İHH YARDIMLARI DAĞITILMAYA BAŞLADI

Nisan 30, 2003

İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından Iraklı siviller için götürülen insani yardımların dağıtımına başlandı. Musul ve çevresindeki sivillere dağıtılan ilaç ve gıda malzemeleri, ihtiyaç durumlarına göre tespit edilmiş olan ailelere veriliyor.

Suriye üzerinden Irak’a ulaşan İHH yardım konvoyu, yağmalanma tehlikesine karşı bir süre sınırda beklemiş, ortamın müsait hale gelmesinden sonra belirlenen yerleşim merkezlerine hareket etmişti. Önceki günden itibaren gerekli alt yapı hazırlıklarını tamamlayan ekipler, halka dağıtım yapmaya başladı. Bölgede en fazla ihtiyaç duyulan şeyin ilaç olduğu bildirilirken, bazı bölgelere henüz gerekli tıbbi malzemelerin ulaşamadığı haber verildi. Tedavi altındaki hastalara periyodik aralıklarla verilmesi gereken ilaçlar, hipertansiyon ilaçları ve ağrı kesicilere büyük ihtiyaç olan bölgede yerinde tespitlere göre yeni ihtiyaç kalemleri ortaya çıkabileceği ifade edildi.

İHH yardım konvoyunda çocuk maması, su, temizlik maddeleri ve makarna gibi acil ihtiyaçların yanı sıra binlerce battaniye de bulunuyordu. İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı Av. Bülent Yıldırım, “İHH İnsani Yardım Vakfı olarak ilk günden itibaren Irak halkının yanında yerimizi aldık ve onların yaralarını sarmak için onlarla birlikte olmaya devam edeceğiz” diye konuştu. Yıldırım, Türk halkının yardımlar konusunda gerekli hassasiyeti göstermesini isterken, “bölgede medyaya yansımayan büyük bir insani dram yaşanıyor. Bu nedenle savaşın bitmesiyle her şeyin sona erdiği düşünülmemeli. Asıl insani dram şu an yaşanabilir” dedi.

İşte oruç gerçeği

Nisan 30, 2003

WASHINGTON/ İki günde bir oruç tutmanın sağlık açısından faydalı olduğu ve, stres ile şeker hastalığı gibi hastalıklardan koruduğu bildirildi.

‘’Proceedings of the National Academy of Sciences’’ dergisindeki habere göre, fareler üzerinde yapılan deneylerde, düzenli olarak iki günde bir yemek verilmeyen, ancak verildiğinde çok yiyen ve dolayısıyla kilo kaybetmeyen farelerin daha sağlıklı ve uzun ömürlü olduğu ortaya çıktı.

İki günde bir yemek verilen farelerin, düzenli, ancak az yemek verilen farelere göre daha az stresli, kanlarındaki şeker ve ensülin değerlerinin daha sağlıklı bir düzeyde olduğu belirlendi.

ABD’nin Maryland eyaletindeki Ulusal Sağlık Enstitüsü’nde (NIH) görevli bilim adamı Mark Mattson ve ekibi, arada bir oruç tutmanın ve sürekli olarak az yemek yemenin etkilerini karşılaştırmak için fareler üzerinde deneyler yaptı.

Mattson, daha önce yapılan araştırmalarda, verilen kalori miktarı 3’te 1 oranında düşürülen farelerin ömrünün de 3’te 1 oranında uzadığının tespit edildiğini hatırlatarak, yeni yapılan deneyle, iki günde bir oruç tutmanın çok daha etkili olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

Aynı ekip, daha önce yaptığı deneylerde, öğün atlayan farelerin inme ve Parkinson ile Alzheimer gibi nörolojik hastalıklara daha az yakalandığını tespit etmişti. Mattson, öğün atlandığında ya da oruç tutulduğunda, beyinde sinir hücrelerinin büyümesini ve ölmemesini sağlayan BDNF maddesinin (Brain-Derived Neurotrophic Factor - Beyin Kökenli Sinirsel Büyüme Faktörü) üretildiğini söyledi. (a.a)

Başbakan Erdoğan, Ülkeyi tökezletmeye çalışmayın

Nisan 30, 2003

Başbakan Erdoğan, “çatışma, gerginlik ve didişme istemiyoruz. Herkes de buna özen göstermeli” mesajı verdi:


Başbakan Tayyip Erdoğan, MGK toplantısı öncesinde önemli mesajlar vererek, “Biz gerginlik, çatışma ve didişme istemiyoruz. Hiçbir zaman gerginliğin tarafı olmayacağız. Ama bu çürümüş siyasi ilişkilere teslim olacağız şeklinde anlaşılmasın. Bu hassasiyetlere herkesin dikkat etmesi gerekir” dedi.

Erdoğan, AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Kamunun Yeniden Yapılandırılması Projesi”ne yöneltilen eleştirilere cevap verdi. Erdoğan, “Ortaya çıkmış bir taslak yok. Gazetelerde ve televizyonlarda yazılanlar kahir ekseriyetinin bizim çalışmalarımızla alakası yoktur. Kimse bizi üniter devlete karşı göstermeye çalışmasın. Kamunun yeniden yapılandırılması ne üniter yapıyı tehdit ediyor ne de eyalet sistemi getiriyor. Samimi çabalarımızı kimse kasıtlı istismar etmeye çalışmasın” diye konuştu.

Kimse ‘la yüsel’ değildir

Türkiye’de hantal yapının değişmesinin gerektiğini altını çizen Erdoğan, “Makus talihi planlı bir şekilde yeneceğiz. Türkiye’nin kısır tartışmaları aşması gerekiyor. Kimse bu yürüyüşünde Türkiye’yi tökezletmeye çalışmasın. Kimseyle çatışma ve gerginlik istemiyoruz. Kimse devletin en alt kademesinden en tepesine kadar layüsel (sorumsuz-dokunulmaz) değildir” dedi. Erdoğan, Avrupa ülkelerindeki demokrasi ve insan hakları standartlarının Türkiye’de de olacağını söyledi.

Bürokratlar da sorumlu

Erdoğan, bu değişime direnen ve statükoyu korumak isteyenler olduğunu belirterek, “Geçen dönemde yaşananlardan en az siyasiler kadar bazı bürokratlar da sorumludur ve mesuldür. Halk 3 Kasım seçimlerinde siyasileri tasfiye etti. Sorumlu olan bürokratlar ise hem ortada duracaklar, hem bunlara birşey yapılmayacak, hem de köşe başlarını tutmaya devam edecekler. Yine kara dilekler oluşturmaya devam edecekler, halka umutsuzluk ve karamsarlık yaymaya devam edecekler. Bunlara ‘yeter artık’ denmeyecekse seçimler neden yapılıyor. Seçimler Parlamento’da sandalyeleri dolduran insanları değiştirmek için mi yapılıyor” diye sordu.

AK Parti’nin halkın oylarıyla Meclis’te elde ettiği çoğunluğu hazmedemeyenlerin bulunduğunu belirten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu sayısal çoğunluğu bize millet verdi. Biz gerginlik, çatışma ve didişme istemiyoruz. Hiçbir zaman gerginliğin tarafı olmayacağız. Temel meseleri uzlaşma ve diyalog içinde çözeceğiz. Ancak bu, sayısal çoğunluğumuzu gözardı ederek çürümüş siyasi ilişkilere teslim olacağımız şeklinde algılanmamalıdır” dedi.

TBMM BÜROSU, ANKARA

Barzani: Payımız yüzde 25

Nisan 30, 2003

Irak’ta bir ay içinde yeni hükümet için plan oluşturulacağını söyleyen Barzani, yönetimde Kürtler’in payının yüzde 25 olacağını, nüfus oranına göre değil eşit olarak temsil edileceğini söyledi.

Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani, Irak’ta geçici yönetimin bir ay içinde kurulacağını söyledi. Irak’ta geçici yönetimin başına getirilecek Amerikalı emekli General Jay Garner’ın başkanlığında yapılan muhaliflerin toplantısı için Bağdat’ta bulunan Barzani, Sinbad Otel’de parti yönetimiyle toplantı yaptı. Toplantıdan sonra gazetecileri kabul eden Barzani, Irak’ta halen öncelikli sorunun güvenlik olduğunu, bu sorun çözüldükten sonra belediye ve devlet hizmetlerinin kısa sürede başlatılması gerektiğini kaydetti. Barzani, “Biz bu sorunu çözdük. Kürdistan olarak güvenlik ve belediye hizmetlerini bugüne kadar en iyi şekilde yapmaya çalıştık. Bu model uygundur. Biz bu modeli örnek olarak sunacağız” dedi.

Kürtler’in payı yüzde 25

“Geçici Irak yönetiminin kurulmasına katkı sağlamak için burada olduğunu” söyleyen Barzani, “Kürtler’in ve Türkmenler’in geçici hükümete katkılarının ne olacağını biliyor musunuz?” sorusunu yanıtlarken, “Türkmenler’i bilmiyorum. Kürtler yüzde 25″ dedi. Barzani, “Geçici yönetim bir ay içinde kurulacak. Yönetimde herkes eşit temsil edilecek. Yani geçici hükümette grupların nüfusuna göre bir dağılım sistemi uygulanmayacak. Yeni yönetimin 6 kişiden oluşması planlanıyor” dedi.

IKDP, Irak’ta ABD üslerine sıcak

Irak Kürdistan Demokrat Partisi, ülkenin istikrarının garanti altına alınması amacıyla Irak’ta ABD’ye ait askeri üs olmasını kabul edeceğini açıkladı. IKDP’nin askeri yetkilisi Nuri Şavis, ”Amerikalılar ülkenin iç istikrarını sağlamak, yönetimi ve kamu sektörünü yeniden işler hale getirmek ve yeniden yapılandırma çalışmaları için kalmalılar” dedi. Şavis, ”Bir yıl sürmesi gereken geçici dönemden sonra yabancı güçler Irak’tan ayrılmalıdır, ancak üsler bırakabilirler” dedi.

Taliban kuvvetleri Copan’ı ele geçirdi

Nisan 30, 2003

Afganistan’da ABD askerleri ve hükümet güçleriyle Peştun direnişçiler arasındaki çatışmalar tırmanıyor. Pakistan-Afganistan sınırına yakın Copan bölgesindeki Zabol kenti, Peştun direnişçilerin eline geçti. BBC’nin Kandahar muhabirine dayanarak verilen haberde, bu durum üzerine Afgan yetkililerin Zabol kentine 200 askerlik bir konvoy gönderdiği bildirildi. Sıcak çatışmaların yaşandığı bölgede 13 Afgan askeri ile Taliban’a ait 10 kişinin öldüğü bildirildi. Haberde, stratejik önemiyle bilinen Copan bölgesinin yeniden Taliban’ın eline geçmesinin, Afganistan’daki ‘kukla’ rejimi hayli tedirgin ettiği aktarıldı. Pakistan sınırına yakın Spin Boldak kasabasının yöneticisi Hacı Fazıldin Ağa, ABD askerlerinin, Taliban’ın bölgede giderek artan etkisini azaltmak için Loya Kerez ile Hasai bölgesinde geniş kapsamlı bir operasyona başladıklarını belirtti. Haberde, helikopterlerin devriye uçuşu yaptığı bölgede, Taliban sivil halktan geniş destek görüyor.

Amerikan askerleri öğrencilerin üzerine ateş açtı.6’sı çocuk 18 kişi öldü.

Nisan 30, 2003

Amerikan askerleri, Irak’ın Felluce kasabasındaki okulun askeri karargah yapılmasını protesto eden öğrencilerin üzerine ateş açtı. Saldırıda 6’sı çocuk 18 kişi öldü, 70 kişi de yaralandı.

Irak’ın Felluce kasabasında ABD’-yi protesto eden kalabalığa açılan ateşte 18 kişi hayatını kaybetti. Bağdat’a 50 kilometre uzaklıktaki Felluce kasabasında önceki akşam, cami çıkışında Iraklılar’ın ABD askerlerini protesto gösterisi düzenlediği, gösteri sırasında bir Iraklı’nın taş atması sonucu ABD askerlerinin ateş açtığı bildirildi. Olayda 70 Iraklı’nın da yaralandığı açıklandı.

Reuters muhabirine konuşan Felluce sakinleri, gece yarısında bir okulun yakınlarında gösteri yapan Iraklılar’a Amerikan askerlerinin ateş açarak 18 kişiyi öldürdüklerini söylediler.

Bir imam ise silahsız göstericilerin Amerikan askerlerinin işgal ettiği okula giderek oradan ayrılmalarını istediklerini, ancak askerlerin ateş açtığını belirtti. Felluce’deki hastane kaynakları, hastaneye getirilen yaralılardan bazılarının kurşun, bazılarının şarapnel yarası aldığını, doktorların 12 saat içinde 30 cerrahi müdahalede bulunduğunu açıkladı.

Kasabada düzenlenen cenaze törenini izleyen muhabir, yas tutanların, “Ruhumuz, kanımız siz şehitlere feda olsun” diye slogan attıklarını bildirdi. Bir görgü şahidi, Amerikan askerlerinin göstericiler tarafından tehdit edilmediğini belirtti. Amerikan askerlerinin açtıkları ateş sonucu ölen 18 kişinin dün sabah defnedildiği, ölenlerden 6’sının 7-8 yaşlarında çocuklar olduğu kaydedildi.


Hepsi öğrenciydi


ABD ise, Iraklı kalabalık bir gruptan ateş açılması üzerine Amerikan askerlerinin kalabalığa ateş açtığını iddia etti. 82. Hava Tümeni’nden Amerikalı Albay Arnold Bray, Felluce kasabasında meydana gelen olayda, Iraklı protestocuların arasından bazı kişilerin ateş açması üzerine Amerikalı askerlerin karşılık verdiğini ve 7 kişinin vurulduğunu söyledi. Kasaba sakinleri, Amerikalı askerlerin varlığını protesto eden kişilerin öğrenci olduklarını belirtti ancak Albay Bray, bazılarının silahlı olduğunu öne sürdü.


Bağdat’ta ölü sayısı 14′e çıktı


Felluce kasabasındaki gençlerin, kasabanın denetimini elinde tutan ABD askerlerinin çıplak kadın resimleri dağıtmasından rahatsız olduğu da gelen haberler arasında. Katar’daki ABD Merkez Komutanlığı ise, kendilerine olayla ilgili bir bilgi ulaşmadığını açıkladı. Irak’ın başkenti Bağdat’ta ise, işgal güçlerinin denetimindeki bir cephanelikte önceki gün meydana gelen ikinci patlamada ölenlerin sayısının 14 yükseldiği kaydedildi.


ABD BAĞDAT’A EK ASKER GÖNDERİYOR

ABD, denetimi garanti altına almak için Bağdat’taki askerlerinin sayısını artırıyor. ABD’li yetkililer, 10 gün içinde Bağdat’a 3-4 bin ek piyade ve askerî polis gönderileceğini açıkladı. Tümgeneral Glenn Webster, Irak’taki tek hakim güç olan askerlerinin, güvenlik ve istikrarı sağlamada kararlı olduğunu belirtti. ABD’nin; halen Bağdat’ta 12 bin, Irak’ın diğer bölgelerinde ise 150 bin askeri bulunuyor.

Bor peşkeş mi çekilecek?

Nisan 29, 2003

İZMİR/ Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Cahit Helvacı, Maden Yasası’nda bazı maddelerin değiştirilmesini sağlayacak yeni yasanın TBMM’de tartışılacağı şu günlerde, bor yataklarının işletilmesinin özel sektöre açılacağı görüşünün ‘’endişe verici’’ olduğunu savundu.

A.A muhabirine açıklama yapan Prof. Cahit Helvacı, ‘’Bor işletmeciliğinin özel sektöre açılması, Eti Bor A.Ş.’nin üretim ve pazarlamasında dünya çapında Türkiye yararına sağladığı imkânların kaybedilmesine neden olabilir’’ dedi.

Helvacı, bor madenlerinin özelleştirilmesinin, ‘’Türkiye’nin üretim ve fiyat avantajının yitirilmesine yol açacağını’’ öne sürdü.

Borun ‘’stratejik’’ bir maden olduğuna işaret eden Prof. Helvacı, şöyle konuştu:

‘’Bor yataklarının işletilmesinin özel sektöre açılması, pazar ekonomisi yönünden bir liberalleşme çabası olarak görünse de, ülke ve toplumun ekonomik olarak sömürülmesini de beraberinde getirecektir. Çünkü ekonomik liberalleşme başarılı olduğunda refah, aksi durumunda ise sömürü geliyor. Türkiye’de ise gerek özel, gerekse kamu sektörleri her bakımdan dışa bağımlı bir yapıya itilmiş olduklarından ikincisi, yani sömürü daha yakın gibi duruyor.’’

YENİDEN YAPILANDIRILMA

Türkiye’nin sahip olduğu en önemli yeraltı kaynaklarından borun, ülke ekonomisine en fazla getiri sağlayacak şekilde değerlendirebilmesi için, işletmeciliğinin yeniden yapılandırılması gerektiğini kaydeden Prof. Helvacı, bunun temelinde ise, yine Eti Bor A.Ş.’nin olmasını istedi.

Helvacı, Maden Yasası’nda değişiklik yapılması gerektiğini de belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘’Yeraltı kaynaklarımızın aranıp işletilebilmesi için, nerdeyse 10 değişik bakanlıktan 15 veya 20’ye yakın izin alınması gerekmektedir. Yapılacak düzenlemelerle bu yetkilerin, altyapısı oluşturularak belli noktalarda toplanması, yatırımcıları teşvik edici nitelikte olacaktır. Bu yasa ile, Maden Dairesi Genel Müdürlüğü, MTA bünyesi içinde mutlaka yeniden yapılandırılmalı.’’

Prof. Helvacı, Türkiye bor yataklarını ve üretimini elinde bulunduran Eti Bor A.Ş.’nin, ekonomik ve siyasal baskılardan korumak için bağımsız ve özerk bir yapıya acilen kavuşturulması gerektiğine de dikkati çekti. (a.a)

PKK/KADEK militanları K.Irak’tan geldi

Nisan 29, 2003

BİNGÖL/ Bingöl’ün Genç ilçesi Yeniyazı Köyü Mağaralar mevkiinde arama tarama yapan güvenlik kuvvetleri ile PKK/KADEK militanları arasında önceki gün başlayan çatışmanın sona erdiği belirtildi. Devriye gezerek arama tarama yapan güvenlik kuvvetleri ile çatışmaya giren PKK/KADEK militanları Jandarma Komando er Mustafa Mahmutoğlu ile Himmet Aydın’ı şehit ederken, Uzman Çavuş Seyfettin Erdinç ve er Metin Andüz’ü yaralamışlardı. Bölgede bulunan teröristlerin etkisiz hale getirilmesi için Bingöl’den sevk edilen birlikler tarafından yapılan aramalarda teröristlere rastlanılmadığı ve operasyonun sona erdiği belirtildi. 2 askeri şehit eden ve 2 askeri de yaralayan teröristlerin Irak savaşı esnasında yasadışı yollarla Kuzey Irak’tan ülke sınırını geçerek Bingöl’ün Genç İlçesi kırsalına yerleştikleri tespit edildi. Teröristlerin karanlık ve dağlık bölgelerden faydalanarak kaçtıkları tespit edildikten sonra bölgedeki birliklerin geri çekildiği bildirildi. (iha)

Mazota sübvansiyon çiftçiyi sevindirdi

Nisan 29, 2003

Orta Güney Anadolu Ziraat Odaları Bölge Başkanı Mustafa Hepokur, çiftçinin kullanacağı mazota uygulanması öngörülen yüzde 35’lik indirimin, çiftçiyi üretime teşvik edeceğini söyledi.

Hepokur, akaryakıt fiyatlarının yüksekliği nedeniyle çiftçinin ürününü oldukça pahalıya mal ettiğini, bu nedenle çiftçinin bugüne kadar beklenen geliri sağlayamadığını ifade etti. Uygulamaya konulacak mazot indirimi ile çiftçiye dekar başına 8 litre üzerinden ödeme yapılacağını bildiren Hepokur, ödemelerin kayıt sistemine göre yürütüleceğini kaydetti.

Mazota uygulanacak yüzde 35 oranındaki indirim ile enerji maliyetlerinin düşeceğini ve çiftçinin rahatlayacağını vurgulayan Hepokur, “Yapılacak ödemeler çiftçiye, ikinci Doğrudan Gelir Desteği ödemeleri gibi gelecek” dedi.

DSİ böyle soyulmuş!

Nisan 29, 2003

DSİ ihalelerinin partizan işadamları grubuna peşkeş çekilerek devleti trilyonlarca kayba uğratan uygulamalar rapor haline getirildi. Raporda keşif artışlarına dair çarpıcı örnekler var.

EKSİK ve yeterli inceleme yapılmamış olan projeler çeşitli ülkelerarası işbirliği formülleri ile bir gecede dağıtıldı ve hiç yapılmayacak projeler Hazine’ye trilyonlarca yük getirdi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı DSİ’de önceki hükümetler döneminde uygulanan ihale sistemi ve verilen ihalelerle ilgili iddialar, Bakanlık’ta görev yapan bazı bürokratlar tarafından rapor haline getirilerek ilgili makamlara gönderildi. AK Parti’nin iktidara geldiği günlerde hazırlanan raporda, ihalelerin nasıl alındığı, nasıl bir süreç işletildiği, nasıl fazla masraf gösterilerek devletin kaynaklarının partizan işadamları grubuna peşkeş çekildiği tüyler ürperten örneklerle detaylı bir şekilde anlatılıyor.

İşte tüyler ürperten rapor

DSİ Genel Müdürlüğü, şimdiye kadar, yapmış olduğu uygulamaları ile Türkiye bütçesinden direkt ya da dolaylı olarak en büyük payı alan kurumların hemen hemen en önünde gelenlerden biridir. Ayrıca en kapalı kalmayı başarmış kurumların da başında gelmektedir. Kurum, kendi bünyesinde bilinçli olarak yaratılmış olan birimler arasında koordinasyonsuzluk sayesinde ciddi ve ülke ekonomisini sarsacak uygulamalara imza attırılmış ve şu anda uygulanan projelerin maliyetleri abartılı düzeylere taşınmıştır. Bilindiği gibi DSİ ülkemiz su kaynaklarının değerlendirilmesi amacı ile kurulmuş olan önemli bir örgüttür. Peki bu kurum son dönemlerde nasıl çalışmaktadır? Bu soruyu bir projenin çekirdekten ele alınışından başlayıp tatbikat ve ekonomiye kazandırılışına veya kazandırılmayışına kadarki geçen süreç içerisinde ele almakta fayda var.

İhale süreci nasıl işliyor?

1. Havza Genel Değerlendirmesi
2. Mevcut Su Kaynaklarının Tespiti
3. Hidrolik Araştırmalar ve Tesisler
4. Su Kaynağı Ön İnceleme
5. Planlama
6. Uygulanabilirlik Tesbiti
7. Kurumsal Onaylar
8. Bütçesel Faktörler
9. Yatırım Programı
10. Boşa Geçen Yıllar
11. Nihayet İhale
12. Tatbikat

Yukarıdaki süreç geyet normal ve standart bir uygulama görünümündedir. Ancak bu sadece bir görünümdür ve her adım ayrı bir gariplik ve tuhaflıklar manzumesidir. Havzalarla ilgili değerlendirme ve tespit sistemleri eldeki imkanlar ölçüsünde zaman içinde yapılabilmiştir. Fakat dinamik analizler gerektiren bu sistem tespitleri ve kaynak incelemesi raflardaki tozlu yerlerine bırakılarak senelerce dokunmadan kalabilmektedir. Bu durum aşağıdaki gibi sorunları ve kopukluklarını beraberinde getirmekte ve sonradan yapılacak diğer işlemlerin eksik başlamasına ve verilecek kararın yetersiz kalmasına neden olmaktadır.

Havza tespiti ve o havzaya ait dokular yeterli düzeyde olmadığı gibi zamana uygun ve güncelleştirilen bir çalışmadan tamamı ile yoksundur.

Planlama belkide en az yapım süresi kadar zaman ayırılması gereken bir bölüm belkide en önemli bölüm iken şu anda kurumun en zayıf kalmış dairelerinden biridir. Kurumun planlama dairesi geçmişte yapılmış olan ve o günün projeksiyonlarını içeren çalışmaları günümüze güncellememekte ve sanki herşey tamamlanmış gibi kati proje aşamasına getirmekte ve maalesef proje ihaleye çıkaracağı zaman anlamının en az yarısından yoksun olarak ekonomiye katkıdan çok yeni bir yük olarak bilinmektedir.

Güncellenmeyen bu eski planlamalar o günkü perspektiflerde uygulanabilir iken gerek yeni bilgiler ışığında gerekse yeni ihtiyaçlardan kaynaklanan zorunluluklar ve ilaveler nedeni ile kimi zaman uygulanırlığını kaybetmekte veya daha önemli hale gelebilmektedir. Bunlar şu anlama gelmektedir. Planlama dinamik bir analizdir. Bir proje ihale safhasında artık ideal bir planlama raporuna sahip anlamı taşımaktadır. Ama kurum uygulamaları bunların hiçbirisi ile alakalı değildir. Kurumda daireler birbirleri ile iç içe ve koordinasyonlu çalışmadığından planlamacıların maliyet analizlerine esas aldıkları veriler, gerçekle yakından bile ilgili değildir. Yani ekonomik gözüken bir proje tatbikat sonrası “Keşke yapılmasaydı” gibi asla rasyonel bilimin kabul edemeyeceği serzenişler ile doludur.

Sonuçta, birçok badireden sonra ihale olan proje hangi ellere ve nasıl verildiğine bakılmaksızın başlatılmakta ve tatbikatında çıkan ilave maliyetler ile ülke ekonomisinin kamburlarından biri haline getirilmektedir.

Tabii bu eksik ve yeterli inceleme yapılmamış olan projeler çeşitli ülkeler arası iş birliği formülleri ile bir gecede dağıtılmakta ve hiç yapılmayacak projeler bile Hazine’ye milyar dolar mertebesinde yükleri getirmektedir.

Kurum içinde AR-GE bitirilmiştir.

Yukarıda sıralanan sorunlar somut örneklerle doludur. Konuyu uygulamalar açısından ele alırsak maalesef X PARTİSİ eksenli bürokrasinin hiçbir yerde görünmeyecek istismarlarıyla dolu dosyaları ile karşı karşıya kalmaktayız. Çünkü projelerdeki bu bilinçli ve yok edici uygulamalar bu dönemde had safhaya ulaşmıştır. Kurumun işleyişi son derece kapalı haldedir. Alt birimlerin birinin diğerinin uygulamasından bilgili olmayışı, yıllanmış çalışmaların hiçbirinin güncellenmemesi ve projeksiyonunu çoktan aşmış olan projelerin ehil olmayan ellere sunularak çeşitli işbirliği protokolleri adı altında pazarlanması ve kuruma ve kurumun icraatlarına verilebilecek genel örneklerdir.

Kurum için vurgulanabilecek ana özelliklerden birkaçı

1. Hazırlanan projeler son derece yetersiz bile olsa çıkarlar ekseninde uygun kabul edilebilmektedir.Yeni İhale Yasası, bu duruma en ufak vurgu bile yapmamıştır. Çünkü yasa hazırlayan ekibin içinde ne Enerji Bakanlığı bürokratı vardır, ne de bu uygulamalar hakkında fikir sahibi bürokratlardan görüş almıştır. En önemli husus DSİ, ne projeleri olarak ne kurum altyapısı olarak bu yasaya hazır değildir!…

2. Özellikle ülkelerarası protokollerin kapsamı bile tartışılmadan, hangi koşullarda ekonomiktir hesabı yapılmadan projeler hemen X Partisi eksenli müteahhitler grubuna içlerine tabii birkaç uzman şirketi de dahil ederek çevrelerince paylaştırılmış ve gerek mevzuat gerek teknik hususlar hep gözardı edilmişti.

3. DSİ’nin bu girift ve karmaşık yapısı yapılacak atamaların kritikliği bakımından oldukça önemlidir. Şu anda bu alt gruplar kendilerini kamufle aşamalarına girmiş durumdadırlar. Kurumun ekip ve bürokrat organizasyonu acildir.

4. Kurumun kendi organizasyon şeması zaten başlı başına reform isteyen ve özelleştirilmeyi zorunlu kılan bir yapı olduğu halde yapıya neşter vuramayacak atamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır.

5. Kurum, yürüttüğü projelerin herbirinin istikşaf (ön inceleme) aşamasında başlayıp ve planlamasının yapılması ile devam edip bitimine kadar gençen sürede yapılmış boşluk ve yanlışları ile doludur. Daha da önemlisi sözleşme, şartname ve birim fiyatlarda mevcut olan veya tespit edilmiş olan boşluklar, eksiklikler avantaj gibi görülerek düzeltilmek yerine pazarlanmak sureti ile daha zararlı uygulamalara girilmiştir. Bütün bu uygulamaların daha açılması ve detaylandırılması da mümkündür.

6. Bu yanlışlar daha bazı örneklerle nelerdir? Kısaca ve sabit örneklerle aşağıda izah edelim.

MALİYETLER NASIL ŞİŞİRİLİYOR?

1. XX İHALESİ hala bitirilmemiştir. Denize dökülen taşlar gizli odalarda basılan binlerce kantar fişi ile onlarca katına çıkarılmıştır. Yani projede olabileceğin onlarca kat hakedişe konmuş ve devlete ödetilmiştir.

2. Bütün sahil boyunca alınan iskandillerin orijinali ile en ufak ilgisi yoktur. Peki TCK Teşkilatı ne yapmaktadır!!!

3. XXX PROJESİ için de aynı şeyler geçerlidir. Müşaviri kimin tayin ettiği ve ne şekilde çalıştığı gibi… X İNŞAAT’ın yapmış olduğu duble yol bölümlerindeki keşif artışlarına bakılırsa yukarıda anlatılanlar çarpıcı bir şekilde doğrulanacaktır. Çünkü yolun ihaleye çıkışı ile oluşan keşif artışları arasında şimdiden 5 katına yakın farklar oluşmuş durumdadır. Halbuki bir projenin fizibilitesini ortadan kaldıracak oranda projede keşif artışı oluşacak olur ise o proje zaten yapılırlık niteliğini kaybetmiş olacaktır. Ancak inşaatın yapım usulleri çoktan insaf sınırını aşmış ve şu anda yolun birim maliyeti emsal kabul etmez duruma gelmiştir. Yani kapalı kapılar ardında kantar fişi basıp devlete fatura eden bir zihniyet hala Türkiye’de “Önemli kapıları” aşındırmakta ve bu da üzülerek gözlenmektedir. Yukarıda bilgiler istendiğinde daha da açılarak detaylandırılabilir.!

Türkiye kadar yüksek faiz veren ülke yok

Nisan 29, 2003

SPK Başkanı Doğan Cansızlar, yüksek reel faizlerin ulusal bir sorun haline geldiğini belirterek, “Merkez ve Hazine İMKB’deki tahvil ve bono piyasasına girmelidir” dedi.

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Doğan Cansızlar, yüksek faizin ulusal bir sorun haline geldiğini söyledi. Cansızlar, Merkez Bankası ve Hazine’nin, İMKB’deki tahvil ve bono piyasasına girmesinin faizler üzerinde oluşan “köpüğün” alınmasında faydalı olacağını bildirdi.

Cansızlar, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleri ile yaptığı sohbet toplantısında, faizlerin aşağıya çekilmesinde, Hazine’nin ve Merkez Bankası’nın daha aktif rol oynaması gerektiğini söyledi.

Cansızlar, “Enflasyonda TÜFE’de hedef yüzde 20, reel faiz yüzde 25.5. Bizimle aynı kategoride olan Arjantin’de gecelik fonlama maliyeti yüzde 19, en yüksek Brezilya’da yüzde 26.5, Meksika’da yüzde 8.4, Türkiye’de 41… Reel faize baktığınızda bu kadar yüksek faiz veren ülke yok” dedi.

Faizin köpüğü var

“Piyasa durup dururken Merkez Bankası dışında faiz oluşturmaz” diyen Cansızlar, “Savaş, doğal afet gibi çok önemli gelişmelerin olduğu zamanlarda, (faiz serbest piyasada belirlenir) deyip tamamen çekilmek yerine Merkez Bankası olarak orada, kesin alım-satım pazarında da zaman zaman bulunmasında büyük yararlar var” dedi. Cansızlar, aynı şekilde Hazine’nin de “dealing room” anlayışıyla İMKB’deki kesin alım-satım tahvil ve bono piyasasına, zaman zaman, olağanüstü gelişmelerde, “faizin köpüğünü almak için” girmesinde büyük yarar olduğunu vurguladı.

Baskı görmedim

Cansızlar, istifa etmesi yönünde hükümetin baskısı olduğu yönündeki haberleri değerlendirirken, “Hükümetten herhangi bir baskı söz konusu değil, görevimin başındayım” dedi.

YÖK Başkanı Gürüz Ankara’nın göbeğinde saltanat sürüyor.

Nisan 29, 2003

YÖK Başkanı Gürüz Çukurca’da Başbakanlık lojmanlarından birinde 95 milyon lira kirayla oturuyor.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün, Çukurca’daki Başbakanlık lojmanlarında, 380 metrekarelik tripleks villaya sadece 95 milyon lira kira ödediği ortaya çıktı. Başbakanlık, kirayı artırmak veya Gürüz’ü tahliye etmek istiyor ama lojman görev tahsisli olduğu için mahkemeler buna izin vermiyor.

Bölgede villaların kiraları 1500 ile 2 bin dolar arasında değişiyor. Lojman yönetmeliğine göre, kiralar metrekare hesabı üzerinden belirleniyor. 120 metrekare civarında daireler için 80 milyon lira civarında kira ödeniyor. Gürüz’ün oturduğu süperlüks villa için de 250 milyon lira civarında kira ödemesi gerekiyor. Lojmana 95 milyon lira ödemesi villanın 150 metrekare civarında gösterildiği kuşkusunun oluşmasına neden oldu. Gürüz’e “görev tahsisli” olarak verilen lojmanı boşaltmak için prosedürü kullanan hükümet yasal engelle karşılaştı. Hükümet bu defa kiranın artırılmasını istedi.

Sezer tavır değiştirmiş

Nisan 29, 2003

Sezer, Anayasa Mahkemesi üyesiyken, kararnameler hakkında şöyle düşünüyordu: Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu işlemlerini siyasal yerindelik yönünden denetleyemez, imzalamak zorundadır.

Hükümetin atama kararnamelerinin çoğunu geri çeviren, bir kısmını da makamında bekleten Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, Anayasa Mahkemesi üyesi olduğu 1993 yılında, kararnamelerin iptalini isteyen dönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ı eleştirdiği ortaya çıktı.

Sezer, hükümetin gönderdiği 593 atama kararnamesinden 103′ünü çeşitli gerekçelerle geri çevirirken, 210 dosyayı halen bekletiyor.

Direnme, sisteme ters düşer

Ancak, Sezer, 1993 yılında Anayasa Mahkemesi üyesi iken, dönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın, “yetkilerini kısıtladığı” gerekçesiyle, Adalet Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu ile 190 ve 270 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla yaptığı iptal başvurusunu ret gerekçesinde, “Sorumluluğunu hükümetin taşıdığı kararnameler hakkında Cumhurbaşkanı’nın uyarı ve tavsiyede bulunmaktan öte direnmesi, sistemin özelliğine ters düşer” ifadesi yer alıyor. Kararda, Anayasa Mahkemesi üyesi Ahmet Necdet Sezer’in de imzası bulunuyor.

Sorumluluk hükümettedir

27.4.1993 tarih, 1992/37 Esas ve 1993/18 sayılı Anayasa Mahkemesi kararında, “gerçek güç kaynağının parlamenter sistem olduğu” belirtilerek, şu görüşlere yer veriliyor: “Parlamenter sistemde yürütme sorumluluğu hükümettedir. Bunun sonucu olarak da günümüzde Devlet Başkanı’nın bir kararının, Başbakan ve ilgili Bakan tarafından imzalanmasından çok, aslında Başbakan ve ilgili bakanlar tarafından alınan bir kararın Devlet Başkanı’nca imzalanarak biçimsel olarak tamamlanması söz konusudur. Bu nedenle de sorumluluğunu hükümetin taşıdığı kararnameler hakkında Cumhurbaşkanı’nın uyarı ve tavsiyede bulunmaktan öte direnmesi, sistemin özelliğine ters düşer.”

‘Siyasal yerindelik’ denetimi

“Cumhurbaşkanı’na tanınan bütün bu yetkilere karşın, sistem özde parlamenter demokrasi olduğundan ve sorumluluk da hükümette bulunduğundan, Anayasa’ya ve yasalara aykırı olmadıkça Cumhurbaşkanı’nın Bakanlar Kurulu işlemlerini siyasal yerindelik yönünden denetlemeyip, imzalamak zorunda olduğu açıktır. Esasen öğretide de Cumhurbaşkanı’nın rolünün, uyarı ve tavsiyeden öteye geçmemesi gerektiğine işaret edilmektedir.”

Kararda, şu isimlerin imzası bulunuyor: Yekta Güngör Özden (Başkan), Güven Dinçer, Yılmaz Aliefendioğlu, Servet Tüzün, Mustafa Şahin, İhsan Pekel, Selçuk Tüzün, Ahmet Necdet Sezer, Haşim Kılıç, Yalçın Acargün, Mustafa Bumin.

İSMAİL ZELVİ

Sezer affından militanlar yararlandı

Nisan 29, 2003

Cumhurbaşkanı Sezer’in affettiği mahkumların çoğu terör örgütü militanları.


Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, yetkisini kullanarak affettiği mahkumların büyük bölümünün terör örgütü militanları olduğu ortaya çıktı. İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sebati Buyuran, valiliklere ve Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderdiği yazıda, Sezer’in affettiği mahkumların “yakalanmamasını” istedi. Affedilen 76 militanın adlarının da yer aldığı yazıya göre, Mayıs 2001 ile Aralık 2002 tarihleri arasında affedilen mahkumlar ise daha çok DHKP/C terör örgütü üyesi. Ancak, İçişleri Bakanlığı yazısında Sezer’in Cumhurbaşkanı seçildiği Mayıs 2000 tarihi ile Mayıs 2001 tarihleri arasındaki affettiği mahkumların ismi yok. Yazıda ayrıca affedilen PKK militanlarının ismi de yer almıyor. Üyeleri affedilen terör örgütleri arasında MLKP, TKP/ML, TİKB, TİKP ve TDP isimli terör örgütleri de var. Sezer’in affettiği sol terör örgütü mensubu mahkumların sayısının 150′yi aştığı belirtiliyor. Öte yandan Sezer dün sürekli sağlık sorunu olan iki hükümlüyü daha affetti

DYP-CHP hükümetleri döneminde, Tek bakanlığa 5 bin kadrolaşma

Nisan 29, 2003

1991′de kurulan DYP-SHP ve DYP-CHP hükümetleri döneminde, sadece Adalet Bakanlığı’na 5 bin kişi alınırken, CHP’li Moğultay, “Kadroları örgütüme değil de MHP’ye mi verseydim?” sözleriyle tarihe geçti.

Cumhuriyet tarihindeki en büyük kadrolaşmanın CHP hükümetleri döneminde olduğuna dikkat çekiliyor. 1991 seçimlerinin ardından kurulan DYP-SHP ve DYP-SHP ve DYP-CHP hükümetleri döneminde Türkiye en büyük kadrolaşma hareketine tanık oldu. CHP’li Adalet Bakanı Mehmet Moğultay, “Seyfi Oktay ve benim dönemimde de iki bin hakim aldık. Bu kadroları örgütüme vermeyip de, MHP’ye mi verseydim?” diyerek tarihe geçti.

Kadrolaşma rekoru kıran hükümette yer alan CHP’li Turizm eski Bakanı Abdülkadir Ateş, Sanayi eski Bakanı Fuat Çay ve Devlet eski Bakanı Algan Hacaloğlu halen Meclis’te bulunuyor.

İdeolojik kadrolaşma

DYP-SHP ve DYP-CHP hükümetleri döneminde Adalet Bakanı Seyfi Oktay ile yine Adalet ve Çalışma Bakanlığı yapan Mehmet Moğultay büyük bir kadrolaşma içine girdi. Moğultay, SSK Genel Müdürlüğü’ne çok sayıda yandaşını yerleştirdi. Adalet Bakanlığı’na ise zabıt katibi, gardiyan olmak üzere 5 bin kişi alınırken, bu kişilerin seçiminde ‘ideolojik’ kadrolaşmaya gidildiği iddiaları gündeme getirildi.

Moğultay, CHP İstanbul İl Kongre’sinde Adalet Bakanlığı’nda yapılan kadrolaşmayı şöyle itiraf etmişti: “Evet, hükümetten sınavlı beş bin kişilik kadro çıkarttım. Doğu’dan Güneydoğu’dan gelen insanlar aç mı, işsiz mi kalsın? Bu kadroları örgütüme vermeyip de milliyetçilere mi verseydim? Seyfi Oktay ve benim dönemimde de iki bin hakim aldık. Bu aldığımız kadrolar, ileride yeşerecek demokrat insanlardır. Yaptığım suçsa işlemeye devam edeceğim. Ben yılmayacağım, bu makamı da terketmeyeceğim.”

Kul’un hemşehrileri

Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı CHP’li Mustafa Kul da, SSK’ya personel alımında yandaşlarına ve hemşehrilerine öncelik tanımıştı. Kul döneminde SSK tarafından açılan sınavla 100 üzerinden 70 puan alma şartı olduğu halde, Özlem Nazan, Ali Bekir Yavuz, Mesut Susuz ve Yılnur Kılıç adlı kişiler 70 puandan az almalarına rağmen sınavı kazandırılmışlardı. Suna Geyik adlı bir kişinin de, müracaat ve sınav tarihlerinde 18 yaşını doldurmadığı halde, 18 yaşını dolduruncaya kadar evrakın bekletilmesine karar verildiği ortaya çıkmıştı. SSK’ya alınan eski hükümlüler arasında ise 12 Eylül öncesinde terör olaylarına karışan siyasî hükümlülerin bulunduğu, İstanbul’da SSK’ya alınan 51 özürlüden 17’sinin ise Mustafa Kul’un seçim bölgesi olan Erzincanlı olduğu tespit edilmişti.

Demirel de rahatsızdı

DYP-SHP ve DYP-CHP hükümetleri döneminde yapılan kadrolaşmadan Süleyman Demirel’in hem Başbakan hem de Cumhurbaşkanı olduğu o dönemde büyük rahatsızlık duyduğu belirtiliyor. Bu hükümetlerde görev yaan DYP’li bir bakan, “SHP ve CHP’lilerin kadrolaşmasından büyük rahatsızlık duyuyorduk. Ayrıca konunun MGK gündemine de taşındığı biliyoruz” dedi.

23 Nisan Resepsiyonu sendromu ve “gizli bürokrasi” - Prof. Dr. Ihsan Sureyya Sirma

Nisan 27, 2003

http://www.ihsansureyyasirma.com

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma - 25 Nisan 2003

Halkı Müslüman olan ülkelerin bir türlü arzulanan hürriyetlerine kavuşamamalarının tek nedeni, onların din anlayışlarındaki çarpıklıktan kaynaklanıyor. Ve bu çarpıklık, onların, İslâm’ın “Şurâ” sistemini bir tarafa bırakıp, “saltanat” sistemini almaya mecbur edilişlerinden kaynaklanıyor.

Allah’ın, Kur’an’da, “onlar(müslümanlar) işlerini şurâ ile yürütürler”[1] şeklinde buyurduğu ayet-i kerime, hattı zatında, “işlerini şûrâ ile yürütsünler” anlamına gelen bir emirdir.

“Şûrâ”, ya da “istişâre mekânizması”, demokrasi sisteminin de kısır bir şekilde varsaydığı, ve fakat dünya genelinde hiçbir coğrafyada uygulamasını bulmadığı, ve uygulayıcılarının çıkarlarını ön plânda tutmaları yüzünden de bulamayacağı, ideal bir “idâre sistemi”dir.

Müslümanların tarihinde, saltanat sisteminin dayatılmasıyla, “Şurâ” “sulta”ya dönüşünce, Peygamber, ve ilk dört halife döneminde, haksızlık olarak gördükleri her harekete karşı çıkan/çıkabilen müslümanlar, yeni sistemle susturuldular, köle edildiler. Sultan, ya da dinî terminoloji ile “ulu’l-Emr”, yâni müslümanların işlerini tedvir eden en yüksek makam, en iyi bilen, en doğru anlayan, devletin âli menfaatlerini en iyi koruyan ve kollayan oldu. Müslüman halk ise sadece emredileni yapan piyon hâline sokuldu. Ve bu yapılınca da, “anlayışı ve tutumu ne olursa olsun, Ulu’l-Emr’e karşı gelmek günâhtır” denilerek, gerçekten din, şahsi çıkarlara âlet edilerek sömürüldü. Oysa ki, Hz. Peygamber(s.a.s)’den sonra ilk “Ulu’l-Emr” olan Hz. Ebû Bekir’in, ilk siyasi konuşmasında[2] belirttiği gibi, İslâm kurallarına göre, Allah’a ve Peygamberi’ne karşı isyan içerisinde olana itaat yoktu…

Bu durum, bütün saltanatlar döneminde aynı minvâl üzere devam etti. Ve nihâyet “saltanatı kaldıralım, yerine halkın irâdesini/demokrasiyi getirelim” denildi, ve gerçekten “saltanat sistemi” kaldırıldı, yerine yeni bir sistem getirildi. Öyle bir sistem ki, klasik “saltanat makamı” yıkıldı, yerine “CHP Saltanatı” oturdu. Hem de eskisinden eşedd bir saltanat… Saltanat dönemlerinde sultan adına sömürülen din, yeni dönemde CHP için sömürülür oldu; senelerce insanlar bu “postmodern-saltanat” altında inleyip durdular.

1950’li yıllarda, Demokrat Parti iktidarıyla, CHP saltanatı biraz sarsılır gibi oldu. Fakat sultası, “bürokrasi”ye dönüşen CHP saltanatı, 27 Mayıs 1960’ta yine yerini aldı. Artık devleti hükümetler değil, heyulâ bir “bürokrasi” yönetir olmuştu. 1971, 12 Eylül 1980, “28 Şubat”lar, hep, varlığı tehlikeye giren “gizli bürokrasi”yi restore için yapıldı. Ve sloganları hiç değişmedi: İrticâ geliyor, demokrasi tehlikede! Çünkü onların demokrasi inançlarına göre, “gizli bürokrasi”ye uymayan demokrasi, ve bu demokrasiye göre iş başına gelmiş hükümetler kabul edilemezdi. İsterse bu hükümetler, halkın oyunun %90’ı ile gelmiş olsunlar!!!

Derken 3 Kasım 2002 seçimleri yapıldı; ve AKP iktidara geldi. Ne var ki AKP “gizili bürokrasi”nin ideallerine/çıkarlarına tersti. Onun için “halkçı”(!) olmalarına rağmen, halk tarafından benimsenmeyen CHP, bürokrasiyi, birilerinin emrine göre değil, halkın çıkarına göre harekete geçirmeye kalkışan AKP’yi, kendi çıkarları açısından tehlikeli gördüğünden, atağa kalktı; ve “23 Nisan resepsiyonu sendromu”nu tezgâhladı. Tezgâh tuttu mu? Bence hayır! Nitekim bozguna uğradığını anlayınca hemen çark etti Sayın Baykal…

İmdi;

365 milletvekili ile milletin Meclisi’nde halkı temsil eden AKP Hükümeti’ne düşen, “gizli bürokrasi”nin tehditlerine, ve ilkel manevralarına bakmaksızın, yoluna devam etmektir! AKP Hükümeti bilmelidir ki, “gizli bürokrasi”ye rağmen, onu oraya getiren halktır, ve aslolan, o halkın refah ve saadetidir, “gizli bürokrasi”nin değil! AKP Hükümetinin, senelerdir, halkın pastasını gaspedip yiyen “mutlu azınlık”tan pastayı alıp halka vermesi, elbette o mutlu azınlığın zoruna gidecek… Tayyip Bey’in ifâdesiyle, “bir bardak suda koparılan fırtına”nın tek ve yegâne sebebi budur.

İşte AKP Hükümeti, koparılmak istenen bu fırtınalara karşı dik durduğu sürece hem şahsiyetini bulacak, hem de temsil ettiği halka beklediği hizmeti götürebilecektir. Yok bunu yapmaz, “gizli bürokrasi”nin fırtınalarından korkar, tavizler vermeye başlarsa, bu tavizlerin hiçbir zaman sonu gelmez, ve de iktidar AKP’nin elinde gözüküyor olsa bile, tekrar “gizli bürokrasi”nin eline geçer. Maraton elbette zordur. Ama tarihte, daima zorlara karşı direnenlerin kahraman oldukları unutulmasın!

Halka, ve bütün sivil kuruluşlara düşen görev de, “gizli bürokrasi”ye karşı, kendilerini temsil eden TBMM’nin yanında olmaktır…

——————————————————————————–

[1] K.K. Şûrâ Sûresi, 38.

[2] Konuşmanın tam metni için bk. İhsan Süreyya Sırma, İslâmî Tebliğin Örnek Halifeler Dönemi, Beyan Yay. s.30.

Kaynak : http://www.ihsansureyyasirma.com

Kuzey Kore, dünyanın 5. büyük ordusuna sahip

Nisan 25, 2003

Nükleer silah sahibi olduğunu açıklayan Kuzey Kore, ülkenin, bugün 71. kuruluş yıldönümünü kutlayan en önemli yönetim organı olarak kabul edilen Ulusal Savunma Kurulu’nun Başkanı Devlet Başkanı Kim Jong-İl’in resmen başında bulunduğu ordusuyla, dünyadaki en büyük 5. askeri güç durumunda bulunuyor.

ABD, BM, Güney Kore hükümetinin yayınları, farklı düşünce kuruluşları ve Kuzey Kore Silahlı Kuvvetleri’nden edinilen verilere göre, Kuzey Kore’nin askeri varlığıyla ilgili bilgiler şöyle:

SİLAHLI KUVVETLER: 1 milyon 140 bin askeriyle dünyanın 5′inci, nüfusuna oranla en büyük ordusu. 7 milyon 450 bin yedek askeri bulunuyor ve 100 bin askerli özel güçleri dünyanın en büyüğü.

Kore Halk Ordusu: 996 bin asker, 3 bin 800 savaş tankı, 2.270 zırhlı personel taşıyıcı ve 11 bin 200 topçu birimi.

Deniz Kuvvetleri: 48 bin asker, 430 savaş gemisi, 26’sı saldırı denizaltısı olmak üzere 50 denizaltı ve 340 destek gemisi.

Hava Kuvvetleri: 103 bin asker. 80′den fazlası bombardıman uçağı olan 1.700 uçak, 310 helikopter.

ASKERİ HARCAMALAR: 2001 rakamlarına göre 5.1 milyar dolar.

FÜZE KAPASİTESİ: 600 ila 750 balistik füze. 1.300 kilometre menzilli Nodong füzesi sahibi. Geliştirilmekte olanlar ise 1.500 kilometre menzilli Taepodong 1 ve Guam, Alaska ve Hawaii’deki Amerikan üslerini hedef alabilecek menzilde olan Taepodong 2 füzeleri.

NÜKLEER BOMBA KAPASİTESİ: Kuzey Kore nükleer silah sahibi olduğunu açıklamadan önce Amerikan isihbaratı, bu ülkenin 2 ila 5 nükleer bomba yapabilecek kadar plütonyuma sahip olduğunu tahmin ediyordu.

KİMYASAL SİLAHLAR: Kuzey Kore, dünyanın üçüncü büyük kimyasal silah deposuna sahip.

BİYOLOJİK SİLAHLAR: Şarbon, kolera, botulism, veba, çiçek, tifo ve sarı hummayı kapsayan bir envanterle, biyolojik unsurların üretilmesi konusunda aktif programı bulunduğu bildiriliyor.

Anzaklar, atalarını Şafak Ayini ile andı

Nisan 25, 2003

Anzaklar, Çanakkale Savaşları’nın 88. yıldönümünde atalarını, ”Şafak Ayini” töreniyle andılar. Gelibolu Yarımadası Anzak Koyu’nda düzenlenen törene, Yeni Zelanda Genel Valisi Silvia Cartwright, Avustralya Hazine Bakanı Peter Costello ile Türkiye adına Çanakkale Vali Yardımcısı Hüseyin Avni Mutlu katıldı.

Yaklaşık 3 bin Anzak’ın katıldığı törende bir konuşma yapan Yeni Zelanda Genel Valisi Cartwright, Çanakkale Savaşları’nın ardından, Avustralya ve Yeni Zelanda halkı için yeni bir ulus olma duygusu ve bugün halen devam eden bir bağ doğduğunu söyledi.

Cartwright, Çanakkale Savaşları’nda savaşan ülkelerin, bu savaş deneyiminden ”yara” aldıklarını belirterek, şunları kaydetti:

”Hepimiz, burada savaş alanında ölen cesur gençlerin yasını tutmaktayız. Onların birbirleriyle neden savaştıkları pek hatırlanmaz. Şu anda önemli olan şey, onların ölümle yüz yüzeyken cesaret göstermiş, korkunç acılara dayanmış ve bunlara rağmen kader arkadaşlarına sadık kalmış olmalarıdır. Çanakkale Savaşları ve Gelibolu; Yeni Zelanda ve Avustralya için acı bir ders olmuştur.”

İhlas Finans 14. ödemeye bugün başlıyor

Nisan 25, 2003

Tasfiye halindeki İhlas Finans’tan yapılan açıklamada, cari hesap sahiplerine 14. ödemenin bugün yapılacağı belirtildi. Kar-zarar ortaklarına da ödeme yapmaya devam eden İhlas Finans, bu ay katılım hesabı sahibi 7 bin 500 kişiye ödeme yapılacağını duyurdu.

İhlas Finans Tasfiye Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada,

“Cari Hesap sahiplerine ondördüncü ödeme bugün yapılıyor.Kar-zarar Ortaklarımıza da ödemeye devam ediyoruz.Bu ay Katılım Hesabı sahibi 7.500 kişiye ödeme yapılacaktır.

Bu ayki ödemeden yararlanacak Katılım Hesabı sahiplerine mektup gönderilmiş olup, bu mektuplarda hesap sahibi adına bankaya kaç lira yatırıldığı bildirilmiştir. Bundan sonra da ödeme yapılacak Katılım Hesabı sahiplerine her ay on gün önceden mektup gönderilecektir.

Katılım Hesabına yapılan tüm ödemeler için mektup gönderildiğinden, mektup almayan mudilerimizin herhangi bir bankaya gitmemelerini ve sıralarını beklemelerini rica ederiz.

Tasfiye Kurulumuz, kamuoyuna yapacağı duyuruları, bundan önce de olduğu gibi yüksek tirajlı yayın organlarında yayınlayacak, ayrıca www.ifk.com.tr adresindeki İnternet Sitemizde de ilan edecektir.Ödemeler borç bitinceye kadar her ay muntazam olarak devam edecektir.” denildi

ÖSS ADALETSİZLİĞİNE TEPKİ

Nisan 25, 2003

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması yapan Özgür-Der üyeleri, meslek liselerinden mezun olan öğrencilerin üniversiteye girişlerini zorlaştıran sınav sisteminin değiştirilmesini istediler. AK Parti’nin Acil Eylem Planı’nda, yüzbinlerce öğrencinin anayasal haklarını kısıtlayan YÖK’ün kaldırılacağını açıkladığı belirtilen basın bildirisinde şu görüşlere yer verildi: “YÖK’ü kaldıracağız vaadlerini halk unutmadı.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in hiçbir haklı sebebi olmadan 822 bin İmam Hatip Lisesi ve diğer meslek liseleri öğrencilerinin eğitim hakkını elinden alan sınav sisteminin düzeltilmesini YÖK’ün insafına bırakması, partisinin verdiği vaatlerle bağdaşmıyor. Eğitimde fırsat eşitliği vadeden hükümet, ilk adım olarak bu yıl yapılacak ÖSS’den önce adaletsiz puanlama sistemini değiştirerek işe başlamalıdır”.

#

İSMAİL ZELVİ, İSTANBUL

Sonraki Sayfa »