İntifadanın İsrail’e Maliyeti

Eylül 30, 2003

Aksa İntifadası’nın dördüncü yılına girmesi münasebetiyle İsrail, Filistin halkının direnişinin kendisine maliyetinin üç yıllık bilançosuyla ilgili raporlar yayınladı. Yediot Aharanoot gazetesinin yayınladığı bu raporlara göre işgal güçlerinin Filistinlilerin eylemlerinde ve karşılıklı çatışmalarda verdiği can kayıpları 867′ye ulaştı. Bunların 259′u asker ve güvenlik görevlisi. Ölenlerin 390′ını şehadet eylemlerinde hayatlarını kaybedenler oluşturuyor. İşgalcilerden yaralananların sayısı da 5878′i buldu. Bunların 4184′ünü şehadet eylemlerinde yaralananlar oluşturuyor. 1694′ü de çatışmalarda yaralanan askerler. Raporlarda yaralananların büyük bir çoğunluğunun sakat kaldığı ifade ediliyor. İşgal devletinin raporlarına göre Filistinliler intifadanın üç yılı içinde toplam 18.876 eylem gerçekleştirdiler. Bu bir günde ortalama 17.6 eylem gerçekleştirilmesi anlamına geliyor. Şehadet eylemi planlayanların sayısı 309′u buldu. Bunlardan 127 kişi eylemlerini gerçekleştirmeyi başardı, 179 kişi ise son anda yakalandı. İntifada sebebiyle işgal devletinin maddi zararı 75 milyar şikeli buldu. Ancak ticaretteki durağanlıktan, iş gücünün azalmasından ve diğer sebeplerden kaynaklanan dolaylı zararlar bunun dışında. Maddi refah düzeyinde ise % 6 oranında düşme oldu.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Rantisi’den Cihada Destek Çağrısı

Eylül 30, 2003

Filistin İslami Direniş Hareketi’nin Siyasi Birimi’nin ileri gelenlerinden ve Gazze bölgesindeki sözcüsü Prof. Dr. Abdülaziz Rantisi, Müslümanlardan Filistin’deki cihada canlarıyla ve mallarıyla katkıda bulunmalarını istedi. Rantisi, Amerikan Dışişleri bakan yardımcısının HAMAS’ı hedef alan açıklamalarına tepki göstererek, Müslümanlara Allah düşmanının sözlerine uymanın değil, Allah yolunda cihad edenlerin yanında yer almanın yakışacağını vurguladı ve kendilerinden Filistin cihadına bütün güçleriyle destek olmalarını, Amerika’ya tepki için de onun ürünlerini boykot etmelerini istedi. Rantisi, Amerika’nın Müslüman mücahitlere karşı savaş açtığına, Siyonist işgalcilere ise bütün imkanlarıyla destek verdiğine dikkat çekti. Rantisi, Müslümanların aynı zamanda Irak’taki Amerikan işgaline karşı verilen mücadeleye de destek vermeleri gerektiğini vurgulayarak: “Amerika’nın oradan aşağılanmış, yenilgiyi kabul etmiş bir halde çıkarılması gerekmektedir” dedi.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Zindanı Vatanı Terke Tercih Etti

Eylül 30, 2003

İşgal devletinin zindana atarak dört kez arka arkaya “idari” yönden tutukluluk süresini uzattığı Filistinli genç İsmail Ömer Şekşek, vatanını terk etmesi teklifini kabul etmedi. Verilen haberlere göre işgal devletinin yargıcı Şekşek’e ya Filistin’i terk etmek ya da yeniden zindana atılmaktan birini seçmesi gerektiğini söyledi. Ancak o kesinlikle vatanı terk etmeyeceğini açıklayarak, ölüm riski taşıması pahasına da olsa vatanında kalmakta ısrarlı olduğunu bildirerek zindana atılmaya razı oldu.

Kardeşinin verdiği bilgilere göre işgal devleti 26 yaşındaki İsmail Ömer Şekşek’i tutukladıktan sonra dört kez “idari” yönden yargı önüne çıkardı. İsrail yasalarına göre Filistinlilere karşı uygulanan “idari” yargılama bir tür savaş ya da olağanüstü hal yargılamasına benziyor. Bu yargılama sistemine göre yargıç herhangi bir yasal gerekçeye dayanmadan istediği kadar tutukluluk süresi belirleyebiliyor, bu sürenin bitiminde tutukluluk süresini yeniden ve istediği kadar uzatabiliyor. Bu şekilde birçok Filistinlinin tutukluluk süresi tekrar tekrar uzatılıyor. İşte mezkur gencin tutukluluk suresi de “idari” yargılamaya binaen dört kez uzatıldı.

Verilen haberlere göre Şekşek, Kefar Yuna zindanında Lübnanlı dört esirle birlikte oldukça ağır şartlarda tutuluyor. İşgal devleti burada savaş esirlerinin tutulduğu gerekçesiyle Kızılhaç ve insan hakları kuruluşları yetkililerinin içeriye girip inceleme yapmalarına ve yardımda bulunmalarına izin vermiyor.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

İntifadanın Üçüncü Yıldönümü Kutlamaları

Eylül 29, 2003

Filistin’deki Aksa İntifadası’nın başlamasının üçüncü yıldönümü münasebetiyle gerek Filistin’in içinde ve gerekse dışında görkemli kutlama törenleri ve İsrail işgaline karşı protesto gösterileri düzenlendi. 28 Eylül 2000 tarihinde ilk meşalesi alevlenen Aksa İntifadası’nın üç yılını tamamlayarak dördüncü yılına girmesi münasebetiyle gerçekleştirilen törenlerde ve gösterilerde işgale karşı direniş ve mücadelenin zorunluluğu da vurgulandı.

Filistin’deki en görkemli törenlerden biri HAMAS’ın 26 Eylül 2003 Cuma günü, Gazze’nin ortalarında bulunan Nusayrat mülteci kampında gerçekleştirdiği askeri gösterisi oldu. Cuma namazından sonra başlayan ve binlerce kişinin katıldığı gösteride HAMAS işgal devletine karşı kullandığı roket atarlarıyla, füzeleriyle ve diğer silahlarıyla ilgi çeken bir gösteri düzenledi. HAMAS’ın askeri kanadına mensup yüzlerce mücahidin gösteri yaptığı törende üzerine “Bush + Şaron > Cehenneme” yazılı ve İsrail ve ABD bayraklarının sarılı olduğu büyükçe bir tabut da taşındı.

27 Eylül 2003 Cumartesi günü de Batı Yaka şehirlerinden Beytlaham’da büyük bir tören düzenlendi. Burada göstericiler İsrail’in Arafat’a yönelik tehditlerine tepkilerini dile getirerek: “Bizim liderlerimizden değil İsrail’den kurtulmak gerekir” dediler. Göstericiler ayrıca İsrail bayrağı taşıyan büyükçe bir savaş uçağı maketi yaktılar.

Filistin’de bir başka tören de Filistin İslami ve Ulusal Direniş Örgütleri Yüksek Konseyi’nin çağrısıyla Batı Yaka şehirlerinden Nablus’ta gerçekleştirildi. 28 Eylül Pazar günü düzenlenen bu törene yaklaşık beş bin kişi katıldı. Törene katılanlar işgale karşı direnmekte ısrarlı olduklarını vurguladı ve “Filistin kurtuluncaya kadar İntifada sürecek”, “Canımız, kanımız Aksa’ya ve Filistin’e feda olsun” şeklinde sloganlar attılar.

Aksa İntifadası’nın üçüncü yıldönümü münasebetiyle Filistin dışında da önemli gösteriler gerçekleştirildi. Bunlardan biri Lübnan’daki Filistinli mültecilerin ikamet ettiği el-Bass mülteci kampında düzenleneniydi. Burada HAMAS yanlısı sekiz bin mültecinin katıldığı büyükçe bir tören ve gösteri düzenlendi. Göstericiler HAMAS’ın sürdürdüğü mücadeleyi ve gerçekleştirdiği eylemleri destekleyen açıklamalar yaptı ve sloganlar attılar. Gösteride başlarına “Kudüs bizimdir, biz döneceğiz” şeklinde bantlar yapıştıran çocuklar dikkat çekti. Gösteride konuşma yapan HAMAS’ın Lübnan temsilcisi Usame Hamdan: “Bugün Oslo süreci boşa çıktığı sırada yapmamız gereken Filistin’de bir ulusal diyalog süreci başlatmaktır” dedi.

Bir başka tören Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlendi. Burada Kurtuluş Meydanı’nda toplanan bir kalabalık Filistin’deki direnişe desteğini dile getirdi ve Aksa İntifadası’nın dördüncü yılına girmesini kutladı. Mısır güvenlik görevlileri tarafından sıkı bir kuşatmaya alınan göstericiler ABD ve İsrail’e karşı tepkilerini de dile getirdi ve Mısır hükümetine: “Düşmanların elçiliklerini kapatın” diye çağrılarda bulundular. Mısır’da 27 Eylül Cumartesi günü de gazeteciler Aksa İntifadası’nın üçüncü yıldönümünü kutlamak amacıyla özel bir tören düzenlediler. Bu törene 250 gazeteci katıldı. Mısır’da 1981′de uygulamaya konan ve halen uygulamada olan Olağanüstü Hal Kanunu sebebiyle kitlesel eylemlere ve gösterilere hükümet kuvvetleri tarafından engel olunuyor.

Önemli bir kutlama töreni de 27 Eylül Cumartesi günü Suriye’nin başkenti Şam’da düzenlendi. Burada yapılan açıklamalarda işgal karşısında haklı bir mücadele veren HAMAS’ı “terör” listesine alan Avrupa Birliği’nin ve Amerika’nın tutumu şiddetle tenkit edildi. Törene katılan Suriye İnsan Hakları Örgütü başkanı Heysem Malih, Fransız Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada düzenlenen yürüyüş ve törenin Filistin’deki intifadaya desteğin bir ifadesi olduğunu söyledi. Örgüt tarafından yapılan resmi açıklamada da dünya ülkelerinin Filistin’deki intifada karşısında ahlaki ve yasal sorumluluklarını yerine getirmekten aciz kaldıkları, bu yüzden işgal güçlerinin saldırganlıklarının ve cinayetlerinin önüne geçemedikleri vurgulandı.

Aksa İntifadası’nın üç yılını tamamlayarak dördüncü yılına girmesi münasebetiyle dünyada bunların dışında da birçok tören ve gösteri düzenlendi.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Nablus’a Baskın

Eylül 29, 2003

İsrail işgal güçleri, kalabalık bir askeri birlikle dün (28 Eylül 2003) gece yarısından sonra, bazı kişileri tutuklamak istedikleri iddiasıyla Batı Yaka’daki Nablus şehrinin el-Kasaba mahallesine baskın düzenlediler. İşgalci saldırganlar aranan kişilerin barındıkları iddiasıyla bazı evlere gece yarısından sonra baskınlar düzenlediler. Saldırganlar ahaliyi korkutmak amacıyla aynı zamanda etrafa ateş etti ve ses bombaları attılar. Aramalarını ve baskınlarını sabah 06.00′ya kadar sürdüren saldırganlar aradıkları kişilerden herhangi birini ele geçiremeden çekildiler.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Tubas’a da Baskın

Eylül 29, 2003

İşgalciler Cenin bölgesine yönelik vahşi saldırılar çerçevesinde dün akşam Cenin’in kazalarından Tubas’a da bir baskın düzenlediler. İşgalciler buraya yönelik baskınlarında birçok eve girerek sakinlerini huzursuz ettiler. Filistinli direnişçiler işgalci saldırganlara ellerindeki imkanlarla karşı durarak çatışmaya girdiler. İşgal güçleri bu baskının, Yahudi yılbaşı münasebetiyle düzenlenecek törenleri hedef alacak eylemlerle ilgili olduğunu iddia ettiler. İşgalciler Cenin şehrinde sokağa çıkma yasağı uyguluyorlar. Bu yasak sebebiyle şehirdeki çocukların okullarına gitmeleri engelleniyor.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Siyonistler Tarihi Eser Hırsızı

Eylül 29, 2003

İşgalci Siyonistler Filistinlilere zulmetmekle, evleri yıkmakla, çocuklarını öldürmekle, arazilerini gasp etmekle yetinmiyor, beldelerindeki tarihi eserleri de çalıyorlar. Son olarak da Kudüs yakınında bulunan es-Sevahira beldesindeki bazı tarihi eserleri çaldılar ve nereye götürdükleri bilinmiyor. Kudüs’ün güneyinde bulunan es-Sevahira beldesindeki Ebu Muğire mahallesinde oturan Filistinliler, İsrail arkeoloji yönetiminin beldelerinde ortaya çıkarılan birçok tarihi eseri alıp bilinmeyen yerlere götürdüğünü ifade ettiler. Beldede oturan Hüseyin Abdülkadir, beldelerinde Bizans dönemine ait birçok tarihi eserin ortaya çıkarıldığını ve tamamının işgal yönetimi tarafından gasp edildiğini vurguladı.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

TÜSİAD Neden Irak’a Asker Gönderilmesine Karşı Çıktı?

Eylül 28, 2003

Tam da Milli Güvenlik Kurulu’nun konuyu görüşeceği gün toplantı öncesinden TÜSİAD yöneticilerinin erken davranıp Çeşme’de bir araya gelerek Irak’a asker gönderilmesine karşı olduklarına ilişkin kamuoyunca sürpriz olarak karşılanan görüşlerini deklare etmeleri dikkate değer bir durum arz etti. Daha önce Irak’a asker gönderilmesi ile ilgili 2. Tezkerenin Meclis’ten geçmesi için yırtınmalarına karşın şimdilik ABD’nin görüntüdeki yaklaşımına ters bir tavır sergilemeleri hakkındaki gerekçeleri inandırıcı olmaktan çok uzak. Çünkü öne sürülen gerekçeler yeni olmamasına rağmen TÜSİAD’ın bu tavrı kamuoyunca sürpriz olarak karşılanmasından da anlaşılacağı gibi oldukça yenidir. O halde TÜSİAD’ın bu ani tutum değişikliğinin altında ne var?



Habertürk televizyonu konuyu sıcağı sıcağına Radikal yazarı Tarhan Erdem’e telefonla canlı yayında sorduğunda verdiği cevap ilginçti. “Ben TÜSİAD’ın bu yeni tutumuna yol açan bilgiye sahip değilim!” diyen Tarhan Erdem’in, eski bir kökten CHP’li ve masonik derin devlete yakın birisi olarak bu açıklaması da TÜSİAD’ın yeni tutumu kadar bize ilginç geldi. Yani astarlı masonik ifade ile Tarhan bey demek istiyordu ki TÜSİAD yönetimi belirlediği bu yeni tutumun derindeki gerçek nedeni hakkında beni bilgilendirmiş değildir. Ancak bu bir serzeniş miydi, yoksa mahfilden kopuş ilanı mıydı? Doğrusu pek anlayamadık. Çünkü eğer Tarhan beyin yeni tutumla ilgili asıl amaç hakkında malumatı olsaydı mutlaka ön görülen amaca hizmet edecek şekilde bir izah getirirdi. Amacı hakkında bilgilendirilmediği bir konuda konuşarak kaş yapayım derken göz çıkartma olasılığı vardı. İyisi mi, asli kaynaktan bilgilendirilip üzerine vazife düşecek olanı tam bilmeden net konuşmamalı idi…



Bu sürpriz gelişmenin ilk aklımıza getirdiği nedenlerden biri, ABD’nin resmen Türkiye’den asker istemesine karşın bunu gerçekte istemediği şeklinde oldu. ABD artık Irak’ta duramayacağını anladığından şimdi açıklamayı uygun görmediği bir çekilme kararı almış olabilir. Bu yüzden de Irak’tan çekilirken Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kendisi davet etmiş bir süper güç olarak orada bırakmak durumunda kalmamak için TÜSİAD kanalıyla bunu engellemeye çalışıyor olabilir. Çünkü böyle olursa ABD Irak’ı işgal edip Türkiye’ye teslim ederek çekilmiş olacaktı. Bu ise İsrail’in en istemediği bir şey. İsrail, Kürtleri ve Şiileri ambalaj olarak kullanarak Irak’ta bir siyonist yönetim kurmaya çalışıyor. Türkiye ise aşiretler bazında daha temelde bir Osmanlı tipi yönetim kurmaya çalışıyor. Her iki ülke de bu amacına ABD üzerinden varmak istiyor. TÜSİAD İsrail’in (aynı zamanda Avrupa Birliği’nin) Türkiye’deki Truva atı olduğu için kendisine verilen bu ani talimat gereği hazırladığı açıklamayı MGK toplantısı öncesine yetiştirmek için Çeşme’deki platformu kullanmış olabilir.



TÜSİAD’ın AKP iktidarına yönelik 28 Şubatvari tenkit/tehditleri ise kaç haftadır El-Aziz’in ısrarla işlediği bir hususu doğrular niteliktedir. El-Aziz’in dile getirdiği “Global masonik güçler Turgut Özal ve ANAP için yaptıklarını Tayyip Erdoğan ve AKP için yapmaya karar almış gözüküyorlar” yolundaki iddialar TÜSİAD’ın yaklaşımı ile teyit edilmiş oldu. Masonik mahfiller yeni bir yaklaşım ortaya koyamamış olacaklar ki yine irticadan dem vuracaklar gibi. Çünkü Hükümete yönelik tenkitlerinin eksenine YÖK yasasını koyduklarına göre irtica yaygaralarının kopması yakındır. Hemen şunu söyleyelim ki eğer Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarını devirmek için yine irticaı kullanmaya kalkışırlarsa bu artık “resmi ideolojinin” sonu olur. Çünkü kesinlikle bu sefer artık tutturamazlar ve kesin hezimete uğrarlar.



TÜSİAD’ın Irak’a asker gönderme konusunda böyle beklenmedik bir yaklaşım sergilemelerinin derindeki asıl amacı, AKP iktidarına yönelik başlatacakları kampanya ve harekâtın bir ABD operasyonu olarak algılanıp zaafa uğramasını önleme çabası da olabilir. Çünkü YÖK’çülerin yanında AKP iktidarına karşı hareket edecek olan ulusalcı cephe, Amerikancı TÜSİAD ile ittifak içinde gözükmekten rahatsızlık duyacaklardır. TÜSİAD açıkça ABD’nin Irak’a asker gönderilmesi isteğine karşı çıkarak bu handikabı azaltmış olmaktadır. Bu durumda ulusalcılar ciddi bir imtihan vermiş olacaklar. Örneğin, bizler hastalığımız gibi sevmediğimiz AKP’ye karşı Amerikancı cephe savaş açarsa, yanında yer almasak bile karşıtlarına yardımcı olmayız. Bakalım ulusalcılar, TÜSİAD’ın Atatürkçülük ayağına YÖK tasarısını merkeze alarak başlatacağı Amerikancı kampanyaya destek olacaklar mı? Yoksa “Biz AKP iktidarından ne kadar nefret etsek de bu nefretimiz TÜSİAD ile bir araya gelmemiz için gerekçe olamaz” mı diyecekler?



TÜSİAD, kuruluşundan itibaren destekleyip iktidar olması için elinden gelen her şeyi yaptığı AKP iktidarına karşı, sinyallerini verdiği bir 28 Şubat versiyonu kampanya başlatırsa; bu, AKP iktidarının kesin olarak “DEVLET” kontrolüne girdiği anlamına gelecek. Bu takdirde yalnızca AKP iktidarından değil, aynı zamanda Amerikancı cepheden ve her devrin adamı tufeyli takımından da kurtulmak için yeni bir cephe oluşturmak gerekecek. Bu kurulacak cephe tam ve kâmil manada anti Amerikancı ve anti siyonist olmalıdır. Bu da kurulacak yeni cephenin Millî Görüş öncülüğünde kurulmasını gerektirir.



Gelişmeler 28 Şubat versiyonu yeni bir kampanyanın hazırlıklarının yapılmakta olduğunu gösteriyor. Belki de bu kampanyanın başarısına o kadar önem veriliyor ki Irak’a asker gönderme konusu bile bunun için gözardı ediliyor. Aslında 28 Şubat sürecini de TÜSİAD başlatmıştı. “Refah Partisi’nin Durdurulamayan Tırmanışının Çaresi” şeklinde Prof. Doğu Ergil’e hazırlattırılan rapor baz alınarak başlatılmıştı. Bu raporda İmam-hatip okullarının, Kur’an kurslarının Refah Partisi’nin arka bahçesi olduğu ifade edilmişti. Sonra bu ifade ERBAKAN’a mal edildi. Raporda başörtüsü de yine Refah Partisi’nin siyasi sembolü olarak nitelendirilmişti. Bu argümanlarla birinci sıraya çıkartılan irtica tehdidi üzerine gidilmesi amacıyla kampanyalar başlatılmıştı. Ancak bu süreçte 28 Şubatçılar mağlup edilip tamamı tasfiye edildiği halde TÜSİAD yine bir yolunu bulup AKP üzerinden iktidara uzandı.



 Şimdi AKP iktidarı “DEVLET” kontrolüne girince TÜSİAD öncülüğünde yeni bir saldırı için hazırlık yapılıyor. Elbette ki TÜSİAD yönetimi ambalaj. Asıl plan ve talimat İsrail’den geliyor. 54. Hükümete karşı da emrin Fransız mason locası üzerinden İsrail’den geldiği belgeleriyle basına yansımıştı. Bu kez belli ki AKP’nin üniversiteleri ele geçirmeye çalıştığı iddiası üzerine bir senaryo hazırlanıyor. Orman yasası da yardımcı argüman olarak devreye sokulacak gibi. Bu kez de 28 Şubat sürecinde olduğu gibi devletteki Sabetaycılara yeni bir tırpan atılacağı muhakkak. Umarız bu son olur ve ülke yönetimi tamamen işbirlikçi ihanet şebekesinden temizlenir.



Gelişmeler henüz çok yeni. Bakalım TÜSİAD’ın bu çıkışı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ABD çekilmeye hazırlanırken Irak’a girmesini önlemeye mi yönelik; yoksa “DEVLET” kontrolüne girdiği artık şüphe götürmeyen AKP iktidarını hedefine alan bir 28 Şubat versiyonu kampanya hazırlığı mı? Ya da ikisi mi? Gelişmeler henüz yeni ama hızlı. Çok geçmez rengi belli olur. İzliyoruz.






“Tuncer Kılınç Recai Kutan’a Demiş ki…”

Eylül 28, 2003

Vakit gazetesinde okuduk. Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, Recai Kutan’ı makamına davet etmiş, “Şu AKP nasıl olsa bölünecek bari siz de bir grup milletvekilini koparın vs.” demiş. Vakitçiler böylece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin AKP’yi bölmek için Saadet Partisi ile işbirliği yapmakta olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Akılları sıra böyle yaparak hem AKP’de birlik beraberliği korumak için “Saadet Partisi’ne yakın” milletvekillerini uyanık olmaya çağırıyorlar, hem de Saadet Partisi’ni 28 Şubatçılarla işbirliği içinde göstererek karalamaya çalışıyorlar. Elbette ki bu çabaları beyhudedir. Akıllarının hiç ermediği işlerde işgüzarlık yapmaya kalkışıyorlar.



Bir kere AKP’yi bölüp dağıtacak olan Türk Silahlı Kuvvetleri değil; kuruluşundan itibaren öncülüğünü yapan ve iktidara gelmesinde bütün gücü ile destek olan global siyonist güçlerin Truva Atı TÜSİAD’tır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bağlı bulunduğu “DEVLET”  zaten Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarını kontrolü altına almış bulunuyor. TÜSİAD ve temsil ettiği güçlerin sıkıntısı da budur. Saadet Partisi lideri ERBAKAN ise kendisinden ayrılıp giden milletvekillerini hiçbir şekilde geri almayacağı gibi AKP’den de kopmalarını istemez. Milletvekillerini yuvaya davet edişi öylesinedir.



ERBAKAN aynı yaklaşımı ANAP için de sergilemişti. 12 Eylül yönetiminin kontrolüne giren Turgut Özal ve ANAP’a şiddetle muhalefet ediyordu ama Refah Partisi’ne girmek isteyen milletvekillerine de dönüp bakmıyordu bile. Refah Partisi’ne kabul ettiği bir tek Engin Cansızoğlu adında Turgut Özal’a küfürler savuran bir ANAP milletvekili idi; ona da listelerde seçilebilecek bir yer verilmedi, harcandı. ERBAKAN’ın AKP’ye yönelik şiddetli eleştirileri, içerisindeki masonik mahfillere bağlı milletvekillerinin kopmasını önlemeye yöneliktir. ERBAKAN şu anda AKP iktidarının dağılmasını istemez. Çünkü şu anda “DEVLET” kontrolüne girdiği için AKP iktidarı kendisini destekleyen global masonik güçlere hiçbir diyet borcu ödeyemiyor. Ne Kıbrıs’ta ne de Irak için. Hatta global masonik güçlerin ısrarla istedikleri devalüasyonu bile yapamıyor!



Ancak, ERBAKAN istesin-istemesin global masonik güçler AKP’yi bölüp dağıtacaklar. Bunu hiçbir çaba da engelleyemez. Bu güçlerin patronu olan Yahudi, kendisine ihanet edip 12 Eylül yönetimi ile işbirliği yapan Turgut Özal’a ne yaptıysa daha dehşetlisini Tayyip Erdoğan’a da yapacaktır. Buna ne Vakitçiler ne de bir başkası asla mani olamaz. Bu aynı zamanda ilahi adaletin de gereğidir. Azizün Züntikam olan yüce Allah, Millî Görüş davasına ihanet ederken dost ve veli edindikleri zalimleri AKP’lilere musallat edecek, mazlumların âhını onlardan aheste aheste çıkaracaktır.



 Nasıl ki Millî Görüş davasına ilk ihaneti gerçekleştiren Özal ailesinden mazlumların âhını bırakmadıysa. Vakitçiler de Allah’ın bu intikamından nasiplerini alacaklardır şüphesiz. ERBAKAN’ı taviz vermekle ve verdiği sözleri tutmamakla suçlayan Vakitçilerin şimdi işbirlikçi AKP iktidarına yağlanmaları yanlarına kâr kalacak değildir. Millî Görüşçü mazlumların âhı onlarda da kalmayacak.  30 yıl boyunca dişleriyle, tırnaklarıyla kazıyarak yüceltmeye çalıştıkları davaları ihanete uğramış mağdur ve mazlum Millî Görüşçüler olarak her namazda Rabbimizden buna yol açanların bu dünyada da cezalarını vermesi için Azizün Züntikam isminden diliyoruz. Rabbimiz mazlumların bedduasını reddetmez.



Recai Kutan’a gelince…  Bu zatı Fazilet Partisi’nin başına ERBAKAN getirmedi; yenilikçi diye anılan ayrılıkçılar kendilerine destek olsun diye seçtiler. ERBAKAN’ın  kendisinden görevi devralırken alnından öpmesi ise kendisinden beklenmeyen bir başarıyı gösterdiği içindi. Nasıl ki bir çocuk basit bir iş başardığında bile alnından öpülürse… Bir de dosta düşmana karşı “Gördünüz mü bu işi Recai Kutan’la bile götürmeyi başardık” mesajı vermek içindi. Yoksa Recai Kutan’ın hayatı ERBAKAN’a ihanet içinde geçti. Recai Kutan eski bir bakan olarak kariyerini hiçe sayarak, Millî Görüş’ün ünlü münafığı Esat Coşan’ın Millî Gençlik Vakfı’nı bölmek için kurduğu Hakyol Vakfı’nın Ankara şubesi başkanı olmuştu. Şu anda da Recai Kutan’ın kalıbı ERBAKAN’ın yanında olsa da kalbi AKP ile beraberdir. Bundan kesin olarak eminiz. Bu,  kalplerdekini okuduğumuz için filan değil, adamın apaçık ortadaki davranışlarından okunuyor her şey.



Zaten Fazilet Partisi Kongresinde rakibi Abdullah Gül için çalıştı ama başarılı olmadı; kendisi kazanmak zorunda kaldı. Belki inanılmayacak ama ayniyle gerçek. Recai bey geçmişte de ANAP’a gitmek için çok çabaladı ama alınmadı. Galiba hemşehrisi Korkut Özal engelledi. Malatya’daki yakınları (Şavata ailesi) topluca Refah Partisi’nden ayrılıp ANAP’a girdiği halde kendisi kabul edilmedi. Milletvekili olmadıkları dönemde Recai Kutan gibi birçoklarını yanında tutabilmek için ERBAKAN “müellefe-i kulûb” gibi maaşa bağlamıştı. Hatta bir keresinde Lütfü Doğan’ı beraberinde Almanya’ya götürmek istediğinde, Esat Coşan kendisiyle gelmesi için daha çok para teklifinde bulununca ayak sürerek pazarlığı kızıştırmış ve sonunda ERBAKAN artırmada öne geçip birlikte götürmüştü. Uzaktan bakanlar kılıklarını görüp bunları bir şey zannederler… Şevket Kazan-Oğuzhan Asiltürk ikilisi etrafında adam bırakmadığı için ERBAKAN hep “müellefe-i kulûb” ile çalışmak durumunda kalıyordu. ERBAKAN Millî Görüş davasını paralı mücahitlerle yürütmek zorunda bırakıldı.



Bir keresinde Mamak Askeri Mahkemesine o zaman Başbakan olan Turgut Özal’ın kardeşi Korkut bey de sanık olarak gelmişti. Bir ara izleyiciler salona girip yerlerini alırken sanıklar salonun önünde bekletildiler. Biz iki arkadaş da ERBAKAN’ı izlemek için dışarıda bekledik. Bir de baktık ki MSP üst yönetimi (sanıklar) bütünüyle Korkut Özal’ın etrafında toplanıp halelendiler ve ERBAKAN ortada tek başına yapayalnız kaldı! O kadar ki ERBAKAN’ın, yalnızlığını gözlerden saklamak için biraz ötesinde bulunan biz iki arkadaşın yanına yavaşça sokulmaya başladığını gördük ve biz de yanaşmak suretiyle yakınına giderek yalnızlığını giderdik! Eğer ERBAKAN kendisi öyle yapmasaydı yanına yaklaşma cesaretimiz olmazdı. ERBAKAN’ın heybetinden her zaman çekinmişizdir. Aslında MSP yöneticisi sanıkların bu vefasızlığı ve nobranlığı o gün bize rahmet oldu, ERBAKAN’a yakınlaşma fırsatı bulduk… O güne kadar; ağabeyi Başbakan olmasına ve Irak petrolleri taşımacılığı ile Dolar milyarderi olarak adı basında geçmesine rağmen Korkut Özal, MSP davasında yargılanmakta olan kendisinin de dahil olduğu sanık arkadaşlarına bir avukat bile tutmadı. Tüm savunma masraflarını ERBAKAN karşıladığı ve üstelik de kendilerine maaş ödediği halde nankörler ERBAKAN’ı yalnız bırakıp Korkut Özal’ın etrafına üşüştüler. Ne ki ağabeyi Başbakan’dı; belki kendilerine el atardı…



Şimdi aynı şeyleri AKP’liler yapıyor. Özal ailesi ve ANAP’ın sonu ne oluysa bunların sonu da öyle olacak. İhanetle âbad olmak mümkün değildir.




İşgalcilerin “Yeni Yıl” Tutuklamaları

Eylül 27, 2003

İsrail işgal güçleri Yahudi yeni yılının girmesi münasebetiyle, yapılacak törenlere yönelik eylemler düzenlenmesi ihtimalinin bulunduğu iddiasıyla bu günlerde Filistinlileri hedef alan baskınlar düzenliyor ve yoğun bir şekilde tutuklamalar gerçekleştiriyorlar. İşgal güçleri aynı zamanda Aksa İntifadası’nın üçüncü yıldönümüyle Yahudi yıl başının aynı günlere denk gelmesi sebebiyle İsrail hedeflerine yönelik eylemlerde artış olması ihtimalinin bulunduğu gerekçesiyle bu baskınların ve tutuklamaların gerçekleştirildiğini iddia ediyorlar. İşgalciler tutuklama operasyonlarında gerçekleştirdikleri baskınlarda Filistinlilere oldukça vahşice ve insanlık dışı muamelelerde bulunuyorlar. İşgal güçleri bunun yanı sıra Filistin özerk yönetimi kontrolünde olması gereken bölgelerin dışarıya açılan kapılarını ve yollarını büyük ölçüde kapatmış, dolayısıyla buralarda yaşayan Filistinlilerin dışarıyla irtibatlarını kesmiş durumdalar. İşgal devleti bu muhasaranın 29 Eylül tarihine kadar devam edeceğini bildirdi.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Yahudi Yerleşim Merkezine Eylem

Eylül 27, 2003

İsrail işgal devletinin Filistinlilerin, Aksa İntifadası’nın üçüncü yıldönümü olması sebebiyle bugünlerde eylemler gerçekleştirilebilecekleri korkusuyla her tarafta çok sıkı tedbirler almasına ve Filistinlilerin yaşadığı bölgeleri adeta açık hava hapishanelerine çevirmesine rağmen Filistinliler İsrail hedeflerine yönelik eylemler gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Silahlı bir Filistinli genç Batı Yaka’nın el-Halil vilayetinin sınırları içinde kalan Devra’nın güneyinde bulunan Nogohot Yahudi yerleşim merkezine girip silahlı eylem gerçekleştirerek iki yerleşimciyi öldürdü, üç yerleşimciyi de yaraladı. Yaralananlardan ikisinin durumunun ağır olduğu bildirildi. Yaralananların durumlarının ağır olması sebebiyle işgal güçleri onları helikopterlerle 1948′de işgal edilmiş bölgede ve Akdeniz kıyısında yer alan Askalan şehrindeki bir hastaneye naklettiler. Eylemi İsrail işgal devleti de doğrulayarak eylemcinin alınan bütün tedbirlere rağmen yerleşim merkezine girmeyi başardığını ve biri kadın iki kişiyi öldürdüğünü, ikisi ağır üç kişiyi de yaraladığını açıkladı. Verilen bilgilere göre eylem üzerine işgalcilerle eylemci genç arasında silahlı çatışma çıktı ve eylemi gerçekleştiren genç çatışmada şehit edildi.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Bir HAMAS Mensubu Şehit Oldu

Eylül 27, 2003

Cenin’de, daha önce işgalcilerin saldırılarında yaralanan HAMAS mensubu bir genç tedavi gördüğü hastanede dün akşama doğru hayatını kaybetti. HAMAS mensubu 19 yaşındaki İbrahim Halil Ebu’r-Rabb’ın geçtiğimiz Cumartesi günü işgalcilerin Cenin’in doğu kesimine baskın düzenlemeleri esnasında yaralandığı ve hastaneye kaldırıldığı ancak yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadığı ve 26 Eylül Cuma günü ikindiden sonra hastanede hayatını kaybettiği bildirildi. İbrahim Halil, işgalci Siyonist güçlere mensup bir insan avcısının hedefi olarak ensesine mermi isabet etmiş ve ağır şekilde yaralanmıştı.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

en-Nakab’lı Filistinlilere “Tehcir” Tehdidi

Eylül 27, 2003

İsrail işgal devletinin başbakan yardımcısı ve Sanayi bakanı Ehud Olmert, 1948′de işgal edilmiş topraklar içinde kalan en-Nakab bölgesinde yaşayan Filistinlileri tehcirle tehdit etti. en-Nakab bölgesinin büyük bir çoğunluğu çölden oluşuyor ve bu mıntıkada yaşayanların geneli hayvancılıkla uğraşıyorlar. Orası esas itibariyle Filistin toprağı olduğundan orada yaşayan Filistinliler de toprakların gerçek sahipleri durumundalar. Ancak ilginçtir ki buraları işgal yoluyla ele geçiren Siyonist devletin başbakan yardımcısı oraların “devlet toprağı” olduğunu ve buralarda yaşayan Arapların o toprakları yasal olmayan yollarla ele geçirdiklerini ileri sürerek onların 2004 yılının başından itibaren oradan çıkarılacaklarını söyledi. Daha önce işgal devletinin Kudüs belediyesi başkanı olarak çalışan Ehud Olmert bu makamda olduğu sırada Kudüs’te pek çok Filistinlinin arsasına ve evine el koymuş, kendilerini Kudüs’ten çıkmaya zorlamıştı.

Ehud Olmert, en-Nakab bölgesinde yaşayan Filistinlilere mensubu olduğu hükümetinin tehcir kararında ısrarlı olduğunu bildirmek amacıyla geçtiğimiz günlerde Şakibu’s-Selam ve Arara mıntıkalarına ziyaret düzenledi. İşgal devletinin Şaron’un başkanlığındaki hükümeti en-Nakab ahalisinin oradan çıkarılmasına dair planını geçtiğimiz Nisan ayında kabul etmişti. İşte bu planı doğrudan iletmek amacıyla bölgeye ziyaret düzenleyen Olmert de gittiği yerlerde sürekli, en-Nakab’daki Arapların 2004 sonuna kadar oradan tamamen çıkarılacaklarını ve buraların satışa sunulacağını, hükümetinin bu konudaki kararından vazgeçmeye niyetli olmadığını tekrarladı.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

Mescidi Aksa’ya Saldırı

Eylül 26, 2003

İsrail işgal devleti başta Mescidi Aksa olmak üzere Filistin’deki muhtelif camilere saldırı planları hazırlayan bir sivil Siyonist terör örgütünün mensuplarını ilk soruşturmadan sonra serbest bırakırken, bir başka terör örgütünün mensupları Mescidi Aksa’da namaz kılanlara saldırdı. Bu saldırı İsrail’in söz konusu terör örgütü mensuplarını serbest bırakmasının teröristlere cüret kazandırdığını gösteriyor. “Diri ve Ayakta” adını kullanan bir Siyonist terör örgütünün lideri Yehuda Atsayuni’nin başını çektiği bir terörist grup Mescidi Aksa’ya girerek namaz kılanlara saldırmak istedi. Ancak Müslümanlar onlara engel oldu ve bunun üzerine kavga çıktı. Sonra polis kavgaya müdahale ederek Siyonist teröristleri cami alanının dışına çıkardı. Kudüs’teki İslami Vakıflar’ın genel müdürü Adnan el-Huseyni, olayla ilgili açıklamasında bu saldırıya işgal devletinin aldığı kararın imkan verdiğini vurguladı. El-Huseyni işgal devletinin bu kişilerin “turistik amaçlarla” Mescidi Aksa alanına girmelerine izin veren karar alırken bu tür saldırıların da önünü açtığını dile getirdi.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

ABD askeri aracı havaya uçtu

Eylül 26, 2003



Musul’da pusuya düşürülen Amerikan askeri aracı havaya uçtu, 3′ü ağır 7 asker yaralandı. Bağdat’ta Amerikan NBC televizyonunun bulunduğu otel saldırıya uğradı. ABD askeri aracı bir çocuğu ezdi.



Irak’ın Musul kentinde bir Amerikan askeri aracına düzenlenen roketatarlı saldırıda, araçta bulunan 7 Amerikan askeri ile çevredeki 3 Iraklı yaralandı. Amerikan ordu sözcüsü Trey Cate, toplam 7 Amerikan askerinin yaralandığını, bunlardan 3′ünün durumunun ağır olduğunu açıkladı. Sözcü, askeri konvoyun pusuya düşürüldüğünü, ardından el bombası ve hafif silahlarla saldırı düzenlendiğini, telekomünikasyon merkezinin karşısındaki büyük meydanda düzenlenen saldırıda araçlardan birinin tahrip olduğunu, diğerinin de hasar gördüğünü kaydetti. Yaralılar hastaneye kaldırılarak tedavi altına altına alındı. Olayın ardından patlamanın meydana geldiği alan ABD askerleri tarafından kordon altına alındı. ABD ordusu, olayla ilgili açıklama yapmayı reddetti.

Bağdat’ta patlama

Bağdat’ın kuzeyindeki Balad’da ise, kaza yapan askeri araçtaki ABD’li askerlerden biri öldü, 2’si de yaralandı. ABD ordusundan dün yapılan açıklamada, kaza geçiren askerlerin 220. Askeri Polis Tugayı mensubu oldukları kaydedildi. Felluce’de ise, Amerikan askeri aracının çarptığı Iraklı çocuk öldü. Irak’ın başkenti Bağdat’ın merkezinde, yabancı gazetecilerin kaldığı Aike Oteli’nde meydana gelen patlamada 1 kişinin öldüğü, 2 kişinin yaralandığı bildirildi. Amerikan NBC televizyonu ekibinin kaldığı oteldeki patlamada, ölen kişinin Somalili bir çalışan olduğu belirtildi. Irak polisi de, bombanın otelin yanında patladığını ve ölen kişinin bir koruma görevlisi olduğunu bildirdi.

Havan mermisi düştü: 7 ölü

Irak’ın Bakuba kentine ise bir havan mermisinin düşmesi sonucu, 7 sivil Iraklı’nın öldüğü bildirildi. Polis ve hastane kaynaklarına göre, olayda 13 sivil Iraklı da yaralandı.

Boru hattına saldırı

Kerkük-Becvan petrol boru hattına saldırı düzenlendi. Kerkük’ten Becvan’daki bir rafineriye gaz sevkıyatı yapılan boru hattına dün sabah saldırı düzenlendi. Saldırı sonucu boru hattında çıkan yangın, itfaiye ekipleri ve bölgedeki ABD askerleri tarafından kontrol altına alındı. Boru hattında soğutma işlemlerinin devam ettiği bildirildi.

Oryantalizm’in yazarı EDWARD SAİD ÖLDÜ

Eylül 26, 2003



Batı’nın doğu üzerindeki entelektüel hegemonyasını deşifre eden eserleriyle tanınan Filistinli Profesör Edward Said lösemi tedavisi gördüğü New York’taki bir hastanede vefat etti. Türkiye’de ilk olarak Oryantalizm adlı eseriyle tanınan Profesör Said 67 yaşındaydı.


20. Yüzyılın son önemli düşünürlerinden, özellikle Batı’nın doğu üzerindeki entelektüel hegemonyasını deşifre eden eserleriyle tanınan Filistinli Profesör Edward Said öldü. Said’in bağlı olduğu Knopf yayıncılıktan Shelly Wanger, 1990′lı yılların başından bu yana lösemi hastası olan Said’in, New York’taki bir hastanede 67 yaşında hayata veda ettiğini söyledi. Edebi metin eleştirmenliği de yapan Said, 1935 yılında Kudüs’te dünyaya geldi, yaşamının büyük bölümünü ABD’de geçirdi.

Eserlerinde Batı’nın doğu ve İslam dünyası üzerindeki hegemonyasını bütün yönleriyle gözler önüne seren Edward Said, Filistin’deki işgalin yanında kültür, müzik ve İngiliz edebiyatıyla ilgili konularda da kitaplar yayınladı. Said’in başta Oryantalizm ve Haberlerin Ağında İslam olmak üzere bir çok eseri de Türkçe’ye çevrildi. Oryantalizm’de, Batı’nın doğuya bakışındaki sömürgeci tutumu dile getiren Said, Haberlerin Ağındaki İslam’da, özellikle iletişim alanında, İslam dünyasına yönelik karalayıcı, yaftalayıcı medyatik tutumu inceledi. “The Question of Palestine”, “After the Last Sky”, “Musical Elaborations” ve “Cultural Imperialism” gibi eserlere imza atan Said, yazılarında işgalci İsrail’i eleştirdi.

Said, 2000 yılında Lübnan sınırında bir İsrail karakoluna taş atarak tartışmalara yol açmış, öğretim görevlisi olarak çalıştığı Columbia Üniversitesi, profesörü söz konusu eylemin yasaları çiğnemediği gerekçesiyle korumuştu. ABD’ye öğrenci olarak gelen Edward Said, 1957 yılında Princeton Üniversitesi’nden mezun olmuş, Harvard’da yüksek lisans eğitimi görmüş ve yine aynı üniversiteden profesörlük unvanı almıştı. Said, Columbia’nın yanı sıra Yale, Harvard ve Johns Hopkins üniversitelerinde ders veriyordu.

Gerilimin rektörleri

Eylül 26, 2003



Bazı YÖK yanlısı rektörlerin, hükümete Adnan Menderes ve Kubilay örnekleri vererek sataşması, bilimsel tartışmadan kaçış olarak yorumlandı. Rektörlerin tavrı ‘yakışıksız ve politik’ bulundu.



Bazı üniversite rektörlerinin akademik yıl açılışlarında YÖK Kanunu’nda değişiklik öngören yasa tasarısını eleştirirken kullandıkları üslup soru işaretlerine neden oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da, bu üsluba dikkat çekerek, eleştiri sınırlarının aşıldığını söylemesine de bazı rektörler ve CHP’liler tepki gösterdi. 12 Eylül döneminde çıkarılan ve yıllardır değiştirilmesi gerektiği ifade edilen YÖK Kanunu’nda değişiklik öngören tasarıya karşı rektörlerin yaptığı eleştiriler, “yakışıksız ve politik” bulundu.

Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı’nın, tasarıyla ilgili yaptığı açıklamada “Kubilay” olayına değinmesi politik bir tutum olarak değerlendirildi. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut’un da, Başbakan Erdoğan’ın önceki gün yaptığı konuşmayı değerlendirirken, “Adnan Menderes” benzetmesinde bulunması endişeyle karşılandı.

Bu ne biçim benzetme!

Başbakan Erdoğan, Kastamonu’da yaptığı konuşmada, bazı rektörlerin YÖK Yasa Taslağı’na karşı yaptıkları açıklamaları edep dışı bulduğunu belirterek, YÖK Yasası’nda şimdiye kadar 26 kez değişiklik yapıldığını hatırlatmış, “Bugüne kadar bunları yapılırken ses çıkmayanlar, şu andaki 59. Hükümet talebe cevap vermek için bu adımı atarken niye seslerini yükseltiyor? Birilerinin çıkarına çomak sokulduğu için. Olay bu” demişti.

Gazetelere demeç veren Prof. Alıcı, “Atatürkçü düşünce için gerekirse Kubilay gibi can veririz” derken, Prof. Akbulut, Erdoğan’ın sözlerini geri almasını isteyerek, “Başbakan Erdoğan da, rektörlere ‘kara cüppeliler’ diyen, ‘çanlarına ot tıkamakla’ tehdit eden Adnan Menderes gibi Türk yükseköğetim tarihine bir kara leke olarak geçeçek” demesi dikkat çekti.

Tepkinin nedeni rant mı?

Bazı rektörlerin gerginliğe yolaçabilecek sözleri soru işaretlerine neden oldu. Yasa taslağının TBMM’den geçerek yasalaşması durumunda bazı rektörlerin görev sürelerinin sona ermesi ve döner sermayeye yeni düzenlemeler getirilecek olmasının sözkonusu tepkilerle ilişkisinin bulunabileceği ifade ediliyor.

Rektörler Erdoğan’a çattı

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ile Çukurova Üniversitesi’nden dan yapılan açıklamalarda yine Başbakan Erdoğan eleştirildi. İÜ’den yapılan yazılı açıklamada, “Sayın Başbakan’ın üniversite rektörlerine yönelik sözleri üzüntü vericidir. Bu konuşma üslubu ile bir yere varılamayacağı, siyasal erkin gücünü kullanarak tehdit, baskı, dayatma, soruşturma, denetleme kıskaçlarıyla üniversiteleri ürkütüp, yıldırmanın mümkün olamayacağı açıktır” denildi.

Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yalçın Kekeç de yaptığı yazılı açıklamada, Erdoğan’ın, sözlerini, “talihsiz ve üzüntü verici” olarak nitelendirdi. Kekeç, üniversitelerin, evrensel akademik değerlere kavuşturulmasını ve siyasi erkin etkisi altına alınmak istenmesine karşı çıkılmasını “edep dışına çıkmak” şeklinde tanımlanmanın anlaşılamaz olduğunu belirterek, “Sayın Başbakan, ‘ortalığı germeyeceğiz’ diyor. Rektörleri edep dışı davranmakla suçlaması, gerginlik yaratmanın ta kendisidir” ifadelerine yer verdi.

Türkiye’nin ilk mini uydusu yola çıkıyor

Eylül 26, 2003

TÜBİTAK Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü’nün (BİLTEN) projesiyle üretilen Türkiye’nin ilk mini alçak irtifa uydusu BİLSAT, bu sabah Rusya’dan fırlatılacak.

Türkiye’nin ilk mini uydusu, 12 metre ve 26 metre çözünürlükte dört bantlı kameralar taşıyacak. Bu sayede, uydudan; şehircilik, kaçak yapılaşmanın tespiti, tarım, çevre, ormancılık, haritacılık ve tabii afetlerin sebep olduğu hasarın değerlendirilmesi gibi amaçlarla yararlanılabilecek.

BİLTEN Müdürü Prof. Dr. Erol Kocaoğlan’ın verdiği bilgiye göre, İngiltere Surrey Üniversitesi’nin Satellite Teknology Limited (SSTL) şirketiyle yürütülen çalışmalarla üretilen mini uydu, kendisini uzaya taşıyacak olan Cosmos 3 roketine monte edildi ve son kontrolleri yapıldı. Hava şartlarının uygun olması halinde uydu Rusya’nın Plesetsk kasabasındaki askeri üsten bugün saat 09.07’de fırlatılacak. Fırlatma işleminin yaklaşık 20 dakika sürmesi bekleniyor. Uydunun yörüngeye oturtulmasının ardından, yaklaşık 1 aylık süre içinde uydunun kontrolü ODTÜ’deki BİLTEN’e devredilecek. Uydudan elde edilecek veriler, TÜBİTAK BİLTEN’de kurulan uydu yer istasyonuna indirilecek. Ankara aa

Uzanlar 99 şirketi, çaycılara ve güvenlik görevlilerine devretmiş

Eylül 26, 2003

Uzanlar’ın şirket devirleri sırasında evraklar üzerinde sahtecilik yaptıklarının belgelendiği belirtildi. Mali Şube Müdürlüğü tarafından Kriminal Şubesi’ne gönderilen evraklardaki birçok imzanın sahte olduğu tespit edildi.

Mali Şube Müdürlüğü’nün Uzan ailesine ait 99 şirkette yaptığı incelemeler sonunda bu şirketlerin çalışan 152 kişiye devredildiği belirlendi. Bunun üzerine hafta başından itibaren Uzan ailesine ait şirketleri hisse devri ile üzerlerine geçiren kişilerin Mali Şube Müdürlüğü’nde ifadeleri alınmaya başlandı. Mali Şube Müdürlüğü’nde şimdiye kadar sözde şirket sahibi 76 kişinin ifadesi alındı. Uzanlar’ın şirket devri yaptığı kişiler arasında, güvenlik görevlisi, çaycı, teknik kısım çalışanları ve şoförlerin bulunduğu belirtildi. Soruşturma kapsamında ifadelere ise ilginç sözler yansıdı. Şirket sahibi olan güvenlik görevlileri, silah ruhsatı ile ilgili imza attıklarını söylerken, bir kısım çalışanın bordrolarını aldıkları için imza attıklarını zannettikleri, kiminin ise işten atılırız korkusuyla kendilerine verilen evrakları imzaladıkları belirlendi.

Hisse devri ile ilgili olarak sürdürülen soruşturma kapsamında Mali Şube tarafından el konulan evraklar da incelenmek üzere Kriminal Polis Laboratuvarı’na gönderilmişti. Kriminal Polis Laboratuvarı Gragoloji ve Sahtecilik Şube Müdürlüğü’nde incelenen evrakların bir bölümündeki imzaların sahte olduğu tespit edildi. Şirket devirleri sırasında Bahattin Uzan’a ait olduğu kaydedilen imzaların da sahte olduğunun tespit edildiği kaydedildi. İfadelerin ve kriminal incelemelerin tamamlanmasının ardından hazırlanan dosyanın Şişli Cumhuriyet Savcılığı’na gönderileceği kaydedildi.

Bakan Çelik: Rektörler özür dilesin

Eylül 26, 2003

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kastamonu’da söylediği sözler nedeniyle ‘özür dilemesine gerek olmadığını, esas özür dilemesi gerekenlerin, bir siyasi parti mensubu gibi hükümeti eleştiren bilim adamı kisvesindeki kişiler’ olduğunu söyledi.

Bakan Çelik, Yükseköğretim Yasa Taslağı ile ilgili görüşlerini almak üzere Prof. Dr. Engin Bermek başkanlığındaki Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) konsey üyelerini kabul etti. Görüşmenin ardından YÖK tartışmalarına ilişkin soruları cevaplayan Çelik, rektörlerle diyalog sürecinin süreceğini ve köprülerin atılmadığını açıkladı. Çelik, Başbakan Erdoğan’ın, ‘bazı rektörlerin edebe sığmayacak şekilde eleştirilerde bulunduğu yönündeki sözlerinin tüm rektörlere değil, maksadını aşanlara yönelik olduğunu’ vurguladı. ‘Hududu aşan’ sözler sarf edildiği zaman Sayın Başbakan’ın veya yetkili olan kendilerinin bu söylenenler karşısında susması ve sineye çekmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Çelik, milletin seçtiği hükümeti, hiç kimsenin karalamaya hakkı olmadığını söyledi. Çelik, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı’nın ‘Hepimiz Kubilay olmaya hazırız.’ sözlerinin bugün için kesinlikle anlamlı olmadığını düşündüğünü ifade etti. Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun Başbakan’ı ‘gafillikle suçladığının’ hatırlatılması üzerine ise Çelik, Alemdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunulacağını açıkladı.

‘Üniversitelerin siyasal iktidarın hegemonyasına girmesinden şikayet edenlerin, siyasal bir üslup kullanmaya hakkı olmadığını’ vurgulayan Çelik, “Birileri siyaset yapmak istiyorsa, bir siyasi partinin çatısı altında siyaset yapar. Ama siyasi bir hüviyetiniz yoksa, siz siyasi hüviyetiniz varmış gibi konuşamazsınız.” diye konuştu.

‘Güçlerini koltuklarından alıyorlar’

Adalet Bakanı Cemil Çiçek, YÖK tartışmasının yanlış zeminde yapıldığını söyledi. Son zamanlarda bir kısım kamu görevlilerinin emekliliklerine yakın ağzına ne geliyorsa söylemeleri geleneği oluştuğunu belirten Çiçek, “Bunlar güçlerini koltuklarından alıyor. Koltukları gittiği zaman güçleri kalmıyor. Kamu görevlisinin neyi, nerede ve nasıl konuşacağını bilmesi lazım. Bunlar bize bir şey kazandırmıyor.” dedi. Çiçek, bugün üniversitelerin probleminin ‘kalite’ olduğuna dikkat çekti.

Sonraki Sayfa »