YA KERKÜK, YA ERBİL!
Temmuz 31, 2003
IRAK, BÖLÜNDÜ BİLE
Bush-Blair ikilisi, “işgal”le sonuçlanan Irak’a saldırı öncesinde, dünyaya şu 3 yalanı söylüyordu: Irak’a demokrasi ve özgürlük getireceğiz!.. Irak’ta kimyasal silâhlar var… Irak’ın toprak bütünlüğü korunacak!.. Oysa, Uluslararası Af Örgütü Sözcüsü Judit Arenas Licea’nın da açıkladığı gibi; Irak’ta, Saddam’ın zulümlerinin yerini ABD aldı… ABD, Irak’ta kimyasal silah bulamadı… “Toprak bütünlüğünün korunacağı” vaadi de yalan çıktı… “Irak’ı bölme” çalışmaları hızlandı.
ÖZGÜRLÜK YERİNE ZULÜM
Irak halkı ise, “özgürlüğe kavuşmak” şöyle dursun, yağmurdan kaçarken doluya tutuldu… En ufak olayda eller bağlanıyor, ağızlar bantlanıyor, kafalara çuval geçiriliyor… Türkiye’nin, Kuzey Irak’ta çizdiği “kırmızı çizgi”ler de kaale alınmadı!.. Barzani ve Talabani yanlıları, şu anda “Kürdistan’a başkent” arıyor… Başkent olarak görmek istedikleri yerler ise, Kerkük veya Erbil!
KÜRDİSTAN’A BAŞKENT ARANIYOR
IKDP Bölge Sorumlusu Neçirvan Barzani, “Kerkük, Kürtlerin bir parçasıdır” derken IKYB üyesi Aiso Shok Norey de, “Kürdistan’ın başkenti ya Kerkük olacak, ya Erbil!.. Bu konuda asla pes etmeyiz” şeklinde konuştu.
Amerika ve İngiltere, Irak’ı işgalinin ardından yeni oyunlara başvuruyor. İşgalcilerin Irak’a savaş sebebi saydığı kitle imha silahları, savaşın başladığı 20 Mart’tan bu yana bir türlü bulunamazken, Saddam rejiminin sona ermesinin ardından Irak halkı hâlâ özgürleşeceği günü bekliyor! Bu yalan senaryolarının ardından şimdi de toprak bütünlüğü korunacağı iddia edilen Irak üçe bölünüyor ve Kuzey Irak’ta bağımsız Kürdistan devleti kuruluyor.
KİTLE İMHA SİLAHI YALANI
Bush ve Blair, “Irak’ta kitle imha silahı var” diyerek 20 Mart 2003 tarihinde işgale başladı. Irak halkı bombalara 20 gün direndi ve 9 Nisan 2003 tarihinde Bağdat düştü. İşgalin ardından 134 gün geçti, ancak kimyasal silah hâlâ bulunamadı. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, “Biz bunu dünyayı ikna için söyledik” dedi. Bush ise hâlâ kitle imha silahlarını bulmaya kesinlikle kararlı olduğunu açıklıyor.
AMERİKA IRAKLILARI ÖLDÜREREK ÖZGÜRLEŞTİRİYOR!
Bush, Saddam rejiminin sona ermesinin ardından Irak halkının özgürleşeceğini ve demokrasinin hakim olacağını belirterek, “Özgür bir Irak’tan ilk fayda görecek olan Iraklıların kendisi olacak. Ancak zalim bir diktatörün yerini bir başkasının almaması garanti edilecek” demişti. Bu sözlerin sahibi Bush, Saddam Hüseyin’den daha zalim bir diktatör olduğunu ispatladı. Iraklıların gıda ve ilaç ihtiyacı karşılanmazken, işgal güçleri kendini savunma bahanesi ile Iraklı sivilleri öldürmeye devam ediyor.
IRAK’TA KÜRDİSTAN KURULUYOR!
İşgal öncesi Irak’ın toprak bütünlüğünün korunacağı açıklanmıştı. Bush, 27 Şubat 2003 tarihinde yaptığı açıklamada “Kaosa yol açmak ya da Irak’ın toprak bütünlüğünü tehdit etmek isteyenlere karşı güvenliği sağlayacağız” dedi. Ancak işgalin ardından henüz beş ay geçmesine rağmen Irak’ın üçe bölünmesi ve Kuzey Irak’ta bağımsız Kürdistan devletinin kurulması için Amerika’nın yoğun bir çaba harcadığı görülüyor. Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini açık bir dille belirterek, bağımsız Kürt devletinin kurulmasını savaş sebebi olarak deklare etmişti.
BARZANİ: KERKÜK BİZİM BİR PARÇAMIZ
Irak’ta bunlar yaşanırken; Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) Bölge Sorumlusu Neçirvan Barzani, bu ay göreve başlayan Irak Geçici Hükümet Konseyi’nin aracılığıyla Irak’ın yeniden inşaa edileceğine inandığını söyledi.
28 Temmuz’da Asahi gazetesine demeç veren Barzani, “Bu örgüt aracılığıyla Irak’ın yeniden inşaa edileceğine inanıyorum” dedi.
Barzani, federasyon sisteminin getirilmesiyle Kürtlerin haklarının genişletilmesinin sağlanacağını ve petrol kenti Kerkük’ün Kürtlere verilmesini talep edeceklerini bildirdi.
Barzani, “Bundan böyle federasyon sistemi altında birlikte yaşamanın yollarını arayacağız ve yeni kurulacak merkezi yönetimde önemli görevler almak istiyoruz. Kerkük, hem tarihi olarak hem de coğrafi olarak Kürtlerin bir parçasıdır. Bölgede araştırma yapılırsa, Kerkük’ün Kürtlere ait olması gerektiği sonucu ortaya çıkacaktır” iddiasında bulundu.
YA KERKÜK, YA ERBİL!
Bu arada, Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (IKYB) iki yetkili, Irak’ın kuzeyindeki Kerkük kentini, ‘’Kürdistan’ın başkenti olarak görmek istediklerini’’ söylediler.
Süleymaniye’deki IKDP temsilcisi Gadir Aziz Cabbari, AFP’ye yaptığı açıklamada, ‘’Kerkük’ü Kürdistan’ın başkenti olarak görmeyi umut ettiklerini’’ belirtti. Cabbari, ‘’Yoksa Erbil olur, ancak bu konuda asla pes etmeyiz’’ dedi.
Ellerinde Kerkük’ün ‘’Kürt kenti’’ olduğunu ispatlayan tarihi belgelerden oluşan bir dosya bulunduğunu ileri süren Cabbari, ‘’Saddam Hüseyin, Kerkük’ü Arap kenti haline getirmek istedi, çocuklara Kürt isimleri verilmesini bile yasakladı’’ diye konuştu. IKYB üyesi ve Süleymaniye Belediye Başkanı Aiso Shak Norey de, ‘’Kürdistan’ın başkentinin ya Kerkük ya da Erbil olacağını’’ ileri sürdü. İki Kürt yetkili, Musul için de, ‘’çevresindeki köylerin büyük bölümünde Kürtlerin yaşadığı Arap kenti’’ ifadesini kullandılar. Her iki Kürt yetkili de, ‘’Türkiye’nin Irak’taki savaşı Kerkük’ü geri almak için iyi bir fırsat olarak düşündüğünü’’ ve ‘’Türklerin dost olmadığını’’ iddia etti.
473 bin hektar arazi satılacak
Temmuz 31, 2003
Anayasa’nın 170. maddesinde yapılan değişiklikle 2-B kapsamındaki orman vasfını yitirmiş arazilerin satışına imkan sağlandı. 2-B arazilerin en çok bulunduğu illerin başında Antalya geliyor.
Anayasa’nın 170. maddesinde yapılan değişiklikle 2-B kapsamındaki orman vasfını yitirmiş arazilerin satışına imkan sağlandı. 473 Bin hektarlık 2-B kapsamındaki arazilerin en çok bulunduğu illerin başında 45.548 hektarlık arazi ile Antalya birinci sırada yer alıyor. Antalya’yı Balıkesir, Mersin, Adapazarı, Muğla ve İstanbul takip ediyor. Orman Bakanı Osman Pepe, 2-B arazilerinin ortalama 10 dolardan satılacağını belirtirken bu satıştan 25 milyar dolar beklediklerini açıkladı
Orman Kanunu değişecek
Anayasa’nın 170. maddesinde yapılan değişiklikle 2-B kapsamındaki orman vasfını yitirmiş arazilerin satışına imkan sağlandı. 2-B kapsamındaki araziler orman vasfını yitirmiş olmalarına rağmen, hala orman arazisi olarak kayıtlarda yer alıyor. Anayasa’nın 170. maddesi ndeniyle bu arazilerin satışı mümkün olmuyordu. Anayasa’nın 170. maddesinde yapılan değişiklikle bu arazilerin satışına imkan sağladı. Bu arazilerin satılabilmesi için Anayasa değişikliğine paralel olarak 6831 sayılı Orman Kanunu’nun değiştirilmesi gerekiyor.
EN ÇOK 2-B ARAZİSİ ANTALYA’DA
Orman Bakanı Osman Pepe, 2-B kapsamında orman vasfını yitirmiş arazilerin en çok bulunduğu illerin başında Antalya’nın yer aldığını belirtti. Pepe’nin verdiği bilgilere göre 473 bin hektarlık orman vasfını yitirmiş arazilerin en çok bulunduğu iller ve hektar olarak miktarları şöyle: Antalya-45.548, Balıkesir-34.887, Mersin-39.287, Muğla-29.138, Ankara-31.765, İstanbul-18.233.
ÖNCELİK ZİLYETLERDE
Orman Bakanı Osman Pepe, orman vasfını kaybetmiş arazilerin satışında önceliğin bu arazileri kullanan zilyetlerde olacağını açıkladı. Pepe, “Anayasa değişikliğinin ardından kanuni düzenleme yapılacak. Bu düzenlemede bu arazilerin öncelikle zilyetlerine satılmasını düzenleyeceğiz. Ancak zilyetlerine bu arazilerin satın almaları için belli süre vereceğiz. Bu süre içinde zilyetleri satın almazsa, başkalarına satışına imkan tanınacak”dedi.
Pepe, bu arazilerin rayiç bedellerini tespit etmek üzere komisyonlar oluşturucaklarını anlatarak, “Bu arazilerin ortalama olarak 10 dolardan satılmasını planlıyoruz. Ama bu rakamlar bölgelere göre değişecek. İstanbul’un en güzel yerindeki bir arazinin metrekaresi 30 dolardan satılırken, köylülerin kullandığı arazilerin merterekaresi ise 1 dolardan satılacaktır. Bizim hesaplarımız ortalama rakama göredir. Bu arazilerin satışından 25 milyar dolar bekliyoruz. Bırakın 25 milyar doları 15 milyar dolar bile gelse devletimiz için büyük kazançtır”diye konuştu.
İşsizliğe radikal çözüm
Temmuz 31, 2003
Başbakan Erdoğan’dan İKV Genel Kurulu’nda işadamlarına işsizliğin önlenebilmesi için bir öneride bulundu: 5 milyon işadamı birer işçi alsa sorun çözülür
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Esnaf odalarıyla birlikte TOBB’un toplam üyesinin 5 milyonu bulduğunu hatırlatarak “Her biriniz yanınıza birer kişi alsanız, resmi işsiz çözümü hallolur. Gelin bunu beraber halledelim. Sizler de elinizi taşın altına koymak durumundasınız” diye konuştu. İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) 40. Olağan Genel Kurulu toplantısına katılan Başbakan Erdoğan burada yaptığı konuşmasında “Madem bu kadar esnaf, bu kadar oda üyesi var, her biriniz yanınıza birer kişi alsanız, 5 milyon bir anda çözülüyor. Gelin bunu beraber halledelim. Tasarılarda vesairede bazı adımlar biz de atarız. Kaldı ki TOBB ve onunla birlikte bulunan kuruluşlar olarak sizler eli taşın altında olanlar olmak durumundasınız. Çünkü bu ülkede ekonomi zaafa uğrarsa ilk darbeyi yiyecek olan sizler olacaksınız. Ama ayağa da kalkarsak bu işte ilk ayağa kalkacak olanlar sizler olacaksınız” dedi.
Muhalefeti Meclis’te yap
Konuşmasında Anayasa değişikliğe ne değinen Erdoğan, Türkiye’nin ekonomik istikrarı açısından son derece önemli olan 25 milyar dolarlık 2B yasa tasarısının görüşüldüğü oylamaya katılmayan CHP’yi sert bir dille eleştirdi.
Kambiyo rejimiyle ilgili oylamaya katılan arkadaşlarını takip etmek için gece 03.00′e kadar televizyon izlediğini bildiren Erdoğan, “Muhalefet olamaya bile katılmıyor. Oylamaya katıl da ‘Hayır’ de. Bu, kendi milletvekilinin iradesine, demokrasiye aslında saygı duymamak demektir. Bu, milletin vermiş olduğu vekalate saygısızlık demektir” diye konuştu.
Kürdistan’ın başkenti Kerkük olmalı
Temmuz 31, 2003

ABD özel kuvvetleri tarafından eğitilen Kürt peşmergeler Türkiye–Irak sınırında güvenliği sağlamak üzere görev alacak.
Bu amaçla yetiştirilen 300 kişilik ilk birlik göreve başladı. Yapılan çalışmaya ilişkin Türk askeri ve siyasi birimlerine de bilgi aktarıldı. Peşmergeler gerektiğinde Türk askeri birimleriyle de organize halde çalışmalar gerçekleştirirken istihbarat paylaşımı da yapacak.
Sınırdaki bu gelişmeye karşılık Kuzey Irak’taki iki Kürt grubun Kerkük hakkındaki başkent iddiaları sürüyor. Irak Kürdistan Demokrat Partisi temsilcisi Gadir Aziz Cabbari ile Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği üyesi Aiso Shak Noreyiki, AFP’ye yaptıkları açıklamada, Kuzey Irak’taki Kerkük şehrini Kürdistan’ın başkenti olarak görmek istediklerini söyledi. Aynı yetkililer, Türkiye’nin Irak’taki savaşı Kerkük’ü geri almak için iyi bir fırsat olarak düşündüğünü savunarak, “Türkler dost değil.” dedi.
Süleymaniye’deki IKDP temsilcisi Gadir Aziz Cabbari, Kerkük’ün Kürt kenti olduğu konusunda ellerinde tarihî belgeler bulunduğunu da iddia etti.
Diğer yandan Kuzey Irak sınırında görev alacak ve Peşmergelerden oluşacak ‘sınır güvenlik birimleri’ne yeni katılımlar için eğitimler sürüyor. Bu birliklerin ileride kurulacak Irak ordusuna ne şekilde monte edilebileceği ise bilinmiyor. Oluşturulan yeni sistemin rayına oturması amacıyla Irak’ın Türkiye’ye ve İran’a yakın kesimlerine ‘sınır karakolları’ kurulacak. Bu karakollar aracılığıyla başta ‘kaçakçılık’ olmak üzere terörist geçiş ve militan sızmalarına engel olunmasına çalışılacak.
zaman
Filistinli Esirler Dosyası-13: Sonuç
Temmuz 30, 2003
Buraya kadar haklarında değişik yönlerden bilgi verdiğimiz Filistinli esirler, şimdi Filistin - İsrail görüşmelerinde pazarlık maddelerinden biri. Hatta mevcut süreç içinde pazarlık maddelerinin en önemlisi sayılabilir. Esirler etrafında yapılan pazarlığın değişik tarafları bulunmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz: Bu insanları bazen çatışma alanlarından, bazen evlerine baskınlar düzenleyerek, bazen okullarından veya çalıştıkları yerlerden, bazen yollardan toplayıp zindanlara dolduran İsrail işgal devleti, özerk yönetimin dayatma başbakanı Mahmud Abbas ve hükümeti, özerk yönetimin ulusal lideri olarak görülen Yasir Arafat ve çevresi, başta HAMAS, İslami Cihad Hareketi ve el-Fetih olmak üzere Filistin direniş örgütleri, esirlerin kendi yakınları ve olaylara dışarıdan müdahale eden ABD. Bunların her biri, meseleyle ilgili farklı tavırlar sergiliyorlar. Biz dosyamızın sonuç bölümünde bu tarafların her birinin meseleyle ilgili ne gibi bir tavır sergiledikleri ve bu tavırların arkasında duran niyetler hakkında bilgi vermek istiyoruz.
Pazarlığın en önemli tarafını İsrail işgal devleti oluşturmaktadır. İşgal devleti bu konuyla ilgili olarak ilk sergilediği tavırda HAMAS ve İslami Cihad mensuplarını serbest bırakmak istemediğini ima etti. Aslında bu tutumunda gerçekçi değildi, çünkü şartlar onu bu iki örgütün bazı mensuplarını da serbest bırakmaya zorlayacaktı. Ayrıca bu örgütlerin mensuplarının serbest bırakılmasının Yol Haritası planından ziyade ateşkes anlaşmasıyla bağlantısı vardı. Ancak işgal devleti bu örgüt mensuplarından serbest bırakılacakların sayılarını ilk etapta asgaride tutmaya çalışıyor. Bu şekilde sayıyı az tutmak istemesinin amacı elinde birer rehine gibi tuttuğu tutsakları karşılığında büyük tavizler kopararak serbest bırakmaktır. Hedefi ise özellikle HAMAS ve İslami Cihad’ın tamamen dağıtılmasını ve ellerindeki silahların bütünüyle toplatılmasını sağlamaktır. İşgal devleti bu iki örgütü kendisinin ileriye dönük hesaplarının önünde en önemli engel olarak görmekte, bu yüzden silahlarının tamamen toplatılmasını sağlamak istemektedir. İşte tutsakları da bu amaç için değerlendirmeye çalışıyor. Ancak biz bu iki örgütün, hatta el-Fetih’in silahlarını bırakmamakta direneceğini tahmin ediyoruz.
Dayatma başbakan Mahmud Abbas, tutsakların serbest bırakılması konusunda gayretli görünmeye çalışıyor. Hatta bu amaçla Amerika’yı ziyaret ederek Bush’tan bu konuda İsrail’e baskı yapmasını istedi. Ancak biz Abbas’ın bu konuda samimi olduğunu düşünmüyoruz. Ne var ki, “Yol Haritası” planı çerçevesinde kendisine tevdi edilen görevi yerine getirmesinin bu konudaki başarılarına bağlı olduğunu düşünüyor, bu sebeple serbest bırakılacak esirlerin sayısını mümkün mertebe artırmaya çalışıyor. Bununla birlikte ABD ziyaretinden ve Bush’la yaptığı görüşmeden umduğunu elde edemedi; Bush esirlerin serbest bırakılması için İsrail’e baskı yapma talebini kabul etmedi.
Arafat, önüne bir Mahmud Abbas setinin konulmasından sonra halkın değerlerine, önceliklerine biraz daha fazla önem verme ihtiyacı duymaya başladı. Ayrıca Abbas’la arasındaki ihtilafta arkasında bir taraftar kitle oluşturmak için el-Fetih’in biraz daha mücadele yanlısı kitlesinin önceliklerine ağırlık veriyor. Esirler konusu ise el-Fetih’in direniş yanlısı kesiminin öncelikleri arasındadır. Bu yüzden Arafat da esirler konusunu önemsemekte ve Abbas’ın bu konuda taviz vermesini önlemeye çalışmaktadır.
HAMAS ve İslami Cihad Hareketi başta olmak üzere Filistin direniş örgütlerinin tümü İsrail zindanlarındaki tutsakların tamamının şartsız ve herhangi bir ayırım söz konusu olmaksızın serbest bırakılmasını istiyor. HAMAS ve İslami Cihad Hareketi yaptıkları açıklamalarda İsrail’in tutsakların tamamını serbest bırakmaması durumunda eylemleri askıya alma kararlarından vazgeçecekleri tehdidinde bulundular. Bu tehdidin İsrail işgal devleti üzerinde etkili olması muhtemeldir. Çünkü son dönemde eylemlerin askıya alınmasından sonra işgal devleti kendi iç bünyesinde önemli bir farklılık yaşamaya, tamamen ölmüş olan bazı sektörlerine canlılık gelmeye başladı. Şaron, eski döneme dönülmesi halinde kendisine karşı kendi toplumundan bir tepki geleceğini tahmin edebilir. Ancak işgal devleti yukarıda da ifade ettiğimiz üzere meseleyi iğreti bir ateşkesle bırakmak değil, karşısındaki silahlı örgütleri tamamen dağıtmak suretiyle kökünden halletmek bunun için de elinde rehine durumunda olan esirlerden yararlanmak istiyor. Bu yüzden esirler etrafındaki pazarlıklarında biraz ısrarlı davranması söz konusu olabilir.
ABD görünüşte esirlerin serbest bırakılmasından yana gibi görünmeye çalışıyor. Ancak sergilediği tavır gerçekçilikten ve samimiyetten tamamen uzaktır. Nitekim bu samimiyetsizlik Abbas - Bush görüşmesinde de ortaya çıktı. İsrail’le işbirliği yaparak dayatma yoluyla özerk yönetimin başbakanlığına getirdiği Mahmud Abbas’a surat ekşiten ve onun taleplerini reddeden Bush, hemen ardından gerçekleşen Şaron ziyaretinde İsrail’i anlayışla karşıladığını hatta daha önce tenkit ettiği ayırıcı duvara bile anlayışla yaklaştığını ifade etme ihtiyacı duydu.
İşgal devleti başlangıçta serbest bırakacağını açıkladığı 540 tutsak konusunda dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor. Bunu önemli bir jest ve ciddi bir gelişme olarak göstermeye gayret ediyor. Oysa bu tamamen bir oyundur. Çünkü bırakacağını söylediği esirlerin sayısı tüm esirlerin sadece % 7’sine tekabül ediyor. Yani her yüz esirden 7 kişi. Üstelik onların da İsraillileri hedef alan eylemlere karışmamışlar arasından seçeceğini söylüyor. Hal böyle olmakla birlikte hizmetindeki medya organlarını kullanarak önemli bir jest yaptığına, ciddi bir adım attığına dünya kamuoyunu inandırmaya çalışıyor. Özerk yönetime de bir sonraki mukabelesinde: “Biz gerekli adımı attık, siz de direniş örgütlerini dağıtmak ve silahlarını toplamak suretiyle üzerinize düşeni yapın” diyecek. Ancak bu konuda istediğini elde etmesi kolay olmayacak. Çünkü İsrail her ne kadar dünya kamuoyunu yanıltsa da Filistin halkını yanıltamıyor. Sekiz bin civarında tutsağın sadece 540′ının serbest bırakılmasından sonra Abbas’ın Filistin direniş örgütlerini karşısına alıp dağıtmaya kalkışması hem bu örgütleri, hem de tüm Filistin halkını karşısına alması sonucunu doğuracaktır. Üstelik yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden dolayı Arafat da onun önüne bir engel olarak çıkabilir. İşgal devleti her ne kadar karşısına Mahmud Abbas ve Muhammed Dahlan’ı çıkarmış olsa da Arafat’ı ve ekibini tasfiye etmeyi başaramamıştır.
Sonuç itibariyle esirler konusu işgal devletinin 540 tutsağı serbest bırakmasıyla kapanmayacaktır. Devamının nasıl geleceği ise dünya konjonktürüyle, özellikle de Irak ve Afganistan’da yaşanacak gelişmelerle bağlantılı olacaktır. Bu yüzden Türkiye’nin Irak’a asker gönderip Amerikan işgalinin güçlenmesine yardımcı olması Filistin davasına ve oradaki tutsaklara da haksızlık olacaktır.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
Filistin DGM’leri Kaldırıyor
Temmuz 30, 2003
Filistin özerk yönetiminin Adalet bakanı Abdulkerim Ebu Salah Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kaldırıldığını ve bu mahkemelerin sahasına giren davaların normal sivil mahkemelere aktarıldığını bildirdi. Filistinli hukukçular kararı gecikmiş olarak nitelediler.
Adalet bakanlığının konuyla ilgili kararında: “Filistin ulusal yönetimi başkanının (Arafat’ın) yönlendirmeleri doğrultusunda ve bize verilen yetkilere dayanarak umumun maslahatı gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin ve Devlet Güvenlik Savcılığı’nın görevinin sona erdirilmesine karar veriyoruz” denildi. Özerk yönetim parlamentosundaki İnsan hakları Gözetleme Komitesi başkanı Dr. Hasan Harişe kararla ilgili açıklamasında:: “Biz bu mahkemelerin kaldırılmasını sürekli istiyorduk. Özellikle de siyasi tutuklamalar yaptığı sırada bu konuda son derece ısrarlı davrandık” dedi. Darısı Türkiye’nin başına!
Kaynak:www.vahdet.com.tr
İsmail Heniyye: “İsrail Ateşkese Uymuyor”
Temmuz 30, 2003
HAMAS’ın Gazze’deki liderlerinden İsmail Heniyye, İsrail işgal devletinin ateşkes kurallarına uymadığını vurgulayarak, şimdiye kadar gerçekleştirdiği ateşkes ihlalleriyle ilgili olarak, Filistin’deki muhtelif taraflara, Arap ülkelerine, Avrupa ülkelerine ve değişik uluslararası organlara mektuplar göndereceklerini ifade etti. Heniyye işgal devletinin geçtiğimiz bir ay içinde 80 farklı olayla ateşkesi ihlal ettiğini vurguladı. Heniyye, terör devletinin binlerce Filistinli tutsağı zindanlarda tutmaktaki ısrarının, Mescidi Aksa’nın sahasının sivil yahudiler tarafından kirletilmesine fırsat vermesinin, Filistinlilerin binlerce dönüm arazilerinin gasp edilmesine yol açan ırkçı ayırım duvarını inşa etmekte ısrarlı davranmasının hayra alamet olmadığını dile getirdi.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
Şaron: “Duvar İnşası Sürecek”
Temmuz 30, 2003
Amerika’ya sekizinci resmi ziyaretini gerçekleştiren ve ABD başkanı Bush’la görüşmeler yapan İsrail başbakanı Şaron, Filistin’in Batı Yaka bölgesini 1948′de işgal edilmiş bölgeden ayırmak amacıyla inşa edilen “güvenlik duvarı” inşasının devam edeceğini bir kez daha vurguladı. Öte yandan daha önce bu duvarı bir problem olarak niteleyen ve “İsraillilerle Filistinliler arasında güven sorununa yol açacağını” söyleyen Bush bu kez duvara anlayışla yaklaştığını ifade etme ihtiyacı duydu ve: “Belki ileride böyle bir duvara ihtiyaç kalmayabilir” demekle yetindi. Şaron’un devam edeceğini söylediği, Bush’un da “anlayışla (!)” karşıladığı duvar Batı Yaka bölgesinde yaşayan Filistinlileri adeta açık hava hapishanesine sokmayı hedeflerken birçok Filistinlinin de binlerce dönüm arazisinin gasp edilmesine sebep oluyor. Çünkü bazı araziler “İsrail sınırı” olarak gösterilen “yeşil hat” ile inşa edilmekte olan duvarın arasında kalacak ve Batı Yaka içinde kalan Filistinlilerin bu arazilere ulaşmaları engellenecek. Bu ise söz konusu arazilerin gasp edilmesi anlamına gelecek. Hal böyle olmakla birlikte BM, muhtelif uluslararası kuruluşlar ve kendilerini “uluslararası hukuk”un bekçisi gibi kabul ettirmeye çalışan ülkeler bu olaya bigane kalmayı tercih ediyorlar.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
Beyti İl’de Günlük İşkence Gören 11 Çocuk
Temmuz 30, 2003
Filistin Esirler Kulübü’nün avukatlarından Fatıma en-Netişe, Beyti İl zindanını ziyaretinden sonra yaptığı açıklamada burada yasal yükümlülük yaşının altında 11 çocuğun her gün zulüm ve işkenceye maruz kaldığını dile getirdi. en-Netişe, çocukların Sellaf (yalın kılıç) olarak nitelendirilen bir subayın oldukça sert ve insanlık dışı uygulamalarıyla karşı karşıya olduklarını ifade etti.
Kaynak:www.vahdet.com.tr
25 milyar dolar gelir hedeflenen Anayasa paketi, Meclis’ten geçti
Temmuz 30, 2003
Orman vasfını kaybetmiş arazilerin satışına imkân veren Anayasa değişikliği paketi, 368 oyla kabul edildi. Düzenlemeyi destekleyen işadamlarına göre gelir, hükümetin beklediğinden daha fazla olacak.
Orman vasfını kaybetmiş arazilerin satışına imkan veren ve milletvekili seçilme yaşını 25′e düşüren Anayasa değişiklik paketi Meclis’teki ikinci oylamada kabul edildi. 368 oy alan paket, Sezer’in onaylaması halinde yürürlüğe girecek. Ancak Sezer’in düzenlemeyi referanduma götürme ve veto yetkisi bulunuyor. Anayasa değişikliğiyle orman vasfını yitirmiş arazilerin satışından 25 milyar dolar gelir elde etmeyi hedefleyen hükümete işadamları destek verdi. İşadamları kâğıt üzerinde ‘işgalci’ durumunda bulunan kişi ve kuruluşların devlete hiçbir katkı sağlamadan arazileri kullanmaya devam ettiğini hatırlattı.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım, söz konusu arazilerin satışının imar affıyla birlikte yapılması halinde 50 milyar dolar gelir getireceğine inandığını söyledi. Zorlu Holding’in sahibi Ahmet Nazif Zorlu “Yasalara uyarak arazi alanlar vergi ödüyor. Fakat işgalcilerden vergi alınamıyor. Yasayla bu durum ortadan kalkacak.” dedi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in veto ettiği Orman Yasası, Meclis’te ikinci defa kabul edildi. 368 oyla kabul edilen yasa, Sezer’in onaylamasının ardından yürürlüğe girecek. Ancak Sezer’in onayladıktan sonra yasayı referanduma götürme yetkisi bulunuyor. Yasa değişikliğiyle orman vasfını yitirmiş arazilerin satışından 25 milyar dolar gelir elde etmeyi hedefleyen hükümete iş adamları destek verdi. İşadamları kâğıt üzerinde ‘işgalci’ durumunda bulunan kişi ve kuruluşların devlete hiçbir katkı sağlamadan arazileri kullanmaya devam ettiğini hatırlattı.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım, söz konusu arazilerin satışının imar affıyla birlikte yapılması halinde 50 milyar dolar gelir getireceğine inandığını söyledi. Zorlu Holding’in sahibi Ahmet Nazif Zorlu “Yasalara uyarak arazi alanlar vergi ödüyor. Fakat işgalcilerden vergi alınamıyor. Yasayla bu durum ortadan kalkacak.” dedi. İşadamı İbrahim Bodur da, bu yolla borç yükünün azalacağını belirtti.
Süleyman Kurt - Gürhan Savgı / Ankara - İstanbul zaman
ÇEÇEN MÜLTECİLERİ DÖNÜŞ BASKISI
Temmuz 30, 2003
Çeçenistan’daki güvenlik durumunda hiçbir iyileşme olmadığı halde Kafkasya’daki değişik ülkelere dağılmış vaziyette yaşayan Çeçen mültecilerin geri dönmesi konusunda baskıların arttığı bildiriliyor.
Bölgedeki görgü şahitlerinden alınan bilgilere göre, özellikle İnguşetya’daki mülteci kamplarında baskılarını yoğunlaştıran Rus yetkililer, kamplara yardımları engellediği, elektrikleri ve suyu kestiği belirtildi. 16 bin kişinin yaşadığı bir kampın kapatılma tehdidi ile karşı karşıya bulunduğunu belirten bölge kaynakları, Rusların mültecileri Çeçenistan’a dönüşe zorlamak için baskılarını giderek arttığı da ifade edildi.
Cüneyt Abi’nin Amerikalı fanatikleri
Temmuz 30, 2003
İnanılması güç, ama gerçek! Önce Avrupa’da başlayan, ardından da ABD’ye sıçrayan ilginç bir modayla, eski Türk bilim-kurgu ve serüven filmlerine yönelik ilgi her geçen gün artıyor.
“Ve nihayet, beklenen gün geldi. Evet, o artık listemizde! Size garanti veriyoruz, Amerikan ve Avrupa video pazarındaki en temiz kopyası da yine bizde. Ve özellikle belirtmek isteriz ki bu eşsiz film, öyküsünü arakladığı orijinalinden bile daha iyi! Muhtemelen bugüne dek yapılmış en akıl almaz bilim-kurgu örneklerinden biriyle karşı karşıyasınız.”
Son derece samimi övgülerle dolu olan bu cümleler, ABD’nin önde gelen “trash” film satış firmalarından “Shocking Videos”un (Şok Edici Filmler!) resmî internet sitesinden alındı. “Trash”, Batılı sinemaseverlerin jargonunda düşük bütçelerle yapılan döküntü filmleri ifade etmek için kullanılan bir deyim; kelime anlamı ise “çöplük”. Şimdi sıkı durun, çünkü merkezi Batı Virginia’da bulunan firma “yeni filmler” başlığı altındaki bu abartılı yağlamayı -kimilerince tüm zamanların en kötü Türk filmleri arasında sayılan- “Dünyayı Kurtaran Adam” için yapıyor! Çetin İnanç’ın yönettiği 1982 yapımı bu unutulmaz “klasik”, İngiltere’den yayılan garip bir modayla şimdilerde tüm bir Batı dünyasında düşük bütçeli filmleri sevenler tarafından baş tacı edilmekte.
Her şey İngiltere’de başladı
Üçüncü Dünya ülkelerinin kıyıda köşede kalmış gizli filmlerine yönelik kitlesel ilgiyi Batı’da ilk başlatan kişi, İngiliz sinema araştırmacısı Pete Tombs oldu. “Mondo Macabro” adını verdiği kitabı kısa sürede bir best sellere dönüşen yazar, bu yapıtında Türk sinemasına da oldukça geniş bir bölüm ayırıyordu. Tombs’un underground Türk filmlerine övgüler yağdırdığını gören sadık takipçileri de onun tavsiyelerine uyarak, o tarihe dek hiç tanımadıkları bu yeni kültüre yönelmeye başladılar. Böylelikle yalnızca bir-iki yıl içinde milyonlarca Batılı izleyicide adım adım bir “Turkish cinemania” toplu histerisi oluştu. Öyle ki kaset ya da DVD satın alırken sergiledikleri titizlikle tanınan çoğu Batılı sinemasever, ölesiye merak ettikleri Türk “başyapıtları”nın (büyük bölümü doğrudan Türk televizyonlarından kaydedildiği için) köşelerinde logolar bulunan, berbat bir görüntü kalitesine sahip ve kesintili birer kopyasına erişebilmek adına akıl almaz boyutlardaki bir kalite düşüklüğüne bile katlandılar. Üstelik de bunlar için orijinal kutularındaki pırıl pırıl Amerikan DVD filmlerinden iki-üç kat fazla para ödemeye razı olarak! Sözgelimi, şu anda “Dünyayı Kurtaran Adam” ya da “Turist Ömer Uzay Yolunda” gibi nadide bir parçanın kopya DVD fiyatı 25 doları bulmakta.
En Özel Dört “TÜrk efektİ”
1- Dracula İstanbul’da filminde 40-50 kişilik bir set ekibinin topluca sigara içip dumanını ortaya üfleyerek vampirin çevresinde sis efekti oluşturması
2- Turist Ömer Uzay Yolunda filminde Mr. Spock’u oynayan aktörün balmumu kulakları,
3- Dünyayı Kurtaran Adam’ da, Cüneyt Arkın motorsiklet kaskıyla uzay aracını sürerken, arka planda gerçek “Star Wars” filminden alınma uzay savaşı sahnelerinin oynaması
4- “Badi” filmindeki yerli malı E.T’nin kauçuktan yapılma kostümü
Cüneyt Arkın’a övgü yağdırıyorlar
Türk “trash” filmleri çeşitli yollarla birer ikişer temin edilip izlendikçe, Avrupalı ve Amerikalı izleyiciler neredeyse her iki filmden birinde mutlaka başrolde gördükleri bir kahramanı, Türk sinemasının efsanevî aktörü Cüneyt Arkın’ı da yakından tanımaya başladılar. Aynı şekilde, yıllarca ikinci sınıf aksiyonlardan yakasını bir türlü kurtaramayan heybetli aktör Aytekin Akkaya ve klasik komedilerin taçsız kralı rahmetli Sadri Alışık da Atlantik ötesinde giderek daha fazla tanınmaya başlanan isimler arasında yer alıyor. İnternet üzerinde “trash” film satışı yapan sitelerin hemen hepsinde Cüneyt Arkın’a ilişkin övgü ve hayranlık dolu cümlelerle karşılaşmak işten bile değil. Yalnızca “Dünyayı Kurtaran Adam” hakkında bile 80 dolayında yabancı makale kayıtlara geçmiş durumda.
En beğenilen Türk ‘trash’ filmleri
1- Dünyayı Kurtaran Adam , 1982
2- Turist Ömer Uzay Yolunda , 1977
3- Tarkan, 1970
4- Dracula İstanbul’da, 1953
5- Üç Süpermen ve Çılgın Kız, 1974
6- Şeytan, 1974
7- Badi, 1982
8- Ayşecik Harikalar Diyarında, 1971
9- Cüneyt Arkın’ın “Cemil” serisi, 1976-78
10-Üç Süpermen İstanbul’da, 1972
11- Karaoğlan (serinin bütün filmleri), 1960′lar
12- Malkoçoğlu (serinin bütün filmleri), 1970′ler
13- Battal Gazi (serinin bütün filmleri), 1970′ler
14- Kara Murat (serinin bütün filmleri), 1970′ler
Miro: KADEK’e destek yok
Temmuz 30, 2003
17 yıl sonra Türkiye’yi ziyaret eden ilk Suriye Başbakanı olan Mustafa Miro, PKK/KADEK terör örgütüne destek vermeyeceklerini belirtti
Suriye Başbakanı olan Mustafa Miro, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı ikili görüşmede PKK/KADEK terör örgütüne destek verilmeyeceğini belirtti. Erdoğan ise Suriye’ye terörle mücadele konusundaki desteğinden dolayı teşekkür etti. Başbakan Erdoğan, Suriye Başbakanı Miro’yu Başbakanlık’ta kabul etti. Başbakanlık önünde düzenlenen resmi törenin ardından heyetler arası görüşmeye geçildi. Daha sonra iki Başbakan başbaşa görüştüler. 17 yıl sonra Türkiye’yi ziyaret eden en üst düzeyli yetkili olan Miro, Ankara temasları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Meclis Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül vile biraraya geldi. Türkiye ve Suriye arasında sağlık, eneriji ve gümrük konularında 4 ayrı anlaşma imzalandı.
Suriye’ye ‘terör’ teşekkürü
Heyetlerarası görüşmelerde iki ülke arasındaki enerji, su, gümrük ve maden konularındaki sorunlar ele alındı. Erdoğan-Miro görüşmesinde ise PKK/KADEK terör örgütünün gündeme geldiği öğrenildi. Mustafa Miro, Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra iki ülke arasında imzalanan Adana Mutabakatı’nın geçerli olduğunu söyledi. Miro, KADEK’e kesinlikle destek verilmeyeceğini ifade ederken, Başbakan Erdoğan, konuk Başbakana terörle mücadele konusunda gösterdikleri çalışmadan dolayı teşekkür etti. Suriye Başbakanı Miro, Türkiye’nin aleyhine hiçbir oluşuma müsaade etmeyecekleri güvencesini verdi.
Görüşme kaydedildi
Bu arada heyetlerarası yapılan görüşme sırasında mikserin açık kalması sonucu, bir ajansa ait kameranın görüşmeyi kaydettiği ortaya çıktı. Görüşmede, Miro’nun ABD ve İngiltere için ‘işgalci güç’ demesi dikkat çekti.
Pentagondan Türkiye’nin geleceği üzerine kumar borsası
Temmuz 30, 2003
ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Ortadoğu bölgesi ülkelerinin geleceği üzerine, kayıtlı şirketlerin bahis oynayacağı bir tür borsa kuruyor. Cuma gününden itibaren kayıt yaptıracak olan yaklaşık 1000 Amerikan şirketi, Ortadoğu’daki terörist saldırılar ve suikastlara ilişkin tahminlerde bulunacak ve isabetli tahminde bulunan, bahis parasını kazanacak. ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, yatırımcılar kâr sağlamaya çalışırken, terörist saldırılara karşı, değerli istihbarat ve tahminlerden faydalanmayı planladıklarını belirtiyor.
Askerî darbe, kriz ve suikast
Plana göre bahisçiler, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu sekiz Ortadoğu ülkesinde, ekonomik güç, sivil istikrar, askeri yapı, suikast, savaş, terör eylemi, ekonomik kriz ve askeri darbe beklentileri gibi konularda birbirleriyle iddiaya girebilecek. Türkiye dışında, bahis konusu ülkeler arasında Mısır, İran, Irak, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan ve Suriye de bulunuyor. Bir olayın gerçekleşeceğine inanan yatırımcılar, bu olayın olacağına ilişkin bahis hissesini alacak. Olayın gerçekleşmesini muhtemel görmeyenler ise bahis hissesini satmaya çalışacak. Borsaya konulacak paranın limitlerinden ise bahsedilmiyor.
3 milyon dolarlık bütçe
Bahisler, 1 Ekim 2003 tarihinde açılıyor. İlk etapta 1000 yatırımcıyla başlayacak girişimin, 1 Ocak 2004′ten itibaren 10 bin yatırımcıya çıkarılması planlanıyor. Hükümet kuruluşları ise bahislere katılamayacak. Şu ana kadar bu programa 600 bin dolar harcandığı ve yıl sonuna kadar Pentagon’un, 49 bin dolar daha harcama yapmayı planladığı belirtiliyor. Pentagon, program çerçevesinde gelecek yıl için 3 milyon dolar, bir sonraki yıl için 5 milyon dolar bütçe istedi.
Demokratlar kınadı
İki Demokrat Partili senatör ise Pentagon’un bu girişimini kınayarak, yatırımcılar Pentagon bahis borsasına kayıt yaptırmadan, girişimin hemen durdurulmasını talep etti. Demokrat Parti Oregon Senatörü Roy Wyden, “Katliam ve terörizmle ilgili federal bahis sistemi fikri çok saçma ve grotesk” dedi. Pentagon ise yeni sistemi, terörist saldırıları önlemeye yönelik birçok metottan biri olarak değerlendiriyor. Pentagon borsasının işlemesi için yatırımcılar, Ortadoğu’da neler olabileceğine ilişkin iddiaya giriyorlar. İddiası tutan yatırımcı, yanlış iddiada bulunanların parasını alıyor.
Ürdün Kralı nasıl devrilecek?
Konuyla ilgili haberin yer aldığı internet sitesinde, Filistin lideri Yaser Arafat’ın suikasta kurban gideceği ve Ürdün Kralı Abdullah’ın devrileceği yönünde iddiaları içeren bir grafik yer aldı. Grafikte aynı zamanda, Kuzey Kore füze saldırısı ihtimali de gösterildi. Ancak Senatör Wyden ve Demokrat Parti Kuzey Dakota Senatörü Byron Dorgan’ın, bu girişimi protesto eden basın toplantısının ardından, grafik görüntüler internet sitesinden kaldırıldı.
Saldırgan ve aptalca
Demokrat Senatör Byron Dorgan, “yararsız, saldırgan ve inanılmaz ölçüde aptalca” diye nitelendirdiği bu planın hemen iptal edilmesini istedi.
Dorgan, “Başka bir ülkede ABD hakkında terör loto oynandığını düşünebiliyor musunuz, o zaman biz ne yapardık?” dedi. Bahis borsasının, Pentagon’un Savunma Geliştirme Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA) ile iki özel şirket olan Net Exchange ve The Economist dergisinin yayıncısı olan Economist Inteligence Unit tarafından geliştirildiği belirtiliyor.
Hindistan, nüfus artışında lider
Temmuz 30, 2003
Dünyanın ikinci en büyük nüfuslu ülkesi Hindistan, Çin ile arasındaki nüfus farkını kapatıyor.
1 milyar 304 milyon nüfusa sahip Çin’de yıllık nüfus artışı 9,5 milyonken, 1 milyar 65 milyon nüfuslu Hindistan’da 16 milyonu geçiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Hindistan’ı, nüfusu 300 milyona dayanan ABD takip ediyor. Türkiye, 71 milyon 325 bin nüfusla sıralamada 16’ncılıktaki yerini koruyor. Ankara, aa
ÖSYM, yüzdelik dilimlerde hata yaptı adayların üniversite tercihi tehlikede
Temmuz 30, 2003
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi, üniversiteye giriş için tercihlerde birinci derecede önem taşıyan öğrencinin puanına göre aldığı yüzdelik dilimlerde hata yaptı.
On binlerce adayı yakından ilgilendiren hata, Muş Anadolu Öğretmen Lisesi’nden sınava giren aynı sınıf öğrencilerinin birbirlerinin puanlarını kontrol ettiği sırada ortaya çıktı. Dil puanı türünden sınava giren Cezim Azbay, 354,705 puanla bin 210’uncu olurken sınav sonuç belgesinde yüzdelik dilimi 34,02 gösterildi. Aynı okuldan ve aynı puan türünden 353,881 puanla bin 232’nci sırayı alan Nesrin Çelik’in yüzdelik dilimi ise 12,20 oldu. Puan ve başarı sıralaması yüksek olmasına rağmen yüzdelik dilimi Çelik’ten daha düşük gelen Azbay, ÖSYM’ye itiraz etti. Bu durumun aynı okuldan çok sayıda adayda görüldüğünü ifade eden öğrenciler, tercihlerde hata yapmaktan ve üniversiteye yerleşememekten endişe ediyor. Mağdur edildiğini düşünen Azbay, mevcut yüzdelik dilimi dikkate alarak tercih yapması durumunda hiçbir okula giremeyeceğini belirterek, “Bu büyük bir haksızlık olur. Şimdi biz neye göre tercih yapacağımızı bilemiyoruz.” dedi.
ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Savaş Küçükyavuz önceki günlerde yaptığı açıklamada, ÖSS’yi kazanan üniversite adaylarının, bir yükseköğretim programını seçerken yüzdelik dilimlere göre tercih yapacaklarını söylemişti. Dil puan türünde her bir yüzdelik dilime 250 civarında öğrenci giriyor. Muş Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencileri Cezmi Azbay ile Nesrin Çelik’in başarı sıralamaları ve yüzdelik dilimleri dikkate alındığında en az 5 bin civarında öğrencinin yüzdelik dilimde yer alması şart. Aynı şekilde diğer öğrencilerin yüzdelik dilimlerinde de yanlışlık olduğunda on binlerce adayın farkında olmadan mağdur olabileceği belirtiliyor. Zirve Dergisi Rehberlik Uzmanı Hakan Baykal, ortaya çıkan bu görüntüyle ÖSYM’nin yaptığı ölçümün geneli hakkında büyük bir soru işareti oluştuğunu belirterek, “ÖSYM bu konuda net bir açıklama yapmalı ve öğrencileri bilgilendirmelidir.” diye konuştu. Olayın boyutlarının meçhul olduğuna dikkat çeken Baykal, şunları söyledi: “Bir okulda çok sayıda adayda bu yanlışlık varsa ve düşünün 20–30 okulda da böyle bir hata çıkarsa olayın boyutları çok büyür. Bu yüzden ÖSYM net bir açıklama yapmalıdır. Öğrencilerin de çevrelerinden sınava giren arkadaşlarından hem yüzdelik dilim hem de başarı sırası araştırması yaparak varsa bir yanlışlık ÖSYM’ye bildirmesi gerekir.”
ÖSYM yetkilileri ise kendilerine resmi yollardan intikal edecek olan itiraz dilekçelerini inceleyeceklerini ve adaylara tercihler bitmeden sonuçları duyuracaklarını söyledi. Bu durumda olan adayların tercihlerin son günü olan 6 Ağustos tarihine kadar tercih yapmamasını ifade eden ÖSYM yetkilileri “Biz 4 Ağustos’a kadar bütün itiraz dilekçelerini cevaplandıracağız. Şayet adayların itirazları ile ilgili sonuçlar ellerine ulaşmaz ise ÖSYM’nin 0312 298 80 00 numaralı telefonundan durumları ile ilgili bilgiyi alır ona göre tercihte bulunurlar.” dedi.
Türk cumhuriyetlerinde okuyanların öğretmen olma engeli kaldırıldı
Temmuz 30, 2003
Danıştay, Türk cumhuriyetlerinde okuyanların öğretmen olmasının önündeki engeli kaldırdı.
Ankara 8. İdare Mahkemesi’nden sonra Danıştay da Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) diploma denklik belgelerine yetkisi olmadığı halde kısıtlama getirmesini haksız buldu.
Kazakistan Korkut–Ata Kızılordu Devlet Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olan Özlem (Doğan) Güneri’nin açtığı davayı sonuçlandıran Ankara 8. İdare Mahkemesi, YÖK’ün bazı diploma denklik belgelerine koyduğu, “Bu belge öğretmen atamalarında geçerli değildir.” şeklindeki şerhi kurumun kısıtlama yetkisi bulunmadığını belirterek iptal etmişti.
31 Mayıs 2002 tarihinde Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin bu kararını Yükseköğretim Kurulu (YÖK) temyiz ederek, mahkemenin kararının bozulması isteminde bulundu. YÖK’ün itirazı üzerine davayı inceleyen Danıştay 8. Dairesi, mahkemenin kararının, usul ve yasaya uygun olduğunu, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığına karar vererek, mahkemenin konuyla ilgili kararını onadı. Danıştay 8. Daire’nin bu kararı YÖK’ün bu kararından mağdur olan bütün öğrencilere emsal olabilecek ve diplomalarına denklik şerhi konan bütün öğrenciler öğretmenlik haklarından yararlanabilecekler.
ÖSS puanı ile kaydolmuştu
Özlem (Doğan) Güneri, Kazakistan Korkut–Ata Kızılordu Devlet Üniversitesi, İngilizce Öğretmenliği Bölümü’ne, ÖSS’den aldığı puanla kaydoldu. 1999 yılında bu üniversiteden mezun olan Güneri, 16 Şubat 2000’de denklik belgesi almak için YÖK’e başvurdu. Bunun üzerine YÖK, diploma denklik belgesi verdi. Ancak, belgeye “Bu belge öğretmen atamalarında geçerli değildir.” şeklinde şerh koydu. YÖK’ün bu belgeye kısıtlama getirme yetkisi olmadığını, Kurul’un kanunla kendisine verilmeyen yetkiyi kullandığını belirten Güneri, Ankara 8. İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu.
Şahin Ali Şen / Ankara
5 bin PKK’lı için ‘eve dönüş’ yolu açıldı
Temmuz 30, 2003

Hükümetin teröre son darbeyi vurmak amacıyla hazırladığı ve ‘Eve Dönüş’ olarak adlandırılan Topluma Kazandırma Kanun Tasarısı, Meclis Genel Kurulu’nda 356 oyla kabul edildi.
Tasarının af hükümlerini düzenleyen maddesi dün yeniden oylandı ve gerekli çoğunluk sağlandı. CHP, reddedilen düzenlemenin yeniden oylanmasına karşı çıktı. İçişleri Bakanlığı, pişmanlık yasasından 5 bin PKKKADEK militanın faydalanacağını belirtmişti. 4. maddesi ve geçici 1. maddesi af niteliği taşıyan yasanın tümünün oylamasına 427 milletvekili katıldı. Yasa, terör örgütü mensubu olup silahlı mukavemet göstermeksizin kendiliğinden teslim olanlar veya örgütten çekildiği anlaşılanlar ile yakalanmak suretiyle ele geçirilenlerden, terör örgütünce işlenen suçlara iştirak edenler ve etmeyenler hakkında uygulanacak. Terör örgütü mensuplarına, hal ve sıfatlarını bilerek yardım edenler de düzenlemeden yararlanacak.
‘Af’ hükümlerini içeren söz konusu maddenin kabulü için Anayasa gereği en az 330 (üye tamsayısının beşte üçü) ‘evet’ oyu alması gerekiyordu. Geçen haftaki oylama 313’te kalmıştı. Kabul oylarının sayısının artışında, AK Parti yönetiminin, milletvekillerine yönelik telkinleri etkili oldu. Birinci oylamada 60’a yakın AK Partili destek vermemişti. AK Parti fireleri, dün 11’e düştü. AK Partili Fuat Geçen ile Abdullah Çalışkan, ‘ret’ oyu kullandı. Sadık Yakut’un da aralarında bulunduğu 9 milletvekili oylamaya katılmadı. Söz konusu 11 milletvekilinin ‘ülkücü’ kökenli olduğu ifade edildi. CHP Grup Başkan Vekili Mustafa Özyürek, düzenlemenin Meclis’ten geçmesi halinde Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilebileceğini iddia etti. CHP Milletvekili Onur Öymen, “Belli ki ABD, PKK’lıların affedilmesini istiyor.” dedi. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ise yasanın ‘sipariş olmadığını’ ve ihtiyaçtan kaynaklandığını söyledi. Şehit analarının unutulmadığını belirten Aksu, “Bu topraklarda yaşayan halkımız için, toplumsal barışa katkı için en iyiyi yapmaya çalıştık. Şehit analarına yeni şehit anaları eklenmesin istedik.” diye konuştu.
Meclis’te kabul edilen düzenleme ile örgüt üyelerine şu imkanlar getiriliyor: Terör örgütünce işlenen suçlara iştirak etmeyenlere ceza verilmeyecek. Terör örgütünü sevk ve idare edenler ile hüküm kesinleşmeden önce hakim önünde önceki beyanlarını reddedenler düzenlemeden faydalanamayacak. Örgüte barınacak yer gösteren, erzak tedarik edenlere ceza verilmeyecek. Terör örgütü tarafından işlenen suçlara iştirak etmemiş ve kanun yürürlüğe girdikten sonra mukavemet göstermeksizin teslim olmuş veya kendiliklerinden örgütten çekildiği anlaşılmış olanlardan, bu kanundan yararlanmak istediğini beyan edenler hakkında ceza verilmeyecek. Kanundan yararlanmak amacıyla yapılan açıklamaların, kötü niyetle yapıldığı veya delillerin uydurulduğunun anlaşılması halinde, fiil başka bir suç oluştursa bile faile ayrıca 5 yıldan az olmamak üzere ağır hapis cezası verilecek.
Özkök Irak’a asker gönderme konusunda ‘şart’larını sıraladı
Temmuz 30, 2003

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün dünkü sürpriz görüşmesinde 1 Ağustos’ta toplanacak olan Yüksek Askeri Şûra ile Irak’a asker gönderme konuları gündeme geldi.
Edinilen bilgilere göre Org. Özkök, Irak’a asker gönderme kararı alınması halinde 45 gün içinde askerlerin sevke hazır olacağını belirtti. Erdoğan’ın Başbakanlık’taki makamında gerçekleşen ve yaklaşık 1 saat 40 dakika süren görüşmede Amerikan yönetiminin talebi ile gündeme gelen asker gönderme konusunda Özkök, Genelkurmay’ın görüşlerini dile getirdi. Org. Özkök, Ankara Mamak’ta bulunan 28. Mekanize Tugayı’nın gönderilmesini gündeme getirirken; tümen seviyesinde asker gönderilmesinin uygun olmayacağını dile getirdi.
Türkiye’den gidecek askerlerin sadece Irak’ın sorunlu bölgelerine konuşlandırılmasına karşı çıkan Genelkurmay Başkanı, bunun yerine bütün Irak genelinde görev almaları gerektiğini söyledi. Özkök, Irak’ta görev alacak birliğin kumandasının Türk komutanda olması gerektiğine dikkat çekti. Org. Özkök ayrıca, Irak’ta uluslararası bir koalisyonun görev alması halinde bu koalisyonun en azından komutan yardımcısının Türk olması gerektiğini de dile getirdi.
Erdoğan–Özkök görüşmesinde ayrıca ABD’nin Irak’ta oluşturduğu Ulusal Konsey’in ‘asker çağrısı’ konusu da gündeme geldi; Türkiye’nin bu çağrıyı dikkate almaması gerektiği vurgulandı. Dünyada söz konusu konseyin meşruiyeti konusunda tartışma bulunduğuna dikkat çekildi. Mehmetçiğin Irak’ta Birleşmiş Milletler veya NATO çerçevesinde görev almasının daha uygun olacağı yolunda Özkök’ün görüş beyan ettiği öğrenildi.
Erdoğan–Özkök görüşmesinde Irak’a asker göndermenin mali boyutu da gündeme geldi. Bu boyutun hesaplanması gerektiği üzerinde duruldu. Devlet Bakanı Ali Babacan’ın başkanlığında ve üst düzey bir askeri temsilcinin de yer alacağı bir heyetin ‘mali yük’ konusunda çalışma yapılması kararlaştırıldı.
Org. Özkök, görüşmede Erdoğan’a YAŞ ve Irak konusunda iki ayrı dosya verdi. Dosyalarda Irak konusunda planların da bulunduğu belirtiliyor.
Erdoğan–Özkök görüşmesine Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de 2–3 dakika katıldı. Bakan Gül’ün, Suriye Başkanı Mustafa Miro’ya eşlik ettiği için selamlaşmadan sonra güşmeden ayrıldığı öğrenildi.
Bu arada Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, “Genelkurmay Başkanı ile yaptığınız görüşmede Irak konusunu görüştüğünüze ilişkin bilgiler var. Asker gönderme konusunda mutabık kaldınız mı?” sorusu üzerine, “Bilgileri almışsınız” şeklinde karşılık verdi.
zaman
Filistinli Esirler Dosyası-12: Filistinli Tutsaklar Kobay Olarak Kullanılıyor
Temmuz 29, 2003
Filistinli tutsaklara normal şartlarda sağlık hizmetleri verilmezken, sağlık hizmeti verildiğinin iddia edildiği sırada yahut daha başka gerekçeler oluşturulması suretiyle çoğu zaman kobay olarak kullanılıyorlar.
Şimdiye kadar birçok sağlık kuruluşu ve insan hakları kuruluşu Filistinli tutsakların, birtakım ilaçların tesirlerinin ortaya çıkarılması için kobay olarak kullanılmasından dolayı uyarı niteliğinde açıklamalar yaptılar. Dolayısıyla bu uygulama Filistinli tutsaklarda ciddi endişeye ve korkuya sebep oldu. Bu yüzden birçokları işgal devletinin sağlık hizmetlerine başvurmaktansa hastalıklarıyla baş başa kalmayı tercih ediyorlar. Tutsakların ilaç kobayı olarak kullanılması onların ailelerinde de ciddi korkuya ve endişeye sebep oluyor.
Burada örnek olarak işgalcilerin bu tür uygulamalarını gözler önüne iki olaydan söz etmek istiyoruz:
28 yaşında ve Batı Yaka’nın el-Halil şehrinden olan Zuheyr el-İskafi bundan yaklaşık iki buçuk yıl önce tutuklandı. Tutuklandığı zaman hiçbir sağlık sorunu yoktu. İşgalciler hiçbir sebep yokken ona bir iğne yaptılar ve bunun neticesinde hem başındaki hem de yüzündeki kıllar tamamen döküldü, bir daha da çıkmadı. Yani delikanlı bu iğne yüzünden genç yaşında hem kel, hem köse oldu. Belli ki işgalciler onun üzerinde bir ilacın tesirini görmek amacıyla o iğneyi yapmışlardı.
Benzer bir hadise de yine el-Halil’den bir bayan tutsağın başına geldi. Garip bir maddenin verilmesi neticesinde saçları döküldü.
İşgal devletinin Filistinli tutsakları tıbbi ilaçlar için kobay olarak kullandığı gerçeği bizzat İsrail parlamentosu Knesset’in raporlarına da geçmiştir. Knesset’in Bilim Komitesi başkanı bayan Dalya Azak yaptırdığı araştırmalar neticesinde bin kadar Filistinli tutsağın tıbbi ilaçların denenmesinde kobay olarak kullanıldığı gerçeğini ortaya çıkarıp Knesset raporlarına geçirdi. Bayan Dalya Azak konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamasında İsrail Sağlık bakanlığında görevli kişilerin bu konudaki itiraflarının bürosunda mevcut olduğunu vurgulayarak bin Filistinli tutsağın kobay olarak kullanıldığını birbirinden bağımsız çok sayıda itiraf ve tespite dayanarak ortaya çıkardıklarını ifade etti.
Yapılan araştırmaların ve itirafların gösterdiğine göre işgalciler Filistinli tutsakları, ilaçların yaşa, cinsiyete, bedensel yapıya vs. özelliklere göre yaptığı tesirleri ortaya çıkarmak için kullanıyorlar. Bu yüzden farklı kategorilere göre denemeler yapıyorlar. Bu sebeple de çok sayıda tutsağa kobay muamelesi yapılıyor.
Uluslararası Dayanışma Kurumu da Knesset’in Bilim Komitesi’nin açıklamalarından yola çıkarak araştırmalar yaptı ve Filistinli tutsaklara kobay muamelesi yapıldığı hakkında, İsrail Sağlık bakanlığı görevlilerinin yaptığı itiraflarda artış olduğunu gözledi. Hatta birtakım itiraflardan anlaşıldığına göre İsrail işgal güçleri bazı Filistinlileri sırf tıbbi araştırmalarda kobay olarak kullandırmak amacıyla tutukluyorlar. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz üzere araştırmalarda ilaçların farklı yaşlara ve bedensel özelliklere göre tesirlerinin görülmesi isteniyor. Aksa İntifadası sürecinde de birçok kişinin sırf bu amaç için tutuklandığı tespit edildi.
Yapılan tespitlere göre kobay olarak kullanılan tutsaklardan ilaçlardan olumsuz şekilde etkilenenlerde, saç dökülmesi, kısırlaşma, herhangi bir organın felç olması, kalıcı sakatlık, hormon bozukluğu gibi muhtelif neticeler ortaya çıkıyor.
İlginçtir ki işgal devleti Filistinli tutsakları sadece belli ilaçların tesirlerini ortaya çıkarmak için değil aynı zamanda birtakım işkence metotlarının tesirlerini görmek için de kobay olarak kullanıyor. Malum olduğu üzere İsrail işgal devleti, işkence konusunda yeni metotlar geliştirmekte, muhtelif baskıcı rejimlere bu konuda akıl vermektedir. En yaygın işkence uygulamalarından birine “Filistin askısı” adı verilmesi de İsrail işgal devletinin işkence metodu ihracının göstergelerinden biridir. İşkence konusunda metot geliştiren işgalci siyonistler, geliştirdikleri metotların sonuçlarını görmek için de Filistinlilerin bedenlerinden yararlanıyorlar. Birinci intifada döneminde kırktan fazla Filistinlinin işkence yüzünden hayatını kaybettiği bizzat İsrail insan hakları örgütü Betselim’in raporlarında ortaya konmuştur. Bu durum da belki Filistinlilerin işkence metotları geliştirilmesinde kobay olarak kullanılmalarının bir sonucudur.
Devamı: Sonuç
Kaynak:www.vahdet.com.tr
