ABD DÜNYAYI KANDIRMIŞ.!

Mayıs 30, 2003

ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, Saddam Hüseyin yönetiminin kitle imha silahları tehdidinin savaşı haklı göstermek amacıyla, bürokratik nedenlerle öne çıkartıldığını söyledi. Vanity Fair dergisinin temmuz ayında yayınlanacak sayısına demeç veren Wolfowitz kitle imha silahlarının savaş kararı alınmasının ardındaki nedenlerin sadece biri olduğunu belirtti.


Wolfowitz, “Bürokratik nedenlerle bu konu üzerinde yoğunlaştık, o da kitle imha silahlarıydı çünkü herkesin üzerinde uzlaşabileceği tek neden buydu” dedi.

Wolfowitz Irak’ın işgalinin çok önemli bir nedeninin gözden kaçırıldığını, bunun da Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ABD’ye askerlerini Suudi Arabistan’dan çekmesi fırsatını vermesi olduğunu belirtti. Wolfowitz, “bu yükü Suudi Arabistan’ın üzerinden kaldırmamız kendiliğinde daha barışçı bir Ortadoğu’nun yolunu açacak” dedi. Wolfowitz’ın bu açıklamaları Riyad ve Kazablanka’daki intihar saldırılarında 75 kişinin ölmesinden önce yaptığı belirtildi. ABD henüz Irak’ta hiçbir kitle imha silahı bulamadı.

ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld de, Irak’ın elindeki kitle imha silahlarını, savaştan önce yok etmiş olabileceğini öne sürdü. Rumsfeld, Irak’ın savaş sırasında neden kimyasal silah kullanmadığını bilmediğini söyledi. ABD’nin hızlı ilerleyişinin Irak’ı şaşırtmış olabileceğini söyleyen Rumsfeld, Irak’ın savaştan önce kimyasal ve biyojik silahlarını yok etmiş olma olasılığı bulunduğunu öne sürdü. ABD Savunma Bakanı, Irak’ta kitle imha silahı bulunabileceği konusunda ’söz veremeyeceğini’ belirtti. Bush yönetimi, Irak savaşına gerekçe olarak, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olmasını gösteriyordu. Bush yönetiminden yetkililer, bugüne kadar Irak’ta kitle imha silahı bulunduğu ve bu silahların mutlaka ortaya çıkarılacağı yönünde açıklamalar yapmıştı. Gözlemciler, Rumsfeld’in açıklamalarıyla, ilk kez ABD yönetiminin, bu ülkede silah bulunmayabileceğine dair sinyal verdiğine dikkat çekiyor. İngiliz The Guardian gazetesi ABD Savunma Bakanı Donlad Rumsfeld’in “Irak’taki kitle imha silahları savaştan önce yok edilmiş olabilir” açıklamasını “kepazelik” olarak niteledi. Gazetenin başyazarı, “Rumsfeld’in Irak’ın tonlarca silahı savaştan önce alelacele yok etmiş olabileceği yolundaki maruzatı, tam bir kepazelik. Rumsfeld seçimle gelmiş güvenilir bir siyasetçi olsaydı şimdi çoktan istifa etmişti” diye yazdı. Gazete, “Irak’ın yasa dışı ve haksız istilasının, uluslararası müdahale fikrinin yararı ve hikmetine ilişkin ilkesel sorular sorulmasına neden olduğunu” kaydetti.

Euro’dan tarihî rekor

Mayıs 28, 2003

İSTANBUL- Avrupa ortak para birimi Euro, ABD Doları karşısında rekor yükseliş gösterdi. Tokyo para piyasasında dolaşıma çıktığı 4 yıl içinde ABD Doları karşısında en yüksek değerine ulaşan Euro bir ara 1.19 dolar sınırını bile aştı. Parite daha önce tedavüle çıktığı Ocak 99’dan kısa bir süre sonra 1. 1886 düzeyine kadar çıkmıştı. Bununla birlikte uzmanlar Euro’nun yükselişinin Avrupa para birimine duyulan gerçek güveni yansıtmaktan çok ABD Doları’nın zayıflığından kaynaklandığı görüşünü savunuyor. Uzmanlar, uluslararası piyasaların ABD ekonomi yetkililerinin doların düşüşüne göz yumduğuna inanmalarının Euro’nun yükselişindeki başlıca etken olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, Avrupa Merkez Bankası’nın 5 Haziran’daki toplantısında yeni bir faiz indirimine gitmesi halinde, Euro’daki değerlenme hızının yavaşlayabileceğini belirtiyorlar. Diğer yandan Japonya’da önceki gün yaşanan deprem, yenin Euro ve dolar karşısında değer kaybetmesine neden oldu. Japon Yeni gerek Euro gerekse dolar karşısında değer kaybetti. Öte yandan, Avrupa Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Lucas Papademos, Euro bölgesinde enflasyonun 2004’e kadar düşüş eğiliminde olacağını ve yüzde 2’nin altında dengeye oturacağını kaydetti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bizim kadrolaşmak, şu, bu gibi bir derdimiz yok. Sadece olması gerekeni yapıyoruz.

Mayıs 28, 2003

Ankara - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bizim kadrolaşmak, şu, bu gibi bir derdimiz yok. Sadece olması gerekeni yapıyoruz. Olması gereken de yapılmaya devam edecektir” dedi.

Başbakan Erdoğan, resmi ziyaret için Türkiye’ye gelen Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Başkanı Adnan Terzic ile baş başa görüşmesi ve heyetlerarası görüşmelerin ardından Bosna-Hersek ile Türkiye Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesi ve Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin Uygulanmasına İlişkin İdari Anlaşma’yı imzaladı.

Erdoğan, imza töreninde yaptığı açıklamada, Türkiye’nin, Bosna-Hersek’in egemenliği, toprak bütünlüğü ve çok etnili yapısını koşulsuz olarak desteklediğini söyledi.

Bİr gazetecinin, “Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) yarınki toplantısında kadrolaşma konusunu dile getirecek misiniz ya da Başbakanlık Takip Kurulu bu konuyu ele aldı mı?” şeklindeki sorusuna da Erdoğan, “Sorularınıza gerçekten çok üzülüyorum. Gelin, işimize bakalım. Bu işlerle uğraşmayın” diye yanıt verdi.

İstanbul’un deprem sancısı sıklaştı

Mayıs 28, 2003

Tarih, İstanbul depreminin yaklaştığını ihtar ediyor. Bilim adamları, Sultan-ahmet Camii’nin minaresinin de yıkıldığı 1766 depreminin benzerini beklediklerini söylüyorlar.

17 Ağustos 1999 Gölcük, 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinde İstanbul’un da beşik gibi sallanmasıyla Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ciddi anlamda hatırladık. Türkiye, bu tarihlerden önce de bir deprem ülkesiydi elbette. Ama bu doğal âfetin ciddiye alınması için İstanbul’un da sallanması beklendi adeta. Deprem uzmanları, bu durumu, sitemkâr bir dille, “İstanbul depremi hissetmeden Türkiye depremi duymaz” şeklinde ifade etmişlerdi. 17 Ağustos gecesi ve 12 Kasım günü İstanbulluları da yataklarından fırlatan ve sokağa döken depremin, İstanbul’un sinesindeki fayda da patlayacağı bir ‘gerçeklik’ halinde dillendirilince, “Deprem gelmeden tedbirini alalım” söylemi, aylarca gündemde kalmıştı. Ama hepsi o kadar… Sonra herkes yine işine-gücüne döndü. Araştırmalar yapıldı, sonuçları açıklandı, 17 Ağustos ve 12 Kasımların yıldönümleri oldu, biraz heyecanlanıp yeniden hatırlar gibi olduk ama yine çabuk unuttuk. Şenkaya, İzmir, Aydın, Balıkesir, Afyon, Orta, Pülümür, derken Bingöl de çok yakın geçmişte sallandı. Burada 100′ün üzerinde can kaybı oldu, çok sayıda insan yaralandı, binalar istisnasız hasar gördü. Depremi yeniden hatırladık, ama yine unutmak üzereyiz. Bilimadamları ise feryat ediyor. “1766 İstanbul depreminin periyodu dolmak üzere. Deprem geliyor, ölüm, yıkım, gözyaşına az kaldı. Tedbir alınsın” diye uyarıyorlar. Biz de uyarıyoruz: “Orda kimse var mı?” seslerini sıkça duymak istemiyorsanız, tebdir alın…

Tarih boyunca ortalama 300 yıl aralıklarla büyük depremler geçiren İstanbul, şimdi kalbinde bir kaç asırdır biriken enerjinin sancılarını yaşıyor. İstanbul’un yüzyüze geldiği büyük felâketi anlayabilmek için çaba harcayan bilimadamları, Sultanahmet Camii’nin miranesini yıkan 1766 depreminin benzerini beklediklerini söylüyorlar. 10 Eylül 1509 ve 22 Mayıs 1766… Bunlar, İstanbul’un sürekli tarihinde yıkım, ölüm, acı, gözyaşı ve sefaletin işaretlendiği deprem tarihleri. ‘Küçük Kıyamet’ de denilen 1509 depreminden 257 yıl sonra 1766′da yaşanan deprem ise İstanbul için bugünlerde özel bir anlam taşıyor. Çünkü bu depremin üzerinden geçen 237 yıl boyunca İstanbul merkezli bir deprem olmadı. Kandilli Rasathanesi’nin İstanbul’daki deprem riskine ilişkin hazırladığı raporda yer alan, “İstanbul yaklaşık her 300 yılda bir şiddetli depremlere maruz kalmaktadır” ifadesi, aradan geçen bu süreye özel bir anlam yüklüyor.

Deprem 20 yıl daha yakınlaştı Birçok bilimadamı, İstanbul depremi için ortak bir noktada birleşiyor: “İstanbul’un önümüzdeki 30 yıl içinde bir deprem yaşama ihtimali yüzde 65.” Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Oğuz Gündoğdu, 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin Marmara’ya yüklediği enerjiyle, depremin İstanbul’a en az 20 yıl daha yaklaştığını söylüyor. 17 Ağustos’un ardından Kuzey Anadolu Fayı’nın iyice gözlemlendiğine vurgu yapan Gündoğdu, İstanbul’da 1766′da meydana gelen depremin benzerinin beklendiğini belirterek, “O depremin kaç büyüklükte olduğunu bilmiyoruz, ancak etkilerinden 7 büyüklüğünde bir deprem olduğunu tahmin edebiliyoruz” diyor. Gündoğdu, İstanbul’un 30 yıl içinde 7′den küçük olmayan bir deprem yaşayacağını belirterek, bu felaketin on binlerce can ile 30-50 milyar dolarlık bir maddi kayba yol açacağını söyledi.

Gündoğdu ayrıca deprem tedbirleri konusunda 4 yılda hâlâ bir arpa boyu yol alınamamasının sorumlusu olarak, 57. hükümeti göstererek “TMMOB kamu niteliğinde bir sivil toplum örgütü ve bütün mühendisler mimarlar buraya üye. Bizleri şehrin iskeletini çıkarmak için, hasar ihtimallerini ve güçlendirmeleri tesbit etmek için çoktan görevlendirmeleri gerekirdi”dedi. Gündoğdu, yeni hükümetin, olayın bu yönünü atlamaması gerektiğini kaydediyor.

“6-7 arasında olacağını biliyoruz”

İÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Alptekin de, tarihsel depremlere ilişkin bilgilerden bugünü anlamak için gerektiği kadar faydalanıldığına dikkat çekerek “Bazı model çalışmalar ve fikirlerimiz var. Şu depremden sonra şu bölgelerde gerilme birikimi artmıştır diyoruz ama bu gerilmenin oradaki fayları kayma düzeyine getirip getiremeyeceği konusunda henüz kesin bilgiler yok. Fakat, 6′dan daha büyük 7′ye yakın bir depremin Marmara Denizi’nde olma olasılığını var” dedi. MTA Marmara Bölge Müdür Yardımcısı Erdal Herece ise Kuzeydoğu’da Karlıova’dan başlayan ve Güneybatı’da Antakya’ya kadar uzanan Doğu Anadolu Fayı’nda her an büyük ve yıkıcı depremler olabileceğini bildirdi.

600 BİN AİLE EVSİZ KALACAK

Kandilli Rasathanesi’nin araştırmasına göre İstanbul’da 35 bin ila 45 bin arasında bina hasar görecek. Can kayıplarının çoğunluğunun, ‘yassı kadayıf’ haline gelecek bu 45 bin binada olacağı da aynı raporun sonuç bölümünde dile getiriliyor. Yaklaşık 70 bin binanın ağır, 200 bin binanın da orta hasar göreceği belirtilen raporda 11 milyar dolarlık zararın sadece binaların hasarından kaynaklanacağı kaydediliyor. Bina hasarlarının ağırlıklı olarak şehrin Güney Batı bölümünde yer alan Eminönü, Fatih, Zeytinburnu, Bakırköy, Bahçelievler, Küçükçekmece’nin güneyi ve Avcılar ilçelerinde, daha az olarak da Kadıköy, Kartal, Maltepe ilçelerinde yoğunlaşma ihtimalinin fazla olduğu vurgulanıyor. Mevcut faydan uzakta olmalarına rağmen, bina yoğunluğu sebebiyle Beyoğlu, Eyüp ve Bayrampaşa bölgelerinin de yüksek oranda hasar görmesinin beklendiği ifade ediliyor. Can kaybının ise yaklaşık 50 bin dolayında olacağına yer veriliyor. Şiddet bazlı senaryo depremine göre, İstanbul’da 600 bin ailenin evsiz kalacağı da tahmin ediliyor.

Hastane ve okulları kimse umursamıyor

Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, hastanelerle ilgili çok çarpıcı bilgiler veriyor. İstanbul’daki 26 hastanenin güçlendirilmesi gereken 279 bloku bulunduğunu dile getiren Işıkara, “Bir an önce buna el atılmalı” diyor. Işıkara, 17 Ağustos’tan sonra 4 konuda önlem alınmasını istediklerini, bunlardan sadece viyadüklerle ilgili küçük de olsa çalışmaların başladığını söylüyor. İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe ise okulların durumunun çok daha vahim olduğunu dile getiriyor. İstanbul’daki 1600 civarındaki okuldan yalnızca 150′ye yakınının güçlendirildiğini vurgulayan Gökçe, şöyle devam ediyor: “Asıl yapılması gereken, deprem öncesi çalışmalardır. Binaların yüzde 70′inin kaçak olduğu bu kentte yapıların ya yıkılması ya da güçlendirilmesi gerekiyor. Okullar, hastaneler, diğer kamu binaları ve çok sayıda insanın çalıştığı büyük işyerlerinin güçlendirmeleri yapılmadı.”

Boğaz köprülerinin mukavemeti iyi

KTÜ eski Rektörü ve AK Parti Trabzon Milletvekili Prof. Dr. Aydın Dumanoğlu, Boğaz köprülerinin yapısının deprem gibi olaylara karşı dayanıklı olduğunu söyledi. Asma köprülerin oluşacak yer hareketlerindeki davranışları sebebiyle her zaman tavsiye edilen köprüler olduğunun altını çizen Dumanoğlu, “Önemli olan deprem esnasında çevrenin topografik yapısının ne olacağıdır. Eğer önlem alınacaksa, köprünün yapısına ilişkin değil, köprülerin oturduğu yerlerin etrafındaki zeminin bozulmaması için önlem alınmalıdır” diyor. Dumanoğlu, köprülerin kontrolden geçirilme zamanının geldiğini de ifade ederek, bu kontrollerin 30 bin dolar gibi düşük bir maliyetle yapılabileceğini vurguluyor.

TARİHİ YARIMADA TEHDİT ALTINDA

Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erdik özellikle tarihî yapıların muhtemel bir depreme karşı büyük risk altında olduklarını vurguluyor. 17 Ağustos’ta İstanbul’un da etkilendiğini ve bazı tarihi binaların hasar gördüğünü hatırlatan Erdik, “Mihrimah Sultan Camii, Fatih Camii, Millet Kütüphanesi ciddi zarar gördü. Topkapı ve Dolmabahçe sarayları, İslâm Eserleri Müzesi gibi yapılarda da çatlaklar meydana geldi. Bu çatlakların ve hasarların olası İstanbul depreminde büyüme ihtimali çok kuvvetli” diye uyarıyor.

Yolsuzluklar kanunla korunuyor

Mayıs 28, 2003

Komisyon, yolsuzlukların aydınlatılmasına yardımcı olması için Devlet Bakanı Ali Babacan, BDDK ve Merkez Bankası’ndan bilgi istedi. Komisyon’a gönderilen yazılarda, ilgili yasalar gereği bu bilgilerin verilemeyeceği bildirildi.

Önceki hükümetler döneminde yolsuzlukları araştırmak için oluşturulan TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu, “ticari sır” engeline takıldı. Devlet Bakanı Ali Babacan, Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti ve BDDK Başkanı Engin Akçakoca, “ticari sır” gerekçesiyle, kamu bankaları, el konulan bankalar ve dalgalı kur kararı alımından önce Merkez Bankası’ndan satılan dövizin hangi kurumlara hangi şartlarda verildiğiyle ilgili bilgi ve belgeleri komisyona göndermedi.

TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu, bankacılık, enerji, sağlık ve bayındırlık olmak üzere dört ana konuda yürüttüğü çalışmalarını son aşamaya getirdi. Ancak, son dönemde yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının “merkezini” oluşturan bankacılık sektörü ile ilgili incelemeler eksik kaldı. Komisyonun, bankacılık alanındaki incelemeleri “ticari sır” engeline takıldı.

‘Ticari sır’ veremiyoruz

Meclis Araştırma Komisyonu Başkanı Azmi Ateş, Devlet Bakanı Ali Babacan’dan, kamu bankaları, el konulan bankalar ve dalgalı kur kararı alımından önce Merkez Bankası’ndan satılan 5 milyar dolarlık dövizle ilgili bilgi ve belgeleri istedi. Ateş, Babacan’a, istenilen belgelerle ilgili, 11 Nisan 2003, 16 Nisan 2003 ve 24 Nisan 2003 tarihli üç ayrı yazı gönderdi.

Bakan Babacan, Ateş’in, istediği bilgi ve belgelerle ilgili, Hazine, Merkez Bankası ve BDDK bürokratlarının katıldığı “özel bir toplantı” yaptı. Toplantıda, bürokratlar istenilen belgelerin komisyona gönderilmesi halinde suçlu duruma düşecekleri belirtilerek, bilgi ve belgelerin komisyona gönderilmemesi kararlaştırıldı.

Babacan: Gönderemiyoruz

Devlet Bakanı Ali Babacan, Komisyon Başkanlığı’na gönderdiği 02 Mayıs 2003 tarihli yazısında, istenilen bilgi ve belgelerin “ticari sır” kapsamında olması nedeniyle, gönderemeyeceklerini belirterek, “… Merkez Bankası Başkanlığı’nın 25 Nisan 2003 tarih ve 38018 sayılı yazılarında da belirtildiği üzere yalnızca kanunda sayılan mercilere tevdi edilebileceğinden ve TBMM İç Tüzüğü’nün 105. maddesinin son fıkrasında Ticari Sırlar Meclis Araştırması Kapsamı Dışında bırakıldığından tarafınıza sunulması mümkün bulunmamıştır” ifadelerine yer verdi.

BDDK ve MB’nin cevabı

Babacan, Komisyon’a, Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti ve BDDK Başkanı Engin Akçakoca’nın, “ticari sırla” ilgili görüşlerini içeren yazılarını gönderdi. Serdengeçti yazısında, “Banka sırrı ve ticari sır niteliğindeki sözkonusu bilgilerin gizliliğinin, yasal nedenler yanında, piyasaların bundan sonraki işleyişi ve yabancı yatırımcıların ülkemiz piyasalarına olan güvenleri açısından büyük önem taşımaktadır” dedi.

BDDK Başkanı Engin Akçakoca’nın, komisyona gönderilen yazısında da, yolsuzlukların tespiti için bilgi ve belge göndermekten kaçınmayacaklarını belirtti. Akçakoca şunları belirtti: “Ancak istenen bilgi ve belgelerin yolsuzluk kavramı ile birlikte kamuoyuyla paylaşılmasının doğuracağı ekonomik ve hukuki sakıncalarının değerlendirilmesi, bankacılık sırrı kapsamındaki bilgilerin korunması, ülkemizin ekonomisi açısından hayati önem taşıyan bankaların ve bankacılık sisteminin itibarının korunması ve arttırılması tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması kurumumuzun asli görevlerindendir.”

BU SORULARIN CEVABI KANUNLA GİZLENİYOR

#

Merkez Bankası tarafından satışı yapılan 5 milyar 794 milyon dolar tutarındaki döviz, hangi banka ve kuruluşlara satılmıştır?

#

MB tarafından döviz satışı yapılan bankaların, Bankalararası Para Piyasaları’nda ve Açık Piyasa İşlemleri Piyasası’nda yaptıkları işlemler?

#

MB tarafından İMKB’de yapılan işlem tutarları ve türleri?

#

MB bünyesinde piyasalarda işlem yapan bankalar ve yetkili katılımların günlük işlem limitleri?

#

MB bünyesindeki piyasalarda işlem yapan bankalar ve yetkili katılımcılarca her bir piyasa için MB nezdinde tesis edilmiş olan teminat tutarları?

#

Piyasa işlemleri ile ilgili olarak MB yetkililerince bankalarla ve yetkili katılımcılarla yapılan görüşmelere ilişkin kayıt ve tutanaklar?

#

MB hesap durumunu günlük bazda ve ayrıntılı olarak gösteren belgeler?

#

Bankalar için 1. ve 2. bağımsız denetim tarafından hesaplanan banka bazında solo ve konsolide sermaye yeterliliği standart rasyoları?

#

Bankalar için Bankalar Yeminli Murakıpları tarafından hazırlanan raporlar?

#

Tebliğ edilen nihai kararlar?

#

TCMB’nin 19, 20, 21 Şubat 2001 tarihlerine ait ayrıntılı bilançoları?

#

Bankaların MB nezdindeki hesaplarının 19, 20, 21 Şubat 2001 tarihindeki hareketlerini gösteren kayıtları?

ŞAHİN: TİCARİ SIR ARAŞTIRMAYA ENGEL

Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Yeni Şafak’a yaptığı açıklamada, “ticari sır” kavramının yolsuzlukların önünde bir engel oluşturduğunu söyledi. Şahin, “Bunun kaldırılması gerekir. Geçmişte ben hem soruşturma komisyonlarında, hem araştırma komisyonlarında görev yapmıştım parlamentoda. Bu çok ciddi olarak parlamentonun bazı konuların üstüne gitmesini engelliyor. Yazı yazıyorsunuz cevap alamıyorsunuz. Dolayısıyla gerçeklerin ortaya çıkmasına engel olan birtakım yasal düzenlemeleri bizim değiştirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

Şahin, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nun çalışmalarını engelleyen “ticari sır” kavramının kapsamının daraltılması konusunda yasal hazırlık yaptıklarını bildirdi. Şahin, “Bizim 22. dönemde parlamentoda çalışmaya başlar başlamaz yapmış olduğumuz ilk taslak çalışmalarından biri, Meclis iç tüzüğüyle ilgili yapılan çalışmadır. İç tüzük değişikliğinin en önemli maddelerinden biri ticari sırların araştırma ve soruşturma dışı olmasıyla ilgili kuralı iç tüzükten kaldırmaktır” dedi.

Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti’nin komisyona gönderdiği yazıda, 1211 Sayılı Kanunu’nun 42. maddesi gereğince istenilen bilgilerin “sadece makamlarına tevdi edildiği” ayrıca, Merkez Bankası’nın 35′nci maddesi ve Bankaralar Kanunu’nun 22. maddesinin 7, 8 ve 9′ncu fıkraları uyarınca bilgi verilemeyeceği belirtildi.

BDDK Başkanı Akçakoca tarafından Meclis Komisyonu’na gönderilen yazıda, istenilen bilgi ve belgelerin Bankalar Kanunu’nun 3′ncü maddesinin 8′nci fıkrası ve aynı kanunun 22′nci maddesinin 7 numaralı fıkrası gereğince verilemeyeceği, aksi takdirde “suç işlenmiş” olacağı belirtildi. TBMM İç Tüzüğü’nün 105. maddesinin son fıkrasının da ticari sırları, “Meclis Araştırması kapsamının dışında” bırakıyor.

Guantanamo’da intihar girişiminde bulunanların sayısı 27′ye yükseldi

Mayıs 28, 2003

Cenevre-San Juan - ABD’nin terörle mücadele çerçevesinde Guantanamo adasında tuttuğu tutsaklardan, intihar girişiminde bulunanların sayısı 27′ye yükseldi.

Guantanamo’dan Yarbay Barry Johnson, 2 tutsağın daha intihar girişiminde bulunduğunu, ancak gardiyanların önlediğini açıkladı.

Afganistan’da Taliban rejimi sonrası yakalanan ya da El Kaide ile bağlantısı olduğu belirtilen tutsaklar, Guantanamo’ya Ocak 2002′de götürülmeye başlanmıştı. Şu anda Guantanamo’da bulunan 42 ülkeden 680 kişi hakkında halen yasal bir süreç başlatılmadı ve mahkemeye çıkarılmadılar.

Bu arada, Kızılhaç, Bush yönetiminden Guantanamo’daki tutsaklar için yasal sürecin başlatılmasını ve Irak’ta yasa ve düzenin geliştirilmesini istedi.

Kaynak : Anadolu Ajansı

Başörtüsü: İğneden ipliğe

Mayıs 27, 2003

Başörtülüler iktidardaki partiye göre haber değeri taşıyor. Daha önceki hükümet zamanında coplanan, göz altına alınan kızlar ve anneleri haber değeri taşımazken, şimdi başörtülülerin başlarına taktıkları iğneler, iğneleri takma biçimleri ve iğnelerin adedi bile haber değeri taşıyor.

Laik basında “dinci iktidar” iş başına geldiğinde muhabirler için haber yapmak kolaylaşıyor. İki başörtülü haber bir televole habere denk geliyor çünkü.

Muhabirler masa başında bütün dehalarını kullanmak zorundalar. Şimdiye kadar hiç yapılmamış bir başörtülü haberi yapmak çok da kolay değil çünkü.

İlk defa 80′li yıllarda o zaman satış rekorları kıran Nokta dergisinde iki bayan muhabir kara çarşaf giyerek, çarşaflılar diskoya giderse ne olur, paten kaymaya giderse ne olur türünden haberler yapmışlardı. O gün bu gündür “başörtülüler falan yaparsa, feşmekandan giyinirse” şeklinde tasarlanan haberler medyada kendine yer bulabiliyor. Noktalı yere en çarpıcı ifadeyi koyduğunuz zaman haber değeriniz ağırlığınca altın olmasa da kullandığınız harf kadar değer taşıyor. Mesela masa başında oturdunuz ve “başörtülüler saç yaptırırsa” diye bir haber kurguladınız. Bunun haber değeri taşıması için bütün türbanlıların kel olduğunu iddia edenlerin olması gerekir ki, ancak o zaman kel olduğu söylenen bir “kitlenin” kelliğine aldırmadan, olmayan saçlarını kuaföre taratması haber değeri taşımış olsun.

Masa başı muhabirlerinin artist zekalarının olması şart. Bir tutam artistik zeka, bir tutam çıkarım ile bir taşım kaynadığında ortaya “inanılmaz” haberler dökülüveriyor. Mesela başörtülüler başörtüsünden asla vazgeçmiyor. Ama canları da saçlarını/başörtülerini yaptırmak istiyor. Ha deyince başörtüsü tarayıp iğne iplik aracılığı ile başörtüsü topuzu yapan kuaförler bulmak kolay mı? Kolay değil. Büyük haber merkezlerinden aldığımız büyük haberlere göre bunlardan bir tane Ankara’da bulunuyor; Milletvekili eşleri, başlarını bağlatmak, bağlattıkları başlarının başörtüsü tasarımına uygun eşi benzeri bulunmayan bir görünüm alması için başörtülerini kuaförün ellerine teslim ediyorlar. İğne, iplik yardımıyla kumaştan pile/lüle yapan başörtüsü kuaförlerinin ikincisi İstanbul’da bulunuyor(muş) büyük haber merkezinden aldığımız bilgilere göre.

Başörtülü kesimin kadınlarının, başörtüsü ile bağlantıları o noktaya varmış ki, gösterişli bir saçın “baş döndüren büyüsüne” saçla değil ama başörtüsü ile kavuşmak için, kuaföre gidip kumaş parçalarını diktirip “sanki saçmış” görünümünü vermek için her türlü fedakarlığa katlanıyorlar(mış).

Şimdilik bu haberlerin sonuna o da parantez içi ifade olarak “mış” diyoruz. Birkaç yıl sonra “mış”lar ortadan kalkacak.

Başımı örteli yirmi üç yıl oldu. Yirmi üç yılda şunu gördüm: Medyada başörtülülere dair önce aslı astarı olmayan haberler yayınlandı. Ama bu haberler haber olmak isteyenlere ipucu mahiyetinde. Başlangıçta sanki varmış gibi türetilen haberler, bir müddet sonra gerçekten haber değeri taşımayacak kadar fazlasıyla var oldu.

80 yılında Nokta muhabirleri çarşaf giyip diskonun kapısına dikildiğinde bunu yapan gerçek kimlikler yoktu. Ama bugün kafe-barlarda başörtülü kızlarla karşılaşmak, kahvelerde tavla atıp nargile içenleri görmek, yıllar önce Türkan Şoray’ın filmlerinde bile rastlanmayan sahnelere, başörtülü kızların icra ettiği sahneler olarak rastlamak “sıradan” görülüyor.

Rumlar Türk tarafında otellerde kalanlara hapis cezası veriyor

Mayıs 27, 2003

UŞAK-KKTC Türkiye Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, “Rumların tutucu, yanlı, uzlaşmadan uzak ve düşmanca tavırlar sürdürdüğünü görmekteyiz. Güneyden gelip kuzeyden mal alarak dönen Rumların mallarına, gümrük kapılarında Rum yetkililer tarafından el konulmaktadır.” dedi.

KKTC Türkiye Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, yaptığı açıklamada 23 Nisan’dan itibaren Kıbrıs’ta kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye geçişler serbest olmasına rağmen Rum yönetiminin aklında halen kavga ve huzursuzluk çıkarmak olduğunu belirterek şunları söyledi: “Rumların tutucu, yanlı, uzlaşmadan uzak ve düşmanca tavırlar sürdürdüğünü görmekteyiz. Güneyden gelip kuzeyden mal alarak dönen Rumların mallarına, gümrük kapılarında Rum yetkililer tarafından el konulmaktadır. Rumların Türk tarafından 1 kilogram eşya alınması dahi yasaklamıştır. Ayrıca bazı Rumların üç gece KKTC’de kalma kararından sonra Rum Temsilciler Meclisi’nde bir yasa tasarısı hazırlandı. KKTC tarafında otellerde kalan Rumlara 2 yıl hapis ve ağır para cezalarını öngören bir yasa hazırlanıyor. Bu da Rumların Türk tarafının bütün iyi niyetine rağmen katı ve uzlaşmadan uzak bir tavır sürdürdüğünü gösteriyor. Avrupa Birliği’ne (AB) girdiğini söyleyen Rum tarafı, serbest geçişi dahi kendi bünyesinde hazmedemeyip engelleme yoluna gidiyor. Onların Kıbrıs’taki bakış açısının ortaya konulması yönünden de bu önemli bir uygulamadır.”

KKTC yönetiminin Kıbrıs’ta kalıcı bir barış sağlanması yönünde çalışma yaptığını belirten Büyükelçi Bulunç, “Biz uzlaşmanın sürdürdüğü etkili bir yönetim istiyoruz. Rum yönetiminin tutumu kalıcı barıştan çok, Türklerin azınlık bir topluluk olduğunu göstermektedir. Türk varlığını yok edecek bir tutumdan vazgeçmemişlerdir” şeklinde konuştu.

Yeni bir zemin oluşturuldu

Yakın bir gelecekte KKTC’nin uluslararası alanda hakettiği yeri ve desteği alacağını belirten Bulunç, “23 Nisan’dan itibaren geçen sürede 300 bin Rum vatandaşın KKTC’ye geçtiği tespit edildi. Aldığımız bu kararla Kıbrıs’ta yeni bir zemin oluşturuldu. Böylece iki halk, karşı tarafı daha yakından tanıma fırsatı buldu. Bu arada özellikle Rumların, Türk tarafının bir askerÓ denetim altında yaşadığı ve sefalet içinde olduğu yönündeki inançları da boşa çıktı. Rumlar KKTC’ye geçtikleri zaman, çağdaş ve anayasal düzenin işlediği bir tutumla karşılaştı. Bıraktıklar yerlerin kötüye değil, çok daha iyiye gittiğini gördüler. KKTC hakkında söylenen yalan yanlış bilgilerin gerçek olmadığını anlamış oldular. Kapıların açılması, Türk tarafının uluslararası arenada uzlaşmaz bir tarafmış gibi görünmesini ortadan kaldırmıştır; bizim iyi niyetli olduğumuzu ve uzlaşma sağlanması için çaba gösterdiğimizi ortaya koymuştur.” dedi.

Trafik radarını bildiren cihazı gazete ilanıyla satmaya kalktı

Mayıs 27, 2003

Eskişehir’de, trafik radarını belirleyen cihazı gazeteye ilan vererek satmaya çalışan kişi yakalandı. Alınan bilgiye göre, ABD’de yaşayan Kamil Ören, bu ülkede imal edilen ve trafik radarını önceden bildiren 2 cihazı, satması için Türkiye’deki arkadaşı Nevzat Cengiz’e (24) gönderdi. Eskişehir’de yaşayan Nevzat Cengiz de, cihazları satmak için yerel bir gazeteye ilan verdi. Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’ne bağlı sivil ekipler, gazete ilanında yer alan telefon numarası aracılığıyla Nevzat Cengiz ile irtibata geçip, cihazların tanesini 250 dolara anlaştı. Anlaşma sağlandığı sırada suçüstü yakalanan Nevzat Cengiz, gözaltına alındı. Nevzat Cengiz, emniyetteki ifadesinin ardından çıkartıldığı nöbetçi mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Tavuk gübresi ile enerji üretilebilecek

Mayıs 27, 2003

Tavuk gübresinin, biyogaza çevrilmesiyle nüfusu 250 bin olan bir şehrin elektrik ihtiyacının karşılanabileceği belirtiliyor.

Kurulacak tesisle, tavuk gübresinin insan ve çevre sağlığına verdiği zararların önüne geçilirken, tarım kesimine kazanç kapısı açılacak. Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Ayvaz, Türkiye’deki 40 milyon tavuktan çıkan 1,4 milyon ton gübreden, 70 milyon metreküp biyogaz elde edilebileceğini vurguluyor. Kurulacak tesiste biyogazın yakılmasıyla 140 milyon kilovatsaat elektrik üretmek mümkün olacak. Prof. Dr. Ayvaz’ın, Çevre Koruma ve Araştırma Vakfı (ÇEVKOR) tarafından yayınlanan Ekoloji Dergisi’nin son sayısında, ‘Tavuk Gübresinden Biyogaz Üretimi’ başlıklı bir makalesi yayımlandı. Yazıda verilen bilgilere göre, tavuk gübresinde ‘cryptosporidum’ adı verilen mikrop ürüyor. 1993’te ABD’deki Milwaukee kentinde meydana gelen selden sonra 100 kişi bu hastalıktan öldü. Gübrenin kontrolsüz bozulmasıyla sera etkisine sebep olan gazlar açığa çıkıyor. Sulardaki nitrat kirliliği bebeklerde hastalıklara yol açıyor. Yüksek amonyak içeren sular balıklar için zehirleyici etkiler gösteriyor. Ülkemizde tavuk gübresinin bir tesiste biyogaz haline getirilmesi halinde havaya verilen sera gazında da 200 bin tonluk azalma sağlanacak.

Çeşme İlçe Müftüsü Hasan Hüsnü Sula, Misyoner faaliyetleri arttı

Mayıs 27, 2003

İZMİR - Çeşme İlçe Müftüsü Hasan Hüsnü Sula, ilçede satanizm ve misyonerlik faaliyetlerinin son yıllarda dikkat çekici boyutlara ulaştığını söyledi.

Satanizm ve misyonerlik faaliyetlerinin İzmir merkez ile Selçuk ve Çeşme ilçelerinde gözlendiğini aktaran İlçe Müftüsü Sula, bu konuda halkı bilgilendirmek için çeşitli vaaz ve konferanslar düzenlediklerini kaydetti.

Vatandaşlara konu hakkında bilgi verdiklerini ve özellikle bu tür akımlara karşı ellerine belge ulaşması halinde yetkili kurumlara bildirmelerini istediklerini aktaran Sula, “Çeşme, özellikle satanist, misyoner ve Yehova şahitlerinin ilgi alanı içinde olan bir yer. Ağırlık olarak İzmir ve Selçuk’ta görülmekle beraber Çeşme’ye kadar geldiğini zaman zaman tespit ediyoruz.” dedi. Özellikle misyonerlik faaliyetlerinin terminallerde veya kalabalıkların bulunduğu yerlerde görüldüğünü vurgulayan Sula, buralarda dinî kitap ve benzeri ilanlar dağıtıldığını söyledi. B.O. isminde bir kişiye bağlı grupların son günlerde faaliyet içinde olduğunu belirten Sula, bu grupların “Mevlana ve Dünya Kardeşlik Birliği” adı altında faliyet gösterdiğini tespit ettiklerini anlattı.

B.O.’nun, kendisine vahiy geldiğini söyleyerek yanına mürit topladığını ifade eden Sula, “Karşıyaka’da oturduğunu öğrendiğimiz bu kişiye bağlı gruplar, İstanbul ve Ankara’da bulunuyor. Allah’tan vahiy geldiği yönünde broşürler dağıtıyorlar. Zaman zaman bilgileri bize geliyor” şeklinde konuştu.

Irak’ta ABD işkencesi

Mayıs 27, 2003

ABD’nin yasadışı şekilde alıkoyduğu 3 bin Iraklı zor durumda. İngiliz Observer gazetesi, esir Iraklılar’ın, Amerikan kamplarında ağızlarının tıkandığını, gözlerinin ve ellerinin bağlandığını ve dövüldüklerini yazdı.

İngiltere’de yayınlanan Observer gazetesi, sayıları üç bine varan Iraklı’nın Amerikalılar tarafından yasadışı şekilde alıkonduğunu ve Kızılhaç’ın bu kişilere ulaşmasına izin verilmediğini yazdı.

Gazete aralarında sivillerin de olduğunu söylediği bu kişilerin, Bağdat Havaalanı yanınındaki Amerikan kamplarında ağızlarının tıkandığını, gözlerinin, ellerinin bağlandığını ve dövüldüklerini ileri sürdü. Gazete içinde bulundukları şartlar nedeniyle bir kamptaki mahkumların ayaklandığını ve Amerikalı bir askeri kaynağın ayaklanmanın ‘icabına bakıldığını’ söylediğini aktarıyor.

Gazete Küba’daki Guantanamo üssünde tutulanların aksine, Irak’taki kamplarda tutulan kişilerin statüsünde belirsizlik olmadığı ve konuya ilişkin uluslararası savaş hukuku çerçevesinde hakları olduğunu yazıyor.

Bağdat’ta çetelerin sözü geçiyor

Observer gazetesi, diğer bir haberinde ise, Amerikan askerleri kontrolü kaybederken, Bağdat sokaklarında silahlı çetelerin sözünün geçtiğini bildiriyor. Gazeteye göre, Amerikalılar’ın denetim altına almayı başaramadığı silahlarla dolu bir ortamda, av ve avcılardan ibaret bir toplum ortaya çıktı. Hille kasabası sokaklarındaki Amerikan tanklarına çocukların el sallayarak, Arapça bir şeyler söylediğini, Amerikalı askerlerin de, ne söylendiğini anlamadan onlara el salladığını yazan gazete, ‘gencecik yüzlerinde hınzır bir gülümsemeyle’ Iraklılar’ın Amerikalılar’a ağır ve aşağılayıcı sözler söylediklerini yazdı.

Batı’nın da ölüm tarlaları

Observer, diğer bir haberinde ise, ‘Saddam’ın ölüm tarlalarının acı sırları ortaya çıkıyor’ ifadesini kullandı. Gazete Bağdat’ın güneybatısında bulunan bir toplu mezardaki cesetlerin toplandığı spor salonunda, Iraklılar’ın yakınlarını aradıklarını bildirdi. Independent on Sunday’in Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Irak’ın orta kesiminden haberinde, gezdiği toplu mezarları anlattı. Fisk, çıkarılan cesetlerin birçoğunun elleri arkalarından bağlı, kafataslarında kurşun delikleriyle bulunduğunu aktardı. Fisk, toplu mezar müfettişlerinden birinin şu sözlerini de nakletti: “Bu kişiler Saddam’ın olduğu kadar, onunla işbirliği yapan Arap rejimleri ve onu destekleyen Batı’nın da kurbanlarıdır”. n LONDRA

IRAK’IN KİTLE İMHA SİLAHLARI NEREDE?

Gazete başmakalesinde ise, ‘Irak’ın kitle imha silahları nerde?’ diye sordu. İngiltere Başbakanı Tony Blair’in Irak savaşı için destek isterken, bu ülkenin kitle imha silahları olduğunu ve bu yüzden savaşa gidilmesi gerektiğini büyük bir inançla dile getirdiğini hatırlatan gazete, şimdi bu silahlar bulunmazsa, başbakanın başka konularda da sözüne inanılamayacağını yazdı.

CIA, Irak’ta yeni bir araştırma başlattı

International Herald Tribüne Amerikan istihbarat örgütü CIA’in Irak hakkında yeni bir araştırma başlattığını bildirdi. Gazeteye göre, CIA, savaş öncesinde sık sık dile getirilen toplu imha silahları ve El Kaide bağlantısının abartılmış olabileceği iddialarını araştıracak. Ancak bunun için biraz geç kalındığını söyleyen gazete, şimdi dikkatlerin İran’a çevrildiğini yazdı. Ve, Washington’daki şahinlerin Ortadoğu’da demokrasi yoluyla idealizmi geliştirmek istediklerini ancak, yaptıkları hataları ya da abartılı davranışları kabullenmeye yanaşmadıklarını iddia etti.

Uçak Trabzon’a inebilseydi 7 yolcu daha alacaktı

Mayıs 27, 2003

Maçka yakınlarında düşen ve 74 kişinin hayatını kaybettiği Ukrayna uçağının inmesi durumunda Trabzon Hava Limanı’ndan 7 yolcu daha alacağı ortaya çıktı. Uçağa binecek isimler açıklanmadı.

Bişkek–Trabzon–Zaragoza seferini yapan Ukrayna Hava Yolları’na ait uçak, Trabzon’un Maçka ilçesi yakınlarına düştü. Kazada 12’si mürettebat 74 kişi hayatını kaybetti. Esiroğlu beldesine bağlı Konaklar köyü mevkiinde dün sabah 04.45 civarında düşen uçakta Afganistan’daki Barış Gücü’nde görev yapan 62 İspanyol askerinin bulunduğu öğrenildi. Uçağın yerleşim alanlarının dışına düşmesi daha büyük bir facia yaşanmasını önledi.

Bu arada uçağın Trabzon’a inmesi halinde, havaalanından 7 yolcu daha alacağı kaydedildi. Havaalanından alınacak kişilerin isimleri hakkında bilgi verilmezken, uçağın sahibi olan ‘UM Air’ şirketinin genel müdürünün de Trabzon’dan uçağa bineceği öğrenildi. Devlet Hava Meydanları İşletmeleri yetkilileri ise kendilerinde böyle bir bilginin olmadığını savundu.

Cezayir’de depremlerde ölü sayısı 2000’i buldu

Mayıs 27, 2003

CEZAYİR / Cezayir’de 21 Mayıs Çarşamba günü meydana gelen depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 2000’i aştığı bildirildi.

Cezayir resmi haber ajansı APS, Cezayir İçişleri Bakanlığı’na dayandırarak verdiği haberde, depremde en az 2047 kişinin öldüğünü, 8626 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Öte yandan, yıkıntılar arasında yeni çıkarılan cesetlerle birlikteölü sayısının daha da artabileceğini belirten Cezayir kenti sivil savunma yetkilisi Hakim Muhammed, ölü sayısının 3000’i bulabileceğini kaydetti.

İsrailli eski Bakan Shulumid Uluny: İsrail yönetimi faşizan bir yönetimdir

Mayıs 27, 2003

İsrailli eski Bakan Shulumid Uluny el Mecelle dergisine İsrail’in yönetiminin çarpık siyasetini anlattı. İnsan haklarını savunması ve barıştan yana tavır koymasıyla tanınan Uluny’nin birbirinden ilginç açıklamalarının yer aldığı söyleşinin geniş özetini aşağıda sunuyoruz:

- Son parlamento seçimlerinde neler oldu ve neden sol kanat hezimete uğradı?

- Sol kanadın hezimete uğramasının bir çok sebebinden bahsedilebilir. Bu sebeplerden başlıcası, bir çoklarının sol cenahın barış yanında yer alması beklentisine, Şaron yönetiminin iştirak ve destek vermesidir. Ancak sol kanadın düşüşe geçmesi, ikinci direniş hareketinin başlamasına sebebiyet veren bundan önceki Barak yönetimi zamanında olmuştur.

“ Solun hüsrana uğramısı ve acziyeti sebebiyle İsrail’de sağ parti tırmanışa geçti” şeklindeki yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Ben bu yorumlara katılmıyorum. Araplarla sadece sağcıların barış yapabileceği iddiası hatadır. Eizer Weizman ve Moshe Dayan Mısırla, İzak Rabin de Ürdün ile barış anlaşması yapmış olmasına rağmen, sağcı Ariel Şaron bütün barış anlaşmalarını elinin tersiyle itmiş, barış projelerine, askeri operasyonlarla, saldırılarla karşı çıktığını göstermiştir.

Hâlâ hatırımdadır, 1981’de Begın ve Şaron’u Lübnan’a girmemeleri hususunda uyarmıştık. Lübnan’da bizim başımıza gelenlerin bir benzerinin de bugün Irak’da ABD’nin başına geleceğine inanıyorum.

Barak tarihi fırsat kaçırdı

- Barak’ın barış için tarihi bir hata yaparak fırsatı kaçırdığını mı düşünüyorsunuz?

- Evet, Barak Camp David’da barışı sağlayabilecekken Clinton vakti uzatarak Şaron’un ikinci İntifadanın başlamasına sebebiyet veren sansasyonel Kudüs ziyaretine imkan tanıdı. Barak da Şaron’un bu ziyaretine göz yummakla tarihi bir hata işledi.

- 1967’de işgal edilen Filistin topraklarının işgalinin İsrail ve toplumu üzerinde bir etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

- Tabiiki işgal İsrail’e ve toplumuna olumsuz etkide bulunmaktadır. İnsanların evlerini başlarına yıkarak, üzerlerine bombalar yağdırarak mı değerlerimizi göstereceğiz ve barış yapacağız? Tutuklanan Filistinli gençlerin başlarını traş etmek ne demek oluyor? Bütün bunlar bana Nazi soykırımını ve tablosunu çağrıştırıyor. Böyle bir görünüm almak İsrail’i olumsuz yönde etkiler tabiiki. Neden Araplarla barış yapamıyoruz? Çünkü Siyonizm ideolojisini tatbik etmekle sömürgeci bir görünüm sergiliyoruz.

Rabin geç ikna oldu

- Bir çokları Oslo yolunun Filistin-İsrail barışı için büyük imkanlar sunduğunu söylüyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

- Evet Oslo ile güvenli bir kıyıya gemimizi yanaştırmamız mümkündü. Ancak İzak Rabin bu anlaşmayı önceden işgal edilen yerleri tekrardan geri almak için bir fırsat olarak kullanmak istemesi işi bozdu. Rabin ancak ölümüne iki hafta kala barışa ikna oldu. Bu yönde tarihi bir karar almada ciddi olarak mücadele gösteriyordu ki bir suikast sonucu öldürüldü. Bu suikast ayrıca Oslo’ya da yapılmış oldu.

- Barak ile Rabin’i kıyasladığınızda aralarında ne gibi farklar var?

- Barak kendini çok zeki sanmaktadır. Asker gibi tek bir hedefe kilitlenerek görevini yapar bir karakter çizmektedir. Barak ayrıca barışın gerçekleşmesi konusunda hâlâ ikna olmamıştır. Rabin ise daha geniş ufuklu ve etrafına danışarak iş yapardı.

İsrail yönetimi faşizandır

- Filistin’de şiddet kullanma taraftarı olanlar sadece Şaron yönetiminden ibaret değildir herhalde?

- Evet Şaron karakterli bir çok bakan ve siyasetçi var. Bugünkü Şaron yönetimi Mussoloni’nin faşizan tutumunu sergilemektedir.

İsrailli eski bir bakan olarak söyleyeceklerim garipsense de şunları söylemek istiyorum. İsrailli siyasetçilerin çoğu şovenisttir, hasedçidir. İsrail’deki demokrasi kadınları ve azınlıkların haklarına saygı göstermeyen eksik demokrasidir. İsrail içindeki Arap ve Filistinlilerin nüfus artışından çok tedirginlik duymaktayız. Bunların İsrail’den sürülmesi için insanlık dışı muameleler dahi göstermekten çekinmemekteyiz.

Sadece kaba kuvvetten anlıyoruz

- Şaron yönetiminin sadece kuvvet kullanmaktan, kan akıtmaktan anladığı şeklindeki değerlendirmeleri nasıl buluyorsunuz?

- Çok doğru buluyorum. Evet Şaron yönetimi değil sadece, İsrailliler de kaba kuvvet kullanmaktan anlıyorlar. Mısırla anlaştık. Ancak bu anlaşmanın sonucunda onlarla savaştık. Lübnan’da da Hizbullahla çarpıştık. İçte de Filistinlilerle uğraşmaktayız. Bütün bunlar İsrail’in tek bildiği yolun ve üslubun kaba kuvvet kullanmak olduğunu göstermektedir.

O başkalarının hayatına önem vermez

- Şaron’u nasıl değerlendiriyorsunuz?

- O başkalarının hayatlarına değer vermeyen bir asker gibi davranan şiddeti seven bir siyasetçidir. Büyük İsrail devleti idealini taşıyan bir fundamentalisttir. Hedeflediğini elde etmek için akla gelmedik, yalan, iftira ve propaganda yapmaktan da çekinmeyen bir kişidir. Şaron, Filistinlilere soykırım yaparak insanlık suçu işlemiştir. Bence onun savaş suçlusu olarak yargılanması gerekir.

Washington Post: ABD tehdidi İran’a yöneliyor

Mayıs 27, 2003

WASHINGTON / ABD’nin, El Kaide üyelerine yardım etmekle suçladığı İran’a yönelik saldırgan bir politika izleyebileceği ve Pentagon’un bu ülkedeki rejime son vereceğine inanılan eylemler peşinde olduğu öne sürüldü.

Washington Post gazetesi, Bush yönetiminin, 12 Mayıs’ta Suudi Arabistan’da düzenlenen intihar saldırılarında İran’daki El Kaide üyelerinin rol oynadığına ilişkin istihbarat sonucu bu ülkeyle bir süredir yapılan görüşmeleri kestiğini yazdı.

Gazetenin, üst düzey Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberinde,Beyaz Saray’ın, İran yönetimini devirmeye çalışmak için saldırgan bir politika içine girmeye hazır göründüğü bildirildi.

Washington Post, Amerikalı yetkililerin, İran’a yönelik stratejiyiele almak üzere Salı günü Beyaz Saray’da biraraya geleceğini, Pentagon’un, halk ayaklanmasıyla yönetimin devrilmesini sağlayacak bireylem peşinde olduğunu iddia etti.

Beyaz Saray sözcüsü, konuya ilişkin açıklama yapmadı.

İran ile 1979 yılındaki İslam devriminden sonra ilişkileri kesen ABD, bu ülkeyi El Kaide örgütü üyelerine yardım ve yataklık etmekle suçluyor.

Öte yandan, İranlı ve Amerikalı yetkililer, ABD’nin Afganistan harekatından bu yana çeşitli konularda temaslarda bulunmak üzere biraraya geliyor.

Amerikalı ve İranlı diplomatlar arasında Cenevre’de yapılan diplomatik görüşmeler, ABD yönetiminin İran’da faaliyet gösterdiğini öne sürdüğü El Kaide örgütü üyelerini, Riyad’daki intihar saldırılarından sorumlu tutması nedeniyle iptal edilmişti.

İran, ABD Başkanı George Bush’un geçen yıl nükleer silah üretmeye çalışmakla suçladığı, Kuzey Kore ve Irak’ın da yer aldığı ve ‘’şer ekseni’’ olarak adlandırdığı ülkeler arasında bulunuyor.

Akreditasyon ölçülerini açıklayın

Mayıs 27, 2003

Genelkurmay Başkanı Özkök’ün, basın toplantısına sadece “akredite basının” temsilcilerini çağırması üzerine, Basın Konseyi, Genelkurmay’ı, “akreditasyon ölçütlerini açıklamaya” davet etti.

Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, Genelkurmay Başkanlığı’nı, “akreditasyon ölçütlerini açıklamaya” davet etti. Ekşi, “Genelkurmay Başkanı’nın basın aracılığıyla açıklama yapması, demokratik sistemin işleyişinin bir göstergesidir. Ancak, medyanın ayrımsız olarak bu toplantılarda bulunmasına olanak verilmemesi, Genelkurmay’ın, akreditasyon konusundaki ölçütlerinin objektif olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir” dedi. Ekşi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün, “Genelkurmay Başkanlığı’na akredite” basının Ankara temsilcileri ile düzenlediği toplantı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.

Objektiflik sorusu

Ekşi, şunları kaydetti: “Sayın Genelkurmay Başkanı’nın, kamuoyunun ilgisini çeken önemli konularda basın aracılığıyla açıklama yapması, demokratik sistemin işleyişinin de bir göstergesidir. Ancak bu bilgilendirme, kamuoyunun serbestçe oluşumunu sağlamayı amaçlamalıdır. Onun da yolu, medyanın objektif kriterlere göre belirlenmiş temsilcilerinin ayrımsız olarak bu toplantılarda bulunmasına olanak verilmesidir. Oysa, bazı meslektaşlarımızın Basın Konseyi’ne yaptığı başvurudan, bugünkü (dünkü) toplantıya; Kanal-7, Samanyolu TV, Zaman, Yeni Şafak ve Akit gazeteleri ile ‘Dünden Bugüne Tercüman’ gazetesi temsilcilerinin çağrılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum, Genelkurmay Başkanlığı’nın akreditasyon konusundaki ölçütlerinin objektif olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir. O nedenle, Genelkurmay Başkanlığı’nı, akreditasyon ölçütlerini açıklamaya davet ediyoruz.”

ÇGD: AKREDİTASYON AYRIMCILIĞI KABUL EDİLEMEZ

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı İsmet Demirdöğen de, ÇGD’nin akreditasyon uygulamasını doğru bulmadığını belirterek, “Hele bunun ayrımcılık yapmak amacıyla kullanılması hiç kabul edilemez. Gazete ve gazetecilerin ‘akredite ya da değil, yandaş ya da değil’ gibi ayrımlara tabi tutulması demokratik bir tutum değil. Bu uygulamayı yapanların tavırlarını gözden geçirmelerini talep ediyoruz” dedi. Demirdöğen, gazetecilere tanıtıcı kimlik verilmesi uygulamasını kabul ettiklerini, ancak buna bakarak ayrımcılık yapılmasına karşı olduklarını belirterek, ÇGD’nin daha önce de, andıçlarla gazetecilerin karalanması ve bazı gazetecilere ambargo konulmasına karşı çıktığını hatırlattı.

#

KEZBAN BÜLBÜL

İsmet Berkan / Radikal: Demokrasiyi savunalım

Genelkurmay Başkanlığı’nın akreditasyon uygulamasının yanı sıra ” genç subayların tedirgin olduklarına” dair iddialar da basın camiasında tepkiyle karşılandı. Radikal gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, dün “Görevimiz demokrasiyi savunmak olmalı” başlıklı yazısında, özetle şöyle dedi: “Hiçbir Genelkurmay Başkanı’nın bir başbakana gidip ‘Genç subaylar tedirgin’ diyeceğine inanmam. O Başbakan İsmet Paşa bile olsa, bir Genelkurmay Başkanı hiçbir şart altında bu sözü sarf etmez, edemez. … 23 Nisan sıkıntısının ardından Nisan MGK’sı gergin geçince Genelkurmay bütün eleştirileri bir arada yanıtlayan bir bildiri yayımladı. Bildirinin bir bölümü de TSK’nın içine yönelikti. … Bu çıkışın ardından gelen karşıt hamlede, ‘Genç subaylar tedirgin’ kartının kullanılması çok ilginç ve önemli. … Söz konusu olan Genelkurmay Başkanı’nın otoritesi olduğu için ben bugün TSK’daki bu unsurlara yönelik çok kuvvetli bir çıkış bekliyorum, uzlaşma mesajı değil. … Şimdi gazetelere ve gazetecilere çok iş düşüyor. Demokrasiyi, laiklik karşıtlarına karşı da, laikliği bahane edip askeri darbe planlayanlara karşı da savunmak bütün sivil toplumla beraber bizim de görevimiz.”

Hasan Cemal / Milliyet: Basın emir dinlememeli

Milliyet Gazetesi başyazarı Hasan Cemal de dünkü Radikal gazetesinde Neşe Düzel’in kendisiyle yaptığı söyleşide, basın ve asker ilişkilerini sorguladı. 28 Şubat sürecince yaşanan Andıç olaylarına da değinen Hasan Cemal, “Basın general emri dinlememeli. Gazeteciliğin özünde bağımsızlık vardır. Bu, askerden, devletten, iş ve siyaset dünyasından bağımsızlıktır. Bu meslek ancak böyle ayakta durur. Özeleştiri zamanı geldi geçiyor. Basın titreyip kendine gelmeli. ‘Andıç’ olayında, generallerin gazeteci-lerle uğraşması utanç vericiydi. … Şemdin Sakık’ın ifadesine dayanılarak Mehmet Ali Birand ile Cengiz Çandar’ın PKK’dan para aldıkları ileri sürülmüştü. Oysa yapılanın dezenfor-masyon olduğunu biliyorduk. Zaten Sakık sonradan ‘böyle bir şey söylemedim’ dedi. ‘Andıç’ denilen belgenin varlığı da çok sonra ortaya çıktı. … Medya, bir sivil toplum kuruluşudur. Bu sivil toplum kuruluşu görevini tam yapmıyor. Kırık not almaya devam ediyor. … Gazetecilik mesleğinin özünde bağımsızlık vardır. Bu, devletten, askerden bağımsızlıktır.

Hilmi Özkök: Darbe lafını duymak bile istemiyorum

Mayıs 27, 2003

Genelkurmay Başkanı Özkök, ‘Genç subaylar tedirgin’ şeklindeki iddialara son noktayı koydu: “Bu tür haberleri yapanların vatan ve millet sevgisinden şüphe ediyorum. Dedikodu yaparak TSK’nın birlik ve beraberliğini bölmek isteyenler başarılı olamayacaktır.”

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmede, ‘genç subayların AK Parti hükümetinden rahatsız olduğunu söylediği yolundaki haberlerin ‘asılsız ve maksatlı’ olduğunu’ belirterek bu haberleri çıkaranları lanetledi.

Özkök, 14 akredite gazetenin Ankara temsilcileri ile bir sohbet toplantısı yaptı. Son günlere damgasını vuran ‘Genç subaylar tedirgin’ tartışmalarına değinen Özkök, bu iddiaların hem kendisini, hem de Türk Silahlı Kuvvetleri’ni üzdüğünü söyledi. Özkök, TSK’da genç subay–yaşlı subay ayrımı olmadığını ve ordunun birlik beraberlik içinde olduğunu vurguladı: “Bir tedirginlik söz konusu ise bu Genelkurmay’ın bir kısmını değil, bütününü kapsar.”

Komutanlar arasında görüş ayrılığı varmış gibi gösterilmesinin yanlış olduğunu ifade eden Özkök, rahatsızlık duydukları konuları yasaların belirlediği çerçevede devletin ilgili birimleri ile paylaştıklarını hatırlattı. Özkök, “Ben Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başkomutanıyım. Benim yıpratılmam demek TSK’ya ihtiyaç duyulduğu anda kurumun zayıf bulunması anlamını taşır ki, bunu hiçbirimiz istemeyiz.” dedi.

“Genç subaylar tedirgin” haberiyle ilgili olarak da Orgeneral Özkök, “Bu haber, asılsız ve maksatlı bir haberdir. TSK’yı ve beni üzmüştür, kırmıştır. Bu tür haberleri yapanların vatan ve millet sevgisinden şüphe ediyorum.” açıklamasında bulundu.

TSK’nın rahatsızlık duyduğu konulara da değinen Özkök, bunlardan birinin irticaî faaliyetlere karışmış kişilerin kamu görevlerine atanması ile ‘bedelli askerlik’ konusu olduğunu söyledi.

Yabancı basın organlarında yer alan ‘Türkiye’de darbe olabilir mi?’ yönündeki haberler konusunda ne düşündüğünün sorulması üzerine Özkök, “Darbe sözcüğünün bu odada konuşulmasını bile reddediyorum. Onlar Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tanımıyorlar.” diye konuştu.

Ordunun Avrupa Birliği’ne karşı olmadığının altını çizen Org. Özkök, TSK’nın bu konuda Türkiye’nin taleplerinin de dikkate alınmasını istediğini bildirdi.

Alınan bilgilere göre, TSK’yı ilgilendiren ve son günlerde basına yansıyan konularda görüş alışverişinde bulunmak amacıyla bir sohbet toplantısı düzenlediklerini anlatan Özkök, konuşmasına, “Rahat olun ve istediğiniz her şeyi sorun. Önce ben bazı şeyler söyleyeyim. Bir gazetemize yansıyan (Genç subaylar AK Parti hükümetinden tedirgin) konusuna değinmek istiyorum.” sözleriyle başladı. Orgeneral Özkök, bu girişin hemen ardından “asılsız ve maksatlı” diye nitelediği haberi kesin bir dille yalanladı.

Yıpratılmam TSK’yı zayıflatır

TSK ile ilgili haberlerinde özen isteyen Özkök, medyadan şu ricada bulundu: “Lütfen bu konu yanlış anlışlacak tarzda tekerrür etmemelidir. Tekerrür ederse bundan Silahlı Kuvvetler zarar görür. Çünkü benim şahsım da önemlidir. Ben, kendim de dahil hepinizin Genelkurmay Başkanı’yım. Ben Silahlı Kuvvetler’in başkomutanıyım. Benim yıpratılmam demek, TSK’ya ihtiyaç duyulduğu zaman kurumun zayıf bir anda bulundurulması sonucunu yaratır ki, bunu hiçbirimiz istemiyoruz.”

Özkök, haberleri niye yalanlamadığı sorusuna ise şu karşılığı verdi: “Her gün o kadar çok haber çıkıyor ki bunları yalanlamaya kalksak işimizi gücümüzü bırakıp bu işle uğraşmamız lazım. Sükut her zaman ikrardan gelmez. Tekzip etmememiz o haberlerin doğru olduğu anlamına gelmez. Bazı haberler de var ki tekzip etmek başka şeyleri teyit etmek anlamına geliyor. Teyitte gecikmemiz veya tekzip etmememiz sorumluluk duygumuzdan kaynaklanıyor.

Atamalardan rahatsızız

Geçmişte şeriatçı olduğu bilinen bazı isimlerin devlet kadrolarına getirilmesinden duydukları rahatsızlığı gerekli mercilere bildirdiklerini ifade eden Özkök, problemli konuları hükümetle diyalog yoluyla çözdüklerini vurguladı. “Hassasiyetlerinizi iletiyorsunuz. Bir şey yapılmazsa ne olacak?” sorusu üzerine, “Bu soruya cevap vermek istemiyorum.” diye konuşan Özkök, “28 Şubat devam ediyor mu?” sorusunu ise şöyle cevapladı: “28 Şubat sebep–sonuç ilişkisidir. Sebep ortadan kalkmadıktan sonra sonuç da devam eder.”

Özkök, “İrtica ile mücadelede yeterli tepki göstermediniz, 18 yıl yurtdışında görev yaptığınız için ülke gerçeklerinden uzak kaldığınız söyleniyor.” denilmesi üzerine de şu görüşleri dile getirdi: “Yurtdışında 18 yıl değil 7,5 yıl kaldım. 1954’ten bu yana bu üniformayı giydim, hâlâ giyiyorum, yurtdışındayken de ülkemden kopmadım. Ülkemin gazete ve televizyonlarını günlük olarak takip ettim. Ben demokrat bir kişiyim, bununla da gurur duyuyorum. Batılı değerleri seviyorum. Atatürk bize Batı’yı işaret etti. Bu milletin Orta Asya’dan bu yana hedefi hep Batı oldu. Batılı değerleri önemsiyorum. Bu, Batı hayranlığı ve bağımlılığı olarak algılanmamalı. Batı’daki değerleri ülkemizde hakim kılmak gerekli.”

Şiir gibiyiz demedim

Hükümetle uyum içinde oldukları konuların yanı sıra ayrı düşündükleri meseleler de bulunduğunu anlatan Özkök, Milli Savunma Komisyonu üyelerinin kendisini ziyaretinde ‘’Hükümetle şiir gibiyiz’’ şeklinde bir ifade kullanmadığını belirtti. Sözlerinin yanlış anlaşılmasından ve çarpıtılmasından yakınan Özkök, şunları kaydetti:

“Milli Savunma Komisyonu üyeleri olan milletvekilleri bana ziyarete geldiler. Ziyarete geldiklerinde ‘Bana Türkiye’nin Irak politikası nasıl oluşturuluyor?’ diye soru sordular. Ben de kendilerine ‘Hükümet, MGK, Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı birlikte bir ahenk içerisinde, bir orkestra misali şiir gibi bu işi çözüyorlar’ dedim. Gazeteler bunu ‘Genelkurmay Başkanı hükümetle şiir gibiyiz dedi’, bazıları da ‘Erdoğan’la şiir gibiyiz dedi’ dediler. Ben böyle söylemedim, söylediğim çarpıtıldı. Ayrıca, askerin hükümetiyle iyi işbirliği içinde olması kötü bir şey mi?

Bedelli askerlik olmaz

Org. Özkök, bedelli askerlik konusunun gündemde tutulmasının yanlış olduğunu ve gençlerin askerlik hizmetinde isteksiz hale geldiğini, askerlik çağına gelenleri bakaya duruma düşürdüğünü söyledi. Bu konu tartışılmadan önce kendilerine sorulması gerektiğini ifade eden Özkök, bedelli askerliğe destek vermediklerini bildirdi. Ankara, Zaman

Piyasada iyimser hava bozulmadı

Mayıs 27, 2003

IMF’nin 5. gözden geçirme çalışmalarının sorunsuz devam etmesi ve ekonomik verilerdeki iyileşme ile hareketlenen piyasalarda moraller yüksek. Öğleden sonra Genelkurmay Başkanı Özkök’ün açıkmaları tansiyonu düşürdü. Kararsız bir açılış yaptıktan sonra yükselişe geçen Borsa, günü yüzde 0.6 oranında değer artışıyla 11 bin 125 puandan tamamladı. Merkez Bankası da dolar kapanış kurunu alış 1.452.415 lira, satış 1.459.420 lira olarak açıkladı. En çok işlem gören 7 Temmuz 2004 vadeli tahvilin basit faizi yüzde 50.85, bileşik faizi yüzde 49.57′den kapandı.

Kartal borsada yenildi

Beşiktaş’ın şampiyon olacağı beklentisiyle son 2 haftadır halka açık şirketine yatırım yapanlar, Beşiktaş’ın dün Galatasaray’ı yenerek şampiyonluğunu ilan etmesinin ardından, dün kâr satışlarına yöneldi.

Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş. hisseleri, ilk seansta yüzde 6.72′lik düşüşün ardından, ikinci seansta da yüzde 2.70 geriledi. Hisselerin fiyatı 27 bin liraya inerken, günlük değer kaybı yüzde 9.24 oldu. BJK hisseleri, günün en çok değer yitiren hisseleri arasında 2. sırayı aldı. Galatasaray hisseleri ise 2. seansta değişmeyerek günü 43 bin liradan noktalarken, değer kaybı ilk seanstaki yüzde 1.71 ile sınırlı kaldı.

Piyasada iyimser hava bozulmadı

Mayıs 27, 2003

IMF’nin 5. gözden geçirme çalışmalarının sorunsuz devam etmesi ve ekonomik verilerdeki iyileşme ile hareketlenen piyasalarda moraller yüksek. Öğleden sonra Genelkurmay Başkanı Özkök’ün açıkmaları tansiyonu düşürdü. Kararsız bir açılış yaptıktan sonra yükselişe geçen Borsa, günü yüzde 0.6 oranında değer artışıyla 11 bin 125 puandan tamamladı. Merkez Bankası da dolar kapanış kurunu alış 1.452.415 lira, satış 1.459.420 lira olarak açıkladı. En çok işlem gören 7 Temmuz 2004 vadeli tahvilin basit faizi yüzde 50.85, bileşik faizi yüzde 49.57′den kapandı.

Kartal borsada yenildi

Beşiktaş’ın şampiyon olacağı beklentisiyle son 2 haftadır halka açık şirketine yatırım yapanlar, Beşiktaş’ın dün Galatasaray’ı yenerek şampiyonluğunu ilan etmesinin ardından, dün kâr satışlarına yöneldi.

Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş. hisseleri, ilk seansta yüzde 6.72′lik düşüşün ardından, ikinci seansta da yüzde 2.70 geriledi. Hisselerin fiyatı 27 bin liraya inerken, günlük değer kaybı yüzde 9.24 oldu. BJK hisseleri, günün en çok değer yitiren hisseleri arasında 2. sırayı aldı. Galatasaray hisseleri ise 2. seansta değişmeyerek günü 43 bin liradan noktalarken, değer kaybı ilk seanstaki yüzde 1.71 ile sınırlı kaldı.

Sonraki Sayfa »