SAVAŞ İÇİN ULUSLAR ARASI MEŞRUİYET YOK
Şubat 28, 2003
Irak’a yönelik Amerikan tehditleri yoğunlaşırken, savaşın son karar mercii olan BM Güvenlik Konseyi, böyle bir savaşın meşru olmayacağı yönünde ilk karara vardı.
4 saate yakın süren basına kapalı toplantının bitiminde gazetecilere açıklamada bulunan İngiltere dışında kalan ülkelerin daimi temsilcileri, “savaş zamanı gelmediğine inandıkları ve Irak’ın silahsızlandırılmasının barışçı yoldan yapılması gerektiği yolunda” görüş belirttiler.
Toplantıdan sonra ortak bir açıklama yapan Meksika ve Şili büyükelçileri Adolfo Aguilar Zinsar ve Gabriel Valdes, “Silahsızlanmanın barışçı yoldan yapılması konusunda hala büyük imkanlar var. Ülkelerimiz denetlemelerin sürdürülmesini istiyor” derlerken, Fransa’nın BM Temsilcisi Jean-Marc de la Sabliere kendilerine destek verdi. “Tüm dünya ülkelerinden gelen mesajların aynı doğrultuda olduğuna” dikkat çeken Sabliere, “denetleme rejiminin takviye edilmesi” görüşünü tekrarladı.
“ABD-İngiltere-İspanya karar tasarısının ültimatom niteliği taşıdığına” da değinen Sabliere, “Ültimatomlar Güvenlik Konseyi’nin birliğine zarar verir” diye konuştu. Konsey Başkanı Alman temsilcisi Gunter Pleuger de “askeri müdahalenin son çare olduğuna” işaret etti ve “bu yola, ancak diğer tüm yollar tüketildikten sonra gidilebileceğini” vurguladı.
Suriye temsilcisi Mikhail Wehbi ise “Arap ülkelerinin, sadece Irak değil tüm ülkelere karşı savaşa karşı olduklarını” bildirdi ve “silahsızlandırma mutlaka barışçı yoldan yapılmalıdır” dedi. Konsey’in Afrikalı üyeleri Angola, Kamerun ve Gine de aynı yönde görüş belirttiler.
TASARIYI DESTEKLEYENLER
ABD, İngiltere ve İspanya: Bu üç ülke, BM Güvenlik Konseyi’ne dün sundukları karar tasarısında, Irak’ın barışçı silahsızlanma ve savaşın önlenmesi için “1441 sayılı Güvenlik Konseyi kararıyla, kendisine sunulan nihai fırsatı değerlendiremediği” görüşünü dile getirdiler.
Bulgaristan: ABD’nin Irak politikasını ateşli şekilde destekleyen ülkelerden biri. Bulgaristan, olası Irak savaşında hava sahasını ABD’ye açacağını ve askeri destek vereceğini ilan etti.
KARŞI ÇIKANLAR
Çin ve Rusya: Çin, Irak sorununda yeni bir BM kararına gerek olmadığını, Bağdat’ın savaşa başvurulmadan silahsızlandırılması için diplomatik çaba harcanması gerektiğini savunuyor. Rusya ve Çin, Fransa’nın önerisini desteklediler. Moskova yönetimi de, Irak’a karşı güç kullanmaya gerek olmadığını ve Irak’taki silah denetiminin sürmesi gerektiğini açıkladı.
Fransa ve Almanya: Bu iki Avrupa ülkesi, Irak sorunuyla ilgili olarak savaşı amaçlayan yeni bir karara şiddetle karşı çıkarken, BM’nin denetimlerinin genişletilmesini önerdiler.
Suriye: Suriye de, yeni bir BM kararına ihtiyaç olmadığı görüşünde.
Meksika: Meksika, Irak sorununda askeri harekata gerek olmadığıgörüşünü savunarak ABD’yi hayal kırıklığına uğrattı.
GÖRÜŞÜ BELİRSİZ ÜLKELER
Angola: Bu ülke, Washington yönetiminden yeni bir BM kararına niçin ihtiyaç duyduğu konusunda açıklama istenmesi gerektiği yönündeki beyanıyla, tasarıya destek vermeyecek gibi görünüyor.
Kamerun: İkinci karar tasarı konusunda hala kararsız olan bu ülke, öncelikle tasarıyı yakından incelemeleri gerektiğini açıkladı.
Şili: Şili’nin Fransa’nın muhalefetini desteklediğini açıklamasına rağmen, yorumcular, bu ülkenin sonunda ABD’yi destekleyeceğini ileri sürüyor.
Gine: Bu ülke, Güvenlik Konseyi kararı olmadan Irak’a karşı güç kullanılmasına karşı olduğunu ve BM denetçilerine daha fazla zaman verilmesi gerektiğini bildirdi.
Pakistan: Pakistan da, ikinci tasarı konusunda kararsız. Pakistanlı yetkililer, tasarıyı yakından incelemeleri gerektiğini açıkladı.
Cap Canailla gemisinden İskenderun Limanına yük boşaltmaya başlandı
Şubat 28, 2003
TBMM’nin verdiği izin çerçevesinde, askeri üs ve limanlarda gerekli yenileştirme, geliştirme, inşaat ve tevsi çalışmaları ile yerinde hazırlık faaliyetleri sürdürülürken, bu kapsamda İskenderun Limanı’nda da yoğunluk yaşanıyor.
İskenderun Limanı’na öğle saatlerinde yanaşan ve NATO tarafından kiralandığı bildirilen, 5 bin 700 gros tonluk ”Cap Canaılla” adlı Ro-Ro gemisinden boşaltma işlemlerine başlandı. Gemiden, ağır nakliye araçları, dorseler ve çekiciler indirildiği görüldü. İndirilen bu araçlar liman sahasına çekiliyor.
Bu arada yine NATO tarafından kiralandığı bildirilen 2 bin 463 gros tonluk ”INGO J” adlı Ro-Ro gemisi de İskenderun Körfezi’ne demirledi. ”INGO J”nin, pazar günü akşam saatlerinde limana giriş yapacağı ifade ediliyor. ABD donanmasına ait ”Cappella” adlı kargo gemisinin ise 3 gündür bulunduğu İskenderun Limanı’ndan akşama doğru ayrılacağı belirtiliyor.
Bahreyn ve Yemen’de protesto yürüyüşleri sürüyor
Şubat 28, 2003
ABD’nin olası Irak savaşına karşı tepkiler sürerken, Bahreyn ve Yemen’de binlerce kişinin katıldığı savaş karşıtı gösteriler düzenlendi. ABD’nin yakın müttefiklerinden Bahreyn’de, başkent Manama’da Cuma namazından sonra düzenlenen ve yaklaşık 4-5 bin kişinin katıldığı gösteride, Amerikan bayrakları yakılırken, Irak bayrakları dalgalandırıldı.
MGK sona erdi, toplantıda Irak ve Kıbrıs’ı görüştü
Şubat 28, 2003

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı’nda ABD’nin Irak’a olası askeri müdahalesi konusunda, ABD ile yapılan müzakerelerde ulaşılan sonuçlar değerlendirildi.
MGK Genel Sekreterliği’nden yapılan yazılı açıklamada, aylık olağan toplantıda ele alınan konular şöyle sıralandı:
”ABD’nin Irak’a olası askeri müdahalesi konusunda, ABD ile yapılan müzakerelerde ulaşılan sonuçlar değerlendirilmiştir.
Kıbrıs konusunda ise BM Genel Sekreteri’nin son önerileri görüşülmüştür.
Geçen bir aylık dönemde ülke genelindeki güvenlik ve asayiş durumu gözden geçirilmiştir.”
Milli Güvenlik Kurulu’na (MGK) katılan bakanlar, Başbakan Abdullah Gül’ün başkanlığında biraraya geldiler.
Başbakanlık Merkez Binası’nda saat 18.15′de başlayan toplantıya, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcıları Abdullatif Şener, Mehmet Ali Şahin ile Ertuğrul Yalçınbayır, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış katılıyor
Son sözler!
Şubat 28, 2003
Savaş yanlılarının argümanları şöyle: Biz bu işin içinde yer almazsak Kuzey Irak’ta isteğimiz dışı oluşumları engelleyemeyiz. Bölgenin yeninden şekillendirilmesinde masadakiler arasında yerimiz olmaz.
Bir bölge devleti olarak dışlanırız ve oradaki hem milli menfaatlerimizi ve hem de Kerkük Türkleri’nin haklarını sahiplenemez, onları yalnızlığa terkederiz. Sonunda orada meydana gelecek Kürt oluşumuna da engel olamayız!
Savaş ciddi bir ekonomik yıkıma sebeb olacaktır.
ABD ile köprüleri attığımız için ABD’den de destek görmeyeceğiz. Bu, ekonomide krize sebeb olabilir. Bunun sonucu olarak hem içeride kriz olur, hem de AKP olarak başarısız oluruz. Savaş sonrası Irak’ın yeniden yapılanmasından pay alamayız.
ABD’yi karşımıza alırsak, ABD, Türkiye üzerindeki baskılarını artırabilir. Ermeni ve Rum dosyasını açar. Türkiye aleyhindeki grublara destek verir. Bunun sonucu olarak terör başlar. Türkiye bölünür.
Yani özetle “Biz bu savaşa girmezsek ne Türkiye kalır, ne de AKP”
Peki bunlara karşı neler söylenebilir? Aslında söylenecek çok şey var. Geçelim bunları.. Peki bugün “Hayır” diyemezseniz, yarın ABD; İran’a, Suudi Arabistan’a saldıracak olursa “Hayır” diyebilecek misiniz? ABD Irak’a yerleştikten sonra emrivaki siyaseti uygulamaya başlarsa, Kürt devleti kurulur ve Türkiye üzerindeki baskılarını artırarak, tehdit ve şantaja yönelirse!
Ya da başarısız olur ve vaadlerini yerine getirmezse.. Hatta namlularını size doğrultursa! Hatırlasanıza daha önce de Irak ve Saddam rejimi, İran’a karşı ABD’nin stratejik ortaklarından biri değil mi idi?
Yapılacak tek şey Türkiye’yi ABD’ye peşkeş çekmek değil! Aktif barış politikası uygulayabiliriz.. Mesela Arap ülkeleri, İslâm ülkeleri barış politikasının maliyetini ödeyebilir. ABD’nin bölgeye tek başına yerleşmesine karşı, ABD’nin yanında Çin, Rusya, bir AB ülkesi, bir Arap ve İslâm ülkesinden oluşan bir barış gücü oluşturulabilir ve bölgede bir vesayet rejimi kurularak, Saddam rejimi tasfiye edilebilir.. Türkiye, Amerikan planının figüranı değil, kendi programının lideri olabilir.
Savaşın ilk şok maliyeti olarak öngörülen 20 milyar Euro’yu, bu millet “Savaş Vergisi” olarak ödeyebilir. 20 milyon kişi hiç ödemesin. 20 milyon kişi bir yıl içinde 100 Euro ödesin. Diğer 20 milyon kişi ise 100 Euro ile 1000 Euro arasında bir bedel ödesin. Her şirket, ya da serbest meslek sahibi, ticari tüzel kişilik adına bir yılda 100 Euro ödesin.
Her vakıf, dernek, oda, sendika, parti, üye başına 1 Euro olmak üzere bir yıl içinde eşit taksitlerle bir ödeme yapsınlar. İşsiz olanlar, Barış Vergisi için gönüllü hizmet versinler.
Bakın, yukarıdaki gerekçelerin arkasına saklanarak bir cinayete onay verirseniz, hem korumaya çalıştıklarınızı, hatta daha fazlasını kaybedeceksiniz, hem de onurunuzu! Hiçbir güvenceniz yok. ABD verdiği sözde durmadığında, saflığınızın kurbanı olacaksınız.
Zaten ABD’nin bu işte başarı şansı yok.. ABD batıyor. Size bakacak hali yok.
Bu işe girmezseniz, korktuklarınız başınıza gelirse, millet size hesap sormaz mı? Size hiçbir şey yapmadan bekleyin demiyoruz ki? Tek çözüm, tek çare ABD planlarına ucuz figüran olmak değil..
Bakınız, bu iş sadece dine, ahlaka, hukuka aykırı değil. İnsanlığa, akla da aykırı..
Zâlimlere yardım etmeyin. Sonra ateş sizi de yakar..
Tekrar söylemeliyim ki, “Haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytandırlar.” Kardeşlerinin kanları ve gözyaşları, çalınan servetleri üzerine kendilerine iktidar ve servet hesabı yapanlar, başkalarının göz yaşları üzerinden kendilerine mutluluk sağlamaya çalışanlar bizden değildir..
Verdiğimiz oyun hesabını vereceksiniz.
Seçmenlere de bir çift sözüm var. Size vekaleten tezkereye oy verenler, sizin inancınıza ve temel değerlerinize aykırı davranıyorlarsa, vekaletinizi iptal edin..
Dilerim bugün tarih önünde boynumuzu öne eğeceğimiz bir gün değil, Kuvayı Milliye ve Müdafayı Hukuk ruhu ile hareket edenlerin yeni bir destan yazdıkları tarihi ve güzel bir gün olur.
Selam ve dua ile.
Abdurrahman Dilipak
İskenderun Limanı’na bir gemi daha yanaştı
Şubat 28, 2003
TBMM’nin verdiği izin çerçevesinde, askeri üs ve limanlarda gerekli yenileştirme, geliştirme, inşaat ve tevsi çalışmaları ile yerinde hazırlık faaliyetleri sürdürülürken, bu kapsamda İskenderun Limanı’nda da yoğunluk yaşanıyor.
İskenderun Limanı’na öğle saatlerinde, NATO tarafından kiralandığı bildirilen, 5 bin 700 gros tonluk ve 110 metre boyunda ”Cap Canaılla” adlı Ro-Ro gemisi yanaştı.
Bu arada, ABD donanmasına ait ”Cappella” adlı kargo gemisinin ise üç gündür bulunduğu İskenderun Limanı’ndan akşama doğru ayrılacağı belirtildi.
Evet haklısınız Amerika Saddama verdiği kimyasal silahlardan çok korkuyor.Bütün dertleride Saddamla
Şubat 28, 2003
Depleted Uranium and Anglo-American Infanticide in the Wake of the Gulf War
Ross B. Mirkarimi, of the Arms Control Research Centre, reported in May 1992, the following hideous: “Environmental and Human Health Impacts of the Gulf Region with Special Reference to Iraq”–Abnomalities of Western Gulf War Veterans’ Children From Depleted Uranium (DU) Weapons Used By the U.S. and British Military During the Gulf War.
From the President of the International Yellow Cross, Dr. Gunther, for Worldwide Dissemination.
(Warning: the following photographs are extremely disturbing. They vividly portray the ravages of war—man’s inhumanity towards man—grossly affecting infants and DNA expression. On a personal level, Dr. Gunther reported, “I have heard stories of visitors to Iraq who spoke with mid-wives there. These mid-wives are purported to have said they no longer look forward to births as…. ‘We don’t know what’s going to come out.’”)
The pictures below show exactly what DU does.

Child with almost total deformity of the face; no recognisable features at all, and what appears to be one eye situated in the middle of the forehead.

Child with hydrocephalus.

Extreme hydrocephalus; deformity of face, body and ear. The line running down the right hand side of the head would appear to show that potentially two heads were forming.

Deformity of ear; possible deformation of lower body.

Born without eyes.
I can offer no explanation as to the translucent quality of the skin other than it is possibly a result of flash photography at close range.

Huge hole in child’s back, which is, I believe, an extreme form of Spina Bifida.

Possibly taken shortly after birth, this picture appears to show ambiguous genitalia, sometimes referred to as ‘Non-Viable Children’.

This child is completely covered in a white susbstance of unknown properties. Obvious deformation of face and eyes. Flash photography at close range obscures detail.

Two children with similar deformities of the face.
Dr. Gunther refers to this condition as ‘Zyklopie.’
Child with unknown white substance covering almost the whole body.

Front view of same child. Severe deformities of mouth and eyes. The welts appear to indicate open wounds, or unformed skin tissue.

Severe body deformity, with head formed at 90 degree angle to upper torso.

Severe hydrocephalus; again, almost as though two heads were being formed.

Flash at close range obscures detail, but this appears to show malformation of the mouth and one eye missing, with the eye socket deformed.

It isn’t clear what has happened to this child, and I have no explanation for the dark nature and condition of the skin.

Lack of focus obscures detail, but missing eyes are clearly visible, as is deformity of the mouth.

This picture would appear to show another ‘Non Viable’ child, possible male, with penis and scrotum merged.

Horrendous deformity of entire body and head. Note lack of eyes and malformation of the hands and feet.

Child with unknown defomity of the mouth, possibly a large tumour grown during foetal stage.
Malformation of hands, with almost total merging of all digits.
Severe malformation of face.
Dr. Gunther refers to this condition as ‘Zyklopie.’

Severe deformity of arms.
This child was born to a US Gulf veteran.

Iraqi child with extreme hydrocephalus, and defects of cerebral nerves.

Child with previously unknown renal disease, first diagnosed in Iraq by Dr. Gunther. The speculation is that the child had played with DU ammunition casings.

Iraqi child with extreme hydrocephalus, and defects of cerebral nerves.
“Unborn children of the region [are] being asked to pay the highest price, the integrity of their DNA.”
- Ross B. Mirkarimi, The Arms Control Research Centre, from his report: The Environmental and Human Health Impacts of the Gulf Region with Special Reference to Iraq.’ May 1992
I have recently received large numbers of photographs of horrendous birth deformities that are being experienced in Iraq. I have not, quite frankly, ever seen anything like them. I urge you to copy this page / these pictures and circulate them as widely as possible.
In an act of stark cruelty, the US dominated Sanctions Committee refuses to permit Iraq to import the clean-up equipment that they desperately need to decontaminate their country of the Depleted Uranium ammunition that the US fired at them. Approximately 315 tons of DU dust was left by the use of this ammunition.The Sanctions Committee also refuses to allow the mass importation of anti-cancer treatments, which contain trace amounts of radio-isotopes, on the grounds that these constitute ‘…nuclear materials..’
The majority of the pictures were supplied to me by a source who prefers to remain anonymous at the current time. I was unable to acquire either original negatives, or prints from negatives. They arrived in the form of colour A4 copies. I scanned them into Photoshop and attempted to clean and sharpen them as best I could. There has not, and I repeat not, been any digital alteration other than the cleaning and sharpening process. No text documentation arrived with the pictures, so I have described them as accurately as I can. It is my understanding that the photographs were taken from 1998 onwards. I would be grateful to anyone who could potentially supply me with further information about these types of deformities; medical terms for them, etc.
Additional pictures were taken by Dr. Siegwart Horst-Gunther, President of the International Yellow Cross. Most appeared in his 1996 book “URANIUM PROJECTILES - SEVERELY MAIMED SOLDIERS, DEFORMED BABIES, DYING CHILDREN” (Published by AHRIMAN - Verlag, ISBN: 3-89484-805-7). The book is a documentary record of DU ammunition after-effects, and they were taken between 1993 and 1995. Dr. Gunther also supplied me with additional photographs from his unpublished collection, some of which feature the birth deformities being experienced by Western Gulf war veterans’ children. I have asked Dr. Gunther’s permission for his pictures to be treated as ‘Public Domain’ and copyright free. He has agreed and you may reproduce them as you see fit.
Both the Pentagon and the British Ministry of Defence officially deny that there is any significant danger from exposure to DU ammunition. And whilst it is conceivable that the US led attacks on Iraq’s nuclear power stations could be a contributory factor, most reseachers point to DU as the most likely source of both deformities and cancers. The rising number of cases in Iraq, particularly in the South where the greatest concentration of DU was fired, is simply staggering. Iraqi physicians have never encountered anything like it, and have made the perfectly reasonable point that similar increases in cancer and deformities were experienced in Japan after the two US atomic bomb attacks. Cancer has increased between 7 and 10 fold; deformities between 4 and 6 fold.
Yet the US was well aware of the potential effects on civilians and military personnel of the chemical toxicity and radiological properties of DU ammunition long before the Gulf war began, as the following excerpts of a US Army document categorically state:
“Aerosol DU (Depleted Uranium) exposures to soldiers on the battlefield could be significant with potential radiological and toxicological effects. […] Under combat conditions, the most exposed individuals are probably ground troops that re-enter a battlefield following the exchange of armour-piercing munitions. […] We are simply highlighting the potential for levels of DU exposure to military personnel during combat that would be unacceptable during peacetime operations. […DU is..]… a low level alpha radiation emitter which is linked to cancer when exposures are internal, [and] chemical toxicity causing kidney damage. […] Short term effects of high doses can result in death, while long term effects of low doses have been linked to cancer. […] Our conclusion regarding the health and environmental acceptability of DU penetrators assume both controlled use and the presence of excellent health physics management practices. Combat conditions will lead to the uncontrolled release of DU. […] The conditions of the battlefield, and the long term health risks to natives and combat veterans may become issues in the acceptability of the continued use of DU kinetic penetrators for military applications.”
- Excerpts from the July 1990 Science and Applications International Corporation report: ‘ Kinetic Energy Penetrator Environment and Health Considerations’, as included in Appenix D - US Army Armaments, Munitions and Chemical Command report: ‘Kinetic Energy Penetrator Long Term Strategy Study, July 1990′
The US was also well aware of the long-term dangers of DU contamination, and played it down, as the following memo and document make clear:
“There has been and continues to be a concern regarding the impact of DU on the environment. Therefore, if no-one makes a case for the effectiveness of DU on the battlefield, DU rounds may become politically unacceptable and thus be deleted from the arsenal. I believe we should keep this sensitive issue in mind when action reports are written.”
- Lt. Col. M.V. Ziehmn, Los Alamos National Laboratory memorandum, March 1st 1991
“Soldiers may be incidentally exposed to DU from dust and smoke on the battlefield. The Army Surgeon General has determined that it is unlikely that these soldiers will receive a significant internal DU exposure. Medical follow-up is not warranted for soldiers who experience incidental exposure from dust or smoke. […] Since DU weapons are openly available on the world arms market, DU weapons will be used in future conflicts. The number of DU patients on future battlefields probably will be significantly higher because other countries will use systems containing DU. […] DU is a low-level radioactive waste, and, therefore, must be disposed of in a licensed repository. […] No international law, treaty, regulation, or custom requires the United States to remediate the Persian Gulf war battlefields.”
- Report by the US Army Environmental Policy Institute: ‘Health and Consequences of Depleted Uranium use in the US army’, June 1995
DU ammunition is now possessed by more than 12 countries, and was used during the NATO led bombing of the former Yugoslavia. Western forces stationed in the region have recently been advised not to drink the local water or eat locally produced food. Yet the British MoD continues to deny any potential risks, stating: “We have not seen any peer-reviewed epidemiological research data to support these claims [that DU is dangerous.] […] There are no plans to remove DU-based ammunition from service.” (Source: Two letters to me from Simon Wren, Overseas Secretariat, Ministry of Defence, Whitehall, London - 20th May 1999, and 22nd March 2000)
http://www.tetrahedron.org/articles/gulf_war_syndrome/uranium_infanticide.html
Savaşın çocukları… komşunuzun oğlu, yeğeniniz, kardeşiniz
Şubat 28, 2003
All photos are copyrighted by Takashi Morizumi.
Oil fields burning from the war.
Ameriya Shelter: A cruise missile with a DU warhead hit the shelter on February 13, 1991. The 1500 people, mostly children were burned alive inside the shelter. The shelter is being preserved as a memorial.
A young boy next to bombed apartment house where many residents were killed.
Falah Hussein (age 20): When a U.S. dud bomb suddenly exploded, he lost his right leg. Two years later, he contracted bone cancer that spread to his lung. His doctor predicted he wouldn’t survive another two weeks.
Fadel, 7 years old, came from Basra, South of Iraq. Depleted uranium, with it metal toxicity and radiation, has damaged her liver and kidneys. A needle was injected into her body to draw out the abdominal dropsy. She died soon after the painful injection.
Mothers with children in their arms in leukemia ward of Mansool Children’s Hospital in Baghdad.
8-year old Safaa at the entrance to Mansool Children’s Hospital. She was leaving because they had run out of medicine. As a side effect of the anti-cancer medication she was taking to treat her leukemia, she had lost all of her hair.
Juwad has lost 550g in four month since his birth. His parents were unable to buy milk for him. He suffered from heavy diarrhea due to malnutrition. The hospital had almost no antibiotics available. Babies with low resistance are highly susceptible to infectious disease. Many fail to escape death.
Baby born with anencephaly. His shocked mother disappeared from the hospital.
width=300>
Kapusuz: Tezkere için tek oylama yapılacak
Şubat 28, 2003
AK Parti Grup Başkanvekili Salih Kapusuz, yarın TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek olan Başbakanlık Tezkeresinin oylamasıyla ilgili olarak, ”Asker gönderme ve asker kabul etme işlemlerini bir kez oylattıracağız. İhtilaf olursa bu yönde bir önerge vereceğiz” dedi.
Bağdat, Arap Birliği’nden savaşı engellemesini istedi
Şubat 28, 2003
Irak Devrim Komuta Konseyi Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim, Arap Birliği’nden, ABD’nin ülkesine savaş açmasını engellemesini istedi.
Suriye’nin başkenti Şam’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan İbrahim, ”Eğer isterlerse Arap dünyasının liderleri ABD’nin Bağdat’a savaş açmasını engellemek için nüfuzlarını kullanabilirler” dedi.
BM, Irak’ın Essamud füzelerini imha kararını doğruladı
Şubat 28, 2003
Iraklı yetkililer, Essamud 2 füzelerinin yarından itibaren imha edilmeye başlanmasının planlandığını ve imhayla ilgili BM’ye mektup gönderildiğini bildirdi. Başkent Bağdat’taki kaynaklar, Essamudların BM’nin emrettiği gibi imha edileceğini, ancak mektupta da belirtildiği şekilde füzeler hakkındaki bilimsel ve teknik gerçeklerin göz önüne alınmadığını ve imha talebinin haksız olduğunu söylediler.
Irak’taki BM denetçilerinin sözcüsü Hiro Ueki, Iraklı yetkililerin, Essamud 2 füzelerini yarından itibaren imha etmeye başlamayı planladıklarını doğruladı.
BM sözcüsü Ueki, yaptığı açıklamada, Iraklı yetkililerle yarın yapılacak teknik görüşmelerin ardından imha işleminin başlayabileceğini belirtti.
Karaçi’deki ABD Konsolosluğu’na saldırı: 2 ölü
Şubat 28, 2003
Pakistan’ın Karaçi kentinde kimliği belirsiz kişiler Amerikan konsolosluğunu koruyan polislere ateş açtılar. Saldırıda 2 polis öldü, 3 polis de yaralandı.
Polis yetkilileri, Afgan olduğu belirlenen saldırganın, ateş açtıkları parkta kaçarken elinde silahla yakalandığını söylediler.
Başbakanlık tezkeresi kapalı oturumda görüşülecek
Şubat 28, 2003
Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulundurulmasına izin verilmesine ilişkin Başbakanlık Tezkeresi, yarın TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek.
Genel Kurul, yarın saat 14.00′de TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın başkanlığında toplanacak. Sunuşlar bölümünde yer alan tezkere, kapalı oturumda görüşülecek. TBMM Genel Kurulu’nun kapalı oturumu nasıl yapacağı, Meclis İçtüzüğü’nün 70. maddesinde düzenleniyor.
Arap Birliği: Saddam’ın sürgüne gidişine sadece Irak halkı karar verir
Şubat 28, 2003
Arap Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Said Kemal, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in sürgüne gidişine sadece Irak halkının karar verebileceğini belirtti.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, Arap Birliği’nden Saddam Hüseyin’i bu yönde ikna etmesini istemesini de eleştiren Kemal, ”ABD’nin Arap Birliği’ne yaptığı bu çağrı, BM ile Arap Birliği yasalarının ihlali anlamına gelmektedir ve uluslararası ilişkileri tehlikeye düşürebilir” diye konuştu.
Şehitlik karşısına genelev
Şubat 28, 2003
“Şehitlik ve köyün adı, İstiklâl harbinden geliyor”
Köylerinin ve şehitliğin isimlerine ilişkin “İstiklâl Harbi’nde Yunanlılara karşı mücadele edilmiş. Savaşta çok şehit verildiği için bu adı almış” diyen Kanlıpınar Köyü Muhtarı Mümin Mutlu, köylerinin karşısına genelev yapılmasına şiddetle karşı çıktıklarını söyledi.
Adı çok sayıda yolsuzluk olayına karışan, son olarak da altında imzası bulunan “117 milyon dolarlık raylı sistem ihalesinde usulsüzlük yaptığı iddiasıyla” İçişleri Bakanlığı müfettişlerince soruşturma başlatılan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin Başkanı DSP’li Yılmaz Büyükerşen’den skandal bir icraat daha.. Büyükerşen, şehir genelevini, İstiklâl Harbi şehitlerinin yattığı Kanlıpınar Şehitliği’nin yanına taşıyor.
Şehrin dışında kurulmasına rağmen, ilerleyen yıllarda şehrin merkezinde kalan Eskişehir Genelevi’ni halkın tepkileri üzerine şehir dışına taşımak için çalışmalar başlatan Büyükşehir Belediyesi’nin, yer olarak Kanlıpınar Şehitliği yanını seçmesi daha büyük tepkilere sebep oldu. Belediye Başkanı Büyükerşen’in genelevi taşıyacağı yer Eskişehir’e 12 kilometre uzaklıkta bulunan Kanlıpınar Köyü ve Kanlıpınar Şehitliği’nin karşısına düşen alan. Burada, bir de uluslararası müsabakalara ev sahipliği yapan atış poligonu bulunuyor.
İZİN ECEVİT HÜKÜMETİ’NDEN
Özellikle köy halkının tepkilerine rağmen “Kararlıyım, kesinlikle yapacağım” diyen DSP’li Yılmaz Büyükerşen, çalışmalarına söz konusu alandaki ağaçları kestirerek başladı. Büyükerşen, genelev için seçtiği şehitlik karşısı olan alanı, Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nden Ecevit hükümeti döneminde aldı.
“KAZILARDA ŞEHİT KEMİKLERİ ÇIKIYOR”
Muhtar Mutlu, gazetemize yaptığı açıklamada, “Genelev yapılması öngörülen bölgede çalışma başlatıldı. Alandan şehit kemikleri çıkıyor. Böyle bir yere genelev inşa edilir mi? Bu kutsal şehitlerimizin kemiklerini sızlatmaz mı? Bu bölge köyümüze 300, şehitliğe 600, atış poligonuna ise 150 metre uzaklıkta. Köyümüze genelev yapacaklarına ihtiyacı olan sağlık ocağı yapsınlar. Biz buna şiddetle karşı çıkıyoruz. İzin vermeyiz” dedi.
Tepkilerini, yerel gazetelere verdikleri ilanlarla da duyurmaya çalışan Kanlıpınar Köyü halkı, yetkililere “Kutsal ve tarihî bir yere, şehitlik karşısına taşınmak istenmesi şehrimiz yöneticilerinin çok büyük ayıbı ve saygısızlığıdır. Biz genelevin Kanlıpınar Köyü ve tarihî şehitlik karşısına yapılmasına karşıyız” mesajları gönderiyor. Köy halkı, şunları kaydediyor: “Böyle haksız ve saygısızlığa maruz kalan biz Kanlıpınar köylüleri; tüm Eskişehir halkını, sivil toplum kuruluşlarını, siyasi parti yöneticilerini, yazılı ve görsel basını haklı tepkimize desteğe çağırıyoruz. Unutmayın kent yöneticileri, sahip olduğunuz makama halk tarafından getirildiniz, halkın isteği dışında bir şey yaparsanız, saygısızca ve düşüncesizce davranırsanız, cevabını halktan alırsınız.”
“BÜYÜK TERBİYESİZLİK”
Vakit’e konuşan İstanbul Şehit Aileleri Derneği Başkanı Şencan Bayramoğlu da, “Koca Eskişehir’de yer kıtlığı mı var da, bula bula şehitliğin yanını bulmuşlar? Gerçekten çok çirkin. Bu kadar kutsal bir kavrama çok büyük bir terbiyesizliktir” şeklinde konuştu.
“KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARMANIN ANLAMI YOK”
Eskişehir Şehit Aileleri Derneği Başkanı Ahmet Özaydın ise, şunları kaydetti: “Belediye Başkanımızın görevine karışmıyoruz. Genelev şehrin içinde kalmıştır, tamam. Ama kaş yaparken göz çıkarmanın bir anlamı yok. Savaşlardan sonra Kanlıpınar ismini alan köyümüzün, şehitliğin dibine olmaz. O bölgeden caminin minaresi gözüküyor. Buralarda, çalışma başlattılar, çok kemik çıktığı söyleniyor. Caminin bitişiğine meyhane açılması gibi bir durum var. Olacak iş mi bu? Şehitlerimize yapılabilecek en büyük saygısızlıktır. Kabul etmek mümkün değil.”
Çok uluslu şirketlerin zorlamasıyla saldırıyorsunuz
Şubat 28, 2003
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, ABD’ye yönelik herhangi bir saldırıda bulunmadıklarını hatırlatarak, Amerikalıları Irak’a saldırmamaya çağırdı.
Saddam Hüseyin, Amerikan CBS televizyonuna verdiği ve önceki akşam yayınlanan demecinde, “Bize saldırıda bulunmayın. Bildiğiniz gibi, biz size saldırıda bulunmadık” dedi.
“Her gücü eline geçirenin savaşa gitmesi ve bir ülkeyi yıkması kabul edilebilir bir şey midir?” diyen Saddam Hüseyin, “Başka ülkeleri yönetmek ve yıkmak için büyük ya da çokuluslu şirketlerin zorlamasıyla saldırıya gidilmesi nasıl kabul edilebilir? diye sordu.
Saddam Hüseyin, birliklerinin 1990’-da işgal ettiği Kuveyt’ten 1991’de çıkarılmasıyla sonuçlanan Körfez Savaşı’na ilişkin soru üzerine, Irak’ın bu savaşta mağlup olmadığını belirtti.
Irak lideri, çok sayıda Amerikan askerinin bölgeye yığılmasının Irak’ın kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlara sahip olduğuna ilişkin yalanı kısmen haklı çıkarmaya hizmet ettiğini söyledi.
BM silah denetçilerinin şefi Hans Blix’in talep ettiği gibi, Irak’ın Essamud 2 füzelerini imha etme niyeti olup olmadığını açıklamaya zorlanan Saddam Hüseyin, “BM normlarının dışında füzemiz yok. Irak, üst düzey siyasi çevrelerde söylenen şeylere sahip değil” dedi.
“BM’NİN İZİN VERDİĞİNİN DIŞINDA FÜZEMİZ YOK”
“Bizim yapmamız gereken şey, 1441 sayılı karara uymak ve onu uygulamak. Bildiğiniz gibi, BM’nin bir kararı uyarınca Irak’ın karadan karaya füze yapma hakkı bulunuyor. BM’nin izin verdiğinin dışında füzemiz yok, zaten silah denetçileri de bunu doğrulamak amacıyla burada bulunuyor” diyen Irak lideri, muhtemel Amerikan saldırısı sırasında petrol kuyularını ya da su depolarını ortadan kaldırmak gibi bir niyeti olmadığını da belirtti ve “Irak zenginliklerini ateşe vermez ya da depolarını imha etmez” diye konuştu.
“BURADA DOĞDUK, BURADA ÖLECEĞİZ”
Sürgüne gitmek gibi bir niyeti olmadığını vurgulayan Saddam Hüseyin, “Ben Irak’ta doğdum, burada doğmuş olmaktan gurur duyuyorum. Başka biri istedi diye vatan toprağını terk etmeye karar veren kişi, ilkelerine ihanet eder. Biz burada öleceğiz, bu ülkede öleceğiz ve şerefimizi koruyacağız” dedi.
3 saatten fazla süren röportajda, ABD’nin iddialarının aksine Irak’ın El Kaide ile bağlantısı bulunduğunu reddeden Saddam Hüseyin, “Irak hiçbir zaman El Kaide ile bağlantıda olmamıştır, Usame Bin Laden’in kendisi de kısa süre önce yaptığı açıklamalardan birinde bizimle ilişkisi olmadığını söylemişti sanırım” diye konuştu.
Saddam Hüseyin, “ABD Başkanı George Bush ile diyaloga hazırım, tek talep ettiğim şey, doğrudan Amerikan ya da başka halklarla tartışabilmek” dedi, Beyaz Saray ise bu öneriyi reddetti.
“Bu savaş, İsrail’in güvenliği için”
Şubat 28, 2003
Amerika’da yaşayan Yahudi kökenli gazeteci-yazar Bertell Olman, Amerika’nın Irak’a yönelik saldırısının İsrail’in çıkarlarına hizmet edeceğini söyledi.
Amerika’da yayımlanan ZNet adlı derginin “Neden Irak, neden şimdi?” konulu yazısında Bertell Olman, Amerikan hükümetinin dış politikasının siyonist danışmanlar tarafından belirlendiğini belirterek, “Irak’a karşı girişilen savaş, neredeyse Amerika’nın çıkarlarından çok İsrail’in çıkarlarına hizmet ediyor. Hükümetin dış politika danışmanları arasındaki bazı tepe isimlerin, sağ kanat siyonistler olmasına şaşırmamak gerekiyor. Bu isimler arasında; Savunma Bakanlığı Siyaset Müsteşarı Douglas Feith, Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Elliot Abrams, Amerikan Başkan Yardımcısı Cheney’nin Kurmay Başkanı Lewis Libby ve Pentagon’un Savunma Politikası Kurulu Başkanı Richard Perle bulunuyor. FBI, Richard Perle’nin 1970 yılında Senato’da memurken, Ulusal Güvenlik Konseyi’ndeki gizli bilgileri İsrail Büyükelçiliği’ne ilettiğini tespit etti. Perle, 1996-1999 yılları arasında İsrail Başbakanı olan Netenyahu’nun seçim kampanyalarında danışman olarak çalıştı.
Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz de, hayatının geçmiş dönemlerinde İsrail’e göç etmek istedi ve ilk resmi makalesini 1992 yılında Irak’ın işgalini isteyen bir yazıyla yayınladı” dedi.
Amerika Başkanı Bush ve İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un kendilerinin çıkarlarını tamamladığını kaydeden Bertell Olman, “Bush’un etrafındaki sağ kanat siyonist danışmanlar topluluğu bu randevuyu cesaretlendiriyorlar ve belki de çöpçatanlık yapıyorlar.
Bunlar, İsrail’in çıkarlarına hizmet etmesi durumunda, son yıllarda çoğunluğu (yumuşak ya da sert) siyonist olan Amerikalı Yahudilerin, kendisini gelecek seçimlerde iktidara taşımak için desteğini alacağını söylerek, muhtemelen Bush’u ikna etmeye yardımcı oldular” diye konuştu.
Söz konusu savaşın İsrail hükümetinin çıkarlarına hizmet edeceğine dikkat çeken Bertell Olman, şunları söyledi: “Savaş, Amerikan hükümetinin, İsrail işgal ettiği bütün Arap topraklarından çekilene kadar bu ülkeye ekonomik ve askeri yardımlarını kesmesini ya da ciddi ölçüde azaltmasını isteyen Amerikan halkının oluşturduğu baskıya bir nefes aldıracak. Savaş kisvesinin altında, Şaron, Filistin sorununda kendi ‘nihai çözümünü’ uygulamaya koyma şansını yakalayacak ve Batı Yaka’daki Arapları çevre ülkelere sürmeye kalkacak.
Irak’ın kalan askeri desteğinin de yok edilmesi, İsrail’in bölgedeki en büyük rakibinin devre dışı kalmasını sağlayacak. Amerika’nın Irak’ta yarı kalıcı bir askeri varlık konuşlandırması, ABD birliklerinin bölgede İsrail’in jandarmalağını yapmasını sağlayacak. ABD’nin Irak petrol ve su kaynaklarını kontrol etmesi, bölgedeki en yakın dostu İsrail’le bu kaynakların bir kısmını paylaşması anlamına geliyor.”
Vekilini ara ve vekaletinin gereklerini hatırlat.
Şubat 28, 2003
Cumartesi günü meclis kan karşılığı ekonomik refah tezkeresini oylayacak.Çok geç olmadan tepkini belirt.Görüşlerini vekiline ilet.
AKP milletvekillerinin telefon listesi için tıkla.
Rusya: İkinci BM kararını veto edebiliriz
Şubat 28, 2003
Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov, Irak’a güç kullanımını meşru kılacak herhangi bir BM kararına karşı olduklarını söyledi.
İvanov, güç kullanımı öngören herhangi bir karara Rusya’nın tepkisiyle ilgili olarak “Doğaldır ki Rusya’nın veto hakkı var. Eğer uluslararası istikrar için bu gerekiyorsa, Rusya bu hakkını kullanacaktır” diye konuştu.
Rumsfeld: Essamudları imha etme kararı, Irak’ın işbirliğinin kanıtı değil
Şubat 28, 2003
ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Irak’ın elindeki Essamud füzelerini imha etmesini isteyen BM emrini “ilke olarak” kabul etmesinin işbirliği yaptığını kanıtlamadığını söyledi.
“Kısmen baskı altında” olan Iraklıların füzeleri imha etme kararının, BM ile işbirliği yapma kararı olmadığını söyleyen Rumsfeld, “Önce kendilerinden istenileni yapmayı reddediyorlar, baskının artacağını görünce de iyi peki küçük birşeyler yapalım diyorlar. Ben değişen birşey göremiyorum” dedi.
