Gelin bir “Vahşilik” yapın!

Mart 31, 2003

Gelin bir “Vahşilik” yapın! 

http://www.ihsansureyyasirma.com

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma - 30 Mart 2003

İnsanoğlu bazan bir hata yapar, sonra da yaptığına pişman olur. Hele yaptığı hata, “cürüm” kabilinden bir hata ise, pişmanlık bir yana, ruhi hayatı altüst olur. Kâbuslar görür; katilse, öldürdüğü insan, her an için gözlerinin önünde canlanır…

Ve böylesi bir psikoza girmiş olan, ne yapıp yapıp, bu hâlet-i ruhiyeden, bu çekilmez sıkıntıdan kurtulmak ister. Bu kurtuluş için de canını bile verir. “Yeter ki Allah, ve hakkını aldığım kimse beni affetsin!” demeye başlar. Çünkü delirmek üzeredir. Hakkı olmadan, sırf Amerikan emperyalizmine “hizmet” için, Vietnam’da yüzlerce, binlerce insan öldürdükten sonra, vicdan azabından, klinik vak’a olmuş “hasta/savaş delisi Amerikalılar” ı görmeyenimiz mi var?

1987 yazıydı. Münih Üniversitesinde yapılan “Osmanlı Tarih Konferansı”na katılmak için Almanya’ya gitmiştim. Bir gün, bir boşluktan yararlanarak, namaz kılmak üzere Münih’teki bir camiye gittim. Namazı kıldıktan sonra, Caminin kantininde bizimle çay içmekte olan, sportmen yapılı, her tarafı adaleli, uzun boylu bir adam, “Hocam, seninle özel görüşebilir miyim?” dedi. Bir odaya geçtik; ve adam konuşmaya başladı:

- Hocam ben İstanbulluyum! Lise çağlarımda yaramazlık yaptığımdan, okuyamadım. İşsiz, güçsüz dolaşıyordum. O sırada Vietnam’da savaş vardı; ve Amerikalılar, oraya gönderdikleri askerlere çok para veriyorlardı. O hevesle Amerika’ya uçup asker oldum, sonra da Vietnam’a gittim. Maalesef o çirkin savaşta, para için yüzlerce tanımadığım insanı öldürdüm. Savaştan sonra Amerika’ya geri döndüm. Günler geçip, sakin kafayla düşününce, Vietnam’da öldürdüğüm, ve bana hiçbir zararları dokunmamış olan onlarca erkek, kadın, çocuk, ihtiyar gözümün önüne geldi… Gözlerimi kapatıyorum, yine karşımdaydılar… Uykularım kaçtı… Dengem bozuldu. Sanki bana şöyle sesleniyorlardı: Ey İstanbullu Müslüman! Biz sana ne yaptık ki, Amerikalıların keyfi için bizi öldürdün?.. Psikiyatristte tedavi görmeye başladım; fayda vermedi. Psikiyatriste gittiğimde öğrendim ki, Vietnam’dan sağ dönenlerin %80’i benim gibi hastaymış… Sonra bir arkadaş, ortam değiştirmem için Türkiye’ye dönmemi söyledi. Utancımdan dönemedim. Bana, “nerelerdeydin?” diye soracaklara, nasıl “Para için Amerikalılara askerlik yapmaya gitmiştim” diyecektim. Bu düşüncelerle Münih’e geldim. Bir gün bardan çıkmış, caddede yürüyordum ki, kapısında, “Cami” yazılı bir bina ile karşılaştım, ve korka korka oraya girdim. Çünkü Allah’a sığınmak geldi içimden… (Gözleri dolmuş bir hâlde devam etti:) İşte o gündür, bugündür bu camideyim. Allah beni affeder diye, tuvaletlerin temizliği dahil, caminin bütün ayak işlerini üzerime aldım. Acaba Allah beni affeder mi?

Bu zavallı adama, Hz. Peygamber(s.a.s)’in sahabisi Vahşi’nin durumunu anlatmış, o da biraz teselli bulmuştu.

İmdi;

AK Partililer, Amerikalılara Türkiye hava sahasını açarak, Kuzey Irak’ta binlerce müslümanın katline ortak olup, “büyük günâh” işlediler. Şimdi bir cesaret örneği göstererek, Amerikalılar Iraklı müslümanları yaptığı katliamla bitirmeden, Türkiye hava sahasını kapatabilirlerse, belki Allah onları affeder.

Vietnam’a gitmiş olan İstanbullu “paralı asker”e anlattığım gibi, Hz. Peygamber(s.a.s)’in sahabisi Vahşi, müslüman olmadan önce, Uhud Savaşı’nda Hz. Hamza’yı şehid etmişti. Sonra Mekke’nin fethi sırasında, Hz. Muhammed(s.a.s)’e gelerek müslüman oldu; böylece Allah onu affetti. Ve Vahşi, Hz. Ebû Bekir zamanında, Yemâme Savaşı’nda yalancı peygamber Müseyleme’yi öldürerek, o kötü şöhretini kısmen de olsa azalttı.

Şimdi, aşağı-yukarı aynı psikoz içerisinde olan AK Partililere diyorum ki, “gelin bir Vahşi örneği” de siz gösterin. Böylece belki Allah irtikâb ettiğiniz büyük günâhı affeder:

“Allah yolunda yaptığınız güzel ameller, günâhlarınızı götürür”[1].

Allah hepimize basîret versin, âmin…

[1] K.K. Hûd Sûresi, 114.

Kaynak: http://www.ihsansureyyasirma.com

İsrail Yine Saldırdı

Mart 29, 2003

ABD ile ittifak ve işbirliği halindeki İsrail, Irak’a yönelik saldırının gölgesinde Filistinlilere yönelik vahşi saldırılarını bütün şiddetiyle sürdürüyor. Dün gece ve bu sabah da Gazze bölgesinin güneyinde yer alan Rafah’ta ikamet eden Filistinlilere saldırı düzenledi ve üç kişiyi yaraladılar. İşgalcilerin gece sabaha doğru Rafah’taki meskun evlerin üzerine otomatik silahlarla rasgele ateş ettikleri bildirildi. İşgalciler saldırılarında Tellu Za’reb mıntıkasında ve Rafah Yam yahudi yerleşim merkezi çevresinde bulunan askeri gözetleme kulelerini kullandılar. Saldırılarda Rafah’ın güney batısında yer alan Tellu’s-Sultan mahallesinde bulunan evlerin hedef alındığı bildirildi. Rafah’taki Şehit Ebu Yusuf en-Neccar hastanesi yetkilileri saldırılardan sonra kendilerine üç yaralının getirildiğini, bunlardan birinin durumunun ağır olduğunu bildirdiler.

Kaynak:www.vahdet.com.tr

Kalendiya’da Çatışmalar

Mart 29, 2003

Dün akşam (28 Mart 2003 Cuma akşamı) Batı Yaka’nın Ramallah şehri yakınında bulunan Kalendiya mülteci kampında oturan Filistinlilerle, Kalendiya geçit noktasında bulunan işgalci askerler arasında çatışmalar çıktı bazı Filistinliler yaralandı. Yaralananlardan birinin 14 yaşında bir çocuk olduğu ve durumunun ağır olduğu bildirildi. Yaralılar Ramallah hastanesine kaldırıldı. Direnişçiler, işgalcilerin son zamanlarda askeri amaçlarla kullandıkları, tutuklanan Filistinlileri toplayıp eziyet ettikleri Kalendiya havaalanına girmeyi ve işgalciler tarafından kullanılan bazı malzemeleri yakmayı başardılar. İşgalciler, direnişçilere karşı lastik mermiler ve gaz bombaları kullandılar. Bu saldırılar sebebiyle bazı kişiler yaralandı ve ambulanslarla Ramallah hastanesine taşındılar.

Filistinli direnişçilerle çatışmaya giren işgalci askerlerin tuttuğu Kalendiya geçit noktası Kudüs ile Ramallah arasında bir askeri geçit noktası olarak kullanılıyor ve Ramallah’ın kuzeyinde bulunan binlerce köylünün Kudüs’e ulaşması bu geçit noktası vasıtasıyla engelleniyor. Buralardan Kudüs’e gitmek isteyenler söz konusu askeri geçit noktasını kullanmak zorunda bırakılıyorlar ve kendilerinden özel izin belgesi isteniyor.

Kaynak:www.vahdet.com.tr

Ürdün’den Yine Hainlik

Mart 29, 2003

Filistin halkına ihanet ederek uluslararası emperyalizme ve işgalci siyonist devlete hizmet etmesi için kurdurulan Ürdün Haşimi Krallığı yine ihanetini yaptı ve bir Filistinli genci el-Kaide üyesi olduğu iddiasıyla işgalci siyonistlere teslim etti. Verilen haberlere göre, Ürdün istihbaratı el-Kaide üyesi olabileceği şüphesiyle 26 Ocak 2003 tarihinde evinden alarak tutukladığı Abdullah el-Vavi adlı Filistinli öğrenciyi siyonistlerin istihbarat teşkilatına teslim etti. el-Vavi olayını takip eden avukat, bu kişinin Kudüs yakınlarında bulunan el-Meskubiye cezaevine konulduğunu tespit etti. el-Meskubiye ise işgalcilerin en dehşet verici, en vahşi uygulamalarının hakim olduğu zindanlarından biri. Avukat, işgalcilere teslim edilen Filistinli öğrencinin Ürdün’de 42 gün şiddetli bir soruşturmadan geçirildiğini ve bu süre içinde muhtelif işkencelere maruz kaldığını, şiddetli şekilde dövüldüğünü, 9 Mart 2003 tarihinde de işgalci siyonistlere teslim edildiğini, ardından soruşturma ve işkencenin işgalci siyonistlerin istihbarat örgütünde devam ettiğini tespit etti.

Kaynak:www.vahdet.com.tr

Kudüs Seriyyeleri Bir Askeri Yaraladı

Mart 29, 2003

İslami Cihad Hareketi’nin askeri kanadı durumundaki Kudüs Seriyyeleri, Gazze’nin Han Yunus kasabasının batısında gerçekleştirdiği bir eylemde bir işgalci askeri yaraladı. Direnişçiler bu mıntıkada bulunan Nefiye Dekalim yahudi yerleşim merkezine de beş adet roket fırlattılar. Kudüs Seriyyeleri adına yapılan açıklamada Şehit Vedah el-Beteş birimine bağlı mücahitlerin dün sabah 06.30 sıralarında bir işgalci askeri pusuya düşürerek yaraladıklarını bildirdi. Öte yandan Nefiye Dekalim yahudi yerleşim merkezine fırlatılan füzelerin de buradaki işgalci askerlerde bayağı korkuya ve endişeye sebep olduğu bildirildi. Kudüs Seriyyeleri’nin açıklamasında bu eylemlerin işgalcilerin son saldırılarına cevap ve Irak halkıyla dayanışma amacıyla gerçekleştirildiği belirtildi.

Kaynak:www.vahdet.com.tr

‘SIRA SİZDE’ DİYECEK, ORTADOĞU HARİTASINI YENİDEN ÇİZECEKLERDİ

Mart 29, 2003

“Sıra sizde” diyeceklerdi. Irak’ı işgal edip petrol kuyularını, Dicle ve Fırat’ın su zenginliğini ele geçirdikten sonra, “İran, Suriye, Lübnan, Filistin hattı”na ve Suudi Arabistan’a yöneleceklerdi. Basra Körfezi ile Doğu Akdeniz arasındaki bölgeyi denetim altına alacaklardı. Kukla bir Haşimi Krallığı kurarak İsrail’i Filistin derdinden kurtaracaklardı. Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz’i 21. yüzyılın en önemli enerji kavşağı haline getireceklerdi. Ardından Sudan, Libya, Yemen ve Somali’ye yöneleceklerdi. Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizecekler, bölgeyi Osmanlı’dan sonra ikinci kez paylaşacaklar, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne uzanan hat üzerinde Amerikan-İngiliz-İsrail sömürge yönetimi kuracaklardı.

Bölge Amerikan askeri gücü ile yüzleşecekti. Irak, Suriye, Suudi Arabistan’ın yerine mini devletler kurulacak, monarşi yönetimler iş başına gelecekti. İran ve Türkiye bir şekilde savaşın içine çekilecek, bölgesel düzeyde istikrarsızlık oluşturularak Amerikan askeri varlığı meşrulaştırılacaktı. Özelilkle Türkiye ve İran gibi bölge ülkelerinin gelişmelere karşı inisiyatif belirlemesi kesinlikle engellenecek, işgaller için taşeron olarak kullanılacak, sadece bölge ülkeleri değil, bütün dünya bu ganimet savaşının dışında tutulacaktı.

“Onlara iki kelimelik kısa bir mesaj vereceğiz: Sıra sizde” diyen, Irak saldırısının, Türkiye-İsrail ekseninin, küresel savaşın, Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesi planının mimarlarından ve 28 Şubat’ın tetikleyicilerinden Richard Perle, Irak saldırısının ilk haftasında istifa etmek zorunda kaldı. İsrail’in çıkarları için Amerika’yı bile büyük bir tuzağın içine çeken Yahudi lobisinin öncülerinden Perle’den sonra, Cheney Çetesi’nden bir çok kişi daha istifayla yüzleşecek.

Perle tarafından hazırlanan, altında David Wurmstar ile Doglas Feith’in de imzaları bulunan ve 1996 yılında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya sunulan raporla, Dick Cheney’nin enerji raporu ve ABD’nin yeni “güvenlik stratejisi”nin ana ilkelerini oluşturduğu sömürge harekatı, en önemli denemesini Irak’ta yapıyor. Perle, İsrail’i, Türkiye ve Ürdün’le yakın ilişkiler kurmaya yönelten raporunda, bu ittifak sayesinde bölgede bir dizi ülkenin istikrarsızlaştırılmasını, Saddam’ın devrilmesini, Ürdün’deki Haşimi ailesinin Irak’ta yönetimi devralması için güçlendirilmesini, Lübnan ve Suriye’ye askeri harekat başlatılması istiyordu.

Paniğe kapıldılar, kaybediyorlar

Ancak hesapları tutmadı. Küresel projelerinin ilk ayağında müthiş bir tuzağa düştüler. Çiçeklerle karşılanacaklardı, bir halkın toptan direnişiyle yüzleşiyorlar. On gündür kayda değer hiçbir askeri başarı elde edemedikleri gibi dünyaya rezil oldular. Şimdi düştükleri tuzaktan kurtulmaya, birbirlerini hedef almaya başladılar. Perle’ün istifası, ABD’yi bu küresel çılgınlığa sürükleyen “çete”nin dokunulmazlığının bozulduğunu göstergesi. Onlar, Amerika’yı çöküşün eşiğine getiren kadrolar olarak tarihe geçecekler.

Irak halkının direnişi güçlenecek. Direniş güçlendikçe hata yapacaklar. Şu ana kadar sadece sivil halkı katlettiler. Kaybettikçe katliamlarını artıracaklar. Şurası kesin: Bu stratejiyle Irak’ta zafer kazanmaları mümkün değil. Washington Post’un dünkü sayısında Bush yönetimi topa tutuldu. Türkiye’yi ikna edip Kuzey Cephesi”ni açamayan ‘şahinler’in bütün dünyayı küçümseyen tavrına ağır eleştiriler yöneltildi. Türkiye’nin Kore Savaşı’ndan bu yana “sadakatle” Amerika’nın yanında olduğunu hatırlatan gazete, Kuzey Cephesi’nin açılmamasının askeri harekat için dönüm noktası olduğunu belirterek, “B Planı”nın fiyaskoyla sonuçlanacağına işaret etti. Buradan şu anlaşılıyor: Amerika ve İngiltere Irak halkının direnişini, kent savaşını göze alamıyor, alsa da başaramayacak. Irak’ın işgal edilmesi için tek çözümleri Kuzey Cephesi. ABD’nin “B Planı” olduğunu, Türkiye’nin kaybettiğini iddia edenler yalan söylediler. Zaten gazete de bunların blöf olduğunu yazdı. O zaman şu sonuç ortaya çıkıyor: ABD Ankara’nın kapısını yine çalacak ve kara birlikleri için tezkere isteyecek. Türkiye buna evet derse, Amerika ve İngiltere’nin günlerdir Türkiye’yi dışlayan tavrını hazmetmiş olacak. Batağa saplanan, bütün dünyada rezil olan işgal güçlerini kurtararak ahlaksız bir işgale destek vermiş olacak. Evet derse dünya genelinde ağır bir imaj sarsıntısı yaşayacak, ABD-İngiliz tuzağına düşmüş olacak.

Türkiye-İran-Suriye ortak tavır koymalı

Kimse Amerika ile stratejik ilişkiler palavrası atmasın. Amerika’nın artık stratejik müttefiki yok. 11 Eylül’den sonra yapılan açıklamalar ve ABD’nin yeni güvenlik stratejisi, Washington’ın artık stratejik müttefiklerinin olmadığını, her olaya göre değişen konjonktürel müttefikler seçeceğini açıkça ortaya koydu. ABD’nin, yeni küresel savaşıyla üstünü çizdiği stratejik müttefiki sadece Türkiye değil ki…

Amerika ve İngiltere’nin Türkiye’yi bütün hesapların dışında tutma konusundaki kararlı tavrı, Ankara’yı bağımsız arayışlara itmek zorunda. Aksi takdirde, Amerikan askerini bu topraklara taşısak bile, bölgedeki bütün gelişmeler Türkiye’nin aleyhine olacak. İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi’nin, “Türkiye, İran ve Suriye’nin bölgesel inisiyatif belirlemek için istişare yapması”na dair açıklaması çok önemli. Bölgeye yönelik Amerikan-İngiliz planları her üç ülkeyi de tehdit ediyor. Dolayısıyla ortak bir inisiyatif belirlenmesi hayati öneme sahip. Eğer bu yapılmazsa, üç ülke de kısa bir süre içinde, kendilerine yönelen tehditleri kontrol edemeyecek hale gelecektir. Türkiye, bölgesel yıkımın önüne geçebilecek birkaç ülkeden biri. Bu misyon, Soğuk Savaş döneminden kalma stratejik ortaklık masallarıyla heba edilmemeli. Türkiye’nin çıkarları, daha “bağımsız ve onurlu politika”lara yönelmekle mümkün. Amerika ve İngiltere’yi bölgede tutacak her politika, Türkiye’nin geleceğinde telafisi mümkün olmayacak tahribata neden olacaktır.

İbrahim KARAGÜL 29/03/03 Yeni Şafak

Bu Şarkı böyle bitmemeliydi!…

Mart 29, 2003

http://www.ihsansureyyasirma.com

Bu Şarkı böyle bitmemeliydi!…

Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma - 26 Mart 2003

Yıllar ne çabuk geçti… Malum şarkının sahibi henüz kırk yaşlarına gelmemişti ki, Amerikan emperyalizmi Bağdad’ı bombalıyordu. Dünya tarihinin ihtiras sembolü Bush, kendi çıkarlarına alet ettiği Kuveyt için(!), Dicle kenarında Müslüman kanı içiyordu… Bütün dünya Müslümanları gibi, Türkiye Müslümanları da lanetliyorlardı Bush’u, ve onun hempâlarını… O zamanlar T.C. Hükümeti’nin başında Turgut Özal vardı.. Ve ne garip bir tevafuksa, İçişleri Bakanı, bugünkü İçişleri Bakanıydı.

İşte o zamanlar, yıldızı her gün daha iyi parlayan bir genç vardı ki, o da Bağdad’ta yapılan zulme karşı çıkıyordu. Şiirler okuyor, “Zulmü alkışlayamayacağını” söylüyordu… Yakışıklıydı, dava adamıydı; davasından ödün vermek mi? Asla düşünmediği bir eylemdi… Anadolu’yu geziyor, ezilmişlerin evlerine konuk oluyordu… Ramazanlarda zenginlerin değil, fakirlerin sofralarına koşuyor, onlarla dertlerini paylaşıyordu… Derken Allah, her kuluna verdiği gibi, ona da daha güzel hizmet edebilmenin kapılarını açtı; onu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına getirdi… Artık imtihanın zor aşamaları başlıyordu… O zorlu dönemde, pazardan geçince hamallarla kucaklaşıyor; sokak başlarında güller satan Çingene kızlarından güller satın alıp, gönüllerini fethediyordu… Toplumla o kadar içiçe oldu ki, onunla aynı inancı paylaşmayanlar dahi önünü kesiyor, sevgilerini ifade ediyorlardı.

Şöhret basamaklarını yukarı doğru tırmanırken, Siirt’e gitti. Siirt Cumhuriyet Meydanı, hiç bir zaman görmediği bir kalabalıkla karşıladı onu… Her tandanstan insanlar doluşmuştu meydana… Ve o, hepsinin gönlünü fethediyordu… Öylesine ki, o kalabalığı ve önünde göğe doğru uzanan ince minareleri görünce, minarelerden yayılan manevi rüzgâra kapıldı; ve bir şiir okudu…

İşte ne olduysa, o şiirden sonra(!) oldu… Mahkemeler, kanunlar, ceza evi…

Bütün bunlar, geçirmekte olduğu imtihanın değişik merhalelerinden başka bir şey değildi…

Hapishâne serüveni, daha bir popüler hâle getirdi onu… Dağ, taş onu seviyordu…

Ve nihâyet, Hasta Başbakanın idâresinde yoluna devam edemiyeceğini anlayan Türkiye, seçim kararı aldı…

Ülke o denli sıkıntıya girmişti ki, herkes, “Şu delikanlı gelsin de bizi kurtarsın!” diyordu…

Ve o “herkes” ona karşı görevini yaparak, Genel Başkanı olduğu partisini görülmemiş bir oy farkıyla iktidara getirdi.

Bütün bunlar olurken, Amerikan Başkanı Bush, Şaron’un teşviki ile Irak’a saldırmaya hazırlanıyordu… İsrail’in önü açılacak; bu vesile ile bozulmakta olan Amerikan ekonomisine, Irak işgal edilerek bir kaynak bulunmuş olacaktı.

Ne varki bu savaş, Türkiye’ye rağmen yapılamazdı… Biraz tarih, ve strateji okuyanlar, bunun neden öyle olduğunu çok iyi bilirler, Nitekim Beyaz Saray’ın en etkin isimlerinden birisi olan Perle de, “Türkiye’siz Irak’a saldırmayı hâyal bile edemeyiz!” açıklamasında bulundu ki bu, çok doğru bir tesbittir.

Ve Bush Tayyip Bey’i Amerika’ya davet etti…

Tam o sırada, “Aman Tayyip Bey Bush’a dikkat!” şeklinde bir uyarı makalesi yazarak, savaşın neden Türkiye’siz olamayacağının argümanlarını sıraladık.

Tayyip Bey Bush’la neler konuştu, benim makalemi gördü mü, bilmiyorum. Fakat başından beri savaşın seyri, Amerika’nın ne kadar Türkiye’ye muhtaç olduğunu gösterdi.

Birinci tezkere ile Amerikalılara üslerde yer verilip, üsler üzerindeki tasarruflar sağlanınca, Amerika bundan cesaret alarak, ve başka tezkere de beklemeden, Mardin’e, Urfa’ya asker ve mühimmat taşımaya başladı. Hatta Meclis Başkanı Bülen Arınç’ın, bu manzaralardan tüyleri ürpermişti…

Amerikan askerlerinin Türkiye’de konuşlanmalarını sağlayacak olan ikinci tezkereye “çantada keklik” gibi bakan Amerika ve T.C. Hükûmeti, umulmadık bir netice ile karşılaşınca, işler karışır gibi oldu. Ama Amerika, istediğini yapıyordu.

Bu mahut tezkere geçmeyeceği için, Başbakan olan Tayyip Bey tezkereyi biraz değiştirerek “güven oyu”na çevirdi; ve tezkere oylamasının olumlu neticelenmesinden sonra, Amerikan uçaklarına hava sahası açıldı. Amerika da Irak’a vurmaya başladı…

Bütün ajansların bildirdiklerine göre, Kuzey Irak’ı bombalayan uçaklar ya Türkiye’den/İncirlik’ten kalkıyor; ya da başka yerden(?) gelip Türkiye Hava Sahası’nı kullanarak, Musul’a, Kerkük’e ateş yağdırıyor…

Savaş, Amerika’nın, İngiltere’nin, İsrail’in, hatta “bir an önce Irak bombalansın” diye iştahları kabaran Türkiyedeki “kiralık Amerikalılar”ın bile beklemediği bir şekilde gelişince, Amerikan askerinin tekrar Türkiye üzerinden Irak’a girmeleri gündeme geldi.

Şimdi bu kritik saatleri bekliyoruz: Bakalım “onur” ve “onursuzluk” pazarlığı nasıl neticelenecek?

. . .

Gurbet elde, televizyon ekranlarından, Bağdad’ta, Basra’da, Necef’te, Kerbelâ’da, evleriyle birlikte yok edilen insanları, cennete doğru taşınan tabutları, ortada kalmış ağlayan yaralı bebekleri, evlatları için feryad eden anaları, çaresizlik içinde Allah’a yalvaran ihtiyarları, virâneye dönmüş camileri, çamurlar içerisinde kalmış rahleleri, çölde vurulmuş develeri, bir biri ardına devrilen evleri görünce; bir zamanlar ezilmişlerden, mazlumlardan yana olup, o ülküleri için şarkılar, şiirler okuyan, ve fakat şimdilerde, bütün dünyanın lanetlediği savaşta, “biz koalisyonun içerisindeyiz” diye gururlananı görüyorum da, “Ya Rabbi bir insan bu kadar değişebilir mi?” diye soruyorum kendi kendime; ve AK Parti içerisinde, bir-iki $ için vicdanlarını tatile çıkararak, Amerikan savaş uçaklarına hava sahalarını açmaya vesile olan parmaklarının cehennemdeki hâllerini düşünüyorum… Onların içerisinde, bir zamanlar, Bosna Savaşı sırasında Sırplar tarafından tecavüze uğrayan müslüman kadınları anlatıp müslümanları duyarlı olmaya davet eden bir Süleyman Gündüz vardı… Şimdi o Süleyman, Irak’taki müslüman kadınlara tecavüz edecek olan Amerikan ve İngilizlerin yolunu açacak tezkerelere oynuyor ha!!! Korkarım ki bizim AK Partililer, “Aman Hoca, bu Amerikalılar çok namuslu insanlardır, böyle şeyler yapmazlar!” diye kendilerini suçluluk psikozundan kurtarmaya çalışacaklar! Meğer duygu sömürüsüymüş yapılan… Ya o tezkerelere “evet” diyen öğrencilerim? Senelerce onlara emperyalizmi anlatmıştım… Nereden bileyim ki bir gün onlar, dolar için, makam için, birilerinin keyfi için, ya da “ulusal çıkarları” için emperyalizmin piyonu olacaklar! Nasıl da “ulusçu” oldular! Müslüman kanıyla yoğurulmak istenen bir “ulusçuluk”… hey gidi dünya!…

Ve nihâyet diyorum ki:

Unutmayın! Üslerinizi, hava sahanızı katillerin emrine açtığınızdan, Irak’ta öldürülen her insanın kanından, Allah’a hesap vereceksiniz! Ve o gün biz, sizlere şahit olacak, “Ya Rabbi, Amerikalıların yanında huzuruna gelmiş olan bu zevat[1], kendi dinini bile hiçe sayan Bush’un yardımcıları oldular, müslümanların bombalanmalarına vesile oldular!” diyeceğim…

Bana ne kadar kızdığınızı tahmin ediyorum. Ama bunları, nefsimi tatmin etmek için, ya da $ almak için değil, sizleri uyarmak için yazıyorum.

“Elâ ta’kilûn?”

Siz “evet” diyenleri, telefon rehberimden bile sildim… Benim için bundan daha acı bir şey olur mu? Benimle aynı davayı paylaşanlar, saf değiştirdiler…

Bush’a çok güveniyorsunuz… Oysa güvenilmek için Allah çok daha Yüce bir makam…

Bush’la olmaya devam edin! Bakalım Bush sizi “ilâhî adalet”ten nasıl kurtaracak!

Bu şarkı böyle bitmemeliydi…

——————————————————————————–

[1] Hz. Peygamber(s.a.s), “Kişi sevdiğiyle beraberdir” buyuruyor.

Kaynak http://www.ihsansureyyasirma.com

ARAKAN’DA MÜSLÜMAN KATLİAMI 28 MART 1942

Mart 28, 2003

II. Dünya Savaşı sonrasında imzalanan Pinlong Anlaşmasına göre kurulan çok uluslu Burma Devletinin bir parçası olarak kabul edilen Arakan, Budist Rakhin (1 milyon nüfuslu) ve Müslüman Rohingyalılardan (4 milyon) oluşmaktadır. Rohingyalı kimliği çeşitli zamanlarda bölgeye gelen Arap, Acem, Türk, Kuzey Afrikalı, Moğol, Patan ve Bangel Müslüman gruplarının karışımlarından oluşan ilginç bir etnik grubu temsil etmektedir.

1937′de Burma ve Arakan İngilizlerin yönetimindeki Hindistan’dan ayrıldılar. Fakat Arakan, Burma’ya dahil edildi. Kendi kendini yönetim hakkı ilan edildiğinden beri Burmalılar Müslümanları etnik temizlikten geçirmek için hiçbir fırsatı kaçırmadılar. 1938′de, Müslümanlar aleyhindeki ilk ayaklanma Rangoon’da, orta ve aşağı Burma’da meydana geldi ve bunun sonucunda binlerce Müslüman öldürülerek 500 binden fazla insan bölgeyi terk etmek zorunda bırakıldı.

1942′ye gelindiğinde ise bu kez 1939′da Burma’yı işgale başlayan faşist Japon yönetimi Arakan’a ulaştı. Bu dönemde başlayan Japon-İngiliz mücadelesi sırasında Arakan’da Müslümanlara yönelik Budist anarşi devam etti. Böylece Mart 1942′ye gelindi.

28 Martta Rakhinler Minbya şehrindeki Çanbilli köyüne saldırdılar. Silahsız olan insanlar hayatlarını kurtarmak için nehirlere atladılar, ormanlara kaçtılar, fakat binlerce Rohingyalı katledilmekten kurtulamadı. Ertesi gün Lombaissar’da, Taungyinyo Ghat’da, sonra Myeban ve Ramree şehirlerinde benzer saldırılar yaşandı. Birkaç gün içinde 40 bin insan işkencelerle katledildi. Nisan ayı boyunca da katliamlar Arakan’ın tüm şehir ve köylerinde devam etti. Birkaç ay içerisinde Arakan mültecileri milyona ulaşmış, hayatını kaybedenler ise 100 bine varmıştı.

Arakan’da devam eden yıllarda mülteci sayısı 1,5 milyona, yok edilen yerleşim birimi sayısı 10 bine, katledilen Rohingyalı Müslüman sayısı ise 200 bine ulaştı. 1942 mezalimi bugün katliam günlerini yaşamış olan Rohingyalıların asla hafızalarından silinmeyen korkunç bir olay olarak hatırlanmaktadır.

İsa Yusuf ORDULU

ARAKAN’DA MÜSLÜMAN KATLİAMI 28 MART 1942

Mart 28, 2003

II. Dünya Savaşı sonrasında imzalanan Pinlong Anlaşmasına göre kurulan çok uluslu Burma Devletinin bir parçası olarak kabul edilen Arakan, Budist Rakhin (1 milyon nüfuslu) ve Müslüman Rohingyalılardan (4 milyon) oluşmaktadır. Rohingyalı kimliği çeşitli zamanlarda bölgeye gelen Arap, Acem, Türk, Kuzey Afrikalı, Moğol, Patan ve Bangel Müslüman gruplarının karışımlarından oluşan ilginç bir etnik grubu temsil etmektedir.

1937′de Burma ve Arakan İngilizlerin yönetimindeki Hindistan’dan ayrıldılar. Fakat Arakan, Burma’ya dahil edildi. Kendi kendini yönetim hakkı ilan edildiğinden beri Burmalılar Müslümanları etnik temizlikten geçirmek için hiçbir fırsatı kaçırmadılar. 1938′de, Müslümanlar aleyhindeki ilk ayaklanma Rangoon’da, orta ve aşağı Burma’da meydana geldi ve bunun sonucunda binlerce Müslüman öldürülerek 500 binden fazla insan bölgeyi terk etmek zorunda bırakıldı.

1942′ye gelindiğinde ise bu kez 1939′da Burma’yı işgale başlayan faşist Japon yönetimi Arakan’a ulaştı. Bu dönemde başlayan Japon-İngiliz mücadelesi sırasında Arakan’da Müslümanlara yönelik Budist anarşi devam etti. Böylece Mart 1942′ye gelindi.

28 Martta Rakhinler Minbya şehrindeki Çanbilli köyüne saldırdılar. Silahsız olan insanlar hayatlarını kurtarmak için nehirlere atladılar, ormanlara kaçtılar, fakat binlerce Rohingyalı katledilmekten kurtulamadı. Ertesi gün Lombaissar’da, Taungyinyo Ghat’da, sonra Myeban ve Ramree şehirlerinde benzer saldırılar yaşandı. Birkaç gün içinde 40 bin insan işkencelerle katledildi. Nisan ayı boyunca da katliamlar Arakan’ın tüm şehir ve köylerinde devam etti. Birkaç ay içerisinde Arakan mültecileri milyona ulaşmış, hayatını kaybedenler ise 100 bine varmıştı.

Arakan’da devam eden yıllarda mülteci sayısı 1,5 milyona, yok edilen yerleşim birimi sayısı 10 bine, katledilen Rohingyalı Müslüman sayısı ise 200 bine ulaştı. 1942 mezalimi bugün katliam günlerini yaşamış olan Rohingyalıların asla hafızalarından silinmeyen korkunç bir olay olarak hatırlanmaktadır.

İsa Yusuf ORDULU

Filistin’de Savaş Sürüyor

Mart 28, 2003

Bütün dünya kamuoyunun dikkatlerinin Irak’a yönelik insanlık dışı saldırıya yoğunlaştığı şu günlerde bir insanlık dışı savaş da Filistin topraklarında siyonist işgalciler tarafından yürütülüyor. Dün Gazze’nin Beyti Hanun kasabasına yönelik saldırı düzenleyen işgal güçleri bugün de Han Yunus ve Rafah şehirlerine saldırı gerçekleştirdiler.

Verilen haberlere göre İsrail işgal güçleri bu sabah erken saatlerden itibaren Gazze’nin güneyinde yer alan Han Yunus kasabasının güney doğusunda yer alan Ma’an mıntıkasına girerek HAMAS’ın ileri gelenlerinden birinin evini havaya uçurdular. Bu saldırıda biri ağır olmak üzere altı Filistinli yaralandı. Saldırıda çok sayıda tank ve zırhlı araç kullanıldı. Saldırıya havadan da birçok askeri helikopter destek verdi. Helikopterler bazı yerlere yoğun bir şekilde ateş ettiler.

İşgal güçlerinin Ma’an mıntıkasında HAMAS’ın o bölgedeki mensuplarından Emced Ebu’n-Neca’ya ait ve 55 yaşındaki Musa Ebu’n-Neca’nın ailesiyle birlikte oturduğu evi yıktıkları bildirildi. Ev üç kattan oluşuyordu ve içerisinde 12 kişi barınıyordu. Evde oturanların eşyalarından en ufak bir parçayı bile almalarına fırsat verilmedi.

Bu arada Beyti Hanun’da dün gerçekleştirilen saldırıda şehit olanların sayısının üçe çıktığı bildirildi. Saldırıda yaralananlardan bir genç de bugün hayatını kaybetti ve böylece ölenlerin sayısı üçe çıkmış oldu.

Kaynak:www.vahdet.com.tr

Rafah’ta Bir Cami Yıkıldı

Mart 28, 2003

İşgalci siyonistler Filistinlilerin mabedlerine yönelik vahşi saldırılarını da sürdürüyorlar. Dün gece Rafah’a yönelik olarak gerçekleştirilen saldırıda da bir cami yıktılar.

Verilen haberlere göre Gazze’nin batı bölgesinde, Filistinlilerden zorla gasp edilmiş araziler üzerine kurulmuş olan ve stratejik amaçla kullanılan Nefiye Dekalim yahudi yerleşim merkezi etrafında toplanan işgal güçleri dün gece Müslümanların evlerine doğru ateş ettiler. Saldırıda biri ağır üç kişi yaralandı.

İşgalcilerin saldırısında aynı zamanda Rafah’ın güneyinde yer alan Nur camisi de yıkıldı. Daha önce birçok saldırıya maruz kalan Nur camisi, dün gece kalabalık bir askeri güç tarafından desteklenen ve iki tankla korunan bir buldozerle yıkıldı.

Kaynak:www.vahdet.com.tr

Yahudi Yerleşim Merkezi’ne Roket Saldırısı

Mart 28, 2003

İşgalcilerin dün gerçekleştirdikleri Beyti Hanun’a yönelik vahşi saldırıya cevap amacıyla Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS)’ın askeri kanadına mensup mücahitler Ecderut yahudi yerleşim merkezine beş adet Kassam-2 füzesi fırlattılar. İşgal devleti üç füzenin Ecderut yerleşim merkezine düştüğünü itiraf etti, ancak herhangi bir zayiata yol açmadıklarını ileri sürdü. Ancak füzelerden birinin bir binaya isabet ettiği ve binada az miktarda maddi zarara yol açtığı öğrenildi. HAMAS’ın askeri kanadı da konuyla ilgili açıklama yaparak gerçekleştirilen füze saldırısının sorumluluğunu üstlendi.

Bu arada HAMAS’ın askeri kanadına mensup mücahitlerin dün Beyti Hanun’da iki tankı, Rafah’ta da bir buldozeri tahrip ettikleri öğrenildi. Buldozer, dün gece yıkılan Nur camisi yakınında vuruldu, tanklar ise Beyti Hanun kasabasına yönelik saldırı esnasında tahrip edildi.

Kaynak:www.vahdet.com.tr

Gül: “İhtiyaç olursa K.Irak kararımızı vereceğiz”

Mart 27, 2003

Ankara - Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türk ordusunun şu an için Kuzey Irak’a girmesi konusunda bir ihtiyaç görmediklerini, ihtiyaç doğduğunda kuzey Irak’a asker gönderilmesi konusundaki kararın verileceğini söyledi.

Gül, Bakanlıktan ayrılırken, “Şüphesiz sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz” diyerek, Türkiye’nin prensiplerinin ortada olduğunu, ABD ile görüşmelerde karşılıklı anlayış bulunduğunu belirtti.

Kaynak : Anadolu Ajansı

ABD ve İngiliz mallarına boykot çağrısı

Mart 27, 2003

Bursa - Tüketicileri Koruma Derneği (TÜKDER) Genel Başkanı Necati Yentürk, tüketicileri, başta BP ve Shell akaryakıt şirketleri olmak üzere, Coca Cola, Mc Danold’s, Burger King, Marlboro gibi Amerikan ve İngiliz markalarının ürünlerini almamaya çağırdı.

Yentürk, savaşın şimdiden tüketicilerin ceplerini yakmaya başladığına dikkati çekerek, “Biz Türkiyeli tüketiciler de tüm dünyada olduğu gibi, Amerikan ve İngiliz mallarını boykot ederek, bu savaşı onaylamadığımızı göstermeliyiz” dedi.

Kaynak : Anadolu Ajansı

KENNEDY, LINCOLN VE SADDAMIN ÖLÜM FERMANLARI

Mart 27, 2003

Saddam Hüseyin ile Amerika BirleŞik Devletleri’nin (ABD) suikastle koltuğundan indirilen iki başkanı John F. Kennedy (JFK) ve Abraham Lincoln arasında bir benzerliği hiç düşündünüz mü?

Bu benzerliği anlayabilmek için cebinizdeki Amerikan bankınotuna bir göz atmanız gerekiyor. Cebimde Amerikan bankınotu yok demeyin, mutlaka vardır. Hani rahmetli Özal “Türk Parasını Koruma Yasasını” dinazorluk olarak gösterip ülkeyi yeşil dolarlara boğmuştu ya. Ondan sonra da bakkaldan ekmek almadan önce döviz bürosuna koşup birkaç dolar bozdurmaya başlar hale gelmiştik ya. Işte o banknotlardan bahsediyoruz…

Ön yüzündeki FEDERAL RESERVE NOTE yazısını gördünüz mü? Şimdi JFK ile başlayalım hikayemize. JFK, vatansever ve zeki bir başkandı. Eğer ABD Şu an teknolojide süper güç konumunda ise bunu JFK’in kısa süren başkanlığı döneminde başlattığı bazı projelere borçludur. Bu vatansever ve zeki insan, 4 Haziran 1963 tarihli bir emirle Amerikan bankınotlarında gördüğünüz FEDERAL RESERVE NOTE yazısını sildirmek istemiştir.

Bunun ne anlama geldiğini birazdan daha iyi anlayacağız. Federal Reserve Bank, çoğu kişinin zannettiğinin aksine Türkiye’deki Merkez Bankası’nın karşılığı bir banka değildir. Hatta çoğu Amerikan vatandaşının zannettiği gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin bir kurumu da değildir. Federal Reserve Bank (FRB), aralarında kan bağı ve Şirket bağı olan, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek birkaç ailenin ve şirketin sahip olduğu özel bir bankadır.

Bank of England’ın sahibi Rothschilds ailesi FRB’nin gerçek sahibidir dersek çok yanlış olmaz. Rothschild ailesinin Amerika’daki temsilcileri olan Morgan gibi Amerika’nın bilinen dev firmaları FRB’nin yönetimini elinde tutmaktadır. Bunlara ilave olarak Chase Manhattan’ın sahibi Rockfeller ailesi gibi birkaç zengin aile, Texaco gibi petrol Şirketleri de FRB’in sahipleri arasında. Sistemin çalışmasına gelince: ABD’nin piyasaya süreceği para FRB’nin matbaalarında basılıyor. FRB, bu bankınotları ABD’ye borç olarak veriyor. Yanlış okumadınız. ABD, FRB’den aldığı kağıtlar karşılığında FRB’ye faiz ödüyor. Piyasaya sürülen bankınotların karşılığının olup olmadığına bakılmıyor.

Nasıl olsa kimse karşılığını sormuyor, karşılığını soran çıkarsa defteri dürülüyor, tıpkı Fransa’nın 1969′da başına geldiği gibi. Işte vatansever JFK, bu “borç para vererek devletten faiz toplama gücünü” FRB’nin elinden almak istemiştir. JFK’in 4 Haziran 1963 tarihli ve 11110 sayılı emri ile Amerikan hükümetine kendi parasını kendi basması yolu açılmıştı. Amerikan Hazinesi, kasasında tuttuğu gümüş karşılığında basacağı bankınotları piyasaya sürebilecekti.

ABD, artık FRB’ye faiz ödemek zorunda kalmayacaktı. Kennedy’nin bu emri aynı zamanda FRB’nin iflası anlamına geliyordu. Kağıt basıp yüklü miktarda faiz geliri almak gibi tatlı bir ticaret sona ermek üzereydi. 22 Kasım 1963 tarihinde Kennedy suikaste uğradı ve öldü. Kenndy öldürüldükten 5 ay sonra Amerika yine eskiden olduğu gibi FRB’den aldığı kağıtları (dolarları) piyasaya sürüp, FRB’ye faiz ödemeye devam etti. Ne büyük tesadüftür ki Abraham Lincoln de ulusal para politikasını düzenleyen bir yasa çıkarttıktan sonra suikaste uğramıştı. Madalyonun nasıl iki yüzü varsa, doların da bir de uluslararası “yüzü” var.

Doların dünyadaki hakimiyeti, sokaktaki Amerikan vatandaşından çok, Federal Reserve Bank için önemli. Piyasaya sürülen her dolar, FRB’nin kasasına girecek faiz gelirinin artması demek. Doların hakimiyetinin sona ermesi ise FRB’nin kolaydan kazandığı faizlerin buharlaşması anlamına geliyor. Dünyadaki resmi rezervlerin %60′ı Amerikan doları cinsinden kasalarda tutuluyor.

Euro henüz piyasaya çıkmadan önce Alman Markı sadece %13 gibi düŞük bir paya sahipti. Yen ise %5 düzeyindeydi. Avrupa Birliği (AB) 1999 senesinden itibaren Euro kullanacağını ilan ettiği zaman bu para biriminin pek tutmayacağı yönündeki görüşler ağırlık kazanıyordu. Federal Rezerv Bank için tehlike çanları henüz çalmıyordu, hatta tam tersine doların hakimiyeti daha da kökleşebilirdi. Gelin görün ki Saddam gibi bazı Amerikan düşmanları doları tahtından indirip Euro’yu birinci sınıf para koltuğuna oturtmaya kalkıştı.

Hem de bu durum düşünüldüğünden daha hızlı gelişmeye başladı. I.ran ve Venezuella gibi petrol zengini diğer ülkeler de “petrolü dolarla satmam, euro ile satarım” diyen Saddam’ı kendilerine örnek alınca doların “rengi” aniden değişti; yeşilliğini kaybedip morarmaya başladı. Iki Amerikan Başkanı, kağıt basıp faiz toplayanların dümenine çomak sokunca suikaste uğradı. Saddam da aynı dümene çomak sokunca bazılarının aklına “Irak halkına demokrasi getirmek” geldi. Yaşasın demokrasi!


savaş nedeni Aşağıda bahsedilen konular bizim genel hatları ile zaten bildiğimiz bir olay, “usd’den euro’ya yolculuk” denebilir.. Aşağıdaki yazıyı savaş nedeni başlığıyla aldım. Aslında bütün bunlar sermayenin satranç oyunundan başka birşey değil.. Savaş nedenlerini asıl ve daha geniş boyutu ile okumak istiyorsanız : http://www.akevler.org/43.htm 50 yildan bu yana dünya piyasalarinda referans döviz birimi amerikan dolari. Dolar sadece bir yerde basiliyor, Federal Reserve, USA. Burasini özel sektör (yahudi bankacilardan olusan bir konsorsiyum) temsil ediyor. Fransa, Almanya veya herhagi bir ülke 50 milyon $ lik bir sey satin almak istediginde bu parayi elde etmek için bir bedel vermek zorunda.(çalismalı) Öte yandan Amerika ayni seyi satin almak istediginde, matbaayi çalistirip parayi çikartir.

Bunu Amerika son 50 yilda her ihtiyaci oldugu zaman yapti, hazinesinde altin karsiligi olmadan sik sik matbaayi çalistirip dünyayi Amerikan para birimine “bogdu”. Bunun sonucunda, amerikan ekonomisini su anda 2500 milyar dolar bütçe açigiyla karsi karsiya. Açik gittikçe ve hizla büymekte. Bush’un ekonomistlerinin yaptigi hesapla gelecek 3 yilda açik 3500 milyar dolara yaklasacak. (Bu GDP nin %50si olacakmis.) Amerikan para birimi dünyanin dövizi kaldigi sürece sorun olmaz. istedikleri zaman para basip borçlarini kapatabilirler. Dünyanin diger ülkelerine göre amerika veresiye yasiyor. Sorun simdi basliyor :

Irak OPEC (petrol ihracatçilar ülkeler birligi ) üyesi olup petrollerini Euro referans alinarak satmayi kararlastiran ILK ÜLKE. 6 Kasim 2000 yilindan itibaren, (cesur bir karardi, o zaman Euro dolar paritesi 0,8 idi ki o zamanlar Irak çok zarar etti, simdi buyuk karlar elde ediyor zira dolar euronun gerisine düstü.) Bu Saddamin en büyük hatasiydi ve Amerika tarafindan affedilemez bir hata.OPEC e üye diger iki ülke (Iran ve Suriye) de Euro ya geçmek hazirliginda ve bunu diger uyeler de takip etmek niyetinde.Venezüela dahi (dünya petrol rezervlerinin %7 sini barindiriyor) para rezervlerini Euro-Dolar karisimi seklinde degistirdi. Ruslarin Merkez bankasi da rezervlerinin yarisini degistirdi euroya. Çin de ayni seyi yapti. Bunun sonucunda dünya piyasalarinda anormal bir dolar fazlaligi ve Euro talebi olustu.

Bunlari, herkesin bildigi dolarin euro karsisinda deger kaybetmesinin baslica nedenleri sayabiliriz. Bu amerikan ekonomisi için resmen bir çöküs demek. Euro dünyanin dövizi olacaksa dolar Müthis bir deger kaybina ugraycak.

Amerika keyfince dolar basamayacak (karsiligi olmadan), bütün dunya ülkeleri dolarlardan kurtulmaya bakacak yerine euro yu koyabilmek üzere ,OPEC ten petrol satin alabilmek için, Tüm büyük yatirimcilar amerikan pazarindan çekilip Avrupa pazarina yönelecekler. Aslinda Amerikanin Asya ülkeleriyle yaptigi politik anlasmalarla Dolar suni sekilde degerini korumaya çalisiyor. söyle ki Amerikan pazarinin hemen hemen tüm ihtiyaçlarini bu ülkeler tarafindan karsilaniyor.

Amerika bu ülkelere üretmeleri için borç veriyor. onlar ürünlerini amerikaya satip borçlarini ödüyor. Bu sekilde bir kisir döngü olusup para gidip geliyor. Asya dolardan vazgeçip Euroya geçerse amerikan ekonomisi çöker. Zira onlarinda petrole ihtiyaçlari var. OPEC ten petrol alabilmek için onlarda Euroya geçme egiliminde. Sonuçta Bush bir “kara liste” hazirlayip , buna Euro ile petrol satmak isteyen ve rezervlerini euroya çeviren tüm ülkeleri dahil etti.

Amerika zamanla bu ülkelerde (Irak, Iran, Suriye, Venezuela, etc) huzursuzluk yaratip, oradaki yönetimi kendi çikarlari dögrultusunda degistirene kadar mücadele edecek. Aslinda savaşin nedeni de budur.ortada çok büyük bir “pasta”var (dünya ekonomisi) Amerika kazanmak zorunda,yoksa dünyada süpergücünü EURO ya kaptiracak. Fransa ve Almanya’nin aslinda karsi gelmelerinin nedeni de bu. Bildiginiz gibi Ingiltere Euroya geçmedi. Saddam bahane. Savas kisa olmayacak gibi. Bu sadece baslangiç.

ABD, Irak’ın kontrolünü BM’ye bırakmayacak.Pasta benim paylaşmam!!!

Mart 27, 2003

Washington - ABD’nin Saddam Hüseyin rejimine son verdiği takdirde Irak’ın kontrolünü BM’ye bırakmayacağı bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, ABD Temsilciler Meclisi’nin bir altkomisyonunda yaptığı konuşmada, “Biz koalisyon ortaklarımızla birlikte bu büyük yükü, gelecekte alacağı şekil hakkında söz sahibi olmamak için üstlenmedik. Aslında, BM tarafından atanmış biri, birdenbire bütün operasyonun sahibi olsun diye, herşeyi BM’ye devretmeyi düşünmüyoruz ” diye konuştu.

Powell,”Koalisyon tarafından desteklenen ve merkezi ağırlığın koalisyona, orduya ve sivillere ait olduğu, işleyen bir Irak hükümetinin kurulmasını temin etmek” konusunda ABD’nin daha büyük bir sorumluluk üstlendiğini belirtti.

BM’nin, diğer ülkelerin Irak’ın yeniden inşasına katkı sağlamasını kolaylaştıracağı için Saddam sonrası Irak’ta bir rol oynaması gerektiğini kaydeden Powell, BM’nin varlığının, diğer ülkelerin Irak’ın yeniden inşası için parlamentolarından fon istemelerini, uluslararası bir zemin yaratarak, kolaylaştıracağı görüşünde olduğunu ifade etti.

Kaynak : Anadolu Ajansı

İsviçre ABD’nin Iraklı bir diplomatı sınırdışı edilmesi talebini reddetti

Mart 27, 2003

ABD’nin Iraklı diplomatları sınırdışı etmesi ve Irak Büyükelçiliği’ni kapatması talebini reddeden ülkeler arasına İsviçre de katıldı.

İsviçre Bakanlar Kurulu’nun konuya ilişkin açıklamasında, ”ancak BM’nin böyle bir talepte bulunması ya da İsviçre’nin Irak ile ilişkilerini kesmesi halinde elçiliğin kapatılabileceği ya da diplomatların sınırdışı edilebileceği”, oysa şu anda böyle bir şeyin olmadığı kaydedildi.

Annan: Irak’a insani yardımdan Amerika sorumlu

Mart 27, 2003

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, savaşın devam ettiği Irak’ta sivil halka yapılacak insani yardımdan ABD’nin sorumlu olduğunu söyledi.

Sözcüsü Fred Eckhard’in açıklamasına göre, Annan, bu konudaki görüşünü, ABD Başkan George Bush’un ulusal güvenlik danışmanı Condoleeza Rice’a iletti.

BM’nin, güvenlik koşulları elverir vermez kendi personelini bölgeye göndererek insani yardım dağıtımına yeniden başlamaya hazır olduğunu bildiren Annan, o zamana kadar yardımın, savaşa giren koalisyon güçleri tarafından koordine edilmesi gerektiğini” kaydetti.

Annan, insani yardım operasyonlarının savaş nedeniyle ciddi biçimde aksadığına, yardımın gecikmesi yüzünden Irak’ta büyük insani felaketler yaşanabileceğine işaret etti.

Bush’un Irak’a kısa süre içinde insani yardım ulaştırılacağını açıklamasına karşın, şu ana kadar bu alanda herhangi bir gelişme olmadığı bildiriliyor.

Amerikalı general: “Son 72 saatte bin kadar Iraklı öldürüldü”

Mart 27, 2003

Amerikalı General Buford Blount, Irak’ın orta kesimindeki Necef kentinin çevresinde son 72 saatteki çatışmalarda, Amerikan askerlerinin 1000 kadar Iraklıyı öldürdüğünü söyledi. 3. Piyade Tümeni Komutanı General Blount, Amerikalı bir istihbarat subayının, ”Necef civarındaki muharebede, zırhlıların desteğindeki Amerikan birliklerinin 650 kadar Iraklıyı öldürdüğünü tahmin ettiklerini” açıkladığını hatırlattı.

Kerkük-Yumurtalık hattında petrol akışı hala sürüyor

Mart 27, 2003

Birleşmiş Milletler, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının faaliyete devam ettiğini bildirdi. BM yetkililerinden yapılan açıklamada petrol akışının azalmakla birlikte durmadığı ve yarın 86 bin varil petrol akıtılacağı belirtildi.

Kerkük-Yumurtalık hattından geçen hafta günde ortalama 750 bin varil petrol pompalanıyordu.

Sonraki Sayfa »