Cenin Katliamı Kurbanlarının Ailelerinden İngiltere’de Dava

Ekim 31, 2002

Siyonist saldırganların geçtiğimiz Nisan ayında Batı Yaka’nın Cenin şehrinde gerçekleştirdikleri vahşi katliamda şehit edilenlerin ailelerine vekalet eden avukatlar İngiltere mahkemelerinde İsrail işgal devletinin genelkurmay başkanı Şaul Mofaz aleyhine dava açtılar. Cenin katliamı şehitlerinin aileleri katliamda işgal devletinin genelkurmay başkanının doğrudan ve bilfiil rol oynadığını dolayısıyla burada işlenen suçlardan birinci derecede sorumlu olduğunu vurguladılar. Davanın takibini İngiltere’deki muhtelif İslami teşkilatlar üstlendi. Mofaz aleyhine İngiltere’de dava açılması işlemi ise onun İngiltere ziyareti günlerine denk getirildi. Davanın açılması işlemiyle ilgilenen Avukat Umran Han savcılığa 17 sayfalık bir dava dilekçesi verdi. Dava dilekçesiyle birlikte Mofaz’ın Cenin kuşatmasında, Müslümanların öldürülmeleri, evlerinin başlarına yıkılması için emirler verdiğini ortaya koyan bilgiler ve belgeler de takdim edildi.

Öte yandan İsrail işgal devletinin vahşi katliamlarına imza atan genelkurmay başkanı Şaul Mofaz’ın İngiltere ziyareti çeşitli tepkilere sebep oldu. Değişik yerlerde Mofaz’ın ziyaretine karşı protesto gösterileri düzenlendi.

Bu arada İsrail işgal devletinin genelkurmay başkanı Şaul Mofaz’ın, İşçi Partisi’nin lideri Benjamin ben Eliazer’in hükümetten istifa etmesi sebebiyle onun yerine Savaş bakanlığı görevine tayin edilmesi ihtimali bulunuyor. İşgal devletinin başbakanı Şaron, Eliazer’le arasında bütçe krizinin patlak vermesinden sonra Mofaz’ı onun yerine tayin edeceğinin sinyallerini vermişti.

Kaynak: www.vahdet.com.tr

Nablus’a Yeniden Saldırı

Ekim 31, 2002

Son zamanlarda ağırlıklı olarak Gazze bölgesine yönelik saldırılar gerçekleştiren işgalci siyonistler bu gece sabaha doğru Batı Yaka’nın Nablus şehri yakınında bulunan el-Asker mülteci kampına girerek Filistinlilere ait dört evin kapılarını kırıp muhtelif maddi zararlara sebep oldular. İşgalci askerlerin kampa girmelerinden sonra intifadaya katılan gençleri aradıkları iddiasıyla evlere baskınlar düzenledikleri bildirildi. Kampın halk hizmetleri komitesinin başkanı Haşim Ebu Keşk’in verdiği bilgilere göre saldırganlar kampa sabaha doğru saat 03.15 sıralarında girdi ve kampta ikamet eden bazı kişilerin evlerini kuşatmaya aldılar. Sonra da kuşattıkları evlerin kapılarını kırarak içeri girdi, hem içerideki insanlara saldırdı hem de ev eşyasına zarar verdiler. Bu gece yarısı baskını evlerde ciddi telaşa ve özellikle de çocuklarda büyük korkuya, paniğe sebep oldu. Saldırganlar, aradıkları kişileri bulamayarak sabah 05.00 sıralarında kampı terk ettiler.

Kaynak: www.vahdet.com.tr

Siyonistlerden Yine Cinayet

Ekim 31, 2002

Siyonist işgal devletinin özel timleri dün gece, el-Fetih hareketine mensup 35 yaşındaki Ayid Bekr Mansur’u şehit ettiler. Verilen haberlere göre Batı Yaka bölgesi şehirlerinden Nablus’a bağlı Kefer Kalil beldesinden olan Mansur evinin önünde bulunduğu sırada caniler tarafından vurularak öldürüldü. Belde sakinleri, aynı zamanda özerk yönetim istihbaratında çalışan Ayid Bekr Mansur’un dün gece yerel saatle 21.00 sıralarında işgal devletinin özel timleri tarafından göğsünden vurulduğunu, ardından hemen hastaneye kaldırıldığını ancak atılan mermilerden birinin kalbine saplanması sebebiyle kurtarılamadığını bildirdiler.

Kaynak: www.vahdet.com.tr

‘OYUNLARI BOŞA ÇIKACAK’

Ekim 27, 2002

Seçimlere 18 parti gidiyor gibi gözükse de aslında Milli Görüş’ün tek temsilcisi SP ile diğer 17 taklitçi partinin gittiğini dile getiren Erbakan, ‘17 partinin hepsini bir masaya oturtun. 3 sual sorun 17’sinin de aynı olduğunu göreceksiniz. Her ne kadar sağın ortası, solun ortası, ortanın sağı, ortanın solu, yok liberal deseler de bunların derdi kendilerine yer ayırmaya çalışmak. Sultan Fatih sağın ortası yada solun ortası mıydı? Bunların hepsi taklitçidir. Millete borç ve faiz yüklemekten başka hiçbir şey yapmamaktadırlar. Hiçbiri beş para etmez. İlaç Milli Görüş’tedir, mikrop ise taklitçi zihniyettir.’

SP Genel Başkanı Recai Kutan ile birlikte SP Rize İl Gençlik Kolları’nın düzenlediği şölene katıldı. Erbakan, milleti Milli Görüş’ten ayırmanın mümkün olmadığını söyleyerek, ‘Bunu her türlü oyuna rağmen başaramadılar. Biz meydanlara çıktık, 15 günde saman gibi savrulup gittiler. İşte meydanlar bunun ispatı.’ dedi.

Rize 2 Mart Kapalı Spor Salonunda düzenlenen gençlik şöleni muhteşem geçti. Saatler öncesinden çoğunluğu gençlerden ve bayanlardan oluşan 15 bin kişi salonu doldurdu. Heyecanla Erbakan ve Kutan’ı bekleyen çoşkulu kalabalığa önce Rize milletvekili adayları Hasan Taşçı, Metin Fazlıoğlu, SP Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ve SP Genel Başkan Yardımcısı Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu hitap etti. Halk ozanlarının söylediği türkülerin ardından aşıklar atıştı. Ayrıca gençlik kollarının hazırladığı skeç izleyicilere güzel anlar yaşattı. 54′üncü hükümetin Başbakanı Necmettin Erbakan ve SP Genel Başkanı Recai Kutan’ın salona gelmesiyle büyük çoşku yaşandı. Kutan, yaptığı konuşmada SP’nin Anadolu’daki mitinglerinin medya tarafından duyurulmadığını aksine saklandığını belirterek ‘SP’nin meydanları hınça hınç dolduran mitingleri rakiplerimizi korkutuyor. Çünkü gerçeklerden korkuyorlar.’ dedi.

Milli Görüş yanar dağ gibi patlayacak

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan da konuşmasında dış kaynaklar ve medya tarafından sabun köpükleriyle şişirilmiş balonların patladığını söyleyerek her şeyin tersine döndüğünü yalnızca SP’nin gümbür gümbür geldiğini bildirdi. Milletin Milli Görüş’e sarılarak meydanlarda yanar dağ gibi patladığını ifade eden Erbakan, bu yüzden 3 Kasım seçim gününün en güzel gün olacağını ifade etti. Memurun, işçinin, esnafın kan ağladığını hiç bir seçime giderken milletin böyle şeyler yaşamadığını hatırlatan Erbakan, ‘Dert ne kadar büyükse 3 Kasımda o kadar önemlidir.’ dedi. Bu milleti kendinden, aslından, tarihinden ve özünden ayırmanın asla mümkün olmayacağını söyleyen Erbakan, ‘Ey rantiyeciler boşuna uğraşmayın. Uydurma anketlerle bu milleti aldatamazsınız. Çünkü Milli Görüş milletin hücresine işlemiştir.’ şeklinde konuştu. Kendisinin meydan meydan dolaşmasının nedenini de anlatan Erbakan, bir tane oyun dahi taklitçilere gitmesini önlemek istediğini, aksi halde ülkeyi ‘İkinci Sevr’e götürecek zihniyetin yönetime geleceğini ifade eden Erbakan, bu milletle birlikte yeniden büyük Türkiye’yi, yaşanabilir bir Türkiye’yi ve yeni bir dünyayı kurmak istediğini anlattı.

‘Saadet vakti geldi’

Ekim 27, 2002

TRABZON/İSTANBUL/ SP Genel Başkanı Recai Kutan, Saadete Davet mitinglerinde yaptığı konuşmada “IMF taraftarlarının yolunu kesiniz, IMF’cilere oy vermeyiniz” dedi. Kutan, Trabzon ve İstanbul’da düzenlenen mitinglerde, milletin ekonomik krizin altında ezildiğini belirterek, “Ülkede hangi yana baksanız utanılacak bir durum var. İnsan hakları, demokrasi, özgürlükler, ancak mutlu bir azınlığa tanınıyor. Bunun için millet fevkalade bunalmış durumda. Özellikle ekonomik bakımdan tam bir çöküntü var” diye konuştu.

IMF GİTMEDEN DERTLER BİTMEZ

IMF’nin Türkiye’nin elini kolunu bağladığını belirten Kutan, şunları söyledi: “Başımıza bir IMF belasını getirdiler. IMF (bundan böyle tarıma destek yok) diyor. Fındık için Dünya Bankası’ndan kredi aldılar. Diyorlar ki (kim fındık bahçelerini sökerse ona para vereceğiz). Verilen taban fiyatları ile çiftçimizin ayakta durması mümkün değil. Memurumuzu, emeklimizi, işçimizi, esnafımızı, çiftçimizi, köylümüzü ezen bu politika, IMF’nin bu beceriksizlere dayattığı politikadır. 3 Kasım seçimlerinden sonra IMF’ci siyasi partiler iktidara gelirse Türkiye çok daha büyük ekonomik çöküntülerin içine girecek.”

IMF’CİLERE OY YOK

SP’nin dışında IMF programlarını ortadan kaldıracak parti bulunmadığını anlatan Kutan, “IMF taraftarlarının yolunu kesiniz, IMF’cilere oy vermeyiniz. Kime oy vereceksiniz? Yemeyen, yedirmeyen, çalmayan, çaldırmayan kadrolara yani Saadet Partisi’ne oy vereceksiniz” diye konuştu.

ERBAKAN: KURTULUŞ SAADET’TE

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan da Trabzon ve İstanbul’daki Saadete davet mitinglerinde yaptığı konuşmada 3 Kasım seçimlerinin önemine işaret ederek “15 milyon işsiz, 20 milyon aç, 30 milyon fakir var” dedi.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 11 Eylül’de yaşanan olaylar nedeniyle ABD’nin Müslüman ülkelere görülmemiş zulüm ve tecavüzler yaptığını belirterek, şunları söyledi:

“Şimdi bunların sonucu olarak bir Irak harbi kapımızda duruyor. Dış güçler (Önce Irak’ı işgal edeceğiz, ardından Türkiye ile İran’ı harp ettireceğiz) diyorlar. Neden bunları söylüyorlar? Çünkü Amerika petrollerinin 10 yıllık ömrü kaldı. Onlar kendi petrollerini harcamadan Ortadoğu petrollerine tamamen sahip olmak istiyorlar. Onların bir başka gayesi daha var, o da İsrail’in emniyetidir. İşte dış güçlerin bu tutumu seçimlerin önemini artırıyor. Hiçbir seçime giderken böyle bir harp tehlikesi kapımıza dayanmış değildi. Bugün onlardan kurtulmak SP’ye oy vermek ile mümkündür.”

ABD’NİN ÇİRKİN HESABI

ABD’nin Irak’a müdahale konusunda hesap yaptığını anlatan Erbakan, şöyle konuştu: “ABD, eğer Irak’ı ABD askeri ile işgal edersek 250 milyar dolar harcayacağız. Irak’a Türk askerini gönderirsek 125 milyar dolar ile kurtulacağız. Öyleyse ne yapıp yapıp Irak’a Türk askerini gönderelim. Bunun için 3 Kasım’da bize taşeronluk yapacak partileri iktidara getirelim düşüncesindedir..”

MÜSLÜMAN KANI AKIYOR

SP Genel Başkanı Recai Kutan’ın ardından kürsüye gelen Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, dakikalarca süren sevgi gösterisinin sona ermesini bekledi.

Üsküdar Demokrasi Meydanı’nı hınca hınç dolduran onbinlerce kişiye seslenen Prof. Erbakan, Türkiye’yi içte ve dışta bekleyen tehlikeler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye seçime giderken dünyanın çeşitli bölgelerinde Müslümanların kanının akıtıldığını belirten Erbakan, “Savaş kapımıza gelmiş, birincisi Petrol yataklarının ABD kontrolüne geçmesi, ikincisi büyük İsrail hayali var. Türkiye’nin komşularıyla savaşa girmesi için tezgahlar yapılıyor” dedi.

SINIRLARI KALDIRACAĞIZ

Avrupa’da Almanya ile Fransa halkının birbirleriyle giriş çıkışlarını örnek veren Erbakan, Türkiye’nin de komşularıyla aynı imkana ancak Millî Görüş iktidarında kavuşacağını anlattı. Necmettin Erbakan, “Sınırları kaldıracağız, vatandaşlarımız istediği anda kendi ülkesinin bir köyüne nasıl gidiyorsa komşu ülkelere de öyle gidecek, bir İran’a Arabistan’a, Irak’a gitmek çok kolay olacak” diye konuştu.

Hükümet ortaklarına sert eleştiriler yönelten Prof. Dr. Erbakan, “Hani bunların bir kısmı sağcı bir kısmı solcuydu, 3 yıldır birbirleriyle kucak kucağa çalışıyorlar ve hiçbir farkları yok” dedi.

3 ÖNEMLİ SORU

Oy istemeye gelen siyasilere çeşitli konularda 3 soru sormalarını iteyen Erbakan, “Millî Görüş’ü temsil eden SP dışındaki 17 taklitçi partinin genel başkanına şu 3 soruyu sorun; birincisi, önümüzdeki yıl 83 milyar dolar borç ödemesi var, bunu ne ile ödeyeceksiniz? İkincisi, varsayalım kaynağı buldunuz bu paraları nasıl harcayacaksınız? Üçüncüsü, şu başörtülü kızların gözyaşlarını nasıl dindireceksiniz? Bu üç soru dahi bunları imtihana yeter de artar bile” şeklinde konuştu.

Hükümütin vergi ve borçla vatandaşı bunalıma soktuğunu vurgulayan Millî Görüş Lideri, “TL lazım olunca vergi, döviz lazım olunca dış borçlanma yapıyorlar. Üretim yapılmıyor, rantiyeye giden paralar önlenmiyor” dedi.

Hükümetleri döneminde 6 ay içerisinde memur ve işçiye verilen yüksek zammın dünyanın hiçbir ülkesinde verilmediğini ifade eden Erbakan, bunun bir rekor olduğunu kaydetti. Erbakan bunun kaynağını ise şu şekilde açıkladı, “Rantiyenin musluğunu kapatıp, halkın cebine akan musluğu açtık. Kısa sürede 35 milyar dolar ürettik” dedi.

USTA OLARAK GELİYORUZ

Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camii’ni kalfalık, Selimiye Camii’ni ise ustalık döneminde yaptığını örnek veren Erbakan, “Biz de kalfalık dönemimizi 54. Hükümet döneminde tamamladık. Şimdi usta olarak geliyoruz” diye konuştu.

SP’nin iktidara geldiği takdirde her yıl 100 milyar dolar kaynak bulacağını yineleyen Erbakan, 5 yılda bunun 500 milyar dolar olacağını dile getirdi.

Kimyasal katliam

Ekim 27, 2002

Rusya, Çeçenlerin tiyatro eylemine kimyasal silahlarla müdahale etti. Rus özel kuvvetler ekibi tiyatroya kimyasal gaz verip 50 Çeçeni ve 90’dan fazla rehineyi öldürdü.

n Rus güçlerin kullandığı kimyasal gazdan zehirlenen 42 rehinenin ise hayati tehlikesi sürüyor. Rusya İçişleri Bakan Yardımcısı Vasiliyev de operasyonda kimyasal madde kullanıldığını kabul etti.

Meydanlar Saadet iktidarını müjdeliyor

Ekim 26, 2002

Türkiye’yi adım adım dolaşan Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve SP Genel Başkanı Recai Kutan, dün de Malatya ve Sivas’ta büyük coşkuyla karşılandı. Malatya ve Sivas’ta meydanı dolduran onbinlere hitap eden Erbakan ve Kutan, 3 Kasım seçimlerinin bugüne kadar yapılan seçimlerin hepsinden daha önemli olduğu uyarısında bulundular.

Dün uçakla Malatya’ya gelen Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve SP Genel Başkanı Recai Kutan, Köy Hizmetleri Camii’nde cuma namazını kıldı. Cami çıkışında “Efsane Başbakan, Mücahit Erbakan” ve “Başbakan Kutan” sloganları ile alkışlanan Erbakan ve Kutan, kalabalık bir konvoy eşliğinde şehir turu attılar. Şehir turu esnasında vatandaşların sevgi gösterileriyle karşılanan Erbakan ve Kutan, raha sonra miting alanına geçtiler.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan mitinglerde yaptığı konuşmada seçime giren 18 parti içinde sadece SP’nin IMF’ye karşı olduğunu, diğer partilerin hepsinin borç alabilmek için dış güçlerin her türlü taleplerini kabul etmeye hazır olduklarını ifade etti. Türkiye’nin yaşadığı büyük ekonomik krizlerin arkasında IMF programları olduğunu vurgulayan Erbakan, bütün bu gerçeklere rağmen SP’nin dışındaki partilerin hala IMF programlarını savunduklarını kaydetti. “Şimdi SP dışındaki partilere sorsak, parayı nereden bulacaksınız desek hepsi ‘Bremen Mızıkacıları’ gibi ‘IMF’den diyecek. Yahu bu ülkeyi zaten bu hale getiren IMF. Siz yangına benzinle gidiyorsunuz haberiniz yok” diye konuşan Erbakan, ülkesini seven herkesin 3 Kasım’da IMF taraftarı partilere oy vermemesi gerektiğini belirtti.

Irak savaşını D-8’ler önler

Ülkenin hassas gündem maddelerinden Irak müdahalesine değinen Erbakan, Türkiye’nin dış güçlerin oyununa geldiğini söyledi. Dış güçlerin Türkiye’de Irak savaşına itiraz etmeden “Evet” diyecek bir iktidar istediğini, bu yüzden uydurma anketlerle halkı kandırmaya çalıştığına işaret eden Erbakan, Türkiye’nin İslam ülkeleriyle biraraya gelmesi durumunda ABD’nin Irak’a yapacağı müdahaleyi engelleyebileceğini dile getirdi. “Bunu da ancak Milli Görüş yapar. Çünkü biz daha önce D-8’leri kurduk. 800 milyon nüfusa sahip 8 ülkenin devlet başkanlarına D-8’leri imzalattık. Şimdi bölgedeki kardeş İslam ülkeleri bir araya gelse ve gür bir sesle ‘Biz Amerikayı buraya sokmayız’ dese, bakın Bush hesabını nasıl değiştiriyor” diye konuştu.

Devlete zulüm yakışmaz

Seçim gezilerinde önemle yer verdiği konuların başında gelen başörtüsü zulmüne karşı tavrını Malatya ve Sivas’ta da koyan Erbakan, bu zulmün devlete yakışmadığını vurguladı. Ülkenin kanayan yarası başörtüsü zulmüne karşı taklitçi partilerin seçim öncesi açıklama yapmaktan kaçındığını ifade eden Erbakan, yalnızca SP’nin görüşlerini açık ve net bir şekilde söylediğini kaydetti. Erbakan, başörtüsü zulmünü yalnızca Saadet Partisi’nin sona erdirebileceğini vurguladı.

Konuşmasında son günlerde yayınlanan anketleri de eleştiren Necmettin Erbakan, bu anketlerin uydurma olduğunu söyledi. Ancak milleti anketlerle aldatamayacaklarını belirten Erbakan, “Ama boşuna uğraşıyorlar. Çünkü bu milleti aldatamazlar. Bu milleti Milli Görüş’ten koparamazlar. Çünkü Milli Görüş bu milletin kendisidir, tarihidir, özüdür. İşte meydanlar hınca hınç, Milli Görüş diye inliyor” dedi.

Ülke kaynaklarını harekete geçireceğiz

54. Hükümet döneminde yapılan icraatlar hakkında bilgi veren Erbakan, bu dönemde memur, işçi, köylü gibi toplumun geniş kesimlerinin gelirlerinde yüzde 300’lere varan artışlar sağlandığını hatırlatarak, bu sayede ekonominin hızla canlandığını söyledi. “Biz işçiye, memura o parayı verince onlar da esnafa koştu. Esnaf mal yetiştirmek için tüccara koştu. Tüccar fabrikaya koşup bana mal üret dedi. Bir de baktık ekonomi canlanmış” diyen Erbakan, şunları kaydetti:

“Peki bu kadar parayı nereden buldun Hocam? Sen sihirbaz mısın? diye sorarsanız hayır sihirbaz falan değiliz. Sadece ülkenin kendi kaynaklarını harekete geçirdik. 6 ayda 35 milyar dolar bulduk. Bu ülke çok zengin, Allah her türlü zenginliği lutfetmiş. O zaman kalfaydık. Şimdi usta olduk. Refahyol’da 35 milyar doları nasıl bulduysak, şimdi 1 yılda tam 100 milyar dolar bulacağız. Bu bizim işimiz. Biz yapacaklarımızı değil yaptıklarımızı anlatıyoruz. Çünkü bu ülkeye borçtan, faizden, IMF’den hayır gelmez”

Kutan: Türkiye yangın yeri gibi

3 Kasım seçimlerinin diğer seçimlerden çok farklı ve önemli olduğunu hatırlatan Kutan, Türkiye’nin yangın yerine döndüğünü, üreticinin hiç bu kadar perişan olmadığını vurgulayarak, vatandaşların oylarını çok dikkatli kullanmasını istedi. Kutan, bu seçimlerde çocukların geleceğinin belli olacağını söyledi.

Kendisinin de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev yaptığı 54. Erbakan Hükümeti döneminde halkın büyük ölçüde refah içerisinde olduğunu dile getiren Kutan, koalisyon ortaklarının ülkeyi perişan hale getirdiğini kaydetti. Kendileri hükümette iken asgari ücretin 210 dolar olduğunu şu anda ise bu rakamın 110 dolara düştüğüne işaret eden Kutan, bu yüzden emeklinin, memurun, işçinin perişan olduğunu, özellikle de çiftçinin mağdur olduğunu anlattı. Tarımın IMF yüzünden perişan olduğunu anımsatan Kutan, “Çiftçimizin kâr etmesi mümkün değil. Çünkü tarım girdileri sürekli zamlanıyor. Kırk ayda mazota yüzde 500 zam yapıldı. Biz mavi mazot uygulaması ile çiftçimize mazotu 600 bin lira ile vereceğiz” şeklinde konuştu.

Şaibesiz kadrolar Saadet’te

Sadece Saadet’li kadroların üzerinde şaibe ve yolsuzluk dosyası bulunmadığını söyleyen SP Genel Başkanı Recai Kutan, “Şu anda mevcut siyasi partilerin kadrolarında bulunanlar ve genel başkanlarının hepsine ait yolsuzluk dosyası var. Sadece Saadet kadrolarında yok” dedi.

Mevcut hükümetin 5 senedir ülkeyi içinden çıkılması çok zor bir ekonomik sıkıntıya soktuğunu vurgulayan Kutan, milletin aç ve perişan hale düşürüldüğünü ifade etti. 54. Erbakan hükümeti döneminde bir memurun maaşının 450 dolar olduğunu ifade eden Kutan, şu anda bir memurun ortalama 250 dolar maaş alabildiğine dikkat çekerek, milyonlarca kişinin işsiz gezdiğini hatırlattı.

Üsküdar’da buluşalım

Ekim 26, 2002

Yoksulluğa ve yolsuzluğa son diyenler… Artık yeter! Hakkımız olan bir dünyada yaşamak istiyoruz diyenler… Saadete Davet mitinginde buluşuyoruz.

BUGÜN SAAT 14.00 ÜSKÜDAR MEYDANI

‘Önce Sen’

Ekim 26, 2002

n Dertler son bulacak Saadet Partisi perişan edilen milletimizin derdine derman olmak, ülkemizi yeniden ayağa kaldırmak için geliyor. SP, hakkımız olan bir dünyada yaşamamız için çaba harcıyor.

n Gözyaşları dinecek Saadet Partisi, rantçıya, hortumcuya, vurguncuya “dur” demek için geliyor. “Önce millet” diyen SP, çiftçinin, işçinin, memurun, emeklinin sıkıntılarına son verip yüzünü güldürmek için iktidara yürüyor.

AKP rüzgárı SP’ye döndü

Ekim 23, 2002

SP İstanbul Milletvekili adayı Ertan Yülek, AKP rüzgárının durduğunu ve artık kendilerinden yana esmeye başladığını söyledi. Yülek, ‘‘Hızla yükseliyoruz. SP’nin baraj problemi olmayacak’’ dedi.

Eskiden RP’ye, FP’ye karşı çıkanların aynı tavrı SP’ye göstermediğini vurgulayan Yülek, ‘‘Ulaştığımız insanların yüzde 80′inden sempati görüyoruz. Bize oy verirler anlamında söylemiyorum, ama biza karşı değiller’’ diye konuştu. Yülek, kampanya sırasında tanık olduğu İstanbul görüntülerini Hürriyet’e şöyle değerlendirdi:

YENİLİKLERİ YOK

Evet, AKP’nin bizde büyük tahribat yaptığı doğru. Ama bizim de söyleyeceklerimiz var. Artık AKP rüzgárı durdu. Başka yöne esen rüzgárlar şimdi bize doğru esmeye başladı. Çünkü AKP’nin diğerlerinden farklı vaat edebileceği bir şey yok.

IMF’YE KARŞIYIZ

Biz gerçek anlamda program ortaya koyuyoruz. Halk IMF’den bıkmış. Şu anda bizden başka da IMF’ye karşı olan parti yok. Bizden başka bir de Genç Parti var ama onlarınki de bekara hanım boşamak gibi.

İŞİ EHLİNE VERİN

Ekim 23, 2002

3Kasım seçimlerinde yapılacak tercihlerin ülke ve insanların kaderini belirleyeceğini belirterek, ‘Oy’lanan partiler değil, sizin geleceğinizdir. Dikkat son pişmanlık fayda vermez’ dedi.

Bazı parti liderlerinin, olduğunun dışında görünmeye çalışmasını da eleştiren Yülek, Mevlana’nın ‘Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol’ çağrısını hatırlatarak, ‘Ya doğruyu konuş ya da sus demek lazım bunlara. Siyaset yalan söyleme sanatı değildir’ şeklinde konuştu.

Anadolu’da ‘Sözünün eri olmak’ diye bir deyimin olduğunu hatırlatan Ertan Yülek, ‘Bizim için şöyle denilmesini isteriz; Onlar bilirler ve yalan söylemezler, söz verdiklerinde sözlerinde dururlar’

İşi ehline vermenin gerekliliğine dikkat çeken SP’li Yülek, ‘Sıradan bir inşaat ihalesi için bile yeterliliğini kanıtlamak için müteahhit karnesi iş bitirme belgesi aranır. Ülkeyi yönetmeye aday olanlar sözlerinde durucaklar mı? Daha önce başarı göstermişler mi? Kadroları ne durumda? Dürüst ve cesurlar mı? sorularının cevabını bulmak gerekiyor’ diye konuştu.

‘ŞAİBESİZ TEK KADRO SAADET PARTİSİNDE’

Ekim 23, 2002

Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Iğdır ve Ardahan’da “Saadet’e Davet” mitinglerine katıldı. Kutan, sadece Saadet’li kadroların üzerinde şaibe ve yolsuzluk dosyası bulunmadığını söyleyerek, “Şu anda mevcut siyasi partilerin kadrolarında bulunanlar ve genel başkanlarının hepsine ait yolsuzluk dosyası var. Sadece Saadet kadrolarında yok” dedi.

Mevcut hükümetin 5 senedir ülkeyi içinden çıkılması çok zor bir ekonomik sıkıntıya soktuğunu vurgulayan Kutan, milletin aç ve perişan hale düşürüldüğünü ifade etti. 54. Erbakan hükümeti döneminde bir memurun maaşının 450 dolar olduğunu ifade eden Kutan, şu anda bir memurun ortalama 250 dolar maaş alabildiğine dikkat çekerek, milyonlarca kişinin işsiz gezdiğini hatırlattı.

Kars’tan karayolu ile Iğdır ve Ardahan’a gelen SP Genel Başkanı Recai Kutan, kalabalık bir konvoyla şehir turu attı. Arabasından halkı selamlayan Kutan’a, Iğdır ve Ardahanlılar büyük sevgi gösterisinde bulundular. Meydanları dolduran coşkulu vatandaşlara hitap eden Kutan, Iğdır ve Ardahanlılardan Saadet Partisi’ne oy istedi. Kutan konuşmasında 3 Kasım seçimlerinin önemine dikkat çekti.

Mazot 600 bin lira olacak:

Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi ekonomisinin tarıma dayandığını aktaran SP Genel Başkanı Recai Kutan, tarım girdilerinin 5 sene içerisinde çok yüksek oranlarda zamlandığını ifade etti. SP’nin iktidara gelmesi halinde ‘Mavi Mazot’ uygulaması başlatacaklarını müjdeleyen Kutan, “Rafineriden çıkan mazotu maviye boyayacağız ve bunu sadece çiftçiye vereceğiz. Akaryakıt tüketim vergisini kaldıracağız. Böylece 1 milyon 250 bin liradan satılan mazot çiftçilerimiz için 600 bin liraya inecek. Çiftçi şimdi ürün ekemiyor, gübre alamıyor, mazot alamıyor. Ama mazotu ucuz verirseniz bütün bunları rahatlıkla gerçekleştirebilir” diye konuştu.

IMF anlaşmaları çöpe…

Bölgenin en önemli ekonomik gelir kaynaklarından sınır ticaretine de konuşmasında değinen SP Lideri Recai Kutan, 54. Erbakan hükümetinin sınır ticaretinin önündeki tüm engelleri kaldırdığını, sınırdan dışarıya mal gittiğini, ülkeye bu mal karşılığında mazot geldiğini hatırlattı. Kutan, böylece sınır ticareti sayesinde bölge ekonomisinde büyük bir canlanmanın sağlandığına işaret etti. Kutan, şunları dile getirdi:

“Anadolu’da bir tabir vardır; ‘kimse ayranım ekşi demez’. Şu anda Türkiye ekonomisini batağa sokan IMF politikaları ve onun memuru Kemal Derviş’tir. Bu hükümet Kemal Derviş’i getirdikten sonra ekonomiyi iki sene daha iyice çamura soktu. Saadet Partisi dışında hiçbir parti ‘IMF ile ilişkilerimizi keseceğiz’ demiyor. IMF’ye tek karşı olan parti SP’dir. İktidara gelince IMF ile olan anlaşmaların tamamını yırtıp çöp tenekesine atacağız.”

Malye Bakanlığı’nın açıkladığı 2003 yılı bütçe yasa tasarısını da eleştiren SP Genel Başkanı Recai Kutan, bu bütçeyi IMF ve Dünya Bankası’nın hazırlattığını kaydetti. Kutan, bütçenin büyük bir kısmının faize gittiğini belirterek, “Türkiye günde 170 trilyon faiz ödüyor. Yani bir saatte tam 7 trilyon faiz ödeniyor. Ben burada konuşurken bir saat içinde senin hakkın olan paradan 7 trilyon lira faizcinin cebine gitti” dedi.

Kutan, partisinin Iğdır ve Ardahan mitinglerinin ardından katılması planlanan Artvin mitingine, kötü hava şartları ve Ardahan-Şavşat yolundaki olumsuzluklar nedeniyle katılamazken, Artvinlilere Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu hitap etti.

Erbakan: 17 partinin binasına afiş astıracağım

Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan da Bayburt, Kelkit ve Erzincan mitinglerinde halka hitap etti.

Erzincan Cumhuriyet Meydanı`nda Saadet Partisi`nce düzenlenen mitinge katılan Erbakan, 15 günde 20 ili gezdiklerini belirterek, “Siz de adım adım dolaşın. Her ev ve işyerine gidin, oy toplayın. Çünkü biz sadece Türkiye`yi değil, 6 milyar insanı kurtaracağız. Önce Türkiye`yi sonra dünyayı kurtaracağız“ dedi.

Hükümet olduğu dönemlerdeki icraatlarını anlatan Erbakan, şöyle devam etti:

“Bizim dönemimizde 100 milyon alana 200 milyon maaş verdik. Memuru, çiftçiyi ve esnafı kalkındırdık. Şu acizlere bak… Halen Temmuz zammını bile yapamadılar. Bunlara oy verilir mi? 54. Hükümet döneminde kalfaydık şimdi usta olduk. İktidara geldiğimizde daha fazlasını vereceğiz.

Faiz kendisi küçük ama etkisi büyük olan mikroptur. (Faiz mikroptur. Faiz batırır) sözlerini yazdıracağım afişi, 17 partinin binasına astıracağım. Afişleri hazırlattırıyorum. Daha önce ANAP`ın duvarına da asmıştık. ANAP, battı… Şimdi bütün partilere astıracağım.“

AK Parti’ye kapatma davası.!

Ekim 23, 2002

Abdurrahman YalçınkayaYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya AK Parti hakkında kapatma davası açtı.

AJANSLAR / TIMETURK

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, ”Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” iddiasıyla AK Parti’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, akşam saatlerinde Ankara’da tam bir şok etkisi yaratan dilekçesini Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Dava dilekçesinde, AKP’nin iktidarı döneminde laiklik karşıtı eylemlerine yer verildi. Haberin devamı »

Yangını Biz Söndürürüz

Ekim 23, 2002

Milli Görüş Lideri Prof.Dr. Necmettin Erbakan ve SP Genel Başkanı Recai Kutan, Kayseri’de izdiham nedeniyle havaalanı ile şehir merkezi arasındaki 5 dakikalık mesafeyi ancak 45 dakikada geçebildi. Erbakan ve Kutan’ı bağrına basan Kayserililer, evlerinin camlarından konfeti atıp bayrak sallayarak sevgi gösterisinde bulundular. Mimar Sinan Belediye Başkanı İsa Eser’in de Saadet Partisi’ne katıldığı mitingde Kayseri’li vatandaşlar, bu çoşkulu karşılama ile sahte anketlere en güzel cevabı verdiler.

Seçim gezilerini sürdüren Milli Görüş Lideri Prof.Dr. Necmettin Erbakan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Sütçü İmam diyarı Kahramanmaraş ve Milli Görüş’ün kalelerinden Kayseri’de büyük coşku ile karşılandı. Havaalanından şehir merkezlerine kadar kalabalık konvoyla gelen Erbakan ve Kutan, meydanlarda 10 binlere hitap etti. Erbakan, Türkiye’de insan hakları alanında büyük sorunların yaşadığını belirterek “Zulmün sona ermesine sadece 10 gün kaldı. 3 kasım sabahı ‘Ya Allah! deyip, bu zülme son vereceğiz.” dedi.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Kahramanmaraş ve Kayseri mitinglerinde IMF’yi ve IMF’ci olarak nitelediği diğer partilere sert eleştirilerde bulundu. Türkiye’nin yaşadığı büyük ekonomik krizlerin arkasında IMF programları olduğunu vurgulayan Erbakan, bütün bu gerçeklere rağmen SP’nin dışındaki partilerin hâlâ IMF programlarını savunduklarını kaydetti. “Şimdi SP dışındaki partilere sorsak, parayı nereden bulacaksınız desek hepsi ‘Bremen Mızıkacıları’ gibi ‘IMF’den diyecek. Yahu bu ülkeyi zaten bu hale getiren IMF. Siz yangına benzinle gidiyorsunuz haberiniz yok” diye konuşan Erbakan, ülkesini seven herkesin 3 Kasım’da IMF taraftarı partilere oy vermemesi gerektiğini belirtti.

D-8 Irak savaşını engeller

Ülkenin hassas gündem maddelerinden Irak müdahalesine değinen Erbakan, Türkiye’nin dış güçlerin oyununa geldiğini söyledi. Dış güçlerin Türkiye’de Irak savaşına itiraz etmeden “Evet” diyecek bir iktidar istediğini, bu yüzden uydurma anketlerle halkı kandırmaya çalıştığına işaret eden Erbakan, Türkiye’nin İslam ülkeleriyle biraraya gelmesi durumunda ABD’nin Irak’a yapacağı müdahaleyi engelleyebileceğini dile getirdi. “Bunu da ancak Milli Görüş yapar. Çünkü biz daha önce D-8’leri kurduk. 800 milyon nüfusa sahip 8 ülkenin devlet başkanlarına D-8’leri imzalattık. Şimdi bölgedeki kardeş İslam ülkeleri bir araya gelse ve gür bir sesle ‘Biz Amerikayı buraya sokmayız’ dese, bakın Bush hesabını nasıl değiştiriyor” diye konuştu.

Devlete bu zulüm yakışmıyor

Seçim gezilerinde önemle yer verdiği konuların başında gelen başörtüsü zulmüne karşı tavrını Kahramanmaraş ve Kayseri’de de koyan Erbakan, bu zulmün devlete yakışmadığını vurguladı. Ülkenin kanayan yarası başörtüsü zulmüne karşı taklitçi partilerin seçim öncesi açıklama yapmaktan kaçındığını ifade eden Erbakan, yalnızca SP’nin görüşlerini açık ve net bir şekilde söylediğini kaydetti. Erbakan, başörtüsü zulmünü yalnızca Saadet Partisi’nin sona erdirebileceğini vurguladı. Konuşmasında son günlerde yayınlanan anketleri de eleştiren Necmettin Erbakan, bu anketlerin uydurma olduğunu söyledi. Ancak milleti anketlerle aldatamayacaklarını belirten Erbakan, “Ama boşuna uğraşıyorlar. Çünkü bu milleti aldatamazlar. Bu milleti Milli Görüş’ten koparamazlar. Çünkü Milli Görüş bu milletin kendisidir, tarihidir, özüdür. İşte meydanlar hınca hınç, Milli görüş diye inliyor” dedi.

Ülkenin kaynakları harekete geçirilecek

Kahramanmaraş ve Kayserililere 54. hükümet döneminde yapılan icraatlar hakkında bilgi veren Erbakan, bu dönemde memur, işçi, köylü gibi toplumun geniş kesimlerinin gelirlerinde yüzde 300’lere varan artışlar sağlandığını hatırlatarak, bu sayede ekonominin hızla canlandığını söyledi. “Biz işçiye, memura o parayı verince onlar da esnafa koştu. Esnaf mal yetiştirmek için tüccara koştu. Tüccar fabrikaya koşup bana mal üret dedi. Bir de baktık ekonomi canlanmış” diyen Erbakan, şunları kaydetti: “Peki bu kadar parayı nereden buldun Hocam? Sen sihirbaz mısın? diye sorarsanız hayır sihirbaz falan değiliz. Sadece ülkenin kendi kaynaklarını harekete geçirdik. 6 ayda 35 milyar dolar bulduk. Bu ülke çok zengin, Allah her türlü zenginliği lutfetmiş. O zaman kalfaydık. Şimdi usta olduk. Refahyol’da 35 milyar doları nasıl bulduysak, şimdi 1 yılda tam 100 milyar dolar bulacağız. Bu bizim işimiz. Biz yapacaklarımızı değil yaptıklarımızı anlatıyoruz. Çünkü bu ülkeye borçtan, faizden, IMF’den hayır gelmez”

Kutan: Türkiye yanıyor

3 Kasım seçimlerini diğer seçimlerden çok farklı ve önemli olduğunu hatırlatan Kutan, Türkiye’nin yangın yerine döndüğ ünü, üreticinin hiç bu kadar perişan olmadığını vurgulayarak, vatandaşların oylarını çok dikkatli kullanmasını istedi. Kutan, bu seçimlerde çocukların geleceğinin belli olacağını söyledi.

Türkiye’yi perişan ettiler

Kendisinin de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev yaptığı 54. Erbakan Hükümeti döneminde halkın büyük ölçüde refah içerisinde olduğunu dile getiren Kutan, koalisyon ortaklarının ülkeyi perişan hale getirdiğini kaydetti. Kendileri hükümette iken asgari ücretin 210 dolar olduğunu şu anda ise bu rakamın 110 dolara düştüğüne işaret eden Kutan, bu yüzden emeklinin, memurun, işçinin perişan olduğunu, özellikle de çiftçinin mağdur olduğunu anlattı. Tarımın IMF yüzünden perişan olduğunu anımsatan Kutan, “Çiftçimizin kâr etmesi mümkün değil. Çünkü tarım girdileri sürekli zamlanıyor. Kırk ayda mazota yüzde 500 zam yapıldı. Biz Mavi Mazot uygulaması ile çiftçimize mazotu 600 bin lira ile vereceğiz” şeklinde konuştu.

Kayseri’de Milli Görüş bayramı

Milli Görüş Lideri Prof.Dr. Necmettin Erbakan ve SP Genel Başkanı Recai Kutan, Kayseri’de izdiham nedeniyle havaalanı ile şehir merkezi arasındaki 5 dakikalık mesafeyi ancak 45 dakikada geçebildi. Erbakan ve Kutan’ı bağrına basan Kayserililer, evlerinin camlarından konfeti atıp bayrak sallayarak sevgi gösterisinde bulundular. Konvoy çarşıdan geçerken Kayseri esnafı dükkanlarının önüne çıkıp, Erbakan ve Kutan’ı alkışladılar. Konvoy nedeniyle trafiğin alt üst olduğu Kayseri’de adeta bir Milli Görüş bayramı yaşandı. Milli Görüş’ün kalelerinden olan Kayseri’de vatandaşlar, bu çoşkulu karşılama ile sahte anketlere en güzel cevabı verdiler.

Bu arada Kayseri, Mimar Sinan Belediye Başkanı İsa Eser, Saadet Partisi’ne katıldı.

SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI RECAİ KUTAN : “ÜLKEYİ DİBE VURDURDULAR”

Ekim 22, 2002

SAMSUN - Saadet Partisi(SP) Genel Başkanı Recai Kutan, 57. Hükümet’in beceriksiz, bereketsiz, basiretsiz olduğunu ileri sürerek, ülkeyi her yönüyle dibe vurdurduğunu söyledi.

Samsun Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen ‘Saadete Davet’ mitinginde yaklaşık 5 bin kişiye hitap eden SP Lideri Kutan, hükümeti eleştirdi. Kutan, “Bazı çevrelerin teşvikiyle iktidara gelen, 5 yıldır bu ülkeyi yöneten bu beceriksiz, basiretsiz bu bereketsiz koalisyon ülkemizi her yönüyle adeta dibe vurdurdu. Kiminle konuşsak perişan. Türkiye’yi bir borç batağının içerisine soktular. 5 yıldır bu beceriksiz yönetimler ülkeye tam 300 milyar dolara mal olmuştur. İktidar mensupları yakalarını IMF’ye kaptırmışlar. IMF diyor ki, ‘üretim yapmayacaksınız.’ Onun için şeker, tütün kanunu çıkardılar. Yakın bir zamanda ülkede bu kanundan dolayı pancar üretilmeyecek ve Türkiye şekerini dışarıdan alacak. Eğer 3 Kasım seçimlerinde bu IMF taraftarlarını iktidara getirdiğiniz takdirde, bilesiniz ki en geç 2 yıl içinde Türkiye devleti iflasını ilan etmek mecburiyetindedir. Onun için bu seçim fevkalade önemli” dedi.

“KİMİ ALDATIYORSUNUZ, BIRAKIN ARTİSLİĞİ”

Kapatılan RP’nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan da, önlerinde tarihi bir seçim olduğunu belirterek, “Saadet Partisi, şu ana kadar alınan oylardan daha fazlasını alacak ve tek başına iktidara gelecektir. Ülkemiz 2. Sevr ile karşı karşıya. Bush önüne bir harita koymuş hangi ülkeyi bombalayacak olmanın hesabını yapıyor. Taklitçiler, kimi aldatıyorsunuz, bırakın artistliği. Milli görüş her zaman en büyük partidir. SP tek başına iktidara gelecektir. Seçime 2 parti giriyor. Birisi SP, öbürü diğerleri. Bunlar faizci, taklitçi ve IMF’ci partiler. Tek ilaç milli görüştür” diye konuştu.

54 Hükümet döneminde yaptıklarını anlatan Erbakan, şöyle konuştu:

“Bir havuz sistemi kurduk. Bu çok mühim bir iştir. Çoluk çocuğun yapacağı iş değildir. Devleti yeniden yapılandıracağız. Devlet gardiyan gibi uygulama yapıyor. Yeniden her şeyi düzelteceğiz garson devlet olacak. Trafik lambası gibi çalıştılar. Kırmızı yandı dur, yeşil yandı geç. Para mı lazım vergi koy. Döviz mi lazım borç al. Taklitçiler başka bir şey bilmezler. Gerçeklere kulak vermeden faizcilere oy verirsen sonradan başın kayalara çarpar. Kan ter içinde kalırsın, gözyaşlarıyla ağlayarak gelirsin. Taklitçilere değil devlet, leblebici dükkanı bile emanet edilmez.”

FLAŞ…FLAŞ…BİNGÖL’DE DEPREM…

Ekim 22, 2002

BİNGÖL (İHA) - Bingöl’ün Kiğı İlçesi, akşam saatlerinde Richter ölçeğine göre 4.8 şiddetindeki bir depremle sarsıldı. Depremin ardından paniğe kapılan halk sokaklarda beklemeye başladı.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü’nden edinilen bilgiye göre, bugün akşam saat 18.52′de merkez üssü Bingöl’ün Kiğı İlçesi olan Richter ölçeğine göre 4.8 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Deprem ilçede büyük paniğe yol açarken, ölen ya da yaralananın olup olmadığı konusunda çalışmalar sürüyor.

Kaymakam İsmail Çarmıklı başkanlığında oluşturulan kriz masasının yönlendirmeleriyle mobil ekiplerin tarama çalışması başlattığı öğrenildi. Oluşturulan mobil ekiplerin, ilçe merkezi ve köylerde hasar tespit çalışması yaptıkları, ancak şu ana kadar hiç bir olumsuzluğa rastlamadıkları belirtiliyor.

Bu arada, depremin 97 kilometre uzaklıkta bulunan Bingöl merkez ile Adaklı, Yayladere ve Yedisu ilçelerinde de hissedildiği öğrenildi.

Eyvah, Efsus!

Ekim 22, 2002

TÜRKİYE halkı şifahî bir toplum. Bu toplumun çoğunluğunu teşkil eden Müslümanlar “En şifahî toplum” durumundadır.

Yeni bir Ramazan’a çok az kaldı. Halkı, gençliği bilgilendirmek, uyandırmak, müjdelemek, korkutmak için bu Ramazan’da da küçük faydalı broşürler dağıtılmayacaktır. Kitap demiyorum, broşür diyorum. Çünkü kitap pahalıya mal olur, az basılır. Günümüzde kitap tirajları 1000’e, 500’e düşmüştür. Yetmiş milyonluk büyük bir ülke için bu rakam ne kadar azdır, ne kadar gülünçtür. Kültür ve medeniyet bakımından acınacak haldeyiz. Kendisini İstanbul’daki talebelik yıllarından tanıdığım değerli Japon türkoloğu Profesör Suzuki, ülkesinde Kanunî Sultan Süleyman konusunda bir kitap yazmış, 80 bin adet satılmış. Bizde ünlü Japon imparatoru Meiji konusunda bir kitap çıkartılsa 80 tane satmaz.

Ülkemizde kitap ve broşür yayınlamak izne ve ruhsata tâbi değildir. Matbaaya bir metin verirsin, basıldıktan sonra matbaa sorumluları ondan birkaç nüshayı devlete verirler; o kadar.

Bazı İslâmî şahıslar, kurumlar, cemaatler birtakım yayınlar için yekûn olarak her yıl trilyonlar harcıyor. Faaliyet raporları, prospektüsler, şahısların veya kurumların reklamları… Çoğu fuzulî edebiyat.

Bazı siyasî liderler, dinî cemaat başkanları, “Efendiler”, “Hazretler”, benim tâbirimle Baronlar kendi övgüleri, kendi şahsî reklamları için kocaman kitaplar çıkartıyorlar. Müslümanlara böyle yayınlar lazım değil ki.

Halkımızın, gençliğimizin ebedî mutluluğu, selâmeti, kurtuluşu için her yıl çok kaliteli olmak şartıyla milyonlarca faydalı risâle basılmalıdır. Bunların konuları şunlar olmalıdır:

1. İslâm dininin Türkiye’yi, dünyayı ve insanlığı kurtaracak tek nizam olduğu açıklanmalı.

2. Hazret-i Muhammed aleyhissalatü vesselamın insanlık için en güzel örnek ve model olduğu isbat edilmeli. Müslümanlar ve bütün insanlar O’nun yolundan ve Hak katından getirdiği din ile kurtuluşa, necata, felaha kavuşabilirler.

3. Din, İman, Kur’an, Şeriat, Sünnet nurları herkesin anlayabileceği şekilde çok açık ve seçik olarak broşürlerle bütün Türkiye halkına ve bilhassa gençliğe sunulmalıdır.

4. İslâm güzel ahlâk demektir. Ahlâksız ve faziletsiz Müslüman normal ve iyi bir Müslüman değil, Müslüman müsveddesidir, Müslüman karikatürüdür. Bu anlatılmalıdır.

5. İslâm lâf, boş edebiyat, gevezelik dini değil iş, amel, aksiyon, hareket dinidir. Her Müslümana nasıl iyi şeyler yapabileceği broşürlerle gösterilmeli, anlatılmalıdır.

6. Günümüz Müslümanları, dinimizin temel emirlerinden olan emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını çok ihmal etmişlerdir. Bu anlatılmalıdır.

7. Zındıklar, reformcular, münafıklar, dini imanı para olanlar, kâfirlerle işbirliği yapanlar, karpuz gibi dışı yeşil içi kıpkızıl olanlar Müslümanları şaşırtmak, dinimizi yıkmak istiyor. Onlar teşhir edilmeli, halk bu konuda uyarılmalı, dinde reform ve yenilik yapılamayacağı anlatılmalıdır. İslâm dini kâmil, mükemmel bir dindir. İslâm dini tahrif edilmemiştir. Onda nasıl reform ve yenilik yapılabilir?

8. Bilhassa kadınlar ve kızlar konusunda risaleler çıkartılmalı; bunlarda tesettürün, iffetin, edebin, namusun önemi anlatılmalıdır.

9. Dine hizmet perdesi ardında bir sürü, bin türlü din sömürüsü yapılıyor, mukaddesat rantı yeniliyor. Halk bu ihanetlere karşı uyarılmalıdır.

Birkaç hafta önce bir dostum bana, dinî bir cemaat başkanı hakkında yazılmış büyük boy, bol sayfalı, ciltli bir kitap hediye etti. Böyle kitaplar beş on bin adet basılıyor ve “bağlılar” tarafından kapış kapış satın alınıyor. Kitabın konusu, baştan sona kadar cemaat başkanının övgüsüdür. Şöyle yüksek bir zattır, böyle büyük bir kimsedir edebiyatı. Peki bu kitabın masrafları nereden karşılanıyor? Tabiî ki, bu masrafları o cemaate bağlı Müslümanlar ödüyor. Yüksek meblağların bu gibi yayınlar için harcanması dinen, şer’an, vicdanen, ahlâken doğru mudur? Bence değildir. Çünkü:

A. Gerçekten büyük zatların övgüye, pohpoha ihtiyaçları yoktur. Onlar, kendileri hakkında bu gibi apoloji edebiyatı yapılmasına izin vermezler.

B. İslâm dininde bütün övgüler, hamdler, senalar Yüce Allah’a mahsustur.

C. Allah’tan sonra, efendimiz ve kurtarıcımız olan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme salat ü selam getiririz. Salat ve selam okumak Kur’an âyetiyle emredilmiştir.

Ç. Ashab-ı kiram efendilerimiz için “Allah onlardan razı olsun” şeklinde dua ederiz. Çünkü onlar, Peygamber Efendimize hizmet etmişler, binbir çile ve zorluk çekerek İslâm dininin yayılması için uğraşmışlar, bundan dolayı bizim minnet ve hayır dualarımıza hak kazanmışlardır.

D. Asr-ı Saadet’ten bu güne kadar gelip geçmiş ulema, evliya, süleha, ehlullah, gavslar, kutublar, şüheda için de hayır dualar ederiz. Onlar bizim velinimetlerimizdir.

E. Kendimizin ve bütün iman ve din kardeşlerimizin bağışlanması ve selameti için de dua etmek gerekir.

Bunun dışında birtakım tarikat şeyhlerinin, cemaat reislerinin, kodaman Müslümanların şahsî reklamları, prestijleri, nüfuzları için büyük paralar harcanarak reklam kitapları çıkartılması İslâm dininin ve ahlâkının hikmetli hükümlerine uygun düşmez.

Yüce dinimiz ve Şeriatımız övgüyü yasaklamaktadır. Resûl-i Kibriya ve Fahr-i Kâinat aleyhi ekmelüttahiyyat efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde “Övgücülerin suratlarına toprak saçınız” buyurmuşlardır. Bu hadîs, yüze karşı övenleri, pohpohlayanları kötülüyor. Diğer bir hadîs-i şerifte de “Din kardeşini gıyabında öven kişi, sanki onun boynuna keskin bir bıçak çalmış gibi olur” buyurulmuştur.

Vicahta (yüze karşı) ve gıyapta övgünün kötülüğünü anlayıp öğrenmek isteyenler Hüccetülislam ve Zeynüddin İmamı Gazalî hazretlerinin İhyau Ulûmiddin adlı eserine müracaat edebilirler.

İnsanların kendisini övmesini istemek, bu övgülerden hoşlanmak kemalsizlik, hamlık alametidir.

Olgun insanlar hiç olmayı isterler. Hazret-i Ömer Fâruk radiyallahu anh efendimiz ağlayarak şöyle dermiş: “Ya Rabbi beni keşke bir saman çöpü olarak yaratmış olsaydın…”

Din baronları için, faydasız dünyevî tantanalar için yekûn olarak milyonlarca dolar harcanıyor ama İman, İslâm, Kur’an, Şeriat, Sünnet, İslâmî hikmet, ahlâk ve fazilet nurları için faaliyet yapılmıyor. Eyvah ki, eyvah!.. Efsus ki, efsus!…

Savaş, Laiklik ve Türkiye

Ekim 22, 2002

Türkiye kaptansız bir gemi gibi Ortadoğu’daki “ateş denizi”nde yalpalıyor. “Kapımızda savaşın eli kulağında” demiyoruz; çünkü o hep vardı. Fakat son ve büyük hesaplaşmaya şüphesiz bugün dünden daha yakınız. 2002 yılıyla birlikte ABD yapımı filimlerin ortak konusunu Armegedon oluşturuyor. Siyonizmin 2000 yılıyla ilgili beklentileri büyüktü. Belki bu yüzden olacak sanki dünya “sıkıştırılmış bir zamanı” yaşıyor. Her şey, her yapılanma adeta bir “hızlandırılmış savaş”a yönelik.

Etrafımızda olup biten her şey bizi hem yakından ilgilendiriyor, hem yakından etkiliyor. Balkanlar ve Kafkaslar’daki yeni yapılanmalar, siyonizmin “güvenlik şemsiyesi”ne alınan enerji kanalları, NATO’nun yeni yeni güç merkezi karargahlar oluşturması, her gün bombalanan Irak, karargahından dışarı çıkartılmayan Arafat.. Evet bunların hepsi Ankara’nın ana gündem maddesi olan konular. Ama ne yazık ki ekonomisi çökertilmiş, büyük sanayi kuruluşları yabancıların eline geçmiş, çifçisinin tarlasına ne ekeceğine, devletin karayollarında kaç kişi çalıştıracağına karar verme yetkisi IMF’nin eline geçmiş bir ülkenin başkenti tam beş yıldır sun’i gündemlerle boğuşturuluyor.

Hiç kuşku yok ki bu kötü ve kahredici gidiş Refahyol’un iktidarı bırakmaya zorlanmasıyla başladı. O tarihten beri Türkiye’de yapılan çoğu şey devletle milleti iyice birbirinden kopartmaya yönelik. Bunun sebebi de gayet açık: Yukarda değindiğimiz tablonun yerleşmesi, Armegedon’u kaçınılmaz kılan siyonist senaryonun finale gelmesi..

Türkiye’de bütün fırtınalar, ne olduğu tarif edilmeyen “laiklik” meselesinin etrafında odaklaşan sun’i gündeme ayarlı. Bizde onun tarifi yapılmıyor. Bu da senaryonun bir parçası. Çünkü tarif yapılırsa kavga biter, çünkü tarif yapılırsa millete “laikliği bu yaptığınız tarife uygun anlayın ve uygulayın” deme hakkı doğar.

Bizde laiklik doğru ve batılı ülkelerde uygulandığı şekilde uygulanmayacak ki, birilerinin onu sahiplenmek adına milletin inancına musallat olmasının kapıları açık tutulsun. Millet-devlet kaynaşması sürekli dinamitlensin..

Oysa güçlüler, laikliği bir baskı unsuru olarak kullanmıyorlar. İşte ABD’den son haber:

Bush’un bağlı olduğu United Methodist Kilisesi’nin öğreti ve sosyal politikalarından sorumlu olan Jim Winker, Irak’la savaşması için Bush’tan haklı gerekçeler göstermesini istiyor. Winker, bunun aksinin Hz. İsa’nın öğretilerine ters düşeceğini belirterek, Başkan’dan kilisenin öğretisini bir kez daha gözden geçirmesini bekliyor.

Bakın ne Bush’un bir kiliseye üye olup vergi ödemesi, ne de o kilisenin savaş gibi en hayati bir konuda görüş bildirmesi ABD’deki rejimi hiç tehlikeye sokmuyor.

Fareli Köyün Kavalcıları

Ekim 22, 2002

Ülkemiz yine fareli köyün kavalcılarının istilasına uğradı. Üstelik gelen kavalcılar bizi farelerin şerrinden kurtarmıyorlar. Sadece çaldıkları bir takım büyülü yabancı ve yalancı melodiler ile bu ülkenin çocuklarını peşlerine takıp bizden uzaklaştırıyorlar, bu suretle ülkemizin hem manevî değerleri ve hem de maddî kaynakları talan ediliyor.

Şu seçim kampanyasına alıcı gözle bir bakınız. Özümüze dönelim, öz kaynaklarımızla üretici olalım, iç ve dış borç almak gibi sonu olmayan bir tehlikeli kısır döngüden kendimizi kurtaralım diyen partiler ve liderlere inat, bir sürü yabancılaşmış, yabancı ve aldatıcı ve bizi sömürüden sömürüye sürükleyici sloganları, en güçlü medya araçlarını da kullanarak ortalığı karıştıranlar adeta daha baskın çıkıyorlar. Ne yazık ki aldatıla aldatıla tahammül edilmez sıkıntılara, krizlere düşen bir kısım insanımız geleceği düşünmeden bir anlık sihirli görüntülere ve gösterilere kendini beklenmedik derecede kaptırıyor, olur olmaz kimselerin peşine takılıyor.

Misal verelim. Aldatan kimler, aldatılanlar nasıl aldanıyor?

27 Mayıs darbesi sonrasını hatırlayalım. Bu millet kendi ruh ve mânâ köküne sadık insanlar aracılığıyla Adalet Partisi’ni kurdurdu. Bu parti gelişti iktidara yürüdü. Hemen masonik odaklar dışarıda ve içeride harekete geçtiler. Demirel ve ekibini bu partiye enjekte ettiler, kaleyi içerden fethederek, milletin kendi değerlerinin partisini alıp, millî ve manevî politikalardan uzaklaştırarak, hem maddî ve hem manevî alanlardaki politikalarında rayından çıkarttılar.

Ekonomik alanda devlet ve ülke imkanları bir kaç holdinge peşkeş çekildi, iç ve dış borçlanma kapıları ardına kadar açıldı, milliyetçi ve muhafazakâr olan partinin ilk kurucuları birer birer istenmeyen adam ilan edilerek dışlandı, parti milletin istediği kozmopolit insanlarla dolup taştı.

Bu olaya ilk isyan eden rahmetli Serdengeçti arkadaşımız oldu:

“-Demirel seçimlerde hacılarla hocalarla beraber, seçimlerden sonra masonlarla localarla beraber” diyerek gerçek durumu bıçak gibi keskin net üslubuyla gözler önüne serdi. Bu reaksiyonu diğerleri takip etti, nihayet partiyi mahrekinden saptıranlarla mücadele edebilmek için bu partinin bir kısım kurucuları Demokrat Parti hareketine tevessül etmek zorunda kaldılar.

Sonunda olanlar malum. Üretim ekonomisi yerini tüketim, borçlanma ve sömürü ekonomisine terketti. Aldanarak Demirel’in peşine takılanlar yüzünden memleket yaklaşık kırk senesini boşuna geçirdi, havanda su döğdü.

Misaller çok ama bu makalenin sütunlarına sığmayacağı için günümüzdeki olaylara geçiyorum.

12 Eylül askerî müdahalesinden sonra ortaya çıkan siyasi partiler de Demirel’in yolundan gittiler. Millî kaynaklarımızı millî politikalarla harekete geçirerek büyük bir kalkınma hamlesi başlatacak yerde, faiz, kredi, borsa oyunlarıyla dış ve iç borçlanmalarla bir yere varılacağını zannettiler. Banker faciası bu tür politikaların tutarsızlığını gösteren tipik bir fiyaskodur.Ülke bugünkü iflas sınırına gelinceye kadar izlenen politikaların yanlışlığı pek farkedilmedi. Zira ekmek elden su gölden, patronların sırtı kalın parası bol, IMF var arkasında. Dünya Bankası var, ekmek elden su gölden. Öyleyse kendimizi ne diye zahmete sokacakmışız dediler, borç alarak bey gibi yaşarız, şayet alacaklılar para isterse:

-Yaz tahtaya bir daha, dür defteri kitabı.

Sarı Çizmeli Mehmet ağa bir gün öder hesabı… diyerek sürekli ertelemelere giderek borcu geleceğin iktidarlarına ciro ettiler.Bugün borç faizlerini bile ödeyemez duruma düştük. Stratejik mevkiimizin önemi imdadımıza yetişmese IMF bizim çoktan iflasımızı ister geriye kalmış olan bir kaç üretici sektörümüzü ve mali kaynaklarımızı da haraç mezat satışa çıkartırdı.

İşte Millî Görüşçü partilerin 30 seneyi aşan mücadelesi bu savurgan ve mirasyedi umursamazlığından başka bir tarifi olmayan politikaları kaldırıp yerine kendi gücüyle kalkınma politikasını ikame etme hareketi olarak bu güne kadar sürdürüldü. Milletimiz de mesajımızı anladı. Onu tek başına iktidara getirmek için ilkin 1995 seçimlerinde birinci parti yaptı.

Millî Görüş hareketinin ne kadar haklı ve milletimizin onu birinci parti yapmış olmasının ne kadar isabetli olduğu 54′üncü hükümetin kısa zamanda bütün menfi şartları aşarak sağlıklı ekonomiye geçmekte ve tüketim ekonomisini üretim ekonomisine doğru yönlendirmekteki başarısıyla tarih huzurunda ispat edilmiş oldu.

Evet kurtuluş Millî Görüştedir. Millî Görüşçü politikalardadır. Millî Görüş kadrosu böyle bir başarılı hamleyi 1970 yıllarında da “ağır sanayi kurma” hamlesini başlatarak sergilemişti.

Şimdi yine bu seçimlerde de yabancıların telkin ettiği politikaları devam ettirmek isteyenlerle, Millî Görüşçü kadrolar mücadele halindedir.

Başka bir deyimle IMF’nin, fareli köyün kavalcıları, soldaCHP ile AKPkitlesini, yabancı melodiler ve türkülerle büyüleyerek peşlerine takıp seçimden sonraki iktidarı da IMF’ci yapmanın tuzaklarını kurmuş bulunuyorlar.

Söylediklerimiz yalan değil. Hele siz önce şu CHP’nin haline bakınız. Tıpkı Demirel için rahmetli Osman Serdengeçti’nin dediği gibi, Deniz Bey seçimlerde hacılarla hocalarla beraber gözüküyor. Böyle olmasına bakmayınız, seçimlerden sonra IMF’ci Kemal Derviş ne derse onu uygulayacak. Zira gözüken köy kılavuz istemez. Kemal Bey önce DSP’yi tarumar etti, sonra CHP’ye geçti, böylece IMF’ci politikaların önünü açmış oldu. Bayram Meral zavallısı ise işin garnitürü olmaktan başka bir role sahip değil.

Gelelim AKP’ye. Halkımızı fareli köyün kavalcısı gibi IMF’nin peşine takmak isteyenler, solda Derviş’e yaptırdıkları bölme operasyonunu bizim kesimde de Tayyip Beye yaptırdılar. Önce yegane Millî Görüşçü parti olan Saadet’i böldürdüler. Şimdi de ABD’ye giderek, IMF ile çalışacağına söz veren, Tayyip Beyi güçlendirmek için ellerinden geleni geri koymuyorlar.

Ama hesaba katmadıkları bir gerçek var. Zira Millî Görüş camiası, diğer camialar gibi yalınkat bir camia değildir. Bilinçlidir, şuurludur. Bu şuur kat kat katmerlenerek günümüze kadar gelmiştir. Bu katmanlar arasında Millî Nizam Partisi’nin idealist kadroları, Selamet Partisi’nin tecrübeli insanları, Refah Partisi’nin başarılı elemanları, velhasıl Faziletli ve basiretli unsurları var. Bu sebepten bu kesimdeki bölme girişimleri Cenâb-ı Hakk’ın da yardımıyla boşa gidecektir. Nitekim şu son zamanlarda Saadet Partisi camiası gövdesini göstermeye başlamıştır.

Eğer geniş seçmen kitleleri de fareli köyün kavalcısı durumunda olanların büyüsüne kapılmazsa, Saadet Partisi’nin safına geçebilir. Gün doğmadan neler doğar. Seçime daha 15 gün var. Bu sürede çok şeyler değişebilir. Kurtuluşumuz dış tasallutlardan kurtularak silkinmemize bağlıdır.

Amerikalı General ve papazlar Başkent’te cirit atıyor

Ekim 22, 2002

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, medeniyetlerarası çatışma kavramını tehlikeli bulduğunu, asıl önemli olanın uzlaşma olduğunu belirterek, ‘’Savaş, kazananlar için de kaybedenler için de felakettir’’ dedi.

ABD Ortodoks Kilisesi heyeti, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ı makamında ziyaret etti.

Heyete başkanlık eden Anthony Limberakis, Amerikan Ortodoks Hıristiyanlarının selamını getirdiklerini ve Kilisenin üyeleri arasında işadamları, Kongre üyeleri ve Başkan George Bush yönetiminde yer alan isimler bulunduğunu anlattı.

Her yıl İstanbul’a geldiklerini, bu yıl ise ilk kez Ankara’yı ziyaret ettiklerini anlatan Limberakis, Türk halkını yakından tanımaktan memnun olduklarını kaydetti. Ankara’daki temaslarında dini hoşgörüyü vurgulamayı amaçladıklarını ifade eden Limberakis, Türk halkının da dini hoşgörü konusunda ileri düzeyde olduğunu belirtti. Hoşgörü alanında Amerikan ve Türk halklarının benzerlik gösterdiğini anlatan Limberakis, Atatürk’ün hoşgörü ve ilerici düşüncesinin kendilerini etkilediğini kaydetti.

Yılmaz’ın konuşması

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz da konuşmasında, dinlerarası diyalog ve hoşgörü üzerinde durdu.

Yılmaz, farklı din mensuplarının diyalog içinde olmasının, dünya barışı açısından önem taşıdığını belirterek, kendilerinin bunu her zaman desteklediklerini vurguladı. Diyalogun, birbirinin içinde erime olmadığını, farklılıkların algılanması ve saygı kavramlarını içerdiğini anlatan Yılmaz, ilahi dinlerin bir çok ortak yanının olmasının sorunların çözümünü kolaylaştırabileceğini kaydetti.

ABD’de geçen yıl düzenlenen 11 Eylül terör saldırısından duyduğu üzüntüyü yineleyen Yılmaz, İslam dininin terörü hiçbir zaman onaylamadığını vurguladı. Kur’an-ı Kerim’e göre bir cana kıyan kişinin tüm insanlığa kıymış sayılacağını anlatan Yılmaz, İslam’da tüm insanlığın hayatıyla bireyin hayatının eşdeğer görüldüğünü söyledi.

Dünya Ticaret Merkezi binalarına düzenlenen saldırının ardından gündeme gelen medeniyetlerarası çatışma kavramını tehlikeli bulduğunu dile getiren Yılmaz, ‘’Geçmişte de bu tür çatışmalar oldu ve insanlık çok acı çekti. O günlere dönülmemesini arzuluyoruz. Medeni dünyada çatışma değil, uzlaşma gereklidir. Savaş kazananlar için de kaybedenler için de felakettir’’ diye konuştu.

Yılmaz, daha sonra bir gazetecinin, bazı camilerin alt katlarında bazı siyasi partilerin büro açtığını ve bununla ilgili herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığını sorması üzerine, konuyu yeni öğrendiğini ve üzerinde duracaklarını söyledi.

Ziyaret, daha sonra basına kapalı olarak devam etti.(a.a)

Sonraki Sayfa »