilitlenmiş durumda. Bir kültür grubu olarak Müslümanlar, demokrasiye karşı direniyor görünümü veriyorlar.Ekonomileri de en hızlı çöküntü içine giren ülkeler oluyor.Sekülarizm ve demokrasiye tutunan Türkiye ve çalışkan Çin’lilerin olduğu Malezya ve Endonezya dışında Müslüman ülkelerin ekonomileri
hakkında yukarda yazılanlar tamamen geçerli.
Kendilerine yontan Müslüman diktatörler vatandaşın demokrasiyi anlamadığı veya benimseyemeyeceği tezini pazarlıyorlar. Halbuki seçme hakkı İslam teknolojisinde mevcuttur. İslam Dünyası, özgürlük
ve adalet yönüne doğru dönmek zorundadır, bunlar peygamberin de misyonunun temel unsurları idi!’
Buraya kısaltarak aldığımız metin 1999 yılından beri de Mahathir’in elinde hapiste yatan, işkence gören bir liderin ilginç açıklamaları! Biz söylemiyoruz, o tüm Müslümanlar’a hitap ediyor.
Afgan Güzeli ve propaganda!
Ekim 30, 2003
Geçtiğimiz hafta sonu dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük gazeteler ve televizyonlar Afgan Güzeli Vida Samadzai’nin boy boy bikinili fotoğraf ve görüntülerini yayınladılar. Konu ile ilgili haberlerde ‘Afgan kadınının özgürlük mücadelesine’ vurgu yapılarak ‘burkadan kurtulduğuna’ işaret ediliyordu. Oysa bakın gerçek neydi.. Vida Samadzai, 1996 başlarında yani, Taliban iktidara gelmeden önce ailesi ile birlikte Amerika’ya kaçmış. Bazı Afgan kaynaklarına göre, Vida’nın babası CİA ile çalışıyordu. Vida, Amerika’ya gider gitmez bu ülkenin vatandaşlığına alındı. O gün bugün 26 yaşındaki Vida Amerikan vatandaşıdır ve 9 yıldır Afganistan’a uğramamış.. Afganistan’da çıkmazda olan Amerikan yönetimi, Vida’yı kullanarak kendi kamuoyunda ve dünyada zafer kazanmış gibi davranmak istedi. Vida, Afganistan’ı temsilen Dünya Güzellik Yarışması’na davet ettirildi. Vida bu davetin kendisine, Afganistan’ın Washington’daki Elçiliği aracılığıya yapıldığını söyledi. Tarihinde ilk ve tek bir kez (1972’de) güzellik yarışmalarına katılan Afganistan şimdi de Amerikan propagandasında bir figür olarak kullanılmak isteniyor.. Washington’da dolaşan dedikodulara bakılırsa, 9 Kasım’da yapılacak yarışmada Vida’nın Dünya Güzeli seçileceği veya ilk 3’e gireceği söylenmektedir. Böylece Amerikan yönetimi hedefini gerçekleştirecek!! Afganistan halkını sefalete sürükleyen Amerika, Vida’yı özgürleştirmiş olacak!!
29/10/2003/HÜSNÜ MAHALLİ/YENİ ŞAFAK
DELİ SAÇMASI
Ekim 30, 2003
Kara Kuvvetleri Komutanı’nın her davetine koşarak giden, onun her emrini yerine getiren ama parlamentonun çağrısını reddeden biri üniversitelerimizin başındayken böyle bir rektör bulabilmek mümkün müdür acaba? Sanki bulamayız gibi geliyor bana. Dünyanın bütün ünlü üniversiteleri bu sözcükleri kullanmadan konuşabilen rektörler bulabiliyorlar ama biz bulamıyoruz. O ülkelerin rektörleri yürüyüş yaptığında “ordu göreve” pankartı da açılmıyor zaten.
En büyük sorunu “genç kızların saçları” olan bir eğitim sistemi düşünebiliyor musunuz? Genç kızlar saçlarını örtmezse laik, örterse şeriatçı oluyor ülkemiz. Acaba laik olmak bu kadar kolay mı?(…)
Şeriatla yönetilen Osmanlı’da Rum subay, Ermeni dışişleri bakanı vardı. Osmanlı laik değildi ama cumhuriyet laik. Lakin cumhuriyette Müslüman olmayana devlet kapısında iş yok. Ama cumhuriyetin rektörleri laikliğe çok düşkün.
Bu laik ülkede Diyanet İşleri diye bir kurum var ve imamları devlet göreve atıyor.
İmam Hatip okullarını açan devlet ama bu okullardan mezun olanların üniversiteye girmesi halinde ülkenin batacağını söyleyen de devlet.
Kendi açtığı ve yönettiği okullarda okuyanlara asla güvenilmemesini söyleyen bir devlete çok sık rastlanmayacağını kabul edin. Devlet laik ama din meselesiyle devlet dışında birilerinin ilgilenmesi yasak.
Ve, rektörler “kız saçıyla” ülke kurtaracak. Üniversitenin bilimsel kalitesi, araştırmaları, özgürlüğü önemli değil, önemli olan ne, önemli olan laiklik, laiklik ne, laiklik kızların saçı. Kızlar ve kadınlar kamusal alanda başlarını örtemezmiş. Anayasa Mahkememiz de öyle diyormuş. Sebep? Kamusal alanda devletin talimatlarına göre giyinmek gerekiyormuş. Affedersiniz efendim, hamamlar kamusal alan mıdır, değil midir? Hamamlarda çırılçıplak dolaşan insanlar devletin kıyafet yönetmenliğini çiğniyorlar bence. Laik devletimizin kıyafet yönetmenliğinde peştamal bulunmuyor benim bildiğim kadarıyla.
Laik rektörlerimiz hamamların önünde de kıyafet yönetmenliğine uygun giyinmeyenlere karşı bir yürüyüş yapıp, “ordu göreve” pankartı açmazlar mı acaba? Hamamcılar da yarı çıplak “biz rektörlerden daha laikiz” diye karşı gösteri yaparlardı. Cumhurbaşkanı da hamama gidenleri resepsiyona çağırmazdı. Böylece laikliği, kamusal alanı, kıyafet talimatını daha boyutlu tartışırdık.
27.10.2003/AHMET ALTAN/GAZETEM.NET
Türk Lirası’ndan 6 sıfır 1 Ocak 2005′te atılacak
Ekim 30, 2003

Devlet Bakanı Ali Babacan, ”liradan 6 sıfırın 1 Ocak 2005′te atılacağını” açıkladı. ”Eski ve yeni liranın bir yıl olarak planlanan geçiş dönemi içersinde birlikte kullanılacağını” da söyleyen Babacan yeni liraya ne isim verileceği, üzerinde kimin resmi bulunacağı gibi noktalara ise açıklık getirmedi.
BM Genel Kurulu’nda yapılan Kalkınmanın Finansmanı toplantılarına katılmak üzere New York’ta bulunan Babacan, New York Başkonsolosu Ömer Önhon’un verdiği Cumhuriyetin 80. yıl resepsiyonuna katıldıktan sonra bir basın toplantısı düzenledi.
Bakan bir soru üzerine, ”liradan 6 sıfır atılmasıyla ilgili yasa taslağının hazır olduğunu, taslağın önce Bakanlar Kurulu’na, daha sonra da TBMM’ye sunulacağını” bildirdi.
”Taslak, liradan 6 sıfır 1 Ocak 2005′te atılacak şekilde hazırlandı” diyen Babacan, ”lojistik hazırlıkların da buna göre yapılmakta olduğunu” söyledi.
Babacan, ”Yeni para biriminin enflasyona uğramaması gerekiyor. Enflasyonda 2003 hedefi yüzde 20. Enflasyonu, liradan 6 sıfır atılacağı 2005 yılından itibaren tek haneli hale getireceğiz. Artık enflasyon sorununu çözüyoruz” diye konuştu.
Gazi, dul ve yetimlere yüzde 45 zam yapılacak
Ekim 30, 2003
Gazi, dul ve yetim maaşları, 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren yüzde 32.7 ile yüzde 45.9 arasında zamlanacak. İstiklal savaşı, Kore ve Kıbrıs gazilerini ilgilendiren düzenleme ile 1 Ocak’tan itibaren 137 milyon lira olan gazi maaşı 44 milyon 900 bin lira zamlanarak 182 milyon 100 bin liraya çıkacak.
Dul eşlerine ödenen tutar ise 42 milyon 780 bin lira zam görecek ve 102 milyon 900 bin liradan 145 milyon 680 bin liraya yükselecek.Yetim maaşındaki artış ise 31 milyon 555 bin lira olacak. Böylece gaziler ile vatani hizmet tertibinden yetim maaşı alanların cebine aylık 68 milyon 600 bin lira yerine 100 milyon 155 bin lira girecek.
65 yaş aylığı da yeni yılda 3 milyon 180 bin lira zamla 54 milyon 630 bin liraya çıkacak.
Türk halkının tüketim kalıpları değişiyor.Gıdadan kıstık cep telefonuna yatırdık.
Ekim 30, 2003
Gıdadan kıstık cep telefonuna yatırdık. 1987 yılında enerji-ulaştırma ve haberleşme harcamalarının yüzde 8.6 olan payı son 15 yılda yüzde 14.4′e fırladı.
Türk halkının tüketim kalıpları değişiyor. Vatandaş, son 15 yılda gıda ve içki harcamalarını kısarken, haberleşme ve hizmetlere ayırdığı payı artırdı.
Harcamalar yoluyla hesaplanan gayri safi yurtiçi hasılayı (GSYİH) esas alarak yapılan hesaplamalara göre, 1980-2002 döneminde özel tüketim harcamalarının payı yüzde 14.3 gerilerken, devletin nihai tüketim harcamalarının payında yüzde 35.9 oranında artış görüldü. 1987 yılında GSYİH’nın yüzde 28.1′i gıda ve içki harcamalarından oluşurken, 2002 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 23.2′ye geriledi.
1987 yılında enerji-ulaştırma ve haberleşme harcamalarının yüzde 8.6 olan payı yüzde 14.4′e fırladı. Özellikle cep telefonlarının yaygınlaşmasının etkili olduğu bu alanın GSYİH payındaki artış yüzde 67.4′ü buldu.
1987-2002 döneminde dayanıklı tüketim mallarının payında yüzde 1.4, yarı dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarının payında ise yüzde 20.3 oranında azalış görüldü.
Aynı dönemde hizmetlerin payı yüzde 37.9 oranında artarken, konut sahipliği için yapılan harcamalar yüzde 34.4 oranında geriledi.
Savaşta 15 bin Iraklı öldü
Ekim 30, 2003
WASHINGTON / ’’Savunma Seçenekleri Projesi’’ adlı bağımsız bir kuruluşun yaptığı araştırmaya göre, Irak’taki son savaşta, 19 Mart-30 Nisan’daki çatışmalarda yaklaşık 11-15 bin Iraklı öldü. Amerikan kaynaklarının verilerine, basın açıklamalarına ve Irak hastanelerinde yapılan incelemelere dayandırılan araştırmaya göre, savaşta ölen Iraklıların 4 bin 300’ü sivil. Araştırmada, 1991’deki Körfez Savaşı’nda 3500 sivil, 20-26 bin asker öldüğü hatırlatıldı. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Körfez Savaşı ve son savaşta ölen Iraklıların sayısını açıklamadı.
Irakta direniş şiddetini artırdı
Ekim 30, 2003
Irak’ın çeşitli bölgelerinde işgal güçlerine yönelik saldırılarda bulunuldu
BAĞDAT / Irak’ın başkenti Bağdat’ın kuzeyinde meydana gelen patlamada 2 Amerikan askeri öldü, 1 asker yaralandı.
Binbaşı Jossyln Aberle, 3 Amerikan askerlerinin bulunduğu Abrams tankına gece Balad yakınlarında bir patlayıcı isabet ettiğini söyledi.
Yaralı askerin Almanya’daki Amerikan askeri hastanesine götürüldüğü belirtildi.
Öte yandan, Bağdat’ta işgal güçlerine karşı düzenlenen roket saldırısında 1 Amerikan askerinin öldüğü, 6 askerin yaralandığı bildirildi.
ABD ordusu tarafından yapılan açıklamada, askerlerin 1. Zırhlı Tümeni’nden oldukları ve saldırıya uğradıkları sırada bomba imha ettikleri kaydedildi.
Kerkük’te ABD güçlerine roket saldırısı
Irak’ın kuzeyindeki Kerkük kentinde, Amerikan askerlerinin bulunduğu bölgeye 5 roket atıldığı bildirildi.
Irak polisinin açıklamasında, kent girişinde bulunan teknik üniversite yakınlarındaki Amerikan mevzisine 5 katyuşa roketi atıldığı, saldırıda ölen ya da yaralanan olup olmadığının bilinmediği belirtildi.
Saldırıdan sonra helikopterlerin bölgeyi denetlediği ancak gerillaların izine rastlanmadığı kaydedildi.
Tikrit’te en az bir ABD askeri yaralandı
Bu arada, Tikrit’te de ABD üssüne ateş açıldı. Görgü tanıklarına göre, saldırıda en az 1 Amerikan askeri yaralandı.
Başkent Bağdat’ın güneyindeki Babil Oteli yakınlarında bir bahçeyede roket düştü. Irak polisi, can ya da mal kaybına yol açmayan patlamayla ilgisi olduğundan şüphelenilen 4 kişiyi gözaltına aldı.
Musul’da karakola saldırı: 3 Ölü
Irak’ın kuzeyindeki Musul kentinde, karakola düzenlenen saldırıda 3 Iraklı öldü.
Muhammed Kerim Ali adlı görgü tanığı, AFP’ye yaptığı açıklamada, kentin Babiltob mahallesinde bulunan karakola roket saldırısı düzenlendiğini ve patlamada çevreden geçen 3 kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin de yaralandığını söyledi.
Süleyman Muhammed adlı bir başka görgü tanığı da saldırıda 3 kişinin öldüğünü belirterek, saldırıda bulunan kişilerin karakola el bombası attıktan sonra kaçtıklarını kaydetti.
Ukrayna birliğine saldırı: 7 yaralı
Irak’ın güneyinde devriye gezen Ukrayna birliğine düzenlenen saldırıda 7 askerin yaralandığı bildirildi.
Ukrayna Savunma Bakanlığı sözcüsü Kostantin Hivrenko, 17 Ukraynalı askeri taşıyan 2 zırhlı aracın, Kut kentindeki üslerinin kuzeybatısında bulunan Essuveyra’da yola döşenen 3 mayına çarpması ve araçlara ateş açılmasıyla, 2’si hafif 7 askerin yaralandığını söyledi.
Hivrenko, diğer 5 askerin başkent Bağdat’ta tedavi altına alındığı ve durumlarının iyi olduğunu belirtti. Irak’ın güneyinde istikrarı sağlamakla görevli 1650 Ukrayna askeribulunuyor.
ABD, Kerkük’ü peşmergelere bırakıyor
Ekim 30, 2003
KERKÜK/ Amerikan askeri birliğinin Kerkük’te bulunan basın subayı Binbaşı Douglas Fansat, yakın zamanda Kerkük’ün emniyetinin peşmergeye bırakılacağını, bunun ilk etapta saldırı olan bölgelerden başlayacağını bildirdi. Yerel gazetelerden Khabat (Kürdistan Haber) gazetesine açıklamalarda bulunan binbaşı, Kerkük’ün emniyetinin daha tam olarak sağlanmadığını, bu kararı yakın bir zamanda hayata geçireceklerini bildirdi. Amaçlarının Kerkük’ü medeni şehirler seviyesine çıkartmak olduğunu iddia eden Binbaşı Fansat, bunun için de Kerkük halkı ve hükümetle uyum içinde çalıştıklarını söyledi. Peşmergenin savaş zamanında kendilerine yardım ettiğini ve şimdi de yardım edeceğini, saldırı olan bölgelerde emniyeti onlarla sağlayacaklarını belirten Binbaşı Fansat, Kerkük’te emniyet seviyesini en üst düzeyde tutmalarının sonucunu aldıklarını ve eylem gerçekleştirmeye çalışan eski rejim yanlısı bir çok kişinin özaltına alındığını açıkladı.
Milli mücadelenin temeli İstanbul’da Saray’da atıldı
Ekim 30, 2003
Belgelerin ortaya koydoğu gerçek:
ANKARA/ Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Cumhuriyet’in 80. yılı dolayısıyla “Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk’’ konulu bir kitap yayınladı.
Kitapta, tarihi bir dönüşümün yaşandığı 1916-1922 yıllarına ait Atatürk’le ilgili 428 belgeye yer veriliyor.
Devlet Arşivleri Genel Müdürü Doç. Dr. Yusuf Sarınay, kitabın önsözünde, yapıtın, gerek Osmanlı Arşivi gerekse Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan ve mümkün olduğu kadar daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış belgelerden yararlanılarak hazırlandığını kaydetti. Sarınay, “84’e ulaşan konu başlığının yer aldığı eserde, toplam 428 belge, kronolojik bir sıralamaya tabi tutularak transkripsiyonu, tercümesi ve metni ile birlikte verilmiştir’’ dedi.
Ortaylı’nın değerlendirmesi
Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı da, kitabın takdim yazısında, kitapta bazı bilinen hususların belgelendiğini, bilinmeyen bazı konuların da ortaya çıktığını ifade etti.
Belgeler arasında Anadolu hareketinin İstanbul hükümeti tarafından değerlendirilmesi gibi yeni bir boyutun ortaya çıktığına işaret eden Prof. Dr. Ortaylı, “Ve bu boyut bizi yer yer şaşırtacak bir mahiyete bürünmektedir’’ dedi.
Kitapta, “Sofya’ya gidecek olan Anafartalar Grubu Kumandanı Erkan-ı Harbiye Miralayı Mustafa Kemal Bey’e gerekli kolaylığın sağlanması’’na ilişkin yazıdan, “Suriye’de esir olduğuna dair hakkında şayia yayılan Mustafa Kemal Paşa’nın Halep’te ordusunun başında bulunduğu’’na dair belgeye kadar pek çok ilginç tarihi belgeye yer veriliyor.
Atatürk’ün İstanbul Hükümeti’yle yaptığı yazışmalara da yer verilen kitapta, Harbiye Nazırı Cemal Paşa’nın Büyük Millet Meclisi’nin Anadolu’da toplanmasının sakıncalarına dair Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgraf, 3. Ordu Müfettişi iken görevine son verilen Mustafa Kemal Paşa’nın askerlikten azledilmeyip kendi isteğiyle istifa etmiş olması sebebiyle nişan ve madalyalarını iade etmesi gerektiğine ilişkin bir yazı ile cami ve sair yerlerde din alimlerince verilen vaazlarda Kurutuluş Savaşı’nın bir cihad olduğunun halka anlatılmasına ilişkin belge de dikkati çekiyor. (a.a)
Acil Eylem Planı’ndaki YÖK değişikliği 2004 programına alındı
Ekim 30, 2003
n İktidara geldiklerinde Acil Eylem Planı çerçevesinde bir yıl içinde yapacakları arasında YÖK Kanunu değişikliğini de koyan AKP yönetimi, bu vaadlerini yerine getiremiyor. YÖK kanunu değişikliğinin 2004’e kaldığı kesinleşti.
Hükümet söz verdiği halde YÖK kanunu değişikliğini bu yıl yapmıyor.
n YÖK’ün dayatmacı zihniyetine teslim olan AKP iktidarı, mağdur durumda olan onbinlerce öğrenciyi yine boynu bükük bıraktı. ÖSS’ye girişte İHL ve meslek lisesi öğrencilerine uygulanan zulüm devam edecek. Başörtülü öğrenciler yine okullarına alınmayacak.
Papaz’a serbest, başörtülüye yasak!
Ekim 30, 2003
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in “eşsiz davetiye” ayıplı 29 Ekim Resepsiyonu, beklendiği gibi AK Partili milletvekillerinin protestosu ile karşılaştı. Sezer; Köşk’e başörtülü bayanları çağırmazken, Ermeni Patriği, Yahudi Hahambaşı ve Süryani Cemaati Lideri’ni güler yüzle karşıladı. Sezer’in başörtüsü yasağını delen isim ise Pakistan Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Albay Halid’in eşi oldu.
BAKANLARDAN PROTESTO
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Çankaya Köşkü’nde düzenlenen ve dün gece saat 19.00’da başlayan resepsiyona AK Partili milletvekillerinin protestosu damgasını vurdu. Resepsiyona eşleri ile çağrılmayan AK Parti Hükümeti’nin bakanları, resepsiyonda ilginç bir protesto gerçekleştirdi. Bakanlar, resepsiyona geldikten kısa süre sonra Çankaya Köşkü’nü terk etti. Resepsiyondan ilk çıkan bakan Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener oldu. Resepsiyona Başbakan Yardımcıları Mehmet Ali Şahin, Abdüllatif Şener, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ulaştırma Bakanı Binalı Yıldırım, Devlet Bakanları Kürşat Tüzmen ve Beşir Atalay katıldı.
KATILAN AK PARTİLİLER
Resepsiyona katılan AK Partili milletvekilleri ise şu isimlerden oluştu: Ömer Çelik, Egemen Bağış, Turan Çömez, Reha Denemeç, Sadık Yakut, İsmail Özgün, Şaban Dişli, Faruk Koca, Akif Gülle, Murat Mercan, İdris Naim Şahin, Ersönmez Yarbay, Ahmet Işık. Bugüne kadar Sezer’e tüm uygulamalarında tam destek veren CHP’liler, resepsiyona Baykal dışında kalabalık bir kadro ile katıldılar. Eşi başörtülü olan CHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Yıldırım ise resepsiyonda yer almadı. CHP’lilerin eşli olarak resepsiyonda yer almaları dikkat çekti.
GAYRİMÜSLİMLERE GÜLERYÜZ
Sezer, ayrımcı daveti ile tarihe geçerken, kokteylde de ibretlik sahneler yaşandı. Başörtülülerin katılamadığı resepsiyona; Yahudi, Ermeni ve Süryani cemaatlerinin temsilcileri ise dini kıyafetleri ile rahatlıkla katılırken, Sezer’den sıcak ilgi gördüler. Yahudi cemaatinin lideri Hahambaşı İzak Haleva, Ermeni Patriği Mesrop Mutafyan ve Süryani Cemaati lideri dini kisveleri ile Çankaya Köşkü’ne geldiler.
Sezer’in, gelenlerle tek tek ilgilenirken, AK Partililere karşı soğuk davranması dikkat çekti.
Derviş, ‘Tüp Geçit’i engelledi
Ekim 30, 2003
Anasol-M Hükümeti döneminde Ulaştırma Bakanlığı görevinde bulunan Prof. Dr. Enis Öksüz çarpıcı bir örnekle bir dönemin perde arkasını anlattı. Amerika’dan ithal edilerek ekonominin başına getirilen Kemal Derviş’le yıldızı bir türlü barışmayan Enis Öksüz’ün anlattıkları “ihanet” niteliğinde. Türk Telekom’un peşkeş çekilmesine karşı çıktığı için istifa etmek zorunda bırakılan eski Ulaştırma Bakanı Prof. Dr. Enis Öksüz, İstanbul trafiğini rahatlatacak tüp geçiş projesi için Japonya’dan yıllık yüzde 0.75 faizli kredi bulduklarını, ancak buna Kemal Derviş ve dönemin Hazine bürokratlarının onay vermediğini söyledi.
DERVİŞ, YÜZDE 15’LE BORÇLANDI
Tüp geçiş projesi için Japonlardan yatırım amaçlı olarak kullanılacak 760 milyon dolarlık çok düşük faizli kredinin alınmasına karşı çıkan Kemal Derviş’in konuyu Bakanlar Kurulu’nda tartışma konusu yaptığına dikkat çeken Öksüz, aynı Derviş’in IMF ve Dünya Bankası’nda yüzde 15 faizli kredi aldığını söyledi. Derviş ve ekibinin Türkiye’ye yarar değil zarar verdiğini kaydeden Prof. Dr. Öksüz, “Tüp Geçit yapımı için Japonya’da yıllık 0.75 faizli kredi bulduk. Bu kredi, 10 yıl ödemesiz, 40 yıl vadeli. Tüp geçitlerin yapımı 5 yıl sürecekti. İnşaat bittikten sonra köprü ve tüp geçitler 5 yıl içinde kendilerini amorti edecekti. Ayrıca her beş yılda bir yeni bir tüp geçit yaptıracak, kazanç sağlayacak köprü ve tüp geçitlere de sahip olmuş olacaktık. Bu müthiş bir altın yumurtlayan tavuk olacaktı” dedi.
TÜRKİYE TEFECİLERE TESLİM EDİLDİ
İstanbul’daki Tüp geçitlerin kentteki raylı sistemle entegre edileceğini ve bununla trafiğin büyük bir rahatlığa kavuşmasının planlandığını söyleyen Prof. Dr. Öksüz, projenin geciktirilmesinin Türkiye için zarar olduğunu hatırlattı. Hükümete “işi gücü bırak, önce tüp geçiş projesini hayata geçir” tavsiyesinde bulunan eski Bakan Prof. Dr. Enis Öksüz, “Eğer koalisyon hükümetindeki kıskançlıklar olmasaydı temeller çoktan atılmış olur ve tüneller delinmeye başlanmış olacaktı. Türkiye en az 2.5-3 sene kaybetti. Ama ne yazık ki Türkiye mevcut şebekelerle içerden ve dışardan sıkıştırıldı. Türkiye, tefecilere teslim edildi. Birtakım uluslararası finans çevreleri ve bankalar, Türkiye’nin sırtından yüksek faizle büyük paralar hortumladılar. Yüzde 5-6 oranındaki faizlerle borçlanma mümkün iken ve Avrupa’da yaşayan Türklerden bu yönde teklifler gelmişken, bu yollara başvurulmadı ve ülke milletlerarası bankalara ve finans çevrelerine resmen soyduruldu.
Tüp Geçit Projesi için Japonlarla yapılan görüşmelerde kullanılacak düşük faizli kredinin garantilendiğini, buna bağlı yolların inşası için de gereken paranın yine düşük faizli kredi olabileceği yönünde şifahi sözler aldığını vurgulayan eski Bakan Enis Öksüz, Derviş’in bu girişimleri adeta sabote ettiğini dile getirdi. Konunun açığa çıkmasından sonra Kemal Derviş’in Bakanlar Kurulu toplantısında düşük faizli kredi alınmasına karşı çıktığını hatırlatan Öksüz sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunlarla ilgili yazıları Hazine Müsteşarlığı’na gönderdim. Ancak yazıların bir yıl boyunca sümenaltı edildiğini tespit ettik. Tüp geçit ve tüneller için görüşmelerini yaptığımız ve almayı garantilediğimiz düşük faizli kredilerin alınmasının onaylanması deveye hendek atlatmaktan daha zor oldu. Konu Bakanlar Kurulu’na gelince de ‘ekonomik dengeleri bozar’ diye itirazda bulundular. Ben de bunun üzerine ekonomik dengeleri IMF ve Dünya Bankası’ndan alınan yüzde 15 faizli krediler bozmuyor da faiz oranı yüzde birden bile az olan kredi mi bozuyor diye sordum. O zaman bazı bakanlar bana sahip çıktılar. Hatta Ecevit bile ‘ne oluyor?’ diye sordu. Kemal Derviş o dönemde IMF’den aldığı yüzde 15 faizli kredileri garantilediğinde kamuoyuna ‘zafer’ diye lanse ederken, bizim bulduğumuz yüzde 0,75 faizli krediyi çok görüyordu.”
JAPONLARLA YAPILAN ANLAŞMA HÂLÂ GEÇERLİ
Derviş’in tezlerini çürüttüğünü ve Japonlarla yapılan anlaşmanın hâlâ geçerli olduğunu, mevcut AK Parti iktidarının istemesi halinde bunun kullanılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Enis Öksüz, “Derviş büyük saçmalıklarla uğraşıyordu. Ancak o dönemde saçmalıklarına bile sanki Türkiye kurtulacakmış gibi sarılıyorlardı. Derviş ve Hazine’nin engellemeleri sebebiyle zamanında alınmayan kredi, istenildiği takdirde kullanılabilir. Umarım AK Parti hükümeti bunu faiz yükseltmeden alır ve kullanır. Eğer yapılırsa neticede Türkiye kazanır” dedi. vakit
İslâm’ı reddedenler ‘Diyanet’i tartışamaz
Ekim 30, 2003
“Alisiz”, Aleviliği savunanlar yeni bir gerginlik peşindeler. Aleviliğin, İslâm yorumu olmadığını savunarak ateizm ve Kemalizmle ilişki kurmaya çalışan bazı gruplar şimdi de “Alevi Diyaneti” talebinde bulunmaya hazırlanıyorlar. Söz konusu kesim, talebini dillendirmek amacıyla Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan öncülüğünde “Dedeler Kurultayı”nı topluyor. 7-8 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek Dedeler Kurultayı’nda hükümetten bazı taleplerden bulunulacak. Bu taleplerin başında ise Alevi Diyaneti Teşkilatı’nın kurulması geliyor. 2 bin dedenin çağrılacağı toplantıda dillendirilecek taleplerin gerginliğe yol açacağı ifade edilirken, Alevi Diyaneti Tartışmaları şimdiden sert şekilde eleştiriliyor.
“İNANÇLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİ İSLÂM DIŞIDIR”
Alevi Diyaneti tartışmaları konusunda Vakit’e açıklamalarda bulunan Ehl-i Beyt Vakfı Onursal Başkanı Fermani Altun, 7-8 Kasım’da toplanacak “Dedeler Kurultayı”nda dile getirilecek Alevi Diyaneti tartışmalarının dışında olduklarını belirtti. Bu tür organizasyonlara katılmayacaklarını vurgulayan Fermani Altun, “Onlarla bizim görüş ayrılığımız var. Onların inançlarla ilgili görüşleri İslâm dışıdır. Düşüncelerinde çok büyük çelişkiler var: Hem kendilerini İslâm dışı olarak ilan ediyorlar hem de Diyanet teşkilatı içinde yer almak istediklerini vurguluyorlar. Kendilerini İslâm dışı gören insanların Diyanet işleriyle ilgili tartışma başlatmaları ve içinde yer alma hakları yoktur” dedi.
“DİYANET TÜM MÜSLÜMANLARA HİZMET EDİYOR”
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye’deki tüm Müslümanlara hizmet etmek için kurulmuş bir teşkilat olduğuna dikkat çeken Altun, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eksiklikleri, hataları oluyor. Bu teşkilatın tüm Müslümanları kucaklayacak bir organizasyona dönüştürülmesi tartışılabilir. Ama Diyanet İşleri Başkanlığı ve Teşkilatı’nın, Alevilik-Sünnilik gibi ayrımlara tabi tutulmasını son derece yanlış ve sakıncalı görüyorum.”
“İBADETE DEVLET KARIŞMASIN”
Devletin inançlara karışmaması gerektiği görüşünü savunduklarını dile getiren Altun, Alevi Diyaneti talebiyle inançların baskı altında tutulmasının hedeflendiğini kaydediyor. Altun, “İnanç konusunda tam bir özgürlük sağlanmalı. Devlet inançlara karışmamalı, inançlara baskı yapmamalı ve inançlar karşısında bağımsız kalmalıdır. İnançlarla ilgili tüm hizmetlerin sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yapılmasını istiyoruz” dedi.
Alevi Diyaneti tartışmaya yol açtı
Kemalist görüşleriyle tanınan Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın Alevi Diyaneti kurulması yönündeki açıklamaları tepki topladı. Kimisi, Aleviliğin devlet kontrolüne alınmak istendiğini belirtirken, en sert tepki Ehl-i Beyt Vakfı Onursal Başkanı Fermani Altun’dan geldi. Altun, Aleviliği İslâm dışında gösteren kesimlerin Diyaneti tartışma konusu yapmaya haklarının bulunmadığını söyledi.
“Aleviliği İslâm’dan soyutlayanların gücü yok”
Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın öncülüğünde başlayan tartışmanın ve girişimin ne getireceğine ilişkin sorumuza Ehl-i Beyt Vakfı’nın Onursal Başkanı Fermani Altun şu şekilde cevap verdi: “Bir defa bunlar kucaklayıcı değil. Kendi içlerinde dahi ayrımcılık yapanlar, başkalarını nasıl kucaklayacak, birlik ve beraberliği nasıl sağlayacaklar? Alevi Diyaneti tartışmasını başlatanların büyük bir gücü de yoktur. 2 bin dedeyi bir araya getireceklerini iddia ediyorlar. Bunun başarılacağını tahmin etmiyorum. Üstelik bir araya getirilecek dedelerin büyük bir çoğunluğunun da köyde ve kent varoşlarında yaşayan okur yazarlığı olmayan insanlardan oluşacağı belirtiliyor.”
“Alevilik müslümanlık içi bir tartışmadır”
Aleviliğin bir Müslümanlık anlayışı olduğunu ancak kimi grupların Aleviliği İslâm dışına çıkarma gayreti içinde olduğuna dikkati çeken Fermani Altun, “Alevilik Müslümanlık içi tartışmadır, Peygamber ve O’nun ailesini sevmek üzerine kurulu bir anlayıştır. Ancak Alevi Diyaneti tartışmasını başlatanlar ibadeti cemden ibaret sayıyorlar. Alevilik, Hazreti Peygamberi ve ailesini sevmek, imamları kabul etmek ve ibadetleri yapmayı gerektirir” şeklinde konuştu.
Heykel parasıyla, bir okul yapılabilirdi
Ekim 30, 2003
Bugün Kars’ın Kurtuluş Günü törenlerine katılmak için şehre gelecek olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açılışını yapacağı Atatürk heykeli, yerine yerleştirilirken gün boyu heykelin boyun kısmından geçirilen halatta asılı kaldı. Kars Devlet Hastanesi kavşağı ve Anadolu Lisesi önünde bulunan Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atatürk heykelini, bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yapacağı açılışa yetiştirmek için hummalı bir çalışma başlatıldı. 5 ton ağırlığındaki Atatürk heykelinin yerine yerleştirilmesi için heykelde Atatürk’ün boyun kısmına halat geçirildi. Atatürk’ün bindiği atın kuyruk ve arka ayaklarının sabitlenmesi için atın ön ayak yerlerine ve Ata’nın boynuna halat takıldı. Ata’nın boynuna geçirilen halatla gün boyu havada kalan heykel vatandaşların da ilgisini çekti. Gün boyu bu şekilde bekledikten sonra akşam saatlerinde kaideye yerleştirilen heykelin 65 milyar liraya, kaidenin ise 35 milyar liraya mal olduğu bildirildi. Heykele harcanan para ile, dört dörtlük bir okul yaptırılabileceği bildirildi.
“İşgal Varken Ateşkes Olmaz”
Ekim 30, 2003
Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS)’ın ileri gelenlerinden ve halen İsrail zindanlarından tutuklu olan Hasan Yusuf, Filistin özerk yönetimini ve tüm direniş gruplarını işgal ve Filistinlilere yönelik cinayetler devam ederken ateşkesi kabul etmemeye çağırdı. Hasan Yusuf başta HAMAS olmak üzere Filistin’deki tüm direniş gruplarına yönelttiği mesajında şu ifadelere yer verdi: “İşgalin, düşmanca uygulamaların, yahudi yerleşiminin, ırkçı ayırım duvarının devam ettiği ve halkımızın tüm haklarının reddedildiği bir ortamda ateşkesin hiçbir anlamı olamaz. Filistinli binlerce tutsak en kötü şartlarda zindanlarda, hatta bazıları her tarafı köstebeklerin, farelerin, bitlerin ve zararlı haşeratın doldurduğu, hayvanlara bile layık görülemeyecek ortamlarda tutulurken, ateşkes konusunda görüş alışverişinde bulunulmasının kesinlikle bir mantığı olamaz.” Hasan Yusuf, mesajında tüm Filistin halkını tek saf halinde direnmeye, dayanışmaya ve fazilet ve bereket ayında Allah’a ve Kur’an’a yönelmeye çağırdı.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
