Sivil toplum: Deprem yardımları açıklansın…

Şubat 27, 2002

Sayıştay Denetçisi Emre Akdağ’ın deprem harcamalarının denetlenemediği konusundaki tespitlerin ardından, hükümetten paraların nereye ve nasıl sarf edildiğini açık bir şekilde ortaya koyması isteniyor.

Devlet Denetim Elemanları Derneği Başkanı Atılay Ergüven, yapılan harcamaların bağımsız bir denetim organı olan Sayıştay kapsamından çıkarılmasının yolsuzluklara kapı açtığını söyledi.

Toplanan deprem vergilerinin büyük bir kısmının deprem bölgesine harcanmadığını anlatan Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği (VAVEK) Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise 1999 yılından bu yana deprem vergisi adı altında yaklaşık 4 katrilyon lira para toplandığını; ancak bunun 1,1 katrilyon lirasının iç borç faizlerine aktarıldığını öne sürdü. Toplumsal Saydamlık Hareketi Derneği Başkanı Erciş Kurtuluş, “Devlet harcamalarının Sayıştay denetimi dışına çıkarılmasının, birtakım yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ortaya çıkarılmasını önlemek için yapıldığını düşünüyoruz.” derken, Saadet Partisi Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan, 17 Ağustos depreminden iki buçuk yıl geçmesine rağmen insanların hâlâ barakalarda ve orta hasarlı binalarda yaşadıklarına değindi. DYP Afyon Milletvekili İsmet Atilla vergi ve yardımların ayrı bir hesapta toplanmadığına dikkat çekerek, “Hükümet istese bile toplanan vergi ve harcamaların ne kadar olduğunu ve nerelere harcandığını açıklayamaz; çünkü bunlar ayrı bir kalem olarak hesaplanmadı.” şeklinde konuştu.

kaynak/zaman

Gürcistan Parlamento Başkanı Nino Burjanadze, “Türkiye Kafkasya’daki sorunların çözümünde daha etkin rol oynamalı!”…

Şubat 27, 2002

Gürcistan Parlamento Başkanı Nino Burjanadze, Ecevit’ten, Türkiye’nin Kafkasya’daki sorunların çözümünde daha etkin rol oynamasını istedi.

Gürcistan parlamento heyeti, Başbakan Bülent Ecevit’le yaklaşık 1 saat görüştü. Görüşmede, Gürcistan’la Abhazya arasında yaşanan sorunlar gündeme geldi. Başbakan Ecevit, Türkiye’de yaşayan Abhaz ve Gürcülerin hiçbir sorunları olmadığını söyledi. Ecevit, Kafkaslar’da yaşanan sorunun dış kaynaklı olduğunu belirtti.



PROJELER MASAYA YATIRILDI

Gürcistan Parlamentosu Başkanı Nino Burjanadze ise Kafkasya’daki sorunların çözümünde Türkiye’nin daha etkin rol oynaması gerektiğini ifade etti. Nino Burjanadze, bölgenin güvenliğinin iki ülke için de çok önemli olduğuna dikkat çekti. Görüşmede Kafkas-Tiflis demiryolu ile Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı projeleri değerlendirildi. Bu projelerin hayata geçirilmesinin iki ülke ilişkilerini olumlu yönde etkileyeceği konuşuldu.



TÜRK YATIRIMCIYA KOLAYLIK

Gürcistan parlamento heyeti başkanı ayrıca, Gürcistan’da yatırımın teşviki için yeni bir yasa hazırlığı içinde olduklarını bu yasanın çıkmasıyla birlikte Türk yatırımcıların Gürcistan’da yatırım yapma olasılığının artacağını dile getirdi.

kaynak:ntv

Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi`nde paraşüt skandalı…

Şubat 27, 2002

Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi`nde paraşüt kumaşı alımında usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla soruşturma açıldı, aralarında 1 albay ve 1 binbaşının da bulunduğu 8 kişi tutuklandı. Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi`nin paraşüt üretimi için açtığı ihaleyi kazanan bir firmanın teslim ettiği paraşüt kumaşının ihale şartnamesine uygun olmadığı halde kabul edildiği ve ödemede usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla Hava Kuvvetleri Komutanlığı`nca soruşturma açıldı.

Soruşturma kapsamında, Hava İkmal Bakım Merkezi`nde satın alma ve muayene komisyonu başkanı olduğu bildirilen Albay Ali Y., Binbaşı Sadık Ç. ile askeri memur Murtaza G. ve Metin Ç, işçiler İbrahim A, Metin M, İbrahim Y. ile firma temsilcisi Tahsin G., ifadeleri alınmak üzere, uçakla Ankara`ya götürüldüler. Sanıklar, ifadelerinin alınmasından sonra askeri mahkeme tarafından tutuklandılar.

kaynakyenişafak

Botaş Genel Müdürlüğü’nde esrarengiz bir yumurta bulundu…

Şubat 27, 2002

Son günlerde “kulaksavar” krizi ile çalkalanan Botaş Genel Müdürlüğü’nde, böcek araması yapılırken, üzerinde Arapça harfler yazan sürpriz bir yumurta bulundu.

Son günlerde ‘Kulaksavar’ skandalı ile çalkalanan Botaş’ta, şimdi de “büyülü yumurta” alarmı yaşandığı belirlendi. Edinilen bilgiye göre, Botaş eski Genel Müdürü Gökhan Yardım döneminde, 50 bin dolara satın alınan Kulaksavar cihazı ile kurumda her yönetim kurulu toplantısından önce, böcek (dinleme cihazı) araması yapılıyordu. Bu aramaların birinde, genel müdürlük makamında, üzerinde arapça yazılar bulunan yumurta bulundu. Yumurtayı bulan teknik ekip, yumurtanın hangi tür dinleme cihazı olduğunu tespit edemedi. Ancak, yumurtanın, bir Arap ülkesinin istihbarat örgütüne ait dinleme cihazı olabileceği öne sürüldü. Bunun üzerine, genel müdürlükte bulunan yumurta, güvenlik şirketlerine ve istihbarat birimlerine incelettirildi. Bu incemeler sonunda, üzerinde arapça harfler bulunan yumurtanın gerçek bir yumurta olduğu ve dinleme cihazı olmadığı tespit edildi.

GÖREVDE YÜKSELMEK İÇİN MÜDÜRE DUALI YUMURTA

Eski Genel Müdür Gökhan Yardım, sözkonusu yumurtanın genel müdürlük makamında hangi amaçla konulduğuyla ilgili inceleme yaptırdı. İncelemeler sonunda yumurtanın bir bürokrata ait olduğu tespit edilerek sahibi bulundu. Bürokrat sıkıştırılınca, yumurtayı daha üst makama yükselmek için koyduğunu ve yumurtanın “dualı” olduğunu itiraf etti. Bu itirafla birlikte Botaş yönetimi rahatlarken, devletin gözde kurumlarından birinde yaşanan ‘büyülü yumurta’ skandalı, bugüne kadar herkesten sır gibi saklandı.

yenişafak

İktidar Apo vaatlerini uygulasın!…

Şubat 26, 2002

DYP Grup Başkanvekili Ali Rıza Gönül, iktidar ortaklarının Abdullah Öcalan’ı seçim malzemesi olarak kullandıklarını savunarak, “İktidar partileri seçim öncesi Apo’nun geleceği ile ilgili ne vaat etmişlerse onu yerine getirmelidirler” dedi.

Ali Rıza Gönül, Parlamento’da düzenlediği basın toplantısında, seçimden önce DSP’nin kendisini “Apo’yu ülkeye getiren” parti olarak lanse ettiğini, MHP’nin de “Apo’nun ipini biz çekeriz” şeklinde propaganda yaptığının öne sürdü. İktidar ortaklarının bu konuda yetkilerini kullanmaktan kaçındıklarını ileri süren Gönül, “İcra gücü elinde olan MHP ya sözlerinin gereğini yerine getirerek APO hakkındaki mahkeme kararının uygulanmasını sağlamalı ya da milletten özür dileyerek iktidar sandalyesini bırakmalıdır” diye konuştu.

kaynak:aa

aa

İkinci yarıyılla İmam hatiplerde başörtüsü sancısı…!

Şubat 26, 2002

İstanbul’daki imam hatip liselerinin yöneticileri, İstanbul Valisi Erol Çakır’ın 12 Şubat’ta bütün okullara gönderdiği yazılı talimata dayanarak başörtülü kız öğrencileri bu sabah içeri almadı. Okul yöneticileriyle içeri girmekte ısrar eden öğrenciler arasında gerginlik yaşandı.



Kadıköy, Beykoz, Maltepe, Eyüp imam hatip liseleri bir kez daha “başörtü sorunu” nedeniyle protesto gösterilerine sahne oldu. Okul idareleri başörtüsünü çıkarmak istemeyen öğrencileri, kılık kıyafet konusunu düzenleyen yasa ve yönetmelikleri anlatarak ikna etmeye çalışıyor. Ancak idarecilerin işi bununla bitmiyor.

Vali Erol Çakır imzasıyla iki hafta önce okullara gönderilen yazıda, imam hatip liseleri bünyesindeki dernek, vakıf ve benzeri büroların da derhal boşaltılması istendi. Yazıda ayrıca başını açmayan öğrencilerle, onlara göz yuman idareciler hakkında işlem yapılması emri de yer aldı.

İmam hatip lisesi yöneticileri, başörtü meselesinin uzayıp gitmesinden ve okullarında gerginliğin artmasından endişe duyduklarını söylediler.



Bir gecede kaçak LPG istasyonu kondurdular

Şubat 26, 2002

Kurban Bayramı’nı fırsat bilen kimliği belirsiz kişiler, İzmir’in Çiğli ilçesine bağlı Balatçık semtinde bir gecede LPG dolum istasyonu kurdu.

Bayramın birinci günü inşa edilen LPG istasyonu, Çiğli Belediyesi tarafından mühürlendi. Çiğli Belediyesi Fen İşleri Müdürü İbrahim Özmen, bayramın birinci günü gecesi LPG istasyonunun tankını çıkardıklarını ve bağlantılarını kestiklerini belirterek, istasyon sahiplerinin bayramın üçüncü gecesi sabaha kadar yeniden tankı yerine yerleştirip, pompa bağlantılarını oturttuklarını ve LPG tankının bağlantılarını kurduklarını söyledi. Yapının tamamen kaçak olduğunu ve 200 metre ötesinde ilköğretim okulu olduğunu hatırlatan Özmen, mahkeme kararı olmadığı için istasyonu yıkamadıklarını kaydetti.

kaynak:zaman

Yunus Emre’nin Türkiye’de 15 Azerbaycan’da 3 mezarı var

Şubat 26, 2002

Halk ozanı, mutasavvıf Yunus Emre’nin nerede öldüğü bilinmiyor. Ancak toplam 18 mezarı bulunuyor. Türkiye’de mezarının bulunduğu her il ya da ilçenin kendilerine göre ‘sağlam’ kanıtları var.

Anadolu’nun manevi mimarlarından mutasavvıf Yunus Emre’nin mezarının yeri, tartışma konusu oldu. Türkiye sınırları içinde 15, Azerbaycan’da 3 mezarı bulunan Yunus Emre, paylaşılamıyor. Yunus Emre’nin mezarının bulunduğu söylenen Eskişehir, Karaman ve Manisa Kula’da belediyeler, gerçek mezarın kendi şehirlerinde olduğunu belgelerle ispatlamaya çalışıyor. Türkiye’deki Yunus Emre’ye ait olduğu iddia edilen mezarlar ve türbelerin bir kısmı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı. Kayıtlarda Yunus Emre’nin mezarının yeri tam olarak belirtilmezken Bursa Emir Sultan yolu üzeri, Erzurum Tuzcu köyü, Sandıklı Çayköy, Afyonkarahisar Düğerde, Ünye, Aksaray, Keçibolu, Uluborlu, Kırşehir, Tire, Bolu, Manisa Kula, Eskişehir Mihalıççık Sarıköy ve Karaman’da olabileceği söyleniyor.

kaynak:zaman

Halep’in yolu Ankara’dan geçiyor

Şubat 26, 2002

Suriye’de yatırım yapmak isteyen Gaziantepli işadamları Türkiye’de ağır işleyen bürokrasiden yakınıyor. Bölgedeki işadamları 2 saat uzaklıktaki Halep’e gidebilmek için bir hafta boyunca Ankara ile Gaziantep arasında mekik dokuyor.

Suriye eski Devlet Başkanı Hafız Esad’ın ölümü ile Türkiye– Suriye arasında başlayan sıcak ilişkiler, birçok girişimcinin önünü açtı. Gaziantep’in 126 kilometre uzağındaki Halep başta olmak üzere Suriye’nin her şehrine artık taksi seferleri düzenlenebiliyor. Türk girişimciler Şam ve Halep’te fabrikalar kuruyor. Öncüpınar ve Habur sınır kapılarında giriş–çıkış eskiye oranla daha kolay. Buna karşılık, yatırımcılar Türkiye’deki bürokrasiden dert yanıyor. Suriye ile ticari ilişkilere girişen Gaziantepli işadamları 2 saat uzaklıktaki Halep’e gidebilmek için bir hafta boyunca Ankara’daki Suriye konsolosluğunun kapısını aşındırmak zorunda.

kaynak:zaman


Deprem yardımlarının nereye gittiği denetlenemiyor’

Şubat 26, 2002

Sayıştay, deprem sonrası yapılan ve şaibelere yol açan yardımlarla ilgili bir rapor hazırlayarak felaket bölgesine gelen iç ve dış yardımlarla, yapılan harcamaların şeffaflıktan uzak olduğunu ve yeterince denetlenmediğini tespit etti.

Sayıştay Denetçisi Emre Akdağ tarafından hazırlanan “Mali Yapı ve Denetim Boyutlarıyla Afet Yönetimi” başlıklı raporda, afetlerde yapılacak harcamaların Sayıştay denetiminden çıkarılması sonucunda kamu harcamalarında açıklık ve şeffaflığın ortadan kaldırıldığı belirtildi.

zaman

Suudi Arabistan, zemzemi arıtarak hacılara dağıtıyor

Şubat 26, 2002

Hadis–i şerifte ‘Hangi niyetle içilirse o husule gelir.’ denilen ve ilmî araştırmalarda 27’nin üzerinde hastalığa iyi geldiği belirlenen zemzem, orijinal tadından ve minerallerinden bir kısmını kaybetmiş durumda.



Türk Hava Kurumu (THK), bu yıl umduğu kadar deri toplayamadı…

Şubat 26, 2002

Türk Hava Kurumu umduğunu bulamadı

Türk Hava Kurumu (THK), bu yıl umduğu kadar deri toplayamayınca, vatandaşların kendi elleriyle derilerini teslim ettikleri şehit aileleri dernekleri, Kur’an kursları ve cami derneklerini suçladı. THK Ümraniye Şube Saymanı Saadet Yıldırım, Kur’ân kurslarına toplanan derilerin terör örgütlerine gittiğini iddia etti. İzmir Şube Başkanı Hami Gürtunca, bayram süresince toplanan deride geçen yıla oranla yüzde 20-25 düşüş olduğunu belirtirken, THK Diyarbakır Şube Başkanı Atakan Aydın da “Şehit Aileleri Derneği ve Kuran kursları bizden çok deri topladı” dedi. THK Büyükçekmece Şube Başkanı Halim Bölükbaşı, bu yıl 3 bin 200 küçükbaş, 480 büyükbaş hayvan derisi toplayabildiklerini söyledi.

Deprem olmadan senaryosu da hazır: Eğer birşeyler yapılmazsa, en az 100 bin kişi ölecek, 100 milyar doların üzerinde de maddi kayıp olacak…

Şubat 26, 2002

İstanbul’daki binaların yüzde 92’sinin projesiz olduğunu belirten Prof. Dr. Ercan, “Bu binaların tamamı, hiç vakit kaybetmeden yıkılarak yenileri yapılmalı” dedi.

UYARIYORUZ…

17 Ağustos Gölcük depreminin ardından uzun süre “İstanbul’da deprem olacak mı, olmayacak mı?” sorusunu tartışan Türkiye, yerli ve yabancı bilim kuruluşlarının Marmara Denizi’nde peşpeşe yaptıkları çalışmaların ardından kesin ve net sunuca ulaştı: İstanbul’da deprem olacak… Hem de herbiri büyük, yıkıcı, yakıcı ve birden fazla deprem olacak. Deprem olmadan senaryosu da hazır: Eğer birşeyler yapılmazsa, en az 100 bin kişi ölecek, 100 milyar doların üzerinde de maddi kayıp olacak. Bilimadamları haykırırcasına uyarıyor. Devlete, politikacılara çağrıda bulunuyor, görevlerini, birinci derecede sorumluluklarını, varlık sebeplerini hatırlatıyor: “İnsanın en kutsal varlığı, hatta ‘kendisi’ olan ‘yaşama hakkı’nı teminat altına almak sizin birincil göreviniz. Depremden sonra ceset toplayıp torbalara doldurmak, enkaz kaldırmak ise ikincil göreviniz. Eliniz kolunuz bağlı, muhtemel kıyameti bekleyemezsiniz”. Afyon depremi ile yeniden gündeme gelen ‘İstanbul’da olacak deprem’ gerçeğini, bu konudaki detaylı çalışmalarıyla tanınan Türkiye Jeofizik Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan’ın çarpıcı açıklamaları ekseninde, “aydınlatma ve uyarma” görevimiz çerçevesinde bir kez daha kamuoyunun, sivil toplum örgütlerinin, hepsinden öte, sorumluların; siyasetçilerin dikkatine sunuyoruz.


Türkiye Jeofizik Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan, İstanbul’u yıkıp yeniden yapmanın maliyetinin 5 milyar dolar olduğunu belirterek, “Aksi takdirde muhtemel bir depremde 100 bin insan ölecek, 100 milyar dolarlık zarar meydana gelecek” dedi.

Yeni Şafak’a konuşan Prof. Dr. Ercan, 17 Ağustos Marmara depreminin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen, İstanbul’u bekleyen depremlerin yolaçacağı büyük can ve mal kaybına karşı hiçbir tedbir alınmadığını kaydetti. İstanbul’da bir değil, birden fazla deprem olacağını ifade eden Ercan, bunlardan birinin zamanının geldiğini, hatta geçtiğini vurgulayarak, “Bilimadamları olarak yıllardır alarm veriyoruz. Deprem olduktan sonra ahlanıp vahlanmanın bir faydası yok. Kurtarma ekipleri kurmak, ölü torbası depolamak elbette gerekli. Ama ölenler geri gelmiyor, milyarlarca dolarlık hasar toplumun üzerine kâbus gibi çöküyor. İnsan hayatını korumak devletin görevi, anayasal bir görev. Biz, siyasetçileri anayasal görevlerini yerine getirmeye çağırıyoruz” dedi.

“İstanbul şantiye olmalı”

İstanbul’da binaların ancak yüzde 8′inin projesinin bulunduğuna işaret eden Ercan, bu binalarda güçlendirme yapılabileceğini ancak geri kalan yüzde 92’si için hiçbir mühendislik desteğinin geçerli olmadığını belirterek, “Bu binaların tamamı, hiç vakit kaybetmeden yıkılarak yenileri yapılmalı” diye konuştu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 17 Ağustos depreminden sonra yaptığı ‘mikro bölgelendirme’ çalışmasından övgüyle söz eden Ercan, “Ancak bu çalışma projesiz binalar için altyapı özelliği taşımıyor. Yüzde 8′lik projeli binalar dilimi ile bundan sonra yapılacaklar için yararlı olabilir” dedi. “İstanbul derhal şantiye haline getirilmeli” diyen Ercan, İstanbul’u yıkıp yeniden yapmanın maliyetinin 5 milyar dolar olduğunu kaydederek şunları söyledi: “Aksi takdirde olası bir deprem sonrasında 100 bin insan ölecek, 100 milyar dolarlık zarar meydana gelecek. Ya depremden önce 5 milyar dolar, ya depremden sonra 100 bin ölü ve 100 milyar dolar… Türkiye kararını vermekte acele etmeli. Sivil toplum örgütleri politikacılara baskı yapmalı. Politikacı isterse derhal kaynak bulur. Son özel bankaların batmasının Türkiye’ye getirdiği yük 12 ve kamu bankalarının ise 20 milyar dolardır. Hükümet, isterse insan hayatı için bu kaynağı bulur”.

İSTANBUL’A GİRECEK DEPREM KIRANI

Ercan’ın verdiği bilgiye göre, 17 Ağustos depreminde kırığa 10 ila 135 kilometre uzaklıkta yer alan Yalova, Bolu, Avcılar, Bağcılar ve Bursa’da 20 bin kişi (45 bin kişi olduğu söyleniyor) ölmüştür. Bu kentlerin deprem öncesi toplam nüfusu yaklaşık 2 milyon kişidir. Yani her 100 kişiden bir kişi ölmüştür. Gölcük’te ise her 20 kişiden 1 kişi ölmüştür. Yıkık ve ağır hasarlı yapı sayısı 67 bindir. Yıkılan yapı başına 3.3 kişi ölmüştür. Bu orantı İstanbul’a vurulursa en kötü koşulda İstanbul’da insan kaybı 75-110 bin kişi olabilir. Yıkılacak ve ağır yıkım görecek yapı sayısı 340 bin’dir. Evsiz kalan insan sayısının ölüm sayısına oranı 30 evsiz/ölüm’dür. Bunun maliyeti ise ortalama 100 milyar dolar olacaktır. Bu, Türkiye’nin kesintisiz ulusal gelirinin (GSMH’nin) hemen hemen yüzde 50’sidir. Bu durumun ekonomik olarak Türkiye’yi batırabileceğine dikkat çeken Prof. Ercan, “Beklenen yaralı sayısı ise yaklaşık 300 ila 400 bin kişidir, depremden etkilenecek insan sayısı yaklaşık 3.4 milyon kişidir. Oysa tüm Türkiye’deki hastanelerde yatak sayısı 180 bindir” dedi.

DEPREMİN GİZEMLİ SAYISI:45

Jeofizik verilere göre geçmişte Marmara’da olan depremler tek değil, demet depremlerdir. Her bir deprem demetinde oluşan depremlerle boşalan toplam yer gerilimi 45 Hiroşima atom bombasına denktir. Her deprem bölgesi 45′i tamamlayıncaya değin gerilim boşaltmayı ve deprem üretmeyi sürdürmektedir. İstanbul ve Marmara Ereğlisi açıklarında bu gerilim biri 6.4, diğeri 7-7.2 büyüklüğündeki depremlerle ve onlara eşlik edecek daha küçük ölçekli depremlerle boşalacaktır.

DÜZCE VE KOCAELİ TEKRAR SALLANIR MI?

1999 Gölcük depreminde boşalan gerilim 70-80 atom bombasına denktir. O nedenle en az 7 ila 30 yıl içinde Kocaeli’de yeniden bir deprem olması beklenmemektedir. Eğer deprem büyüklükleri doğru bulunduysa, Kocaeli depremi ile tetiklenen Düzce depreminden çıkan toplam gerilim 40 atom bombasına denktir. Bunun 45′e tamamlanması için 5 atom bombasına eşdeğer boşalım açığı, ileriki yıllarda Düzce-Bolu arasında beklenen 6 büyüklüğünde depremle tamamlanabilir.

TÜRKİYE’NİN DEPREM HARİTASI

Sarsıntı etki değerlendirme haritasında ayrı renkler, ayrı depremsellik ve yer özelliklerini simgelemektedir.

1. Derece Deprem Bölgesi sarı renkle gösterilmiştir. Türkiye topraklarının yüzde 45′i birinci derece deprem kuşağı içindedir. Prof. Dr. Ercan’ın yaptığı yeni haritaya göre depremlerin en yoğun olduğu yerler, Kuzey Anadolu Kırığı yüzde 52, Doğu Anadolu Kırığı yüzde 13, Batı Anadolu kırıkları yüzde 33, Rodos Eğirdir Gölü Kuşağı, Niğde - Eskişehir Trakya Kuşağı, Seydişehir- Afyon, Kütahya Kuşağı, Haymana- Kırıkkale- Amasya Kuşağı, Mersin- Kayseri- Sivas- Suşehri Kuşağı, Adıyaman- Kemaliye- Erzincan Kuşağı, Kahramanmaraş, Adıyaman- Lice- Siirt- Hakkari Kuşağı olarak sayılabilir.

2. Derece Deprem Bölgesi, yeşil renkte gösterilen yerlerdir. Topraklarımızın yaklaşık yüzde 20’sini kapsar. Çoğunlukla birinci derece kuşakların çevresindeki deprem etkilenme bölgelerini simgeler. Bu bölgelerle büyük deprem oluşturacak kırıklar yoktur. Ancak, birinci derece deprem bölgesinde oluşacak büyük depremler, bu kuşaktaki yerlerde 5.0′ten küçük deprem üretebilir.

3. Derece Deprem Bölgesi, diri kırıkların yeralmadığı, deprem oluşması bakımından suskun, yarı suskun olan yerler ile kayaçların sarsıntıyı söndürme özellikleri nedeniyle şiddetin hiç ya da az hissedildiği yerlerdir. Bu bölgeler Türkiye topraklarının yüzde 25′ini oluşturmaktadır.

17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinden sonra edinilen deneyimlerin bir ürünü olarak çıkarılan yeni Türkiye Deprem Bölgelendirme Haritası, öncekinin göz önüne aldığı salt depremselliğin yanı sıra yerin mühendislik özelliklerinin de bu haritaya yansıtılmış biçimidir.

Yeryüzünde kaç deprem oluyor?

Yeryüzünde yılda 3.5-4 milyona yakın deprem olmakta olup, bunların yaklaşık 1000 tanesi hasar vericidir. Bunlardan bir tanesi 8′den büyük çok yıkıcı, 12 ila 18 tanesi 7-7.9 aralığında yıkıcı, 120 tanesi 6-6.9 büyüklüğünde güçlü, 800 tanesi 5-5.9 aralığında orta, 6200-6500 tanesi 4-4.9 aralığında hafif, 50 bin tanesi 3-3.9 aralığında küçük, yaklaşık 400 bin tanesi 2-2.9 aralığında olmaktadır. Yeryüzünde her yıl depremlerle boşalan toplam enerji, yaklaşık 3250 atom bombasına denktir. Gölcük depreminde boşalan yer enerjisi 80 atom bombasına denktir. Yeryuvarı, her yıl, tüm yeryüzünde boşalttığı enerjinin yalnızca yüzde 1 ila 3′ünü Türkiye’de boşaltmaktadır. Yeryuvarında depremsiz yerler de vardır. Diğer yerlere göre daha sakin olan yerler: Kanada, Brezilya, Baltık, Kuzey Asya’da Angana, Afrika, Batı Avustralya, Antartika, Hindistan, Arabistan, Madagaskar, Grölland, Pasifik Okyanusu’nun Havai Adaları dışında kalan alanlar. Yeryüzünde en çok deprem olan yerler bellidir. Bunlar genellikle yer kabuğunun levha kırıkları boyuncadır. Bunlar; Pasifik’i çevreleyen kuşak ve kolları, bu kuşağın devamı olan Alp-Himalaya kuşağıdır. Türkiye’nin üzerinde yer aldığı bu kuşak Asya’da-Avrupa’ya ulaşır. Orta Asya’da Pamir-Baykal kuşağı, Atlantik-Kutup kuşağı, Orta Hint Denizi kuşağı ve kolları, Doğu Afrika’da olduğu gibi sırt kuşakları, Alp-Himalaya ile Pamir-Baykal arasında kalan doğu Asya üçgeni, yaşlı dağ oluşum bölgelerindeki ikincil yerlerdir.

yenisafak

Çeteyi ifşa eden yazar kayıp…

Şubat 26, 2002



Susurluk’tan sonra ortaya çıkan Türkiye’deki çetelerin kitabını yazan Salman Yüksel’den haber alınamıyor.

Susurluk olayından sonra ortaya saçılan Türkiye’deki çetelerin kitabını yazan Salman Yüksel’den haber alınamıyor. Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile yaklaşık bir hafta önce gözaltına alınan Yüksel’in nerede olduğu bilinmiyor.

Sivas Emniyet Müdürlüğü’nde sorgulanan ve sorgulamanın ardından kendisinden bir daha haber alınamayan Yüksel’in en son kaleme aldığı “Çetenin Kimliği” adlı kitabının da mahkeme kararıyla toplatıldığı bildirildi. Yakınları Yüksel’in can güvenliğinden endişe ettiklerini kaydettiler. Öğretmen emeklisi olan Yüksel, daha önce de “Ankara Çetesinin Vatan Kurtarma Operasyonları” adlı bir kitap yayımlamıştı. Bu kitabında Türkiye’deki çetelerin iç yüzünü, bağlantılarını, faaliyetlerini ortaya seren Yüksel, kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı.

Bu kitap da yine mahkeme kararıyla toplatılmış, ancak daha sonra toplatma kararı kaldırılmıştı. Yazar Salman Yüksel, yaklaşık bir ay önce piyasaya çıkan son kitabında da yine çeteleri mercek altına aldı. Çetelerin kimliğini açıklayarak çeteleşme faaliyetlerine ışık tutan yazar, Sıvas’ta hayvancılık yaparak geçimini sürdürmeye çalışıyordu.

yenisafak

HORTUMA KARŞI ÖNLEMLER PAKETİ …

Şubat 26, 2002

Kamu bankalarındaki hortumlamalara karşı mücadele eden devlet birimleri arasında, işbirliği ve koordinasyon eksikliği olduğu bildirildi. Emniyet’in hazırladığı önlem paketinde şu önerilerde bulunuldu:

Banka kurucusu olmayı engelleyen bir suç nedeni ile banka kurucusu olunduktan sonra hüküm giyilmesi durumunda banka kuruculuğu, sahipliği veya hissedarlığı devri konusunda BDDK’ya yetki verilmelidir.

Murahhas üye, genel müdür ve genel müdür yardımcılarına bankacılıkla ilgili suçlardan hükümlü olmamak koşulu getirilmelidir.

Cumhuriyet savcılığı ve kolluk teşkilatları, iddia edilen suç fiilleri nedeniyle resen araştırma yapabilmeli, ancak elde edilecek bulgular kuruma bildirilmesinden sonra kovuşturma şartlarından olan “izin” ve “talep” ayrı ayrı veya birlikte işletilebilmelidir.

Kanunda dli kovuşturma ile ilgili özel bir düzenleme yapılmamıştır. Bankaların içinin boşaltılmasına karşı yapılan mücadelenin bir parçası olan adli soruşturmanın özel hükümler ihtiva etmesi gerekir.

yenisafak

Futbolcunun intihari

Şubat 25, 2002

Guido ERHARD isimli TSV 1860 Münih futbolcusu trenden atlayarak intihar etti …

150 milyonluk koç 300 milyon liraya satıldı

Şubat 24, 2002



İstanbul’a gelen hayvanların yetersiz olması sebebiyle bayramın birinci gününden itibaren karaborsaya düşen kurbanlıklar bayramın ikinci gününde fahiş fiyatlarla satıldı. Talebin sürdüğünü gören bazı satıcılar, İstanbul’a yakın illerden kurbanlık getirmek için harekete geçti.

İnsanı renkler yönlendiriyor…

Şubat 24, 2002

Yardımcı Doçent Doktor Feridun Dorak, renklerin bireyi olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen bir gücü olduğunu söyledi.

Ege Üniversitesi öğretim üyesi Yardımcı Doçent Doktor Feridun Dorak, renklerin insanlar üzerinde güçlü etkileri olduğunu söyledi. Psikolog Dorak, bunu bilen insanoğlunun sosyal yaşama renklerle yön verdiğini belirtti. Kırmızının iştah açıcı olduğunu, bundan dolayı gıda firmalarının bu rengi tercih ettiğini, vurgulayan Dorak, yeşilin güven verdiğini bu sebeple banka logolarının bu renklerin ağır bastığı tonlarda yapıldığını aktardı. Makam araçlarının gücü ve tutkuyu temsil ettiği için siyah tonlarda olduğunu kaydeden Dorak, “Kahverengi, yavaş hareket ve durağanlığı temsil ettiğinden hiçbir restoran bu renkle boyanmaz. Pembe renk uzlaştırıcı ve yoğunluğu temsil ettiği için birçok pazarcı tezgahlarını bu renge boyatır.” diye konuştu. Dorak, renklerin içerdiği anlamları şöyle açıkladı:

MAVİ: Huzuru temsil eder ve sakinleştirir. Nazar boncuğunun rengi bu sebeple mavidir. İş ve ev ortamında kullanılmalı.

KIRMIZI: Hiçbir renk kırmızı kadar dikkat çekmez. İnsanların üzerinde canlandırıcı, kışkırtıcı ve heyecan verici bir etki oluşturur. Tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır.

YEŞİL: Doğanın ve baharın rengidir. Güven ve huzur verir. Üretkenliği artırır.

PEMBE: Dinlendiren bir renktir. Bu yüzden bazı büyük mağazalar iç dekorda ve pembe üniformalarla dikkati çeker.

SARI: Morali bozuk olan kişiler, sarı rengin hakim olduğu ortamlarda kendilerini gevşemiş, hafiflemiş hissederler.

LACİVERT: Sonsuzluğu ve otoriteyi temsil eder. İşadamlarının ve firmaların sıkça tercih ettiği bir renktir. Özellikle önemli iş görüşmelerinde tavsiye edilen bir renk tonudur.

KAHVERENGİ: İnsanların hareketlerini hızlandırır. Kahverengi ağırlıklı olan yerlerde uzun süre oturmak güçtür.

BEYAZ: Nazik, yumuşak, alçakgönüllü ve asil bir renktir. Hastanelerde ve spor giysilerde beyaz renk tercih edilir.

SİYAH: Gücü, haşmeti ve tutkuyu temsil eder. Romantik gecenin rengidir.

MOR: İhtişam ve lüksün son basamağıdır. Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, bazı insanları korkuttuğu saptanmıştır.

zaman

Tinercilere müdahale eden genç kalbinden bıçaklandı

Şubat 24, 2002

İstanbul Bağcılar’da CD satıcılarından haraç almak isteyen tinercilere müdahale eden internet cafe sahibi Tarık Kamış (23), kalbinden bıçaklanarak öldürüldü. Eşkali belirlenen iki tinerci katil zanlısı genç aranıyor.



Okuyan hastaneye gelince ziyaretçiler kapıda kaldı…

Şubat 24, 2002

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’ın, SSK Okmeydanı Hastanesi’ne gelmesi sebebiyle ziyaretçiler hastaneye alınmadı.

Okuyan, düzenlenen törende toplam kalite belgesi ve müşteri memnuniyetini anlatırken, hasta yakınları hasta ziyareti için bir buçuk saat kapıda bekletildi. Hastane kapısında beklemekten yorulan ziyaretçiler Bakan Okuyan’ı karşılarında görünce büyük tepki gösterdi. Hastane bahçesinde bakanla karşılaşan hasta yakınları bir anda Okuyan’ın etrafını sararak tepkilerini dile getirdi. Bakan Okuyan, böyle bir şeyden haberi olmadığını, bu gibi davranışlardan kendisinin de rahatsız olduğunu ifade etti.

Abdullah Dirican, İstanbul zaman

Sonraki Sayfa »