Cinayet Devleti İsrail

Ağustos 30, 2003

İsrail işgal devleti, Filistin halkının bağımsızlık ve hak mücadelesini yıpratmak amacıyla hızlandırdığı cinayet politikasını güdümündeki medya organları vasıtasıyla bütün dünya kamuoyuna meşru kabul ettirmeye çalışırken saldırılarını da sürdürüyor. HAMAS’ın tanınmış siyasi önderlerinden İsmail Ebu Şenneb’in şehit edildiği tarihten buyana sadece Gazze bölgesinde 11 Filistinli Şaron saldırılarında şehit edildi. Bu cinayetlerin birçoğu da Amerika’nın İsrail’e özel ikramı Apaçi tipi helikopterlerle düzenlenen hava saldırılarıyla gerçekleştirildi. Şehit edilen 11 kişinin sekizini HAMAS’ın askeri kanadına mensup mücahitler oluşturuyor. Üç kişi de saldırılara hedef olan bölgelerde dolaşan vatandaşlardan. Bu tür saldırılarda Gazze bölgesinde son olarak da HAMAS’ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri’nin ileri gelenlerinden Hamdi Adnan Kelah şehit edildi.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

İsrail Başbakanları Sıkıntılı

Ağustos 30, 2003

İsrail’in ünlü gazetelerinden Maariv geçtiğimiz günlerde, daha önce İsrail başbakanlığı yapmış iki kişiyle şu anki başbakan Şaron’un başını ağrıtan olaylarla ilgili önemli haberlere yer verdi. Bunlardan biri eski başbakan Şimon Perez’le ilgiliydi. Perez’in ailesi onun sekseninci doğum yıldönümü kutlaması için hazırlanırken polis torunlarının bir motorsiklet çaldığını haber veriyordu. Perez ailesi hırsızlık olayı hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Ama belli ki maddi sıkıntısı olmayan torun bu işi zevk için yapmıştı. İkinci önemli sıkıntı yine eski başbakan Ehud Barak’ın ailesinde yaşandı. Barak 34 yıllık eşi Nafa’yı boşadı. Bu boşanma olayıyla ilgili olarak bir İsrailli ilginç yorum yaptı: “Barak eğer 34 yıl sonra doğru karar verdiğine inanıyorsa, geçen 34 yıllık süre içinde devletle ve siyasetle ilgili hayati kararları hakkında acaba ne düşünüyor?” Şu anki İsrail başbakanı Şaron’un en çok başını ağrıtan olay ise kendisinin ve bazı aile fertlerinin rüşvete ve yolsuzluklara bulaştıklarının ortaya çıkması.



Kaynak:www.vahdet.com.tr

YÖK, halka yük

Ağustos 30, 2003



TESOB Başkanı Halil İbrahim Kalfaoğlu, başta Kemal Gürüz olmak üzere, bugünkü YÖK yöneticilerinin mücadelesinin, koltuk mücadelesi olduğunu söyledi.



Trabzon Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği Başkanı (TESOB) Halil İbrahim Kalfaoğlu, baskıcı ve antidemokratik uygulamalarıyla eleştirilere maruz kalan YÖK’ün kökten değiştirilmesini isteyenlerin başında, demokratik bir ortamda bilimsel çalışmalarını yürütmek isteyen akademisyenlerin ve mevcut üniversite yönetimlerinin gelmesi gerektiğini söyledi.

YÖK’ün, üniversitelerin, akademisyenlerin ve halkın sırtında bir ‘yük’ olduğunu belirten Kalfaoğlu, şu görüşlere yer verdi; “Bugünkü YÖK yöneticilerinin, başta Kemal Gürüz olmak üzere en büyük mücadelesi koltuk mücadelesidir. Nasıl ki, bir kısım siyasi ve bürokrat arpalık olarak kullandıkları KİTílerin özelleştirmesine karşı ise, YÖK Başkanı Kemal Gürüz de, ağalığını yaptığı YÖK’ün yeniden yapılandırmasına karşıdır. Üniversiteler asli görevi sanayi, iş dünyası ve toplum ile ilişkileri geliştirmeyi bir tarafa bırakmış, bünyelerine kurdukları ikna odalarıyla akademisyenlerin siyasi fikirleri ve öğrencilerin kılık ve kıyafetleriyle ilgilenir olmuşlardır” dedi.

“YÖK yeniden yapılanmalı”

TESOB Başkan Kalfaoğlu, üniversitelerin bölümleri ve bölümlere alınacak olan öğrencilerin kontenjanları belirlenirken, arz talep dengeleri dikkatine alınarak bir bilimsel yöntem izlenmediğini vurguladı. Kalfaoğlu, “Gençler yetenekleriyle ilgili bölümlere giremiyor. Oysa herkes yeteneklerine, bilgi ve kabiliyetine göre istediği bölümde okuyabilmelidir. YÖK, en kısa sürede yeniden yapılandırılmalı, üniversite özerkliğini güçlendirilmeli, bu kurumların verimliliği artırılmalı, üniversite ile sanayi ve toplum ilişkilerini geliştirecek çalışmalar yapılmalıdır” diye konuştu.

  • NESLİHAN HACISALİHOĞLU/TRABZON
  • YÖK, halka yük

    Ağustos 30, 2003



    TESOB Başkanı Halil İbrahim Kalfaoğlu, başta Kemal Gürüz olmak üzere, bugünkü YÖK yöneticilerinin mücadelesinin, koltuk mücadelesi olduğunu söyledi.



    Trabzon Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği Başkanı (TESOB) Halil İbrahim Kalfaoğlu, baskıcı ve antidemokratik uygulamalarıyla eleştirilere maruz kalan YÖK’ün kökten değiştirilmesini isteyenlerin başında, demokratik bir ortamda bilimsel çalışmalarını yürütmek isteyen akademisyenlerin ve mevcut üniversite yönetimlerinin gelmesi gerektiğini söyledi.

    YÖK’ün, üniversitelerin, akademisyenlerin ve halkın sırtında bir ‘yük’ olduğunu belirten Kalfaoğlu, şu görüşlere yer verdi; “Bugünkü YÖK yöneticilerinin, başta Kemal Gürüz olmak üzere en büyük mücadelesi koltuk mücadelesidir. Nasıl ki, bir kısım siyasi ve bürokrat arpalık olarak kullandıkları KİTílerin özelleştirmesine karşı ise, YÖK Başkanı Kemal Gürüz de, ağalığını yaptığı YÖK’ün yeniden yapılandırmasına karşıdır. Üniversiteler asli görevi sanayi, iş dünyası ve toplum ile ilişkileri geliştirmeyi bir tarafa bırakmış, bünyelerine kurdukları ikna odalarıyla akademisyenlerin siyasi fikirleri ve öğrencilerin kılık ve kıyafetleriyle ilgilenir olmuşlardır” dedi.

    “YÖK yeniden yapılanmalı”

    TESOB Başkan Kalfaoğlu, üniversitelerin bölümleri ve bölümlere alınacak olan öğrencilerin kontenjanları belirlenirken, arz talep dengeleri dikkatine alınarak bir bilimsel yöntem izlenmediğini vurguladı. Kalfaoğlu, “Gençler yetenekleriyle ilgili bölümlere giremiyor. Oysa herkes yeteneklerine, bilgi ve kabiliyetine göre istediği bölümde okuyabilmelidir. YÖK, en kısa sürede yeniden yapılandırılmalı, üniversite özerkliğini güçlendirilmeli, bu kurumların verimliliği artırılmalı, üniversite ile sanayi ve toplum ilişkilerini geliştirecek çalışmalar yapılmalıdır” diye konuştu.

  • NESLİHAN HACISALİHOĞLU/TRABZON
  • Sosyal tesis değil rektörün çiftliği!

    Ağustos 30, 2003

    20’ye yakın rektörün gizlice CHP’li milletvekilleriyle buluşmasına sahne olan Edirne Enez’deki İstanbul Üniversitesi Sosyal Tesisleri, dikkatleri üniversiteye bağlı sosyal tesislere çevirdi. Aralarında Enez Sosyal Tesisleri’nin de bulunduğu, İÜ’nün tesisleri ile ilgili çok sayıda usulsüzlük iddiasının geçtiğimiz dönemde kurulan TBMM YÖK Araştırma Komisyonu raporlarına kadar girdiği ortaya çıktı.
    SOSYAL TESİS VURGUNUNA SORUŞTURMA
    Gizli toplantılar için kullanıldığı CHP-Rektörler buluşmasıyla gündeme gelen Enez Sosyal Tesisleri’nin de dahil olduğu tesislerden elde edilen 1996, 1998 ve 1999 yılı gelirleriyle ilgili usulsüzlük tespit edilmiş. TBMM YÖK Araştırma Komisyonu, sosyal tesislerdeki usulsüzlükler ile ilgili soruşturma açılması teklifinde bulunmuş.
    SOSYAL TESİSLERDE YASADIŞI TOPLANTILAR
    İÜ’nün en tartışmalı sosyal tesisi İstanbul’da bulunan Baltalimanı Sosyal Tesisleri’ydi.
    Çok sayıda, aşırı sol grubun toplantılarını gerçekleştirdiği sosyal tesislerde, emniyet kayıtlarında yer almadığı için faaliyetleri illegal olarak kabul edilen Sivil Toplum Kuruluşları Birliği isimli kuruluş sık sık toplantı düzenliyordu. Baltalimanı Sosyal Tesisleri’nde yemek skandalı da patlak vermişti. 300 kişiye yemek verilmesine rağmen 4105 kişiye yemek verilmiş gibi gösterilerek, üniversite katma bütçesinden para ödenmişti. Bu iddia da YÖK Komisyonu raporuna girmesine rağmen, sorumlular hakkında hiçbir işlem yapılamamıştı

    Fakir çocuklar, Sezer’e rağmen “özel” okuyacak

    Ağustos 30, 2003

    Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Türkiye’de özel sektörün de eğitim alanında faaliyette bulunduğunu belirterek, ‘’Ancak Türkiye’deki statükocu ve devletçi anlayış buna direniyor’’ dedi. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, ATO’nun ‘’Ankara’da kalemsiz deftersiz öğrenci kalmayacak’’ sloganıyla başlattığı ‘’1 milyon defter-1 milyon kalem’’ kampanyası için düzenlenen basın toplantısına katıldı.
    ATO Başkanı Sinan Aygün’ün makamında gerçekleştirilen toplantıda bir açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Çelik, özel okulların ücretsiz öğrenci okutmalarına ilişkin gazetecilerin sorularını cevapladı.
    Bakan Çelik bir soru üzerine özel okullarla Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılacak ücretsiz öğrenci okutmaya yönelik sözleşmelerin bir yıllık yapılacağını bildirdi.
    Daha önceki ücretli sistemde öğrencilerin 5 il tercih hakları bulunduğunu, ancak öğrencilerin öncelikle kendi bulundukları yerleri tercih ettiklerini hatırlatan Çelik, çünkü bakanlık olarak bu çocuklara yurt ve barınma sözü vermediklerini hatırlattı.
    Bir başka soru üzerine de özel okulların 10 bin çocuğu ücretsiz okutmaya talip olduklarını kaydeden Bakan Çelik, ancak bakanlık olarak bu işi tesadüfe bırakmadıklarını, 2003-2004 öğretim yılında hangi özel okul ne kadar ücretsiz öğrenci okutmaya talipse bunu Milli Eğitim Bakanlığı’na taahhüt etmelerini istediklerini hatırlattı. Çelik, bu doğrultuda özel okullara taahhütname gönderdiklerini, onların da bu taahhütnameleri doldurarak bakanlığa geri yolladıklarını söyledi.
    7 Eylül’e kadar gelecek taahhütler doğrultusunda ücretsiz okutulacak öğrenci sayısının 10 bini geçebileceği gibi bu rakamın altında da kalabileceğini belirten Çelik, yapılacak sınav sonucunda başarılı öğrencilerin yerleştirmelerinin yapılacağını söyledi. Bir gazetecinin ‘’Yani devlet özel okullara hiçbir şey ödemeyecek mi?’’ sorusuna Bakan Çelik, ‘’Şimdilik ödemeyecek’’ diye cevap verdi.
    Gazetecilerin yasanın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması halinde bu öğrencilerin durumunun ne olacağına ilişkin sorusu üzerine de Bakan Çelik, şunları kaydetti: ‘’Özel okullar, (biz bu öğrencileri 2003-2004 öğretim yılında ücretsiz okutmaya talibiz) demişlerdir. Biz de bu çocukları göndermişiz. Ama daha sonra yasa çıkar, bu uygulamanın yasal altyapısı hazırlandıktan sonra farklı bir uygulama olur mu olmaz mı, o zamanki iştir. Eğerle, meğerle, şayetle iş yapmıyoruz. Şu andaki vaziyet bu.’’

    ABD: Türk askeri istiyoruz

    Ağustos 30, 2003

    Washington’daki Türk Silahlı Kuvvetler Ataşeliği’nin 30 Ağustos Zafer Bayramı vesilesiyle düzenlediği resepsiyona katılan ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Richard Myers, Türkiye’den asker taleplerini tekrar ettiler. Myers, ‘’Irak’ta kesinlikle Türk askeriyle çalışmak isteriz, ancak karar Türkiye’nin’’ derken, Wolfowitz, Türkiye ile ABD’nin Irak’ın başarısına aynı yaklaşımla baktığını söyledi. Seçkin bir davetli grubunun katıldığı resepsiyona daha önce gelen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Myers, Türk askerinin Irak’ta muhtemel görevlendirilmesine ilişkin son gelişmelerin sorulması üzerine, ‘’Buna ben değil, Ankara’daki meslektaşlarım ve Türk hükümeti karar verecek’’ dedi.
    Myers, ‘’Irak’ta Türk askeriyle çalışmak istiyor musunuz?’’ sorusuna da, ‘’Tabii, kesinlikle’’ cevabını verdi.



    Orgeneral Myers, Irak’taki tehlikelere işaret ederek, durumun iyileştirilmesine uluslararası katkı sağlanmasının önemini vurguladı.
    Myers, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğini nasıl gördüğünün sorulması üzerine de, ‘’Ülkelerimiz arasında uzun bir zamandır stratejik bir ortaklık mevcut. Ben, ilişkilerimizin geleceğini çok iyi görüyorum’’ dedi.
    Resepsiyona daha sonra katılan Wolfowitz de, gazetecilere kısa açıklamasında, ‘’Türkiye, Irak’ın başarıya ulaşması gerektiği konusunda, ABD ile aynı iradeyi paylaşıyor’’ dedi. Wolfowitz, geleceğe bakarken de iyimser olduğunu söyledi. Wolfowitz ve Myers’in, resepsiyonda bir saatten fazla kaldıkları gözlendi.
    Resepsiyona, ABD Deniz Kuvvetleri Bakanlığı’na vekalet eden Hansford Johnson da katıldı.
    Bu arada, resepsiyona evsahipliği yapan Türk Silahlı Kuvvetleri Ataşesi Hava Tuğgeneral Orhan Uğurluoğlu, Türkiye’de yeni bir göreve atandığı için, Washington’daki görevini Hava Tuğgeneral Beyazıt Karataş’a devrediyor.
    ABİZAİD DE ASKER İSTEDİ
    Bu arada, Irak’taki Amerikan kuvvetlerinin komutanı General John Abizaid de, Irak’a çok daha fazla yabancı asker gönderilmesini istedi. New York Times gazetesine demeç veren CENTCOM Komutanı Abizaid, ‘’İttifakımıza çok daha geniş uluslararası katılım gerekli. Türkiye ve Pakistan gibi Müslüman ülkeleri başta olmak üzere diğer ülkelerden gelecek asker sayısı artmalı’’ diye konuştu.
    Kamuoyunun görüşünün küçümsenmemesi gerektiğini belirten Amerikalı general, Müslüman memleketlerden Irak’a asker gönderilmesinin, siyasi soruna yolaçarak, hükümetlerin başını ağrıtabileceğini de itiraf etti.
    Abizaid, ‘’Türkiye ve Pakistan’daki siyasi aktörlerin, Irak’ta ABD’nin piyonu olmayacaklarına, tersine orada uluslararası topluluk adına rol üstleneceklerine inanmaları gerektiğini’’ belirtti.

    İsrail’in nükleer gücü ilk kez masada

    Ağustos 30, 2003

    Ortadoğu’da İsrail’e yönelik tartışmaların ana konularından biri olan bu ülkenin nükleer programı ilk kez uluslararası bir konferansta masaya yatırılıyor.



    Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) eylül ayında Vietnam’da düzenleyeceği konferans sırasında İsrail’in nükleer kabiliyetlerinin de tartışılacağı bildirildi. ‘Wold Tribune’ adlı haber sitesine açıklama yapan diplomatik bir kaynak, “İsrail’in nükleer kabiliyetleri ve tehditleri” başlıklı konunun 15–19 Eylül arasında gerçekleştirilecek UAEA’nın genel konferansının gündemine alındığını belirtti. Aynı kaynak, UAEA’nın on yıllardan beri ilk kez İsrail’in nükleer programını bir genel konferansının gündemine aldığını vurguladı. Diplomatik kaynaklar, İsrail’in nükleer programının tartışılması teklifinin Arap Birliği üyesi ülkelerden geldiğini ve Umman tarafından sunulduğunu söyledi. Vietnam’daki konferans sırasında İran’ın nükleer programının ve ABD’nin ‘Tahran’ın nükleer silahlar geliştirdiği’ yönündeki suçlamalarının da görüşüleceği belirtiliyor. İran ve Arap ülkeleri, hem Washington’ı hem de UAEA’yı İsrail’in nükleer programını neden gündeme getirmedikleri konusunda eleştirerek çifte standart uygulamakla suçluyordu.

    Arap Birliği’nin son zirvesinde, İsrail’in 300’e yakın nükleer savaş başlığına sahip olduğu belirtilmişti. Birlik, İsrail’in hidrojen bombası üretebilecek bir seviyeye ulaşmış olduğunu da vurgulamıştı. Arap Birliği’nin Vietnam’daki konferans sırasında İsrail’in nükleer programları konusunda bir rapor dağıtmayı planladığını ifade eden diplomatik kaynaklar, Arap ülkelerinin, bu ülkenin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nı imzalaması çağrısında da bulunacaklarını kaydetti. Dış Haberler Servisi

    ‘Irak Şiilerinin Humeynisi’ 8. suikastta öldü

    Ağustos 30, 2003

    Irak’ın önde gelen Şii liderlerinden El Hekim, cuma namazı sonrası Necef’teki Hz. Ali türbesi önünde meydana gelen patlamada öldü. Olayda 82 kişi hayatını kaybederken, 220’den fazla yaralı var. Sürgündeki El Hekim, Saddam’ın devrilmesinden sonra Irak’a dönebilmişti.



    Irak’ın en önemli Şii merkezi Necef’te Hz. Ali’nin türbesi önünde meydana gelen patlamada önde gelen Şii lider Muhammed Bagır el Hekim’le birlikte en az 82 kişi öldü. Cuma namazı sonrası meydana gelen patlamada 220’den fazla kişi de yaralandı. Facia, El Hekim’in aracına yerleştirilen bombanın infilakı sonucu meydana geldi. Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (IİDYK) lideri El Hekim’in yeğeni Muhsin Hekim, amcası ve maiyetinin cuma sonrası araçlarına doğru yürüdükleri sırada arkalarındaki 2 aracın infilak ettiğini söyledi.

    IİDYK’nın Londra temsilciliği, saldırının Şii hiziplerin değil, Saddam yanlılarının veya radikal grupların eylemi olabileceğini kaydetti. Saldırıyla ilgili olarak Irak Şii toplumu üzerinde iktidar mücadelesi sürdüren El Sadr grubundan da şüphe ediliyor. Pazar günü de El Hekim’in amcası Muhammed Said, bir suikast girişiminden yaralı kurtulmuştu.

    Dünkü kanlı saldırıdan sonra Necef’te protesto gösterisi düzenleyen halk, Amerikan askerlerinin ülkeyi terk etmesini istedi. IİDYK’nin silahlı kanadı Bedir Tugayı’ndan bazı savaşçılar da Bağdat’tan Necef’e doğru yola çıktı. Geçici konsey üyesi Şii lider Ahmet Çelebi de ABD güçlerini bölgenin güvenliğini sağlamamakla suçlarken, saldırının ülkede ‘mezhep ayrılığı’ oluşturmaya çalışan Saddam yandaşlarının işi olduğunu savundu.

    İran’da 23 yıl sürgün yaşadıktan sonra mayıs ayında Irak’a dönen El Hekim’in lideri olduğu IİDYK ile Mukteda el Sadr’a bağlı grup, Irak’ın yüzde 60’ını oluşturan Şiileri kendi çatısı altında toplamak için mücadele ediyor. Sadr grubu, El Hekim grubunu, ABD’yi desteklemekle suçluyor. El Hekim’in kardeşi, Irak Geçici Yönetim Konseyi’nde yer alırken, Sadr grubu konseyde yer almayı reddetmişti. Saldırının ardından Irak ve İran’da 3 gün yas ilan edildi.

    Bütün dünyada nefretle kınanan saldırı dolayısıyla derin üzüntü duyduğunu belirten Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “İşler rayına oturmuşken, bu tür olaylar Irak için son derece kaygı verici.” dedi. Saldırıyı kınayan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Iraklılara kuvvetle destek olmaya devam edeceğini vurguladı. Amerikan yönetimi de eylemi kınarken, Pentagon, olay esnasında “kutsal mekanlara saygı sebebiyle” Necef’te hiç koalisyon askeri bulundurulmadığına dikkat çekti.





    Şii lider El Hekim, Baas rejimiyle mücadelesi nedeniyle “Irak’ın Humeynisi’’ olarak görülüyordu. Bu benzetmeden hoşlanmayan El Hekim, Humeyni’ye benzetilmekten hoşlanmadığı için kendisini “İslam devriminin sıradan bir neferi’’ olarak tanımladı.

    Peygamber soyundan geldiği iddiasında olduğu için siyah sarıkla dolaşan 64 yaşındaki ılımlı siyasetçi El Hekim, Amerikan ordusunun en kısa sürede çekilmesini istiyor, ancak ABD ve İngiltere’yle işbirliğinden de geri kalmıyordu. Bu işbirliğinin bir göstergesi olarak diğer Şii grupların meşruiyetini reddettiği Geçici Irak Yönetim Konseyi’nde üye olan kardeşi aracılığıyla temsil ediliyordu.

    1955 ile 1970 arasında Şii dünyasının ruhani lideri Büyük Ayetullah Muhsin el Hekim’in oğlu olan Muhammed Bagır el Hekim, 1980’de, yoldaşı Ayetullah Muhammed Bagır El Sadr, Baas rejimince katledilince İran’a kaçtı. 1983’te Irak polisi sülalesinden 125 kişiyi tutukladı, bunların 29’unu öldürdü. Kardeşi Seyid Mehdi Hekim, Saddam’ın ajanlarınca 1988’de Sudan’da öldürüldü. Son 23 yılda 7 suikast girişiminden kurtulan El Hekim, IİDYK’yı 1982’de kurdu, örgütün başına 1984’te geçti, aynı yıl örgüt bünyesinde Bedir Tugayı adıyla halen Irak’ta varlığını koruyan 10–15 bin kişilik silahlı güç oluşturdu. Dış Haberler Servisi

    İmam Hatiplere öğrenci akını var

    Ağustos 29, 2003

    KONYA/ İmam Hatipliler Vakfı (TİMAV) Genel Başkanı Mehmet Emin Parlaktürk, ulusal bir gazetede çıkan imam hatip liselerine promosyonla kayıt yaptırılması haberinin yanlış olduğunu söyledi.



    İmam Hatipliler Vakfı Genel Merkezi’nde ‘Her aileden bir öğrenci İmam Hatip Lisesi’ne kampanyasının tanıtımını yapan Parlaktürk, kayıtta ilk günler olmasına rağmen Konya İmam Hatip Lisesi’ne kaydedilen öğreci sayısının 400′ü geçtiğini belirtti.



    İmam hatip liselerine kayıt yaptıran ve maddi durumu iyi olmayan öğrencilerin yurt, barınma, kitap, kırtasiye ve giyecek ihtiyaçlarını vakıf ve okul-aile birliği olarak karşıladıklarını belirten Parlaktürk, “İmam Hatipler promosyonla kayıt yaptırıyor haberi yanlış ve asılsızdır. Bizim maddi yardımlarımız zaten bilinen birşeydir. İmam Hatiplerdeki öğrencilerimiz ailelerin yardımıyla okutuluyor. Bugüne kadar maddi desteklerle okutuldu, bundan sonra da böyle olacak. Bunlar yeni duşmuş ki günaydın diyorum.” dedi.



    Parlaktürk, şunları söyledi: “Kampanya ile toplumum ilerlemesi, gelişmesi için maddi ve manevi fertlere ihtiyaç var. Bu fertlerin yetişmesi ailelerden başlayacak ve en başarılı eğitim kurumu olan İmam Hatip Liseleri’nde devam edecek.” (cihan)

    ABD, Irak’taki direnişi Müslüman askerlerle kırmaya çalışıyor

    Ağustos 29, 2003

    WASHINGTON/ ABD’nin saygın gazetelerinden The Washington Post’un bugünkü Irak konulu başyazısında, ABD’nin Irak’ta BM’nin bir şekilde devreye girmesini kabulü durumunda, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerin, onbinlerce ”yetenekli” askerini Irak’a göndermesinin kolaylaşacağı belirtildi.



    Gazetenin başyazısında, Başkan George Bush’un, savaştan sonra Irak’ın yeniden kurulması işleminin önceden sanıldığı gibi hiç de kolay ve ucuz olmayacağını sonunda fark ettiği, ancak bunun pratiğe dönüştürülmesi gerektiği vurgulandı.



    The Washington Post’un başyazısında şöyle denildi:



    ”Bugün Iraklılardan Amerikan askerlerine ve ülkeyi ziyaret eden kongre üyelerine kadar hemen herkes, Irak’ın istikrara kavuşturulması için yeterli asker, polis ve sivil yönetici bulunmadığının farkında. Ancak Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, bu gerçeği inkar ediyor.



    Irak’ın Amerikalı yöneticisi Paul Bremer da kuşkuyla (yetkimin bir bölümü BM’ye devredilse Irak’ta sokakta ne fark edecek ki) diye soruyor.



    Hemen bir yanıt verelim: BM’nin Irak’ta devreye girmesi, Türkiye, Hindistan ve Pakistan’dan onbinlerce yetenekli askerin Irak’a gelmesini, Avrupa ve Arap ülkelerinden ülkenin yeniden imarı için milyarlarca dolarlık bağışın akmasını kolaylaştıracak.



    Ancak ABD yönetimindeki bazı isimler için, acı veren Amerikan kayıpları artarken bile, Irak’ta istikrar ve demokrasiden çok ABD’nin tek yanlı kontrolü, temel hedef haline gelmiş durumda.”



    Gazete, Başkan Bush’a, bu ortamda, yaratıcı politikalar ve ABD’nin çıkarlarını zedelemeyecek şekilde BM’nin bir şekilde Irak’ta devreye sokulması için çaba göstermesi çağrısında bulundu. (aa)

    ABD, Irak’ı 4′e bölünüyor

    Ağustos 29, 2003

    ABD, Irak’ı; kuzey, Bağdat, Necef ve Basra olmak üzere dört eyalete ayırıyor. Eyaletler içişlerinde bağımsız olacaklar, merkez ise yine Bağdat.

    Irak’ta güvenliği sağlama yönünde yoğun çaba içinde bulunan ABD yönetiminin, bir yandan da Irak’ın siyasi ve idari yapılanması için yeni bir plan hazırlığı içinde olduğu ortaya çıktı. Tercüman, ABD’nin, Irak’ta etnik olmayan coğrafi esaslara göre şekillenecek yeni idari yapılanma planının ayrıntılarına ulaştı. Washington yönetiminin, “gizli kalması” koşuluyla, Kürt, Şii, Sünni ve Türkmen yetkililerin bilgilendirdiği plan, Irak’ın Kuzey Eyaleti, Bağdat Eyaleti, Necef ve Basra Eyaletleri olmak üzere Merkezi yönetime bağlı dört ana eyaletle yönetilmesini öngörüyor. ABD Planı’na göre Kuzey Eyaleti, 1974 yılında yürürlüğe giren “Irak Kürdistanı Özerklik Yasası” temelinde yapılandırılacak. Kuzey Eyaleti, Sünni Araplar ile Türkmenler’in yoğunlukta olduğu Tıktrit, Musul ve Kerkük’ü de kapsayacak. Bölgenin sınırı Bağdat’ın hemen kuzeyinden geçecek.

    YÜZDE 50′DEN AZ

    Irak’ın kuzeyinin sınırlarının genişlemesiyle Kürtler bölgede çoğunluk olma özelliğini de yitirecek. Bu sınırlar içinde Kürtler, toplam nüfusun yüzde 50’sinin altında kalacak. Birinci Körfez Savaşı’nın ardından İncirlik’te konuşlu Çekiç Güç tarafından korunan bölge de Kuzey Eyaleti sınırları içinde yer alacak, ancak nüfusa bağlı olarak yapılması planlanan kamu atamalarında, Kürtler kadar bölgeki Türkmenler’in, Sünni Araplar’ın ve Asuriler’in de ağırlığı olacak. Halen süren uygulamada ise Irak Kürdistanı olarak adlandırılan kesimde, bu bölgeye mücavir alanlardaki yerleşim birimlerinde Kürt grupların idari yapılanmaları bulunuyor. Irak Kürdistanı içinde yer almayan ve Türkmenler’in çoğunlukta olduğu Kerkük’ün yönetiminde bile Kürt gruplar ağırlık taşıyor. Bölgeden Ankara’ya ulaşan bilgilere göre ise ABD Planı’na Iraklı Kürt grupların liderleri sıcak bakmıyor. Ancak halen geçici yönetim konseyinde yer almalarından dolayı, ABD’yi karşılarına alacak tavır içine girmekten çekiniyorlar.

    MERKEZ BAĞDAT

    ABD Planı, eyaletlerin eğitim, kültür, sağlık ve benzeri konularda içişlerinde özerk olmasını öngörürken, enerji kaynaklarının idaresini bütün grupların temsil edileceği merkezi yönetime bırakacak. Petrol gibi doğal kaynaklardan elde edilen gelir, oluşturulacak dört ana eyalet arasında eşit paylaştırılacak. Plan, gelişmelere göre, her eyaletin özellikle dini konuları da kapsayan bir şekilde içişlerinde kısmi özerk olmasını öngörürken, eyaletlerin maliye ve dış ilişkiler konusunda Merkezi yönetime bağlı olmasını öngörüyor. Plana göre Irak’ta tek ve merkeze bağlı bir ordu olacak. Kurulacak orduya her etkin ve dini grup asker verecek. Irak’ın tüm sınırları ve sınır kapıları da bu ordunun denetimi altında olacak. Ancak eyaletler kendi kolluk kuvvetlerini zaman içinde yapılandırabilecekler. ABD’nin ayrıntılarını netleştirmeye çalıştığı plana göre, Bağdat hem Irak’ın merkezi yönetimini üstlenecek, hem de kuzey ve güney arasında ayrı bir eyalet olacak. Merkezi yönetim dışında Bağdat Eyaleti’nin yönetiminde Şii ve Sünni Araplar eşit söz hakkına sahip olacaklar. Ancak, etnik ve dini gruplar merkezi yönetimde Irak’ın tümündeki nüfus oranlarına göre temsil edilecekler. BM gözetiminde yapılacak nüfus sayımı öncesinde ise, Bağdat yönetiminde ABD’nin belirlediği nüfus oranları geçerli olacak. Planda, Şiiler’in ağırlıkta olduğu güney Irak ise iki ayrı eyalet oluşturulması öngörülüyor. Irak’ın çoğunluğunu oluşturan Şiilerin gücünü bölmek şeklinde de yorumlanan plana göre, Necef ve Basra’da iki ayrı idari birim kurulacak. ABD Planıyla, Şiiler Necef ve Kerbela üzerindeki hakimiyetlerini koruyacaklar.

    İstanbul’a 55 trilyonluk kitap desteği

    Ağustos 29, 2003

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yıl ilk defa uygulamaya koyduğu ücretsiz kitap dağıtım projesi İstanbul’da velilere 55 trilyonluk bir katkı sağlayacak. İl Milli Eğitim Müdürü, uygulamadan 1 milyon 850 bin öğrencinin yararlanacağını söyledi.



    15 Eylül’de başlayacak yeni eğitim-öğretim yılı hazırlıkları hızlandı. Veliler çocuklarının okul kıyafetlerini nereden daha ucuza alabileceğinin hesabını yaparken, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü de bu yıl ilk defa uygulamaya konacak ücretsiz ders kitabı dağıtımında herhangi bir aksaklık yaşanmaması için çalışmalarını sürdürüyor. İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey, ücretsiz ders kitabı uygulamasından İstanbul’da 1 milyon 850 bin öğrencinin faydalanacağını belirterek, bunun da velilerin bütçesine 55 trilyonluk bir katkı sağlayacağını söyledi.

    100 trilyonluk teklif

    Balıbey, yeni eğitim-öğretim yılının başlayacağı 15 Eylül sabahı ders kitaplarının rehber öğretmenler tarafından hiçbir sorun yaşanmadan öğrencilere dağıtılacağını kaydetti. Kitapların okullara dağıtımı, İl Milli Eğitim Şube Müdürü Nevzat İspirli’nin başkanlığında kurulan bir komisyon tarafından gerçekleştiriliyor. Dağıtım işlemini, açılan ihaleyi kazanan 18 şirket üstlendi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın ücretsiz ders kitabı projesi için 14 yayınevi, 100 trilyon liralık teklif verdi. Oysa bakanlık, 157 trilyonluk kaynak ayırmıştı. İlköğretim okullarında okutulacak 76 milyon ders kitabından, ihale kapsamı dışında tutulan 13 milyon kitap MEB yayınevinde basıldı. Uygulamaya göre ilkokulların 1,2, ve 3. sınıf öğrencilerinin bütün ders kitapları ücretsiz dağıtılacak. Diğer sınıflarda ise bazı derslere ait kitapları bakanlık dağıtırken diğer kitapları yine veliler satın alacak.

    SON ÇİRKİN VEDA

    Ağustos 29, 2003

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nde terfi törenlerinde yapılan gergin açıklamalar gelenek haline geldi. Emekliye ayrılan 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan, MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç ile Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cumhur Asparuk’un ardından, dün, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini Oramiral Özden Örnek’e devreden Oramiral Bülent Alpkaya da devir-teslim töreninde gerginlik oluşturacak açıklamalarda bulundu. Bülent Alpkaya da TSK İç Hizmet Kanunu’nu çiğneyerek siyaset yaptı.

    ALPKAYA DA GERDİ

    Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki devir teslim töreninde bir veda konuşması yapan Alpkaya, şu iddialarda bulundu: “Bugün ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, Cumhuriyetimizin laik ve demokratik yapısını tehdit eden iç ve dış kaynaklı bölücü ve köktendinci faaliyetler maalesef içinde bulunduğumuz Cumhuriyetin 80. yılında da varlıklarını devam ettirmektedirler. TSK’nın ayrılmaz unsuru Deniz Kuvvetlerimiz, irticai ve bölücü faaliyetlere karşı anayasa ve yasalarla belirlenen görevlerini dün olduğu gibi bugün de ve sonsuza dek kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.”

    EMİRLERE İTAATSİZLİK

    Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün, “Emekli olduktan sonra konuşsalardı daha iyi olurdu, TSK’da konuşacak isimler bellidir” şeklindeki uyarısına rağmen, emekli komutanların giderayak siyasi içerikli konuşmalar yapmaları “emre itaatsizlik” olarak yorumlandı.

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün “Emekli olduktan sonra konuşsalardı daha iyi olurdu, TSK’da konuşacak isimler bellidir” sözlerine rağmen, TSK’daki devir-teslim törenlerindeki siyasi konuşmalar dün de devam etti.
    1. Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın görevini Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a devrederken yaptığı konuşmayla başlayan siyasi içerikli açıklamalarla emekliye ayrılma geleneği, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cumhur Asparuk’la sürdü. Devir-teslim törenlerindeki siyasi konuşmaların sonuncusu ise dün Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda yaşandı.
    Deniz Kuvvetleri Komutanlığı karargâhında Oramiral Bülent Alpkaya ile Oramiral Özden Örnek arasındaki devir-teslim törenine, Cumhurbaşkanı Sezer, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, MGK Genel Sekreteri Korgeneral Şükrü Sarıışık, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Korgeneral Fethi Remzi Tuncel’in yanı sıra emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Salim Dervişoğlu ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile üst düzey komutanlar ve bürokratlar katıldı.
    Cumhurbaşkanı Sezer’in salonda yerini almasıyla başlayan devir-teslim töreninde, İstiklal Marşı’nın okunmasından sonra Oramiral Alpkaya’nın emeklilik, Oramiral Örnek’in de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na atanma kararnameleri okundu. Oramiral Alpkaya, daha sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı amblemini Oramiral Örnek’e taktı. Oramiral Örnek de Oramiral Alpkaya’ya komutanlık forsunu takdim etti.
    Oramiral Bülent Alpkaya, görevini Oramiral Özden Örnek’e devretmek için düzenlenen törende hayali irtica tehlikesinden bahsetti. Özkök’ün “Emekli olduktan sonra konuşsalardı, daha iyi olurdu” emrine itaat etmeyen Oramiral Alpkaya şunları söyledi: “Bugün ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, Cumhuriyetimizin laik ve demokratik yapısını tehdit eden iç ve dış kaynaklı bölücü ve köktendinci faaliyetler, maalesef içinde bulunduğumuz Cumhuriyetin 80. yılında da varlıklarını devam ettirmektedirler. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ayrılmaz unsuru Deniz Kuvvetlerimiz, irticai ve bölücü faaliyetlere karşı anayasa ve yasalarla belirlenen görevlerini dün olduğu gibi bugün de ve sonsuza dek kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.”

    ORAMİRAL ÖRNEK’İN KONUŞMASI

    Türkiye’ye bugün yönelen tehdidin sadece ülke veya ülkeleri değil, asimetrik tehdit kapsamında radikal terörist grupları da kapsadığını belirten Oramiral Örnek, denizin de teröristler için çok çekici bir ortam olduğuna dikkati çekti. Oramiral Örnek, “Bu bağlamda Türk Deniz Kuvvetleri, denizlerin kontrolü ve ülkemiz için yaşamsal önem arz eden deniz ulaştırma yollarını açık tutmaya muktedir, caydırıcı bir güç olmaya devam etmelidir” diye konuştu. Oramiral Örnek, Cumhuriyeti her durum ve şartta korumanın da ilk görevleri olduğunu belirterek, “Bu görevden ödün vermeye kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur” dedi.

    TUNCER KILINÇ BÖYLE GERMİŞTİ

    Orgeneral Tuncer Kılınç, Genel Sekreterlik görevini devrederken laik Türkiye’de halen hilafet ve şeriat arayanlar bulunduğunu ileri sürerek, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın huzurunda gerginliğe sebep olmuştu. Orgeneral Kılınç, görevini Korgeneral Şükrü Sarıışık’a devrederken, Hükümet’e uyarılarda bulunan bir konuşma yaptı. Kılınç’ın veda konuşmasında en çok vurgu yaptığı konu ise, MGK’nın sivilleşmesine duyduğu tepkiydi. Kılınç, şöyle konuştu: 80 yıllık laik Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk milliyetçiliği anlayışında tek devlet, tek ulus, tek dil, tek bayrak ülküsünü daha da güçlendirerek devam ettirmesi gerekirken, halen hilafet ve şeriat arayışında olanlarımız var.
    1. Ordu Komutanlığı görevini Org. Yaşar Büyükanıt’a devrederken, Irak’a asker gönderip göndermeme tartışmalarına katılan Org. Çetin Doğan, devir töreninden bir süre önce , Galiçya ve Yemen’in o sıralarda Osmanlı toprağı olduğundan habersiz, “Mehmetçiğin kanını Galiçya’da, Osmanlı döneminde Yemen’de akıttık. Ne için akıttığımızı hâlâ soruyoruz” demişti. Devir-teslim töreninde konuşan Doğan, Irak’a asker gönderilmesi konusundaki yayınlar sebebiyle, bazı yayın organlarını ‘mütareke basını’ olmakla suçladı. Org. Doğan, törende yaptığı konuşmada ulusal güvenliğin korunmasında öne çıkan en temel görevin, laik, demokratik cumhuriyetin aşındırılmasına geçit verilmemesi olduğunu söyledi.
    Doğan, “Laik Cumhuriyete sinsice saldırıların sürdüğü, mütareke yıllarını anımsatan aymazlık ve hatta ihanetlerin sergilendiği bu dönemde, Cumhuriyete gönülden bağlı bütün güçlerin el ve gönül birliği yapması, birbirleriyle daha fazla kenetlenmesi gerektiğine inanıyorum” dedi.

    ASPARUK DA AYNI TELDEN ÇALMIŞTI

    Hava Kuvvetleri Komutanlığı görevini 27 Ağustos günü Orgeneral İbrahim Fırtına’ya devreden Cumhur Asparuk, törende yaptığı konuşmada, siyasi konulara girerek şunları söylemişti: “Milletler uzaydan dünya hâkimiyetini kontrol ederken, maalesef biz Türk milleti olarak hâlâ 100 yıl geriye gidip bir kısırdöngü içinde Mavi Akım, İmam Hatip Okulları, soyulan bankalar, tesettür, tarikatlar, başka ülkelerin kültürlerinde kullanılan giysilerle uğraşıyoruz.”

    Uzanlar, şirketleri sahte noter belgesiyle devretmiş!

    Ağustos 29, 2003

    Haklarında gıyabi tutuklama kararı çıkarılan Uzanlar’ın şirketlerin devir işlemlerinde sahte noter belgeleri kullandığı belirlendi.



    Uzan ailesinin İmar Bankası yönetiminden çekildikten sonra da kendi şirketlerini başkalarına devretmeye devam ettiği, ancak devir tarihlerini geriye yönelik attıkları tespit edildi. Uzan Grubu’na ait söz konusu işlemler Emniyet Genel Müdürlüğü kriminal uzmanlarınca incelemeye alındı.

    Polis, devir işlemleriyle ilgili sahte belgelerin büyük bölümünü İstanbul Florya’daki operasyonda açılan kasalarda buldu. Operasyonu yürüten mali şube ekipleri, Uzanlar’ın off shore hesaplarda da yolsuzluk yaptığını ortaya çıkardı. Uzanlar’ın banka yönetimini devretmeden kısa bir süre önce off shore hesaplarının İmar Bankası hesaplarına yatırıldığı görüldü. Üst düzey bir yetkili, devlet garantisi altında bulunmayan off shore hesaplarının bankaya aktarılarak devletin yükümlülük altına alınmak istendiğini öne sürdü.

    Soruşturma çerçevesinde İmar Bankası’ndaki mevduat hesapları üzerinde mudilerin bilgisi dışında oynama gerçekleştirildiği belirlendi. Banka kayıtlarında çift hesap yöntemi kullanıldığı ortaya çıkarılırken, mudilerce bankaya yatırılan paranın yüzde 90’ına yakın bölümünün hemen çekilmiş gibi işlem yapıldığı tespit edildi. Banka kayıtlarının yer aldığı bilgisayarın henüz bulunamadığına işaret eden bir yetkili, asıl bilgisayarın bulunmasıyla yapılan işlemlerin aydınlatılabileceğini söyledi. Uzanlar’ın portföyünde bulunmadığı halde Hazine bonosu satışı gerçekleştirdiği de soruşturmada ortaya çıkarıldı. Bonoların faiziyle birlikte 1 katrilyon lirayı bulduğu ifade edilirken, İmar Bankası’nda toplam bono satışının 1,5 katrilyon lira olduğu öğrenildi.

    İstanbul Florya’da yapılan operasyonlarda ele geçirilen çok sayıda CD’lerde ise ses ve görüntü kayıtlarının bulunduğu anlaşıldı. CD’lerdeki kayıtların incelemesinin sürdüğü ifade edilirken, bazı CD’lerde Uzanlar’ın muhalif ve düşman olarak kabul ettikleri şahısların televizyon programlarından çekilmiş kayıtlarına rastlandı.

    Soruşturmayı yürüten üst düzey bir emniyet yetkilisi, “Ele geçirilen ses kayıtlarının şantaj amaçlı kullanılmadığını sanıyoruz. Ancak inceleme sürüyor.” şeklinde konuştu. Aynı yetkili 1994 yılında Uzanlar’a ait Adabank’ı denetleyen banka murakıbı Fahrettin Yahşi’nin çalışma masasının altında bir dinleme cihazı bulduğuna işaret ederek, “Bu cihaz emniyette incelendi. Dinlemenin son derece gelişmiş bir sistemle gerçekleştirildiği belirlendi.” dedi. Bu arada polis tarafından yapılan operasyonlar sonucu gözaltına alınan şahıslardan hiçbirinin susma hakkını kullanmadığı öğrenildi. İmar Bankası yönetiminde bulunan bu şahısların bankacılık eğitiminin bulunmadığı, çoğunun emekli memur olduğu ifade edilirken, zanlıların sorgusunda bankada bazı usulsüzlüklerin olduğu yönünde şüphelerinin bulunduğu, ancak sahip oldukları makam ve mevkiyi sürdürmek amacıyla soru sormaktan çekindiklerini söylediği kaydedildi. İmar soruşturmasında 11 kişi tutuklanırken, Kemal ve Yavuz Uzan gıyabi tutuklama kararı ile polis tarafından aranıyor

    Uçak çarptıktan sonra ikiz kuledekilere “yerinizde kalın” denmiş

    Ağustos 29, 2003

    11 Eylül saldırısında peş peşe yıkılan New York’taki Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerinde kalanların görevlilerle yaptıkları son konuşmaların tutanakları yayınlandı. Tutanaklarda görevlilerin, ”binaya uçak çarptı. Burayı terk edelim mi?” diye soranlara, ”yeni bir emre kadar bulunduğunuz yerden ayrılmayın” dedikleri ortaya çıktı.



    Tutanaklara göre, ikinci kulenin 92′nci katında bulunan kimliği açıklanmayan bir erkekle Liman İdaresi’nde görevli polis arasında şu konuşma geçti:

    -Erkek: Bir patlama olduğunu biliyoruz. Burayı terk etmemiz lazım mı? onu öğrenmek istiyoruz.

    -Görevli: Bulunduğunuz katta duman var mı?
    -Erkek: Hayır. Çıkalım mı, kalalım mı?
    -Görevli: İkinci bir emre kadar beklemeyi tercih ederim.
    -Erkek: Pekala öyleyse. Burayı terk etmiyoruz.
    Yerel saatle 08.46′da kaydedilen bu konuşmadan 4 dakika sonra, saat 09.00′da ikinci kulenin 80′inci katına ikinci uçak çarptı ve bu kat ile daha yukarıdaki katlarda bulunanların hiçbiri kurtulamadı.

    MGK Genel Sekreterliği’nin gizli yönetmeliği tartışma başlattı

    Ağustos 29, 2003




    Genelkurmay Başkanlığı dışındaki bütün kurumlarla ast–üst ilişkisi kuran MGK Genel Sekreterliği’nin gizli yönetmeliği, kamuoyunda büyük yankı buldu. Genel Sekreterlik, TRT’den devletin bütçesine kadar birçok alana müdahale etmiş.



    Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nin toplumu psikolojik harekat yoluyla yönlendirdiğine ilişkin yetkileri gündemi sarstı. Radikal gazetesinin iki gündür verdiği haberlere göre MGK Genel Sekreterliği’nin yürüttüğü psikolojik harekatta TRT ve Anadolu Ajansı’nın yanı sıra birçok özel kurum önemli rol oynamış. Gizli tutulan bir yönetmelikle hükümetin ve Meclis’in inisiyatifinde olan bütçeye de müdahale edilmiş. Sekreterliğin, Toplumla İlişkiler Başkanlığı adı altındaki birimi, seçim dönemlerinde anket yaptırarak siyasete yön vermeye çalışmış. İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’e ‘barajı aştık geliyoruz’ umudu verilmiş. 7. Uyum Paketi ile etkinliği azaltılan MGK Genel Sekreterliği’nin gizli yönetmeliği 20 yıl sonra ortaya çıkarıldı. Emekli Org. Tuncer Kılınç’ın veda konuşmasında ‘etkisizleştiriliyor’ şikayetinde bulunduğu Genel Sekreterlik bütçesi, personel yapısı ve tanınan yasal çerçeve ile hükümetler üstü bir bakanlar kurulu gibi çalışmış. Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, gizli yönetmelikle ilgili olarak “Sadece darbeciler bu çapta bir toplum mühendisliği projesine kalkışırlar. Şaşırtıcı olan, bu yönetmeliğin değiştirilmesi ihtiyacının yazıldıktan 20 yıl sonra ancak ortaya çıkması. Arada iktidara gelen ‘sivil’ siyasetçilerin hiçbirinin aklına bu arı kovanına çomak sokmak gelmemiş.” yorumunu yaptı. Berkan, ‘cevabını asla alamayacağını bildiği bazı soruları olduğunu’ ifade ederek, “Dün Radikal’in internetteki web sitesinin başına gelenlerden sonra iyice tehlikeli hale gelen sorular…” dedi.

    Başbakanlık eski Başmüşaviri Hasan Celal Güzel’e göre MGK Genel Sekreterliği ‘sivil yönetimlerin hareket alanını daraltmak için askeri cunta tarafından kuruluyor.’ Anayasanın 118. maddesine göre 9 Kasım 1983 gün ve 2945 sayılı MGK ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu’nun kurumu ‘devlet içinde devlet’ konumuna getiriyor. Kağıt üzerinde Başbakanlık’a bağlı olmasına rağmen kurum resmi olarak Genelkurmay Başkanlığı’na hesap veriyor.

    Gizli yönetmeliğe göre MGK Genel Sekreterliği; ‘devlet çapında her türlü psikolojik harekât ihtiyacını saptamak, istihbarat organları ile koordinasyonda bulunmak, kararları uygulayacak bakanlıkların, Başbakanlık direktiflerini hazırlamak’tan sorumlu teşkilat olarak dikkat çekiyor. Yönetmeliğin 23. maddesisinin h fıkrası, öncelikle TRT’nin ve ismi zikredilmese de Türkiye’deki en büyük haber üreticisi olan Anadolu Ajansı’nın (AA) da MGK’nın ilgi alanında olduğunu gösteriyor. MGK Genel Sekreterliği’ne bu konuda verilen görev ve yetki şöyle tanımlanıyor: “TRT ve diğer kamu yayın organlarına, kendi görevi içerisine giren hususlarda Genel Sekreter’in tasvibi ile gerekli yardımı sağlar.”

    Bir dönemin kilit ismi Hasan Celal Güzel “MGK Genel Sekreterliği anayasaya aykırıdır ve görev tanımlaması anayasal sınırları aşmaktadır. 28 Şubat sürecinde de bu görülmüştür.” diyor. MGK Genel Sekreterliği bünyesinde faaliyet gösteren Toplumla İlişkiler Başkanlığı (TİB)’in 28 Şubat sürecinde illegal Batı Çalışma Grubu (BÇG) ile faaliyet göstermesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Hasan Celal Güzel, “Bir değerlendirme kuruluşu olarak faaliyet göstermesi gereken Genel Sekreterlik yasal çerçevesi yeniden belirlenerek hizmet verirse Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirebilir.” değerlendirmesini yapıyor. İstanbul, Zaman

    Gazze’deki Yahudi Yerleşim Merkezlerine Füze

    Ağustos 28, 2003

    İsrail işgal yönetimi Filistinli direnişçilerin Gazze bölgesindeki Yahudi yerleşim merkezlerine yönelik yeni füze saldırıları gerçekleştirdiklerini açıkladı. İsrail kaynaklarının verdiği bilgilere göre dün akşam saatlerinde Gazze’nin kuzeyinde bulunan Dogit Yahudi yerleşim merkezine Kassam tipi füzeler fırlatıldı. Ancak İsrail tarafından yapılan açıklamada bu füzelerin herhangi bir can veya mal kaybına sebep olmadığı iddia edildi. Filistinli direnişçiler tarafından bir başka füze saldırısı da yine Gazze bölgesinde bulunan Gadid Yahudi yerleşim merkezine yönelik olarak gerçekleştirildi. Rafah Yam Yahudi yerleşim merkezi yakınında da işgalcilerin askeri güçlerine yönelik olarak tanksavar füzesi fırlatıldı. İki adet havan füzesi de yine Gazze bölgesinin ortalarında Deyru’l-Belah’ın batısında yer alan Kefar Darom Yahudi yerleşim merkezine fırlatıldı. İşgal yönetimi buraya atılan füzelerden birinin yerleşim merkezindeki bir müzeye isabet ettiğini ve maddi zarar verdiğini açıkladı.

    Bu sabah da Gazze’nin muhtelif bölgelerindeki askeri mevzilere yönelik olarak havan topu ve füze saldırıları gerçekleştirildi. Gazze şehrinin yakınında yer alan Netzarim Yahudi yerleşim merkezinden harekete geçen askeri konvoya da Filistinli direnişçiler tarafından otomatik silahlarla ateş edildi. İşgal yönetimi bu hadiseyi de doğruladı ancak herhangi bir isabet olmadığını iddia etti.

    Bir adet füzenin de 1948′de işgal edilmiş bölgeye düştüğü işgal yönetimi tarafından itiraf edildi. Buraya atılan füzenin Ofkim adı verilen bölgede zirai alana düştüğü açıklandı.

    Bu arada işgal yönetimi bu sabah (28 Ağustos Perşembe sabahı) Batı Yaka’da gasp edilmiş araziler üzerine kurulu Yahudi yerleşim merkezlerinden Goş Katif yerleşim merkezi civarındaki Gali Tal’da üç adet el bombası ele geçirildiğini açıkladı.



    Kaynak:www.vahdet.com.tr

    HAMAS’tan Arafat’ın Açıklamasına Tepki

    Ağustos 28, 2003

    HAMAS, özerk yönetim lideri Arafat’ın Filistin’deki direnişçileri ve mücahitleri yakın takibe alacağına dair açıklamasına tepki gösterdi ve böyle bir şeyin büyük tehlike arz edeceğini hatırlattı. HAMAS’ın siyasi kanadının ileri gelenlerinden ve Gazze’deki resmi sözcüsü Prof. Dr. Abdülaziz Rantisi konuyla ilgili açıklamasında: “Böyle bir açıklamaya asla anlam veremiyorum. Böyle bir şey Filistin sahası açısından büyük bir tehlike arz eder” dedi. Prof. Rantisi, el-Cezire kanalına telefonla yaptığı açıklamada ayrıca şunları söyledi: “Böyle bir şey, Şaron’a: “Senin Filistin halkına yönelik cinayetlerin ve yıkımların ürününü verdi, artık biz birbirimizi öldürmeye başlıyoruz” demek anlamına gelir. Bu yüzden diyorum ki bu tür açıklamalar son derece tehlikelidir. Öylesine tehlikelidir ki özerk yönetimin maruz kaldığı baskılar buna gerekçe teşkil edemez.”

    Filistin özerk yönetim lideri Yasir Arafat, dün (27 Ağustos Çarşamba günü) Reuters Ajansı’na yaptığı açıklamada İsrail’in saldırıları durdurması halinde Filistinli direnişçileri kendisinin yakın takibe alacağını söylemiş ancak bu yönde herhangi bir adım attığından söz etmemişti. Ondan önce de özerk yönetimin başbakanı Mahmud Abbas benzer bir açıklama yaparak, İsrail’in saldırılarını durdurmaması ve Filistin bölgelerinden çekilmemesi halinde Filistin direnişini hedef alan faaliyetler başlatmasının zor olacağını ifade etmişti.

    Arafat’ın söz konusu açıklamayı, İsrail helikopterlerinin Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS) mensubu iki kişinin bulunduğu arabayı hedef alarak Filistinli kalabalığın üzerine füze fırlatması ve biri yaşlı diğeri genç iki kişiyi öldürüp 23 kişiyi yaralamasından sonra yapması dikkat çekti.



    Kaynak:www.vahdet.com.tr

    2700 İsrail Askeri Firarda

    Ağustos 28, 2003

    İsrail polisi geçtiğimiz Salı günü 24 saat boyunca yaptığı baskınlarda askerlik hizmetinden kaçan 120 kişiyi yakaladığını açıkladı. Polis, yakalananların askerden kaçmalarıyla ilgili muhtelif sebepler bulunduğunu ancak bunların başında can korkusu ve ekonomik sebepler geldiğini ifade etti. Polis tarafından yapılan açıklamada ayrıca toplam 2700 kişinin askerden firarda olduğunun tespit edildiği ve onların yakalanıp askeri birliklerine teslim edilmesi için baskınların ve aramaların devam edeceği bildirildi. Bu sayıya askerlik zamanı geldiği halde hiç gitmemek için saklananlar ve kaçanlar dahil değil. İsrail askeri yetkilileri tarafından yapılan açıklamada da son dönemde asker kaçaklarında ciddi artışlar olduğu bildirilmişti.



    Kaynak:www.vahdet.com.tr

    Sonraki Sayfa »